• BIST 107.700
  • Altın 143,977
  • Dolar 3,5286
  • Euro 4,1426
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 32 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

'Yazık, Bunu 42 Yıl Önce Akıl Edemedik!'

Yazık, Bunu 42 Yıl Önce Akıl Edemedik!
Robert Fisk, 'Önce Saddam ardından Kaddafi. Gözde kaçık tiranlık için Batı’ya yeni aday lazım'' başlıklı son makalesinde batıyla adeta alay etti.

 

 

 

 

 

 

 

Yani biz şimdi Libya’daki sivilleri korumak için “gereken tüm önlemleri” alacağız, öyle mi? Yazık, bunu 42 yıl önce akıl edemedik. Ya da 41 yıl önce… Ya da… Gerisi zaten bilindik. BM kararının gerçekte ne anlama geldiğiyle şaşırmayalım. Yine de, bir rejim-değişikliği olacak. Tıpkı Irak gibi, Tom Friedman’ın en akılda tutulabilir laflarından biriyle ifade edecek olursa, son diktatör gittiğinde, kutunun içinden ne tür yarasalar çıkacağını kim bilebilir?
Tunus’tan sonra, Mısır’ın ardından, Libya olmalıydı, değil mi? Kuzey Afrika’nın Arapları özgürlük, demokrasi ve zulümden kurtulmak istiyorlar. Evet, bu hepsinin ortak özelliği. Fakat bu ulusların başka bir özelliği daha var. Bizim, yani Batı, bu diktatörlükleri onlarca yıl beslemesi. Fransızlar Bin Ali kucakladı, Amerikalılar Mübarek’i sıvazladı, muzaffer liderimiz siyasi ölümden kaldırmaya gidene dek İtalyanlar Kaddafi’yi tımar etti. 

Merakımı mucip oldu, bu İsfahan’ın Lord Blair’inden ses çıkmamasının nedeni olmasın? Kesinkes orada olmalıydı ve başka bir insanlık müdahalesine sevinçle el çırpmalıydı. Belki de bölümler arasında dinleniyordur. Ya da kim bilir, Spenser’in Peri Kraliçesi’ndeki ejderhalar gibi, bir Kaddafi şevki ile sessizce Katolik broşürleri istifra ediyordur.

Hadi perdeyi biraz aralayalım ve arkasındaki karanlığa göz atalım. Evet, Kaddafi tamamen üşütük, kafadan kontak, İran’ın Ahmedinecat’ı ve bu arada, vakti zamanında, Mübarek’in “cehenneme kadar nasıl yolu” olduğuyla ilgili saçmalayan ancak Mübarek o tarafa doğru gerçekten fırlatıldığında korkuyla titreyen İsrail’in Lieberman’ın seviyesinde çılgın biri. Tüm bunlarda ırkçı bir unsur da yok değil.

Son 100 senedir sadece Berlusconi, Mussolini, Stalin ve 16. Bavyera ihtiyat piyadesinde onbaşı olan fakat 1933’te seçildikten sonra tam anlamıyla kafayı çizen minik ahbabı çıkaran Avrupa’nın aksine Orta Doğu bu abuk-sabuk tipleri üretir görünüyor, fakat artık Orta Doğu’yu yeniden temizliyoruz ve bu kum deryasındaki sömürge geçmişimizi unutabiliriz. Kaddafi, Bingazi halkına, ‘zenga, zenga’ (vadi vadi), ev ev, oda oda geleceğiz” dediğine göre neden olmasın? Kesinlikle, bu insani bir müdahale. Gerçekten ama gerçekten iyi bir fikir. En nihayetinde, “bizzat muharebe alanında” da olunmayacak.

Tabi ki, eğer bu devrim vahşice bastırılırsa, diyelim ki Moritanya, uçuşa-yasak bölge talep edeceğimizi sanmıyorum. Ne de Fildişi sahilleri için bunu düşünmeye gerek yok. Petrol, gaz ya da maden rezervleri olmayan Afrika’daki ya da İsrail’in korunması için önem arz etmeyen herhangi bir yer için de. En son söylediğim, Mısır’la bu kadar ilgilenmemizin gerçek nedeni.

O kutularının karanlık, nemli içyüzünde yuvalanan yarasalara yandan bakınca, ters gidebilecek bazı şeyler de yok değil. Farzı muhal Kaddafi Trablus’a yapıştı ve İngilizler, Fransızlarla Amerikalılar tüm uçaklarını düşürdü, havaalanlarını yok etti, zırhlı ve füze bataryalarını yok etti, öylesine sönüp gidecek değil ya. Perşembe günü, BM oylamasından hemen önce, Pentagon’un gazetecileri tüm olayın tehlikeleri hakkında bilgilendirmeye başlaması dikkatimi çekti. Sadece uçuşa-yasak bölgeyi oluşturmak “günler” alabilirmiş.   

Sonra Kaddafi’nin üçkâğıtçılığı ve düzenbazlığı var. Daha dün Dışişleri Bakanı ateşkes ilan ettiğini ve “askeri operasyonları” sonlandırdığını ilan ettiğinde gördük. Kaddafi’nin kendisini Batı zulmü kurbanı olan barış-sever Arap lideri olarak göstermesine izin vererek rejim-değişikliğini gözüne kestirmiş bir NATO kuvvetinin bunu yutmayacağını gayet de iyi biliyor. Ömer Muhtar Tekrar Hayatta.

Peki, ya zamanımız yoksa ve Kaddafi’nin tankları ilerliyorsa? O zaman “isyancılara” yardım için askerlerimizi mi göndereceğiz? Danışmanlar, STÖ’leri ve olağan diplomatik tatava ile Bingazi’de geçici bir dükkân mı açacağız yani? Dikkat edin, bu kritik anda, birkaç hafta önce şevkle ayaklandırdığımız savaşçı halktan, Libya’nın aşiretlerinden artık bahsetmiyoruz. Şimdi “Libya halkını” koruma ihtiyacından söz ediyoruz, adamları mücadelenin büyük bir kısmını gerçekleştiren Bingazi’deki en güçlü aşiretlerden Senusi’den dem vurmuyoruz artık. Kırmızı, siyah ve yeşil “isyan” bayrağı, devrim-öncesi Libya’nın eski bayrağı, aslında İdris, Senusi bayrağı. Diyelim ki Trablus’a ulaştılar, (tüm amaç bu değil mi?) orada kabul edilecekler mi? Evet, başkentte gösteriler oldu. Fakat o cesur göstericilerin birçoğu Bingazi’den geldi. Kaddafi destekçileri ne yapacak? “Eriyip gidecekler mi?” Aniden Kaddafi’den nefret ettiklerini fark edip devrime mi katılacaklar? Yoksa iç savaşa mı devam edecekler?

Eğer isyancılar, “Trablus”a girip Kaddafi ve deli mahdumu Seyfulislam’ın, uşaklarıyla birlikte ecirlerine kavuşmasına karar verirlerse ne olacak? İntikam cinayetlerine, orta yerde sallandırmalara, uzun yıllardır Kaddafi canilerinin uyguladığı neviden işlere gözümüzü mü kapatacağız? Libya, Mısır değildir. Yine de Kaddafi kuş beyinlidir ve bombalanmış evinin balkonunda elinde Yeşil Kitabı ile sergilediği garip oyun göz önünde tutulursa, muhtemeldir ki sıklıkla duvarları yumrukluyordur.

Sonra bizim tarafımızda da işlerin “ters gitmesi” tehlikesi var. Bombalar sivilleri vurabilir, NATO uçakları, Kaddafi bölgesinde vurulabilir ya da düşebilir, “isyancılar”/“Libya halkı”/ demokrasi göstericileri arasında Batı’nın, en nihayetinde, yardımla ilgili gizli amaçları olduğuna dair şüpheler oluşabilir. Burada evrensel, sıkıcı bir kural var. Bir hükümete karşı silaha davrandığınız an, ne kadar haklı olursanız olun, işler çözülmeye başlar. Neticede, Perşembe sabahı Fransız kayıtsızlığına öfkesini ifade eden aynı “isyancılar” Perşembe akşamı Bingazi’de Fransız bayrakları sallıyordu. Amerika sen çok yaşa. Ta ki…

Eski tartışmalarının elbet farkındayım. Geçmişteki davranışlarımız kötü olmasına rağmen, şimdi ne yapmalıyız? Bunu sormak için epey geç. Kaddafi’yi 1969’da başa geçtiğinde sevdik ve tavuk-kafalı olduğunu gösterdikten sonra ondan nefret ettik ve sonra tekrar sevdik, -Lord Blair’in elle-kutsamasından bahsediyorum- ve şimdi yine nefret ediyoruz. İsrailliler ve Amerikalılar için Arafat’ın da tersten ancak benzer bir sicili yok muydu? En başta İsrail’i yok etme iştiyakında süper-teröristti daha sonra İzak Rabin’le el sıkışan süper-devlet adamı oldu, sonra “Filistin”in geleceği konusunda ketenpereye getirildiğini fark ettiğinde yine süper-terörist oldu. 

Yapabileceğimiz şey, ekonomik yardımımızla genç yarasalarını yetiştiren geleceğin üşütük, işkence-odası sadistleri olarak şu an beslediğimiz yeni Kaddafiler ve Saddamları işaretlemek. Örneğin, Özbekistan. Türkmenistan. Tacikistan ve Çeçenistan ve diğer “istan”lar. Fakat hayır. Uğraşmamız gereken bu adamlar, bize petrol satacak, silahlarımızı alacak ve Müslüman “teröristleri” uzakta tutacak adamlar. 

Her şey bıktırıcı şekilde aynı. Yine aynı şeye döndük, ruhsal birliktelikte masalarımızı vuruyoruz. Çok fazla seçeneğimiz yok, öyle değil mi, eğer yeni bir Srebrenitza görmek istemiyorsak? Ama durun. Bu biz Bosna üzerinde “uçuşa-yasak” bölge uyguladıktan epey bir zaman sonra bu olmamış mıydı?


 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim