ABD Ergenekon'a Rucû mu Ediyor? 29 Temmuz 2011 Cuma 13:26
Son zamanlarda ABD'nin, Ergenekon Teror Örgütü ile ilişkisinin ne olduğuna dair çeşitli düşünceler ileri sürülmekte. Bu konuda düşünce üretmeye çalışanlar, daha doğrusu üretmek için kendilerini zorlayanlar, gerçekte ne olduğunu ortaya koymaktan daha çok, kendi hiziplerini haklı çıkarmak amacıyla bunu yapıyorlar. Bu kesimlerden birini, Ergenekon Teror Örgütü davasının ABD destekli yürütüldüğü suçlamasına karşın, kendilerini savunmak zorunda hissedenler ve bu davanın ABD ile bir ilintisinin olmadığını iddia edenler oluşturuyor. Diğer kesimi ise savundukları bu Teror Örgütü'nü temize çıkarmak ve tekrar eski gücünü kazandırmak amacı ile kendilerine verilmiş olan görevi yerine getirmeye çalışarak, bu davanın ABD destekli olduğu savını delillendirme telaşında olanlar oluşturuyor. Halkımıztarafından artık şeytanlığı kesin olarak anlaşılmışolan ABD emperyalizminin karşısındaymış gibi görünürlerse, tehlikeyi en az zararla atlatacaklarını, halk desteğini yanlarına alabileceklerini zannediyorlar veya böyle bir umut içindeler. Her iki kesim de ABD'nin Ergenekon Teror Örgütü ile gerçek ilişkisini ortaya koymaktan kaçmak için elinden geleni yapıyor. Her iki kesim de bildikleri gerçekleri gizleyerek ve gözlerden sakındırarak, bilinmesinden korkarak, yoluna devam ediyor. Halkımızın balık hafızalı olduğu, öteden beri söylenir. Unutma hastalığımızın bulunduğu sürekli vurgulanır. Ancak, hiç bir halkın gerçekte böyle bir hastalığı yoktur. Aslında, bu hastalıktan söz edenler, bu hastalığı bulaştıranların ta kendileridir. İster bu tarafın, isterse diğer tarafın, görüntülü ve yazılı basın araçlarını kullanarak, halkın akli melekelerine tecavüz etmelerinin nedeni, unutturmak ve gizlemek istedikleri, çıkarlarına aykırı bir takım şeylerin açığa çıkma korkusudur. Kerim olan Kitap'ta, gerçeklerin unutulmasının sebebinin şeytan olduğu ve hakikatlerin şeytan tarafından unutturulduğu zikredilir. Pek iyi, acaba bu meselede şeytan kim? Artık bu şeytanlığı yapmayanların ne dindarı kaldı ne de dinsizi. Herneyse... Ülkemize yeni gelen ABD büyükelçisi Ricciardone, neyin peşinde? Sanki, Ergenekon Teror Örgütü'nün avukatlığı görevini üstlenenlerin başarısızlığı nedeniyle gönderilerek, bu görevi devralmış gibi, meseleye balıklama atladı. Teror örgütünün medya kalesinin yıkılmak istenmesi karşısında cûş-u hurûşa gelerek, yargıya müdahale edercesine, tutuklamalara karşı kabadayıvari bir tavırla önce kükredi sonra, ağzından baklayı çıkardı, kartı açık oynayarak, şöyle dedi; "Amacım, ABD açısından hayatî önem taşıyan basın özgürlüğüne vurgu yapmaktı. Yargıya intikal etmiş bir olaya taraf olmam düşünülemez." Ne kadar masum bir açıklama gibi görünüyor değil mi? Aklı tecavüze uğramış bir toplum için bu açıklama çok masumanedir, evet. Şimdi, bir karşılaştırma yapalım. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütü 2002 yılından itibaren dünyanın Basın Özgürlüğü Sıralamasını yayınlamaya başladı. 2002'de yayımlanan ilk Basın Özgürlüğü sıralamasında Türkiye 139 ülkenin içerisinde 99. sırada yer bulurken, 2003 yılında 166 ülke içerisinde 17 sıra gerileyerek 116. sırada yer aldı. 2004 yılında 167 ülke içerisinde 113. sıraya yükselen Türkiye, 2005 yılında aynı yerini korudu. 2006 yılında 168 ülke içerisinde AKP döneminde "en iyi" dönemini yaşayarak 98. sırada yer alan Türkiye, 2007 yılında 163 ülke içinde 101. sıraya geriledi. 2008 yılında bir sıra daha geriye düşen Türkiye, 173 ülke içerisinde 102. sıraya düşerek Ermenistan'la aynı sırayı aldı. 2009 yılında 20 sıra birden gerileyen Türkiye 175 ülke içerisinde 122. sıraya geriledi. RSF örgütünün 20 Ekim 2010'da yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması'nda istikrarlı gerilemesini sürdüren Türkiye, 178 ülke içerisinde ancak 138. sırada yer bulabildi. Şİmdi de ABD'nin basın özgürlüğü tablosuna bakalım. Amerika Kıtası Basın Topluluğu (SIP), 'kaynaklarını açıklamayı reddeden gazetecileri hapse gönderen' ABD'nin, Amerika kıtasında basın özgürlüğünü ihlal eden ülkeler listesine alındığını açıkladı... WikiLeaks’e belge sızdırdığı iddiasıyla tutuklanan Bradley Manning , saat başı işkenceye uğruyor. (Çin Amerikan Raporu'ndan) Bush'a ayakkabı fırlatan gazeteci El-Zeydi'nin başına gelenleri söylemeye gerek var mı?..Avukatı Dia El-Saidi, 29 yaşındaki müvekkilinin vücudunda dayak izleri bulunduğunu, dişlerinin kırıldığını ve gözlerinin yaralandığını, bunları aldıkları iki raporla belgelediklerini söyledi...
Amerikan polisinin illegal eylemleri, şiddet uygulaması ve adaletsiz tutumunu ifşa eden siyahi gazeteci Mumia Ebu Cemal'in idam cezası aldı... Amerikalı Gazeteci Seymour M. Hersh'in, Amerika'nın Vietnam'da uyguladığı vahşetleri gözler önüne seren yazılarının yayınlaması önlendi... Amerikan CBS televizyonunda ‘'60 dakika'' programında bu hapishanedeki mahpuslara hakaret edilmesi konusunda görüntüler yayınlanmıştır. Amerikalı askerler mahpuslara işkence ediyor, atla onların üzerinden geçiyor, mahpuslara köpek gibi havlamak, tuvaletteki gıdaları yemek için baskı yapıyor, tecavüz ediyorlar. İşkence görüntülerinin fotoğrafları CBS televizyonunda program yayınlandıktan birkaç gün sonra New York Times gazetesinde yayınlandı. Daha sonra ABD hükümeti Amerikanın Afganistan ve Irak' taki askeri depolarında yapılan işkencelere ait fotoğrafların yayınlanmasını yasaklamış ve bu yasağı basın özgürlüğü kanununda yapılan değişikliğe dayandırmıştır. Bu değişikliğe göre, birisinin hayatını ve güvenliğini tehlikeye sokacak görüntü varsa bunun yayınlanması yasaklanıyor. (Burada Afganistan ve Irak' taki mahpuslara tecavüz eden Amerika askerlerinin sözde güvenliğinden bahsediliyor - Yazarın notu.) ABD kurumları kendi çıkarları için basın özgürlüğünü çok kolaylıkla kısabiliyorlar. (Azerbaycan Gazetesi / 01 Ocak 2011 Cumartesi) El-Alem’e konuşan Ümran, Batılı devletlerin Bahreyn olayları karşısındaki suskunluğunu eleştirerek, Obama’nın bizzat Amerika medyasına Bahreyn olaylarına değinmemeleri doğrultusunda talimat verdiğini belirtti. ABD başkanının Bahreyn haberlerine sansür uygulatmasının basın ve iletişim özgürlüğü iddialarıyla çeliştiğini vurgulayan Amerika basını da, Beyaz Saray'dan kendilerine dayatılan bu gizli haber yasağının derhal kaldırılmasını istedi. (Dünya Bülteni / Haber Analiz /12 Nisan 2011 Salı) Amerikan hükümetinin, Irak ve Afganistan'da Amerikan askerlerini tutuklulara işkence ederken gösteren 44 fotoğrafın yayınlanmasına Yüksek Mahkeme'den yasaklama getirilmesini istediği bildirildi. AFP muhabiri, hükümet tarafından Yüksek Mahkeme'ye gönderilen mektubu ele geçirdi. Mektupta, Savunma Bakanı Robert Gates, akıbeti Yüksek Mahkeme'nin takdirine kalan 21 fotoğrafla istinaf mahkemesinin önündeki 23 fotoğrafın yayınlanmasına yasak getirilmesini istiyor. (ntvmsnbc) Amerikan belgesel kanalı History Channel, Osmanlı Devleti Belgeseli yayınlayacaktı. Ancak çok garip oyunlarla OSMANLI sansür yedi... Dünyanın pek çok ülkesinde yayın yapan Amerikan belgesel kanalı History Channel, Osmanlı Devleti ile ilgili bir belgeselin yayınını iptal etti. (Gazetelerden) Project Censored 2009 yılında en fazla sansürlenen 25 haberin listesini yayımladı. Haberlerin tamamı ABD ile bağlantılı. Dünya'daki basın sansürü üzerine araştırmalar yapan ve kamuoyuna hangi haberlerin, neden basında yer almadığını anlatmayı amaçlayan Project Censored (Sansür Projesi) isimli sivil toplum kuruluşu, 2009 yılında en fazla sansürlenen 25 haberin listesini yayımladı. (Dünya Bülteni/Haber Merkezi) ABD'de sadece 100 bin evde El Cezire kanalının izlendiğini bildiren Bollinger, kablo operatörlerinin bu yayınları zorlaştırdığını, bunun da bir kamu politikası olduğunu, bilgiye erişebilme sorununun tüm dünyada geçerli olduğunu belirtti. (ABD'nin Columbia Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Lee C. Bollinger) Sıkıldım bunları alt alta sıralamaktan... ... Ricciardone, neden eğilip, kendilerinin ayıplarına bakmıyor da dünyanın en önemli meselesini konuşur gibi, Türkiye'deki teror yanlısı sözüm ona gazetecilere arka çıkıyor? Ricciardone'nin ve temsil ettiği ABD'nin aslındaTürkiye'deki basın özgürlüğünü dert ettiği yok. ABD'nin derdi başka. ABD, bir şey farketti. Farkettiği bu şey, artık Türkiye'deki gelişmelerin kendi lehinde devam edip etmediği meselesidir. Ricciardone’nin Ankara’ya atanması geride bıraktığımız yasama döneminde Cumhuriyetçi Partili Kansas Senatörü Sam Brownback tarafından engellenmişti. Browback, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a bir mektup yazarak şu ifadeleri kullanmıştı: “Geniş diplomatik tecrübesine rağmen Ricciardone’nin bu dönemde Türkiye için doğru büyükelçi olduğuna ikna olmadım. Türk hükümetinin, laik köklerinden uzaklaşmasından kaygı duymamız gerektiğine inanıyorum. Gelecek yıldaki kilit seçimlerin, laiklere güçlerini kanıtlamak için fırsat verdiğine inanıyorum ve güçlü bir ikili ilişki arzumuzun, iktidardaki partiye fiili desteğe dönüşmesine izin veremeyiz, özellikle muhalefet partilerin marjinalleştirilmesi riskinin olduğuna inanmak için nedenlerimiz varsa. Son birkaç yıl laik muhalefet partileri, ABD Büyükelçisine iktidardaki partiden daha az erişebildiklerinden yakınıyorlar ve siciline dayanarak durumun Büyükelçi Ricciardone ile değişmemesinden kaygılıyım.” (VATAN / 30.12.2010 03:39) Amerika, kulis topalantılarında Ricciardone’nin Türkiye için iyi bir seçim olmadığını düşünüyordu. Foreign Policy Dergisi’nde yer alan bir yorum onun,Ankara'yı cezalandırmak isteyenler için kötü bir seçim, ödüllendirmek için de iyi bir seçim olduğu şeklinde. Pek iyi, ne oldu da ABD, başarılı olmasından kuşku duyulan Ricciardone’yi Türkiye'ye gönderdi? Ricciardone'nin büyükelçilik dışında başka bir misyon için seçildiğini düşünüyorum. Özel bir misyon için. ABD, kazık attığı, terkettiği ve terketmekle hata yaptığını anladığı teror Örgütü'yle ilişkilerini tekrar düzeltmek için gönderilmiş olabilir. Ricciardone, gelir gelmez 12 Eylül hatıralarını yayınlattı. ABD güdümlü yerli medya onunla, Türkiye hatıralarına ilişkin olarak ropörtajlar yaptı. Ricciardone, bu hatıralarında adeta ABD hesabına günah çıkarıyor. Diyor ki; 1980 yazında Türkler, cumhuriyetin gözleri önünde yok olduğuna tanık oluyordu. 1960 ya da 71'le kıyaslanamayacak kadar kötüydü. Tek soru askerin ne zaman geleceğiydi. Yasal düzen çökmüş, cumhuriyet çökmüştü. Ordu bu ortamda, İncirlik'te kızımız 9 Eylül'de (1980) doğduktan 3 gün sonra, geldi. Hastane'deyken ordu (havadan) bildiri atıyordu. "Vatandaşlar merak etmesin cumhuriyetin yok edilmesine izin vermeyeceğiz" diyordu. Biz bunun geleceklerinin işareti olduğunu düşündük. Ertesi gün de darbe oldu. Herkes orduya ne yapması gerektiğini Amerikalıların söylediğini düşünüyordu. Ama bu saçmalıktı." Türklerin buna (darbecilere ABD'nin talimat verdiğine) inandığını biliyorum ama gerçekten böyle değil. Ordu o zamanlar, aynı şimdi olduğu gibi vatansever ve NATO'daki müttefiklerini karşı bile oldukça dikkatliydi. Ama size şunu söyleyebilirim. 27 yaşında Adana'da bir konsolos yardımcısı olarak o günlerde insanlar (orduya bizim destek olduğumuzu düşünerek) gelip teşekkür ediyorlardı. 'Teşekkürler ama niye bu kadar beklediniz? Türkiye'yi zayıflatmaya mı çalıştınız?' diyorlardı. Çünkü o günün komplo teorisi, bizim Türkiye'yi dizlerine çökertmek için ordunun elini tuttuğumuz (müdahaleyi geciktirmek anlamında) ve en sonunda insanların memnun olacağından emin olunca izin verdiğimizdi. Bu tabii ki tam bir komplo teorisi, saçmalıktı. Gerçekten saçmalıktı ama insanlar hep buna inandı. (Milliyet/ 11 Nisan 2011 Pazartesi) Ricciardone bizi aptal mı zannediyor? Ricciardone'nin, Türkiye hatıralarıyla ilgili bu sözlerinden ne anladınız? Şunu mu demek istiyor acaba; Biz ABD olarak, eski düzeni özledik. Mevcut iktidara güvenerek, sizi sattığımız için özür dileriz. ABD'ye karşı bir takiyye yapıldığını anlayamadık. Aklımız başımıza şimdi geldi. Size attığımız kazık, döndü bizi buldu. Artık, bunun farkındayız. Biz de sizin gibi Türkiye'yi kaybetmek istemiyoruz. Biz, eskiden birlikte daha güçlüydük. Dostluğumuzu yeniden inşa edelim. Bu yüzden geldim ve hemen kolları sıvadım, gereğini yapmaya hazırım. (?) Ricciardone, bu girizgahından sonra hemen işe başladı. ABD'nin Ankara Büyükelçiliği, İstanbul'daki Amerikan Konsolosluğu'na ait bir aracın Poyrazköy'de fotoğraf çektiği iddialarıyla ilgili açıklama yaptı. Büyükelçilik'ten yapılan yazılı açıklamada, "Ergenekon soruşturmasının parçası olan iddianamede belirtildiği üzere, medyada yer alan İstanbul'daki Amerikan Konsolosluğu'na ait bir aracın Poyrazköy olarak bilinen askeri bölgeye girerek fotoğraf çektiği haberlerini doğrulayabilir miyiz?" sorusuna üç maddeyle cevap verildi. "Türk mahkemesindeki bir davada yer alan belirli iddialarla ilgili yorum yapamayız." denilen açıklamada, "Basında yer aldığı şekliyle, 7 Nisan 2009 tarihinde bir Konsolosluk aracının bölgede olduğuna dair bir kaydımız yoktur." denildi. Büyükelçilik, iddialarla ilgili "ABD'nin Ergenekon soruşturmasıyla herhangi bir ilgisi olduğu iddiaları saçmadır." yorumunu yaptı. Bu arada Ergenekon’a adını veren kim? Bu isim ‘Albay Ergenekon’ diye anılan Orgeneral Turgut Sunalp olarak kayıtlara geçti… Emekli olduktan sonra Kanada’da büyükelçilik görevinde bulunan Sunalp, 12 Eylül 1980 harekâtından sonra siyasi parti çalışmalarına izin verilmesiyle 41 arkadaşıyla Milliyetçi Demokrasi Partisi’ni (MDP) kurdu. Ardından partinin genel başkanlığına seçildi.
Sunalp, 1985 yılında, daha sonra feshedilen, bu partinin genel başkanlığından istifa etti. Halid Özkul, " Gizli Ordular-CIA" isimli kitabında, Ergenekon isimli örgütün isminin, örgütün iki kurucusundan biri olan bir albayın kuruluş aşamasındaki toplantılara, Ergenekon kod adıyla katıldığını ve bu ismin de oradan geldiğini yazıyor.
Erol Mütercimler "Susurluk Ergenekon’un Turgut Sunalp ve Alpaslan Türkeş tarafından kurulduğunu ve örgütün CIA tarafından Kuzey Kıbrıs’ta kurulduğunu öne sürüyor.
12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra tutuklanan Alparslan Türkeş’in bir an önce serbest kalması için çaba harcayan kişilerin başında Turgut Sunalp geliyordu.
Merhum Alpaslan Türkeş: "Turgut Sunalp, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerilla alanında yetiştirdiği ilk subaydır. Gerilla yepyeni bir model. 1950′lerde Türkiye’nin ABD’de yetiştirdiği bir subay. Bu subayımızı teşkilat kurması için bugünkü KKTC’ye yolluyorlar’demişti.
Yani... Amerika'nın Ergenekon sürecini kısa özeltlemek gerekirse; Önce kurdu. Sonra sattı. Yap işlet devret hesabı... Aslında iyi bir zamanda elden çıkardı ama, satın alanlardan yana umduğunu bulamadı (mı?) Amerika, Ak Parti'nin kendisinden uzaklaşması halinde Ergenekon'dan yana tavır koyma tehdidinde mi bulunuyor acaba? Ricadione, bu görev için mi geldi? Köşe Yazısı Yorumları Yorum Ekle8 yılda bir basamak... iyiymiş... veli - 2011-08-07 05:17:59