• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Yusuf Kaplan: Modernlik Taşralı Bir Tecrübedir

Yusuf Kaplan: Modernlik Taşralı Bir Tecrübedir
'Pagan uygarlıklar, epistemoloji üzerinden yürüyen uygarlıklardır. Kadim tecrübeler fenomenoloji üzerinden yürür. Vahiy medeniyetleri ontoloji üzerinden yürür' diyen yazar Yusuf Kaplan ..

 

 

 

 

Medeniyet üzerine kendisine has bir üslup ve yöntem geliştiren Yusuf Kaplan, medeniyet çerçevesinde önemli tespitler yapmaktadır. Medeniyetlerin eksenleri ve oluşum aşamalarını İslami kavramlarla açıklaması ise gerçekten de önemli bir katkı kabul edilebilir. Müslüman bir mütefekkirin medeniyet kavramı üzerine kendine has geliştirdiği bir seyri gösterdiği için bu söyleşi önemli sayılmalıdır. Çok çarpıcı tespitler ve derin analizlerin bulunduğu söyleşi ile sizi baş başa bırakıyorum…

 

 

 

Doğu, Batı ve İslam medeniyetleri tanımları var. Siz bu tanımlama tarzını ve medeniyet tanımını nasıl buluyorsunuz?

 

Bir kere Batı medeniyet değildir. Sivilizasyon, uygarlık ile medeniyet aynı şey değildir. Ben bu iki kavramı hem Batı’dan ve hem de bizden örneklerle vereyim…

 

 

 

Uygarlık ve sivilizasyon medeniyet değildir

 

Din, medine ve medeniyet arasında etimolojik, semantik ve tarihsel olarak birebir doğrudan bir ilişki var. Medeniyet dediğimiz şey, vahiy ve peygamber sonrası süreçtir. Medeniyet fikri bütünlük fikrine dayanan bir şeydir. Müslümanlar medeniyet üzerinden din ve hükümlerini hayatla buluştururlar. Burada da gözlemleneceği üzere medeniyet ile sivilizasyonu ayırıyoruz. 18. yüzyılda ortaya çıkan bir durumdur. Dr. Janson, Dictionery sözlüğüne, piç kavram olduğu tanımlaması yüzünden sivilizasyon kavramını almadı. Aydınlanma düşüncesi üzerinden üretilen bu kavram, doğrudan sivil alanların genişletilmesiyle ilişkili bir durumu ifade eder. Sivilizasyon kavramı kaos ile, medeniyet kavramı ise kozmos ile açıklanabilir bir şeydir. Biraz daha derinleştirelim. Mesela Deleuz’un yaptığı muhteşem bir ayrım var: Deleuz, Batı’daki kent kavramı ile İslam medeniyetindeki medine kavramı arasında önemli bir fark görür. Der ki Batı’daki kent kavramı “garnizon” kavramı ile açıklanabilir. Garnizon; parçalı, kategorik, izole, kendi üstüne kapanmış, dolayısıyla mülk halinin hâkim olduğu bir dünyadan bahseder.  Medine kavramının ise galaksi kavramı ile açıklanabilir olduğunu söylüyor. Galaksi kavramını ise şehirler şebekesi, şehirler ağı ile açıklıyor. Tabii ki bizim hikâyeyi anlatmak için Deleuz’dan yola çıkmamız gerekmez.

 

 

 

Bu açıklamalar izaha muhtaç değil mi? Bütün kentler, mabetler etrafında gelişiyor, dolayısıyla bütün kentlerin dinle bir ilişkisi söz konusu değil mi? Pagan kültürü, kaostan bir kozmos oluşturma girişimidir ki arkaik paganların burada hakları yeniyor. Ayrıca medeniyet ve kültür arasındaki fark hakkında neler söylersiniz?

 

Burada bir medeniyetler morfolojisi yapmak durumundayız. Medeniyet eşittir her yerde aynıdır diyemeyiz. Sivilizasyon ile kültür kavramlarının ortaya çıktığı zemini düşünün! Sivilizasyon, Fransızların karın ağrısıdır. Kültür kavramı da Almanların karın ağrısıdır. Sivilizasyonda maddi taraf ağırken kültür kavramında ise spiritüel taraf daha ağırdır. Bu durum Alman düşüncesinin daha derinlikli olmasından kaynaklanıyor. Alman düşüncesinin derinliği ise Katolik Hıristiyan kültüründen beslendiği gibi pagan kültürden de beslendiği için bu derinliği taşıyor. Ayrıca Fransızlara karşı geliştirilmiş bir reaksiyondur, bunu da söylemeliyim.

 

 

 

İNSAN MERKEZLİ BİR DÜNYA

 

Kaç tür medeniyet vardır?

 

Medeniyetler tarihinde üç tür medeniyet tipi var:

 

1-Pagan sivilizasyonlar dediğimiz, fizik gerçekliği eksene alan ve fizikötesi gerçekliği imha eden bir varoluş biçimi. Yani ontolojik güvensizlik duygusu yaşayan, yaşadığı bu ontolojik güvensizliği aşabilmek için de epistemolojik güvenlik alanlarını genişletmek isteyen bir tecrübedir bu. Yani amaçlar yerine araçlar ön plana çıkıyor. Tüm pagan tecrübelerde durum budur.

 

2- Kadim hikmet gelenekleri; Çin, Hint ve Uzak Doğu felsefelerinin Budizm, Konfüçyünizm, Taoizm vb. inanç biçimleridir. Bunlar da fizik ötesi gerçekliği eksene alır,  fizik gerçekliği ise imha eder. Fizik gerçekliği eksene alan kültür, Tanrı, insan ve kâinattan oluşan büyük varlık zincirinden insanı merkeze alıyor.

 

3- Vahiy medeniyetleri, Peygamberlere gönderilen din ve inzal olmuş kitaplar dolayısıyla oluşan medeniyetlerdir.

 

Asıl paganizmden kastettiğim şey antropomorfizme (insan merkezliliğe) dayalı bir dünya kurmadır. Tabii ki eski kadim paganlar, masum paganlığı temsil ediyorlar. Mısır, Mezopotamya, Meksika, Hint medeniyetleri vb. mabet üzerinden geliştirilen sembolik karakterli paganizm bugünkü paganlıktan farklıdır. Ama gerçek pagan toplumlar saray toplumlarıdır. Tabiatüstünün tabiata indirgendiği, metafiziğin fiziki olana indirgendiği, mitosun logosa dönüştüğü bir zamanı yaşıyoruz. Maddi hâkimiyetin üst merkeziyeti yaşadığı bir zaman dilimidir bu.

 

 

 

BATI UYGARLIĞI PAGANDIR

 

Batı uygarlığı bu anlamda bir pagan uygarlığı olarak kabul edilebilir mi?

 

Asıl pagan uygarlığı Batı uygarlığıdır.

 

 

 

Burada bende bir haksızlık algısı oluşuyor. Batı medeniyeti sadece doğayı bir fiziki gerçeklik olarak algılamıyor. İdealar ve gölgeler meselesi ne olacak? Platon ve Batı medeniyeti ilişkisi, bu durumu farklılaştırmıyor mu?

 

Burada Batı düşüncesinin tarihsel kırılmasını doğru anlamalıyız. Heidegger bize çok önemli bir şey söylüyor: “Felsefe Sokrates ile birlikte bitmiştir.” Bu meselenin üzerine İslam düşüncesinin kavramları ile gittiğimizde daha iyi anlayabiliriz. Şöyle: Bir beşeri ve bir nebevi tecrübeden bahsedebiliriz. Beşeri tecrübeler pagandır, buradan antropomorfizmi kastediyorum. Sanayi toplumları bir ayağı ise diğer ayağında da kadim gelenekler var. Fakat nebevi tecrübede vücut büyük V ile yazılır. Vacibü’l Vücuttur. Ama beşeri tecrübelerde vücut mevcut üzerinden algılanır. Yani yaratıcı üzerinden değil yaratılan üzerinden algılanan bir varlık algısı var. Bu çok ciddi bir durum! Hıristiyanlıkta insan artı tanrı iken ‘insanlaşan tanrı’dan söz edilirdi. Bugün ise ‘tanrı artı insan’dır. Tanrı insana dönüşüyor. Paganizmin ortak noktası, her halükarda insanın merkezde olduğu bir durum söz konusudur. Heidegger’in bize söylediği, Sokrates ile birlikte biten felsefeden kasıt, mitostan logosa geçiştir. Her şey yere düşüyor. Arızi olanı tanrısal kata yükselttiğinizde, geçici olanı mutlaklaştırdığınız zaman arızi olanın taarruzundan kurtulamıyorsunuz.

 

 

 

MODERNLİK TAŞRALI BİR TECRÜBEDİR

 

Batı rasyonalite ile aslında insanı merkeze mi alıyor?

 

Tabii ki modernlik rasyonel bir projedir. Rasyonalite, modernlik ile birlikte zirveye taşınmıştır. Kant ne diyor bize: “Aklını kullanmaya cüret et.” Taşralı bir tecrübeyi aslında biz üniversallaştırıyoruz. Yani Avrupa’da belirli bir zaman ve mekânda gerçekleşen sübjektif bir tecrübe var. Bütün bir Avrupa’da da değil, bu,1680-1715 arasındaki tarih diliminde Fransa, Almanya ve İskoçya’da gerçekleşen bir tecrübedir. Taşralı dememin arkasında yatan neden budur. Sübjektif bir tecrübe, objektif hale getiriliyor.

 

İlerleme mantığı içinde meseleye bakarsak eğer post modern çağ ile geldiğimiz nokta yeniden çocuksu çağa geri dönüştür. Yani post modernite, insan aklının yerini irrasyonalitenin ve bilinçaltının almasıdır. Kriz filozofları bize Batı düşüncesinin anlam ve değer üretemediğini söylemişlerdi. Nietzsche, kendisinden sonrası için şunu söylüyor: Batı’nın tek gerçeği, yeni bir şey söyleyemeyeceğidir. Nietzsche bize “Batının gideceği yer nihilizmin dibidir” diyor. Nietzsche “Tanrı öldü” derken, bir münkir olarak değil, tam bir mümin olarak konuşuyor.

 

 

 

VAHİY MEDENİYETLERİ ONTOLOJİ ÜZERİNDEN YÜRÜR

 

Sizin kastettiğiniz medeniyet tasavvuru ise tam tersi olarak nihilizmin ortadan kaldırılması ve yerine arızi olandan mutlak ve ebedi olana yönelmektir…

 

Toparlarsak eğer, pagan uygarlıklar, epistemoloji üzerinden yürüyen uygarlıklardır. Kadim tecrübeler fenomenoloji üzerinden yürür. Vahiy medeniyetleri ontoloji üzerinden yürür.

 

Ben fenomenoloji, epistemoloji ve ontoloji kavramlarını kullandım, ama bunları açmam gerekir. Ontoloji, fenomenoloji ile epistemolojiyi içerir. Ama fenomenoloji ve epistemoloji, ontolojiyi içeremez. Ama ontolojinin fenomenolojisi de epistemolojisi de vardır. Sorulardan devam edersek eğer, bunlar ne, nasıl ve niçin sorularıdır. ‘Ne’ sorusu, kadim uygarlıkların sorduğu sorudur, mahiyet bildirir. ‘Nasıl’ sorusu, pagan uygarlıkların sorduğu sorudur, daha fazla çoğaltma ile alakalı. ‘Niçin’ sorusu ise vahiy medeniyetinin sorusudur. ‘Niçin’ sorusu ‘ne’ ve ‘nasıl’ sorusunu da içeren bir sorudur. ‘Niçin’ sorusu, bir anlam arayışına tekabül eder. Aslında iki temel soru vardır: ’ne’ ve ‘nasıl’ sorusu, ‘niçin’ sorusu zorunlu olarak varolan sorudur. Veya tek soru vardır: ‘niçin’ sorusudur bu.

 

 

 

MEDENİYETLER İÇİN BİRİNCİ EKSEN “YARATICI RUH”, İKİNCİ EKSEN İSE “KURUCU İRADE”DİR

 

Medeniyetlerin eksen ve aşamaları hakkında neler söylersiniz?

 

Benim geliştirdiğim medeniyet fikrinde şöyle bir şey var: medeniyetlerin iki ekseni ve ayrıca üç aşamaları vardır. Bu, tüm medeniyetler için geçerlidir. Medeniyetler için birinci eksen ‘Yaratıcı Ruh’, ikinci eksen ise, ‘Kurucu İrade’dir. Diğer medeniyetleri geçiyorum şimdilik, İslam medeniyetinde ‘Yaratıcı Ruh’ vahiy, ‘Kurucu İrade’ ise Hz. Peygamber’dir. Kelime-i Şahadet içinde Yaratıcı Ruh birinci şahadete denk geliyor, Kurucu İrade ise ikinci şahadete denk düşüyor. İbn-i Arabî’nin müthiş bir sözü var: ‘mahluk (yaratılan) bilinmeden ilah (yaratıcı) bilinemez’. Tenzili ayet birinci şahadet, tekvini ayet ise ikinci şahadettir. Peygamber, kâinatın özü ve özetidir. Buradan şuna varıyoruz: asıl ve usul. Yani asıl ve usul arasında norm ve form gibi bir irtibatsızlık yok. Sorun burada gizli. Asıl ile irtibat yoksa usul geliştirilemez! Bir usuldan bahsediliyorsa, asıl ile ilişki kurulduğu için vardır. Batıda doğrudan bir ilişki olmadığı için donduran bir ilişki oluşuyor. Bizdeki ise doğrudan bir ilişki olduğu içindir ki doğurgandır. Batıda norm ile form arasında bir ilişkiden bahsediliyor, ama norm ile form arasında epistemolojik, ontolojik veya fenomenolojik bir ilişki yok.

 

Ancak medeniyetler böyle oluşturulamazlar.

 

 

 

KİTAP; İLİM, MİZAN; İRFAN, HADİD İSE; HİKMET GELENEĞİDİR

 

Bunu İslami kavramlar ile açıklasanız…

 

Kuran bize medeniyetlerin gelişim aşamalarını sunuyor. Bunu bütün medeniyetlere uygulayabiliriz. Besmele bize varlık zincirini açıklıyor. Allah, âlem ve insan… Üç teşekkül sürecinden bahsettiğimiz üzere bunu doğrudan tenzili ve tekvini ayete dayandırıyorum: Tenzili ayet; kitap, mizan ve hadid. Bunu biraz daha açalım: kitap; ilim, mizan; irfan, hadid ise; hikmet geleneğidir. Biraz daha ilerletelim: Cibril hadisinde İslam, iman ve ihsan kategorilerinden bahseder. İlk iki süreç, yani ilim- irfan ile İslam-iman; Mekke ve Medine dönemlerine tekabül eder. Tenzihi süreçte bir sorun yok, teşbihi süreçte sorun var. Tenzih ile teşbih birlikte tevhidi oluşturur. Mekke ve Medine dönemi tenzihidir ve Allah’ın celal sıfatı işliyor. Medeniyet sürecinde de cemal sıfatı işliyor. Medeniyet ihsan sürecine denk düşer.

 

 

 

İslam tarihinde medeniyetin oluşum süreci nasıl işledi?

 

İslam, Mekke’de ‘münferit Müslim şahsiyetler’ oluşturuyor, hayat buluyor. Medine’de ise ‘müşterek mümin şahsiyet’ oluşuyor, İslam hayat oluyor. Medeniyet aşamasında ise kürevî olarak ‘Muhsin şahsiyet’ oluşuyor ve İslam hayat sunuyor.

 

 

 

Medeniyet derken eksene aldığınız şey vahiydir. Yani “vahiy, medeniyeti teşkil eder” diyorsunuz. İbrahimi dinlerin dışındaki medeniyetleri medeniyet olarak tanımlamıyor musunuz?

 

Biz yaşanan tarihsel süreçte bunu görüyoruz. Bunu kaos ve kozmos kavramları ile yorumlayalım.

 

 

 

MEDENİYET: ŞİAR, ŞUUR VE ŞİİR…

 

Ama zaten kaosu kozmosa dönüştürme çabaları uygarlığı oluşturmuyor mu?

 

Tam da sorun burada zaten. Medeniyet aşamasında Mekke’de ilahi şuur oluşuyor. Medine sürecinde ise ilahi şuurla donanan peygamberi şuur oluşuyor. Medeniyet sürecinde ise ilahi şuurla donanmış, peygamberi şuurla kuşanmış, beşeri şuur oluşuyor. Bir başka biçimiyle de ilk aşama şiar, ikinci aşama şuur ve üçüncü aşamaya da şiir denk geliyor. Allah’ı görmediği halde görüyormuşçasına davranan Muhsin kişiliği oluşturursan ortaya şiir çıkar. Yani dolaysız, dolayımsız ve doğrudan bir irtibat çıkar.

 

 

 

Bunu farklı anlatım biçimlerinde de yapabilirsiniz, medeniyet fikrine niçin ihtiyaç var?

 

Algılamada ciddi bozukluklar var. Çağın körleşmesi diye söyleyip durduğum şey şu: insanlık tarihinde ilk defa bir uygarlığın sain gaiti (zamanının ruhu) bütün duyuş ve algılayış biçimlerini bozuyor. Batı uygarlığı insanlığı bir ağa düşürmüş, bu ağdan kurtuluşun yolu ise, bu ağa düşmemiş bir sesi duyabilme imkânında saklı. Bütün çağları aşan bu çağrı, ağdan kurtuluşun yegâne yoludur. Söylemek istediğim şey şu: bütün zamanları seferber edecek, bütün zamanların çocuğu olacak ve bütün zamanları çocuğu kılabilecek bir yolculuk. Hazreti Peygamber işte tam bu anlamda ümmiydi. Âlim, arif ve hâkim sıfatların Hazreti Peygamberde tecelli ettiğini görüyoruz. Şahit, mübeşşir ve nezir sıfatları, ilim, irfan ve hikmet geleneğine tekabül ediyor.

 

 

 

HAZRETİ PEYGAMBER: VAHİY ÖNCESİ EL EMİN, VAHİY SONRASI İSE EL MÜMİNDİR

 

Bu ümmilik meselesini biraz daha açarsanız…

 

Hazreti Peygamberin ümmiliği, çağın içine girerek çağın ağlarından arındırma çabasıdır. Şahit, mübeşşir ve nezir kavramlarını, tanık, öncü ve özne olarak da tanımlanabileceğini düşünüyorum. Sadece şahit için şunu söyleyeyim: Hazreti Peygamber, çağının tanığı biridir. Hazreti Peygamber, manastırlara, ‘garnizonlara’ veya dağ başlarına çekilmiş biri değildir. Vahiy geldikten sonra Peygamber bir daha dağa çıkmıyor, bu önemli bir şeydir. O’nun peygamberliğini anlayabilmek için peygamberlik öncesi hayatı da önemli. El Emin vahiyden sonra El Mümin’e dönüşüyor. Şahitlik için söylemek istediğim şey şu: tanıklığın dört temel özelliği var: çağının tanıdığı birisi, çağını tanıyan birisi, bütün çağları tanıyan birisi ve bütün çağların tanıdığı birisidir. Hazreti peygamber, çağı ile hem afakî düzlemde ve hem de enfüsi düzlemde yüzleşiyor. Bütün medeni dünyaları tanıyor. Bizans, Sasani ve Yemen üzerinden farklı dünyaların kültürlerini de tanıyor. ‘İlim Çin’de de olsa gidin alın’ demesi, bilgiye dayalı bir emirdir. Afakî düzlemde bütün uygarlıkları tanıma konusunda bir çabaya sahip. Bir de enfüsi düzlemde bir tanıklık var. Bu çok önemli bir şeydir. Peygamber ticaret yapıyor. Ticaret enfüsi düzlemde önemli bir işlev görüyor. Çünkü insanın tabiatını tanıma imkânı elde ediyor. Böylece parayı, iktidarı ve ayartıcı aktörü tanıyor. Peygamberin etrafında olup biten hayatı doğru bir şekilde tanıyabilmesi için ticaret yapması kaçınılmazdı. Çünkü hayat, ticaretin etrafında dönüyordu. İnsanı, zaaflarını ve bu sebeple oluşabilecek toplumsal ve siyasal olguları derinden kavrayabiliyordu. Burada peygamberin ümmiliği aynı zamanda kendi çağının ağlarından kendisini kurtarması anlamına geliyor.

 

 

 

KOZMOS; BÜTÜNLÜK, DENGE VE DÜZENDİR

 

Bu kozmos ve kaos meselesi halen açıklanmayı bekliyor…

 

Kozmos ve kaos meselesine gelecek olursak eğer… Kaosun üç temel özelliği var: çatışma, düzensizlik ve dengesizliktir. Bunun nedeni parçaya dayalı olmasıdır. Kaos ve kozmosun ikisi de atoma dayanır. Birisi fiziki dünyaya diğeri de fizikötesi dünyaya.

 

Kozmosta da bütünlük, denge ve düzen vardır. Kozmos kaosu içerir. Kaosun olduğu yerde kozmos yoktur. Ama kozmosun olduğu yerde kaosun önü açılır. İnsan kaotik bir varlıktır ve o yüzden de kaos olmadan yaşam olamaz. Ama insan aynı zamanda kozmosu da taşır, dengeyi yitirmeyen bir varlıktır

 

Söyleşi: Abdulaziz Tantik / Özgün Duruş

 

 

g

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim