Yeni Anayasa ve Çocuklar 18 Ocak 2012 Çarşamba 15:42
Yeni Anayasa hakkındaki çalışmalar artık ürünlerini vermeye başladı. Daha evvel genç üniversitelilerin -Dicle, Atatürk ve İstanbul Üniversitelerinin Hukuk Fakülteleri bünyelerinde- oluşturdukları anayasa kozalarından bahsetmiştim. Hafta içinde Bahçelievler Gençlik Meclisi’nin “Genç Gelişim Akademisi” bünyesindeki toplantıda benzeri bir “anayasa kozası”dan haberdar oldum. Gençlerle konuşmak, geleceğin Türkiye’si hakkında yeni fikirler bahşediyor insana. Birlik Vakfı Hukukçular Kulübü’ndeki üniversiteli arkadaşlarla da benzeri çalışmalarını değerlendirmek üzere buluşacağız... *** Gençler gibi hatta çocuklar cephesi de var yeni anayasanın... Çocuk Vakfı’ndan aldığım bildiri ve mektuplar bunun en anlamlı örneklerinden. Değerli Mustafa Ruhi Şirin beyefendi ve Prof. Aydın Gülan (İ.Ü Hukuk Fakültesi İdare Hukuku), dikkatlerimizi yarınların nüvesi olan çocuklarımıza çekiyorlar... Onların sayesinde, ilk kez “anayasa ve çocuklar” bağlamında düşünmeye başlıyorsunuz... Çocuk Vakfı’nın girişimini, çocuk meselesini “yan” konulardan olmaktan çıkaracak, ana mevzular içine alacak bir girişim olarak okuyorum. Çocuk hakları meselesini, “çocuk insan” olarak ve çocuğun dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren başlatıp takip etmek, kuşkusuz değerli bir tavır... Lakin “insan olmak” ve “insan onuru” hakkı, “çocuk insanının” doğduğu andan itibaren değil, ana rahmine düştüğü andan itibaren doğal hukukun öznesi kılar onu... Dolayısıyla doğumundan evvelki süreç ve doğum şartları da, kişilik macerasının ayrılmaz bir parçası, anlam başlangıcı olarak “hukuk güvenliğinden istifade” tanımı içinde değerlendirilmelidir. Doğum öncesi ana-çocuk sağlığı ve ana-çocuk nafaka hakkı gibi konular başta olmak üzere, bebek ölümlerinin AB ve Dünya sağlık kriterleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve gereken önlemlerin alınması, önemli bir mevzudur. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması ve kürtaj konularında kayıt dışı vakaların sessiz muhatapları, mağdurları ve maktulleri olan “çocuk insanlar” hakkında sadece yasal tedbirler değil, toplumsal vicdan, ahlaki, dini-moral değerler dünyasının bakışı, sosyal adalet vizyonu gibi süreçlerin aktif olarak devreye girmesi de önemlidir. Genetik çalışmalar, hücre bilimi ve teknikler konusunda çalışan döllenme ve hücre laboratuarları, klinikleri ile ilgili yasal mevzuat boşlukları da; “çocuk insan”ın hukuku konusunda üstü şimdilik örtülü ama gün geçtikçe kabaran dosyalar halinde, ötelediğimiz toplumsal sorunlarımızdandır... Sağlık politikasında alınan kararlar çerçevesinde; 18 yaşına kadar her bireyin herhangi bir sağlık güvenlik mensubu olup olmamasına bakılmaksızın genelleştirilen ücretsiz/genel sağlık hizmeti, sosyal adalet bilinci ve fırsat eşitliği çerçevesinde kazanılmış çok önemli bir haktır. Bu hakkın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca projelendirilmekte olan “sosyal destek hizmeti” politikasıyla güçlendirilmesi gereklidir. 18 yaş altı grubun, hukuki tabirle çocukların; Kişiye özel eğitim danışmanlığı ve yetenek yönlendirilmesi, teşviki gibi pedagojik etkinliklerle hizmete erişim konusunda fırsat eşitliği sağlanmalıdır. İmzalanmış Uluslararası Çocuk Hakları anlaşmaları çerçevesinde; “çocuk muhakemesine” yol açan fiiller her ne olursa olsun, çocuk yargılaması, “doğal yargıç” prensibi gereği çocuk mahkemelerine bırakılmalıdır. Çocuk sömürüsü konusunda önleyici tedbirleri güncelleşmiş, medya/etik izleme kurulları işlerlik kazanmalıdır. Bu konuda başta RTÜK yetersiz kalmakta ve alınacak herhangi tedbir siyaseten eleştirilip, sansür itirazıyla derhal politik bir savaşım alanı açmakta ve mevcut denetim mekanizmaları akamete uğratılmaktadır. Bu konuda sivil toplum örgütlerini işlerliğe davet eden sesler ise ne yazık ki sorumluluğu direkt olarak üzerlerine almayı göze alamamaktalar. Çocuk Vakfı’nın sayesinde yeni ve sivil anayasa hakkındaki beyin fırtınalarına, çocuklarımızın seslerini de katmak zorunda olduğumuzu hissettim.