• BIST 89.466
  • Altın 146,241
  • Dolar 3,6463
  • Euro 3,9145
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Zorunlu Askerlik,Bedelli Askerlik,Vicdani Ret

Zorunlu Askerlik,Bedelli Askerlik,Vicdani Ret
Mehmet Tarhan, Halil Savda, Enver Aydemir ve bu durumda bulunan diğer vicdani retçiler Osman Murat Ülke ile ilgili AİHM kararında belirtilen "sivil ölüm" olarak tabir edilebilecek gizli bir yaşamı sürdürmeye zorlanmakta, belirsizlik durumu ve her an ceza

 

  

 

 

Modernleşme süreci içinde insanın disiplin altına alınması için okul, aile, cezaevi, ordu gibi kurumlar yaratılmıştır.

Ancak bu kurumlar içinde ordu, modern devletin başat kurumu ve bütünleyicisi olmuştur. Modern devlet ile muvazzaf ordu, ayrılmaz bir bütün oluşturur. Savaşın sadece devletin işi olduğu yerde, sürekli birbirlerine şiddet uygulayan farklı inançlara sahip düşmanların ve feodallerin savaşları da son bulur. Böylece Hobbes'un Leviathan'ı şiddet uygulamayı kendi tekeline alarak herkesin herkesle savaşını noktalar. Modern devlet, şiddete başvurma tekelini elinde tutarak şiddetin araçlarına sahip olur ve bu araçları kullanan insanları denetler. Bu nedenle her zaman emri uygulayacak bir ordu yoksa egemen de yok demektir. Bu emri verme yetkisine sahip olan, savaş durumunun oluştuğuna karar verecek olandır. İus ad bellum (savaşa karar verme hakkı) ile birlikte devlet insan hayatı hakkında karar verme yetkisini elde ederek insan hayatı hakkında belirleyici olmuştur. Ordu, siyasal egemenliğin en önemli aygıtı olarak işleyebilmek için askerlere devletin çıkarlarının her şeyden, hatta kendi yaşamlarından bile önemli olduğunu ve hayatlarını askerî amaçlar uğruna feda etme mantığını benimsetir. (Ulrich Bröcling-Disiplin, Askerî İtaat Üretiminin Sosyolojisi ve Tarihi) İnsanı asker olacak şekilde itaatkâr kılıp, koşullandırmak sadece ölmeye ve öldürmeye hazır ve istekli yapmak olmayıp, aynı zamanda o insanın denetimini de ele geçirmektir. Bireyin şiddet kullanma potansiyelini serbest bırakmak ne kadar zorsa, bu potansiyelin dışavurumunu ve sınırlarını dengeleyip bir komutaya bağlı kılmak da o kadar zordur. Bu nedenle askerlere kurallar yoluyla dengeleyici, sınırlayıcı tekniklerle birlikte sert ve ödünsüz yaptırımlar uygulanır. Kayıtsız ve koşulsuz boyun eğme ile duruma göre sivil kuralları ihlal edebilme esneklikleri orduyu diğer kurumlardan ayırır. Ordular sadece itaatkar, uysal, cesur ve teknolojik becerilerle donanmış askerler üretmekle kalmazlar, aynı zamanda kendilerini askerliğe yaramaz duruma getirenleri, firarileri, pasifistleri, isyancıları, intihar edenleri de üretirler. Askerî personeli disiplin altına alma çabalarıyla, bu çabaların boşa gittiği girişimler bir arada yürür. (Bröcling- a.g.e) Michael Foucault'ya göre disiplin, bir iktidar tipidir. Egemenlik evrenselleştirip genelleştirdiğinden kural ihlallerini cezalandırır ancak tek tek insanlarla ilgilenmez. Disiplin bireyselleştirir, böylece bireylere ulaşır. Foucault, disiplini tek bir yere değil, okul, manastır, kışla, fabrika, cezaevi gibi birçok yere yerleştirir ve birbirinden ayrı ve farklı olan bu mekanizmaların disiplin toplumunu oluşturduğunu, bu kurumlar ağının yoğunlaşıp tek bir "büyük bir zindan sürekliliği" kurduğunu belirtir. Foucault'ya göre ordu, yaşama hakkının kullanılışını belirler ve her askerin faaliyetini, yaşama biçimini kendi ihtiyaçları doğrultusunda normlarla düzenler. Askerî disiplin doğrudan politiktir ve bütün öteki sivil disiplinlerden daha çok "ayrıntının politik bir anatomisidir". (Michel Foucault-Entelektüelin Siyasi İşlevi, Bröcling- a.g.e)

Zorunlu askerliğin başlaması

Prusya ordusunun Alman Birliği savaşlarında gösterdiği askerî başarılar Avrupa'ya örnek olmuştur. 1877-78 Rus savaşı yenilgisinden sonra Osmanlı Hükümeti de Prusya'nın asker alma modelini uygulamaya başlamıştır. Böylece 18. yüzyılın sonlarından itibaren zorunlu askerlik Osmanlı İmparatorluğu'nun da gündemine girmiştir. II. Abdülhamid döneminde askerî okullar müfettişi yapılan Alman Von der Goltz, orduyu Alman devlet ideolojisine göre şekillendirmeye başlamıştır. Alman hükümdarı I. Frederich Wilhelm'in, "Prusya ordusu müstakbelde Prusya 'millet-i müsellahası' olacaktır." sözü, Goltz Paşa'nın Millet-i Müsellaha isimli kitabının ana ilkesi olmuştur. Bu ilke, Osmanlı askerî bürokrasisi için 1908'den itibaren ordu-millet yaratmanın felsefesini oluşturmuştur. Bu felsefeyi aynen taşıyan cumhuriyetin kurucu kadroları için ordu ile millet arasındaki tabii bağ her türlü bağlantıdan daha güçlüdür. Bu kadrolara göre, vatan ve millet bilincine sahip olan ordu, eğitimsiz milletin fikir ve duygularının gelişmesini, ruhunu ve maneviyatını yükseltmek yönünde güçlenmesini sağlayacaktır. Bu düşünceye göre milletler daima mücadele içindedirler. O halde savaş hali devamlı olup, barış zamanı ise savaşa hazırlanma fırsatı sunan arızi dönemlerdir. Askerlik en büyük görev olarak görülmüş, kadınların askere alınmasından, Fevzi Çakmak'ın itirazı üzerine vazgeçilmiştir. 1937 yılından itibaren kız öğrencilere de askerlik dersi verilmeye başlanmıştır. Bugün de bu ders milli güvenlik dersi olarak verilmektedir. Milli güvenlik sadece bir askerî mesele olmaktan çıkmış, milletin varlığı meselesi haline gelmiştir. Bu anlayışa göre ordu milletin, vatanın ve cumhuriyetin korunması anlamındaki bilincini geliştirecek ve onu bu yönde terbiye edebilecek en nitelikli kurumdur. Milli güvenlik siyaseti kapsamında iç tehdidi ön plana yerleştiren ordu, zorunlu askerlik üzerinden milletin büyük bir bölümünü tehdit kapsamına sokabilmektedir.

Dış ilişkilerinde sorunları azaltılmış bir döneme giren Türkiye'nin dış tehdit gerçeği değişmiştir. Ordunun görev alanıyla ilgisi bulunmayan iç güvenlik bakımından da dünyada 1990'lı yılların başından bu yana askerî güvenlik anlayışından insani güvenlik anlayışına geçilmiştir. 100 yılı aşkın bir süredir uygulanan zorunlu askerlik uygulamasından vazgeçmek zamanı gelmiştir. Meslek ya da sanat sahibi genç insanları verimli olacakları bir zaman diliminde zorunlu hizmete tabi tutmanın hem kişisel hem toplumsal bir yararı bulunmamaktadır. Teknolojisi ve hareket yeteneği yüksek, az sayıda insan gücüne dayalı bir profesyonel orduya geçerken, gerekli olan mali kaynak, son kez uygulanacak bedelli askerlik uygulamasıyla sağlanabilir.

Hollanda, İtalya, Polonya, İzlanda, Sırbistan, İngiltere, İrlanda, Belçika, Fransa, Lüksemburg, Slovenya, Slovakya, İspanya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Malta gibi ülkeler zorunlu askerliği kaldırarak profesyonel orduya geçmişlerdir.

Vicdani rette AİHM'Nin bağlayıcı kararları var

2000 yılının Nisan ayında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu 1998/77 No'lu kararında belirtilen ilkeler uyarınca oylamaya başvurmadan 2000/34 No'lu kararı kabul etti. Bu kararla İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nde yer alan düşünce özgürlüğü ile vicdan ve din özgürlüğünün meşru kullanımına uygun olarak kişilere vicdani nedenlerle askerî hizmete karşı ret hakkı tanındı. BM İnsan Hakları Komisyonu, ölüme neden olabilecek güç kullanmayı zorunlu kılmanın vicdan özgürlüğü ve din ve inançlarını yansıtma hakkıyla çatışacağını karara bağlayarak vicdani reddi bir hak olarak kabul etmiş ve bu hakkı İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Sözleşmesi'nin düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü düzenleyen 18. maddelerine dayandırmıştır. BM İnsan Hakları Komisyonu ayrıca bu haktan yararlananların ileri sürdükleri nedenlerden ve özel inançlarından dolayı ayırımcılığa uğratılamayacaklarını ve askerî hizmeti yerine getirmeyenler ile getirenler arasında da ayırımcılık yapılamayacağını karara bağlamıştır.

Avrupa Konseyi, BM İnsan Hakları Komisyonu kararı doğrultusunda vicdani ret hakkını tanımıştır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi R(87) 8 No'lu tavsiye kararında askerlik hizmeti yapmakla mükellef olan herkesin, vicdani nedenlerle silah kullanmayı reddetmesi durumunda, bu hizmeti yerine getirme zorunluluğundan muaf tutulmasını öngörmüştür. Avrupa Konseyi'nin tüm üyeleri (Türkiye ve Azerbaycan hariç) bu hakkı tanımışlardır. Vicdani ret hakkını kabul eden ülkelerde bu hakkı kullanmak isteyenlere askerlik hizmetine karşılık askerlik süresinden biraz daha uzun sürelerle sivil hizmette çalışma seçeneği sunulmaktadır. Hastanelerde, çocuklar ve engellilere hizmet veren kurumlarda, hükümet dışı örgütler ya da hükümetler arası örgütlerde çalışma gibi. Bu ülkelerde vicdani ret hakkının kullanılma sürecinde kişinin bu karara nasıl vardığını, bu inancının yaşamını ne yönde etkilediğini ve bu inancın askerî hizmetle nasıl çatıştığını açıklaması istenir. İsviçre ve Bulgaristan'da bu kararı Çalışma Bakanlığı'na bağlı bir komisyon, Hırvatistan'da ise Adalet Bakanlığı vermektedir. Total olarak askerlik hizmetini reddedenler ise hiçbir alternatif hizmeti kabul etmemektedirler. Söz konusu kişiler militarizm denince sadece askerliği değil, toplumsal yaşamın ve ilişkilerin özüne sirayet etmiş olan tüm hiyerarşik ve ayırımcı ilişkiler ağını kastetmektedirler. Bu nedenle total olarak itirazda bulunanlar bakımından zorunlu askerliğin kaldırılması önem göstermektedir.

Askerî Yargıtay Daireler Genel Kurulu, vicdani retçi Mehmet Tarhan ile ilgili olarak verdiği kararda AİHM'nin kararının, bağlayıcı nitelikte olmadığını, bildirici nitelikte olduğunu belirterek; vicdani ret düşüncesini açıklamanın, bunu hak olarak kabul etmeyen ülke yönünden bağlayıcılığı bulunmadığı gibi ülkenin iç hukukuna göre suç sayılan eylemlerden ötürü sanığın askerî mahkemede yargılanması ve hüküm giymesinin AİHS'ye aykırı olmadığı gerekçesiyle ileri sürülen temyiz nedenlerini de reddetmiştir. As. Y.G.K'nın vermiş olduğu karar, vicdani ret hakkı ile ilgili gelişmeler ve AİHM'nin bağlayıcı nitelikteki kararı önemsenmeden verilmiş bir karardır. Mehmet Tarhan, Halil Savda, Enver Aydemir ve bu durumda bulunan diğer vicdani retçiler Osman Murat Ülke ile ilgili AİHM kararında belirtilen "sivil ölüm" olarak tabir edilebilecek gizli bir yaşamı sürdürmeye zorlanmakta, belirsizlik durumu ve her an ceza alma riski ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Türkiye'nin vicdani ret konusunda bir an önce çözümler üretmesi ve Askerî Yargıtay Daireler Genel Kurulu'nun kararlarının aksine bağlayıcı nitelikte olan AİHM'nin Osman Murat Ülke kararında da belirttiği gibi vicdani retçilerin Askerî Ceza Kanunu'ndaki maddelere göre yargılanmalarının ve cezalandırılmalarının önüne geçilmesi, Türkiye'nin vicdani reddi bir hak olarak kabul ederek bir an önce iç hukuk düzenlemesi yapması gerekmektedir:

Gerek zorunlu askerliğin kaldırılarak profesyonel orduya geçilmesi gerekse vicdani ret hakkının kabulü bakımından anayasada yeni bir düzenleme yapılması zorunlu hale gelmiştir.

ZAMAN

 

 

 

g

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim