Akıl Üzerine Bir Deneme Kamuran Işıklar yitiks@hotmail.com15 Ocak 2012 Pazar 22:50
Tutmak, bağlamak, toplamak gibi tanımlarla nitelenen akıl, kavram olarak insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliktir.
İnsanın zihinsel nitelikleriyle öncelenen bir varlık oluşu, onu üstün kılan niteliğin zihinsel (kalbi) alt yapısı olduğu gerçeğini de beraberinde taşır. Bu kabul ediş, insan zihninin bomboş olmadığını, ona bir takım programların yüklendiğini (zihne kazınmış bilgi) ve insan olma üst kimliğiyle donanmasında bu programı işletebilir ve detaylandırabilir bir seviyeye getirmekle alakalı olduğunu da gösterir. Küçük bir çocuğun çevreyi gözlemlerken sergilediği davranışlar, mimikler ve sorduğu sorular dikkatlice izlendiğinde boş değil, hazırlıklı donanımlarla yeryüzüne geldiğini düşünebiliriz.
Carl Jung İnsan Ruhuna Yolculuk isimli yapıtında bir Kızılderili Bilgenin serzenişine atıfta bulunur;“Siz batılılar acayip şeyler söylüyorsunuz!” der, “İnsanın beyniyle düşündüğünü iddia ediyorsunuz. Halbuki insan kalbiyle düşünür.” Mealinde bir cümleydi. Günlük yaşamımızda “Kalp gözü kapalı” dediğimiz kişiler, duyarsız, anlamayan, zalim nitelikli kişiler değil midir? Bu kadar önemli bir işlevi olan kalb’in yürek olarak da adlandırdığımız organla birebir ilişkili olduğunu iddia etmek herhalde saçma olur. İnsandaki zihinsel yapının kaynağı, insanın öz’ü, Allah’ın insana ruhundan üfürdüğü nefha olarak nitelemek daha doğru yol almayı kolaylaştıracak görünüyor.
Bizler araştırma, sorgulama, analiz etme, şüphe üretme, galip zann’a ulaşma, vehimlerimizi soruşturma, düşünüp fikir üretme, deneme-yanılma metoduyla bir sonuca ulaşmaya gayret ederken tüm bu üretimleri kanlı bir et parçasıyla oluştuğu varsayımın bizi yanlış bir bakışa sürükleme imkanının yüksek olduğunu söylemek mümkün. Evet; insan kalbiyle şüphe eder, düşünür, fikre ulaşır ve akleder. İnsanın zihinselliğiyle üstünlüğe ulaşışın temelindeki sır buradadır ve kalbin maraza uğratılması, özün yok edilmesidir. Kişiyi aşağıların aşağısı da yapan da budur. Bu özelliğimiz yaşama yansırken bizi bir anlama yol aldırır ve karar aşamasında zıtlıklar noktasına ulaştırır. Her fiil iyi-kötü, gerçek-yalan, doğru-yanlış vb. ayırımına kadar gelmek zorunda olan gayreti içinde taşır. Kalb bünyesinde var olan akıl melekesi sayesinde seçimde bulunur ve zıtlıklardan yaşamı türeterek anlam (ruh) katar. Her iyiyi ve doğruyu seçiş, her hakikatle örtüşme aklediş, tersi olan seçimimizse yanılma, sapma ve hata gibi isimlendirmelerle heva dairesine giriş yapar. Hakikatte örtüşme yüklediği anlamla yaşamı yenilerken (zamanı da tabii) tersine yönelimler ise yanlışta ısrar edildiği sürece anlamsızlığın kapısını ardına kadar açar.
Ölü zihinlerin diriltilmesini kalb melekesinde aramanın yaşamımıza ruh katacağını düşünmenin önemini tekrar tekrar vurgulamak isterim.
Her anlam katış bir yaratışı da beraberinde getiriyorsa ve bir oluş’un doğmasına neden oluyorsa onu fesada ( bozuluşa) uğramaktan nasıl korumaya çalışmalıyız? Sorusunu sormanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Hangi insan “Ben kimim, nereden gelip-nereye gidiyorum, hayatın gayesi nedir?” türünden soruları sormadan durabilmiştir. Bu tür sorular insana yüklenmesi gereken değerleri ve bu değerlerin yaşamsal açınımı üzerinde düşünmeyi beraberinde taşır.
Bunları yaparken endişeler taşımak, vehimlerimizi izaha ulaştırmak, korkularımızı tanımlamak, düşünüp ifade edebileceğimiz fikre ulaşmak ve yaşama geçirilişinde kullandığımız irade, kimliğimizin ve tarafımızın da adlandırıcısı olacaktır. Belirlediğimiz seçim kendi sınırlarımızla çevrelendiği için, geniş ve gözetici bir yol göstericilikle çakışan galip zanlarımız bizi akletmeye götürebileceği gibi, ona boyun eğmeyi ve sonsuz kuralın belirleyiciliğine de hakkını teslim etmeyi ön görecektir. Bu gayret yaşama sürekli kattığı anlamla hem bir oluşa mahal verirken her bozuluştan da yaşam türetmeyi tetikleyecektir.
Nesnenin ve eylemin (soyut ve somut’un) doğasına kazınmış bilgiye ulaşmak, onu insan ve toplum için işe yarar ve kullanılır hale getirmeyi AKLETME olarak nitelendirebiliriz. Bu sonuca ulaşmaya çalışırken gösterilen tüm gayretleri, ortaya konan verileri en azından emek ürünü oldukları için saygı değer bulur, küçümsemez ve ötekileştirmeyiz. Hakikatle örtüşmeyen tüm sonuçları Aklediş olarak nitelemek AKIL MELEK/E/sine yapılan önemli bir zulümdür. Akletme bünyesinde çelişkisizlik ilkesini de taşıyan bir güçtür ve AKIL ilahidir. Hakkında hiçbir vahyi metinde en ufak bir olumsuzluk serdedilmemiştir.Ve kesin sonuçtur. Tasavvurlarını yaptığımız, tahayyüllerini oluşturduğumuz, görmediğimiz ne varsa bilmeyi ve öğrenmeyi gerçekleştiren en önemli gücümüz ve insan sayılma özelliğimizdir. Akletmeyen kalp hastalıklı ve marazlı bir zihindir.
İnsanlık değerlerinden uzaklaşan, vehimlere saplanan ve anlamsızlığın prototipi oluşuyla kendine yabancılaşan insanı niteleyen kalb’tir.
Aklın; “Hayat zıddıyla kaimdir” kuralın belirleyicisi olduğunun ve 3. şıkkın imkansızlığına hükmeden en güçlü meleke/miz olduğunun unutulmaması dileklerimle.
Kamuran Işıklar Köşe Yazısı Yorumları Yorum Ekleyazılarını ilgiyle ve istifade ederek takip ediyoruz...kalemine ve gönlüne sağlık... ercüment öztürk - 2012-02-19 14:27:27Sayin Isiklar, Insan; akli bir makina islevini gyapmaktadir. eger kalp ve ruh yoksa inasan akli bir makinadan ibarettir. Ne yazik ki günümüz insaninin büyük bir çogunlugu aklin dayattigini yapararak bir robot konumuna gelmis durumdadir...örnek verecek olursak zulüm yapanlar bunun açik bir örnegidir. Acaba diyorum Tanri bunlari yaratirken kalpsiz ve ruhsuzmu yaratti?...yazi çok güzeldi. Tesekkürler yildiz Akbaba - 2012-01-20 17:29:40