• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 9 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

VESAYET SİSTEMİ YENİDEN İNŞA EDİLİRKEN

VESAYET SİSTEMİ YENİDEN İNŞA EDİLİRKEN
Herkes Türkiye’de baş döndürücü gelişmelerin olduğunu söylüyor; içeride ve dışarıda bugüne kadar rastlanmadık olaylar var.

 

 

 

Ahmet Davutoğlu’nun dış politika atraksiyonları gözden kaçmıyor ama ben esas içeride olup bitenlere dikkat çekmek istiyorum.
2009 yılının ilk on ayını neredeyse, “İrtica ile Mücadele Planı” ile Alevi ve Kürt açılımı tartışmaları ile geçirdik.
Daha yılın bitmesine iki ay daha var ama Alevi ve Kürt açılımı konusunda bugüne kadar atılan tek somut adım, Kandil’den gelen bir grup PKK’linin sorgulandıktan sonra serbest bırakılmaları oldu. Elbette bu sembolik olay, PKK’nin nasıl silahsızlandırılacağına dair bir işarettir. Ne var ki kangrenleşmiş olan Kürt sorununun çözümü ile ilgili, bırakın somut bir adımı, deklare edilmiş iki cümle bile yok. Yine de birçok insan sorunun çözümü için hükümetin niyetinin bulunduğuna inanmakta ve gelişmeleri sabırla izlemektedir.
Hükümet ise sadece bu konuda değil Türkiye’nin önündeki bütün önemli konularda hep yapıyormuş/ediyormuş gibi davranıyor. Tabiî hiçbir şey yapmıyor değil ancak hiçbir sorunu enikonu hesaplayarak gerektiği gibi çözmeye çalışmadı. Bırakın ülkenin deve dişi gibi önemli konularını basit konularda bile böyle. En son şu aşı alayına bakın! Başbakan, “Ben aşı konusunda Sağlık Bakanıma katılmıyorum, bu konu tartışmalı, aşı olun diye kampanya doğru değil, ben aşı olmayacağım” diyor ve zavallı bakan mosmor oluyor. Bırakın Bakanın mosmor olmasına 72 milyon milletin kafası karışıyor. Yahu arkadaş, Bakanınla daha önce niçin bu işi konuşmadın, niçin böylesine hayati bir konuda milleti iki arada bir derede bırakıyorsun? Madem böyleydi bu fakir milletin yarım milyar dolarını niçin aşıya yatırdın?”
Elbette niyetler önemlidir; Hükümetin sorunları çözmeye niyet etmesi gereklidir. Ancak niyet yetmez, hükümet olup sorunları çözme sorumluluğunu almış olanların, kararlı olmaları, doğru yöntemleri kullanmaları ve netice almaları zorunludur. Erdoğan hükümetinin bu konularda malul olduğunun çokça örneği var. Bu örneklerden birçoğunu sayabiliriz. Hatırlayın YÖK yasasında bir değişiklik yaptılar. Ne var ki anayasanın ilgili hükmü yerinde duruyordu, herkes anayasa değiştirilmeden olmaz dedi. Ama dinlemediler, kanun Anayasa Mahkemesi’nden döndü. Başörtüsü ile ilgili yapılan anayasa değişikliği tartışılırken yine çok uyarıldılar. Dendi ki, böyle perakende olmaz, zaten gündemde sivil anayasa var, gelin bunu toptan yapın, ancak böyle olursa netice alınır. Yine aldırmadılar; bu sefer de Anayasa Mahkemesi’nden döndü. Hem öyle bir dönüş ki, Meclis’in anayasa değişikliği yapma yetkisi de sınırlandı.
Daha yeni tartışılan konu, askere sivil yargının yolunu açma amacıyla yapılan iki kelimelik kanun değişikliği. Yine anayasa maddesi duruyor, yarın Anayasa Mahkemesi’nden bu da dönerse hiç şaşmayacağız. Hükümet de şaşmayacak; bundan önce olduğu gibi işin halkla ilişkilerine sarılacak: “Görüyorsunuz olmuyor, yaptırmıyorlar, vesayet sistemi, Anayasa Mahkemesi…” diyecekler.
Elbette bütün bunlar doğru, Türkiye’de vesayet sistemi var, seçilmişler sürekli olarak engelleniyor, engellenme şöyle dursun, darbeler oluyor, hükümetler indiriliyor, başbakan, bakanlar asılıyor. Ancak biz bütün bunları biliyoruz, siyasi partiler bütün bunları bilerek siyaset yapıyor, hükümet oluyorlar. Sonra iktidarın ağlama, şikâyet etme yeri olmadığını ne zaman öğreneceğiz?
Vesayet sistemi tam da siyasilerin bu zaafı üzerinden hayat bulmuyor mu?
Daha önemli olan konu, vesayetten şikâyetçi olanların kurdukları vesayet sistemlerinden hiç de rahatsız görünmemeleridir. Bugüne kadar, yeni anayasa dendi, hep idarenin, ekonominin, yargının yeniden yapılanmasından söz edildi. Peki, siyasetin yeniden yapılanmasından söz edeni duydunuz mu? Mutlaka bunların lafını eden olmuştur, şöyle sorsak daha uygun olur: Siyasetin yeniden yapılanması, siyasi partilerdeki vesayet sisteminin ortadan kaldırılması için parmağını kımıldatanı gören oldu mu? Esas soru şu: Kurdukları şeflik sistemlerindeki acımasız vesayetten hiç rahatsız olmayanların kendileri üzerindeki vesayetten şikâyetçi olmaları ne anlama geliyor, bu ahlâkî mi? Genel Başkan ve adamları vesayetinin zevkini çıkaranların ülkedeki vesayet sistemini değiştirebilmeleri mümkün mü?
Şu “ıslak imza” tartışmasına bakalım. Genelkurmay Başkanı’nın kâğıt parçası dediği belgenin altındaki imzanın Genel Kurmay’da çalışan adı geçen albaya ait olduğunun anlaşılması çok önemli. Genelkurmay’ın bu albayı bu şekilde savunmasından belli ki, bu belge öyle küçük bir grubun işi değil, bu suç emir komuta zinciri içinde işlenmiştir. Yani Ergenekon denen örgüt öyle sanıldığı gibi şimdi yargılanan birkaç emekli ve sivilden ibaret değildir; çok açık ki 28 Şubat benzeri bir müdahaleye suçüstü yapıldı. Başbakan Erdoğan, işin başından beri “sonuna kadar gideceğiz” diyor. Doğru, davayı soruşturan savcılar ellerinden geleni yapıyorlar, benim beklentim ve inancım odur ki davaya bakan mahkeme de sonuna kadar gidecek. Ne var ki aynı şeyi siyasi irade için söylemek mümkün değil.
Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat’ın söylediklerinden anlaşılıyor ki, hükümet daha işin başında konuyu gelişine bırakmış durumda. Fırat’ın söylediğine göre, darbe beş yıl önce ihbar edilmiş, konu Başbakan’a bildirilmiş ama Başbakan oralı olmamış, pek önemsememiş. Şimdi artık mızrak çuvala sığmıyor. Başbakan da sürekli olarak “Sonuna kadar gideceğiz” diyor. Tekrar söyleyelim; savcılar gereğini yapıyor. Ama bu yetmez. İkinci ihbar mektubu, karargâhta delillerin karartıldığını bildiriyor. Bu durumda işin sonuna kadar gitmeye kararlı olan hükümetin yapacağı iş bellidir; delilleri yok etme durumunda olan ‘memurlar’ açığa alınmalıdır. Başbakan Erdoğan, Şemdinli olayları, Dağlıca ve Aktütün baskınlarında olduğu gibi yine oralı değil; Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmeden sonra “kurumları yıpratmama” uyarısı ve mahkemelerin sonuçlarını bekleme kararı deklare edildi. Peki, deliller olmayınca mahkemeler ne yapacak, kararlarını neyin üzerine kuracak? Sevsinler “Paşasının başbakanını”.
Ortalıkta sadece medya üzerinden yürütülen karşılıklı bir psikolojik savaş var. Her psikolojik savaş kirli ve ahlâk dışıdır. Dün 28 Şubatçılar bu kirli ve ahlâk dışı psikolojik savaşı tek taraflı olarak alabildiğine kullandılar. Aslında geniş halk yığınları dün olduğu gibi bugün de psikolojik savaşın kurbanı durumundadır. Dün psikolojik savaş saldırılarından ustalıklı manevralarla yırtanlar bugün mağdurlar adına hareket etiklerini söylüyorlar. Kullandıkları yöntem ise pek farklı değil. Bunlara “Sizin ne farkınız kaldı, siz de onlar gibi yapıyorsunuz” dendiğinde çok kızıyorlar, hemen “Ne yapacaktık, elbette onların kullandığı silahları kullanacağız” diye dikleniyorlar. Maazallah “Kirli ve ahlâk dışı yollarla hak mücadelesi yapılır mı?” diye bir soru sorsanız aynı şiddetle size de saldırıyorlar, ne darbeciliğinizi ne de Ergenekonculuğunuzu bırakıyorlar.
Bilmem farkında mıyız; baskı sistemi ters çevrilmiş bir şekilde yeniden inşa ediliyor. Evet doğru, dün baskı kuran, zulmedenlerin bir kısmı bugün çok zor durumda. Ancak dün mazlum gibi görünenlerin bir kısmı bugün baskı kuran ve zulmeden duruma gelmiştir. Geniş kitleler içinse değişen bir şey yok, boza yine onların enselerinde pişiriliyor. Elbette değişen bir şey var; iktidar, gücü kullananlar değişiyor. Psikolojik savaş üstünlüğü başkalarının eline geçiyor. Bizler de “Yaşasın yeni padişah” demeye zorlanıyoruz.
Demem şu:
1. Vesayet sistemi ancak bunu toptan reddedenler tarafından kaldırılabilir.
2. Vesayet sistemin vesayetçilerin kullandığı kirli ve ahlâk dışı yöntemlerle kaldırılamaz.
3. Türkiye’de vesayet sistemi kaldırılmıyor, yeniden inşa ediliyor.
 

Mehmet BEKAROĞLU

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim