• BIST 106.942
  • Altın 141,866
  • Dolar 3,5300
  • Euro 4,1089
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 31 °C
  • İzmir 33 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Vefatının 15. Yılında Ercüment Özkan Paneli

Vefatının 15. Yılında Ercüment Özkan Paneli
Türkiye'de İslami düşünce ve harekete ilişkin bıraktığı sahih miras için her zaman duacı olduğumuz Ercüment Özkan, vefatının 15. yılında İktibas Dergisi'nin düzenlediği bir panel ile Kayseri'de anıldı

 

 

 

 

 

İktibas Dergisi Kayseri Temsilciği'nin organizesiyle gerçekleştirilen "Vefatının 15. yılında Ercüment Özkan" paneline Mehmed Pamak, Metin Önal Mengüşoğlu, Hüseyin Bülbül ve Abdulhamid Bayırbaş konuşmacı olarak katıldılar. Yoğun katılımın olduğu gözlenen panel, 23.01.2010 Cumartesi tarihinde Kayseri Melikgazi Belediyesi Tiyatro Salonu'nda saat: 19.00'da başladı ve yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Program sunuculuğunu Hamdi Kılçadır'ın yaptığı program, Kur'an-ı Kerim okunması ve mealiyle başladı ve Ercüment Özkan'ı tanıtıcı bir slayt gösterimiyle devam etti.  
Panelistlerin sunumlarının kısa özetleri şöyle oldu: 
Mehmed Pamak:

Ercüment Özkan'ın Siyasi Görüşü" başlıklı sunumunun başında Pamak, programın gerçekleştirildiği salona dair bir rahatsızlığını dillendirdi. Salonu adeta kuşatma altına almış olan bayrak ve Mustafa Kemal tablo-resimlerinin kasvetli bir hava oluşturduğunu; salon Atatürkçü Düşünce derneklerinin etkinliklerine uygun bir biçimde dizayn edilerek, aynı salonu kullanan diğer inanç ve düşünce kesimlerine baskıyla dayatıldığını; haklar ve özgürlükler alanında görece özgürleşme vadiyle açılım iddiasında olanların, eğer samimi iseler öncelikle bu tür ideolojik dayatmaları kaldırmakla işe başlamaları gerektiğini, bu en basit adımı atamayanların daha ciddi açılımlar gerçekleştirmelerinin mümkün olamayacağını ifade etti. Bu tür salonların bizlerden de zorla toplanan vergilerle inşa edildiğini, bu sebeple halkın hizmetine sunulan salonların nötr hale getirilmesi gerektiğini, onun için Kemalizm'in slogan, bayrak, poster, sembol ve göstergelerinin bu salonlara demirbaş gibi asılarak halka dayatılmaması gerektiğinin altını özellikle çizdi. Pamak, özetle şunları söyledi:
"Böylesine Kemalist ideolojinin kuşatması altındaki bir salonda merhum Ercüment Özkan'ı anarken bu baskıya itiraz etmesek, bize yakışmayacağı gibi  ona da haksızlık olurdu. Çünkü o, Müslüman'ım diyenlerin büyük çoğunluğunun sağcı, muhafazakâr, devletçi, "milliyetçi" kirlilikler içinde sisteme sığınma konumunda bulunduğu yıllar olan 1967'de bile Mahkeme heyetine hitaben "bana yüz yıl da ceza verseniz yine de kalan ömrümde Kemalist sistemi değiştirip yerine İslami sistemi oluşturma mücadelemden asla vazgeçmeyeceğim" diyerek hakkı haykırmaktan çekinmemişti. Ercüment Özkan gibi dava adamlarını anmanın, en anlamlı ve değerli olanı, onların bıraktıkları ilkeli örneklikten kalkarak bugün kendi halimizi sorgulamak ve sorumluluklarımızı hatırlatmaktır.
"Onun bugün sürdürmeye çalıştığı yolun işaretleri Mekke döneminde vahyin ilk şahidi Resulullah ve eğittiği ilk Kur'an neslinin ortaya koyduğu mücadele ve inşa sünnetinde ortaya konmuş bulunmaktaydı. İmani, ameli hicretle cahiliye inanç ve amellerini terk ederek, tevhidi iman ve salih amellerle İslami şahsiyetlerini inşa eden mü'minler, iman kardeşliğinde bütünleşerek cahiliye toplumuna alternatif İslami toplumu, ilk Kur'an toplumunu oluşturmuşlardır. İşte bu ilk örnek Kur'an nesli, vahyin yönlendirmesiyle o günün cahiliye sisteminden, şirk sisteminden de ayrışmışlar, müdahaneye/uzlaşmaya yanaşmamışlar, açıkça beraatlarını ilan ederek, şirk sistemine itaatsizliği esas almışlardır. Büyük baskılara, şedit işkencelere, ekonomik ve sosyal boykotlara rağmen, asla İslimi kimlik ve değerlerinden, hududullah'tan tavize yanaşmamışlar, şirk sistemine eklemlenmekten büyük bir dikkatle kaçınmışlardır. Bu yoldan işkencelerle, baskılarla, ekonomik ve sosyal boykotlarla döndüremeyenlerin, uzlaşma, devlet başkanlığı ve zenginlik tekliflerini de reddederek, istikamet üzere dosdoğru olmanın ve tevhidi, Kur'ani alternatifi oluşturmaktan asla vazgeçmemenin muhteşem örnekliğini oluşturdular. Toplumun kurtuluşu bakımından tek alternatif olanların, şirk sistemiyle sentezlere gitmeleri, şirk sistemi içinde birlikte yönetimi kabul etmeleri mümkün değildir. Bu sebeple ilk Kur'an nesli, şirk sisteminin nadiyesi/meclisi olan Darün Nedvesi'ne katılmadıkları ve ülkeyi şirkle yönetmeye razı olmadıkları gibi, Darül Erkam'da Allah'ın övgüsüne mazhar olan alternatif kendi nadiyelerini şura temelinde oluşturdular. Hedef, Allah'ı razı etmek, bu amaçla vahye şahidlik yapmak, Kur'an nesli öncülüğünde daveti yaygınlaştırmak ve toplumun tevhidi istikamette dönüşümüne vesile olarak İslami ümmeti vahiy ekseninde inşa etmekti. Çünkü toplum özündekini tevhidi istikamette değiştirmeden Allah'ın o topluma İslami sistemi takdir etmesi mümkün değildi.
"İşte Ercümen bey, bu tevhidi mücadelenin, bu Kur'an yolunun samimi hizmetkârı olmaya ve bu yolda ömrünü tüketmeye adanmış bir mü'mindi. Tıpkı ilk Kur'an nesli gibi sistem içi yollara asla prim vermeden, sistem içi değişimlere eklemlenmeden, ikbal tekliflerini de reddederek, ısrarla Kur'an'la sistemi değiştirmeye, bunun için de toplumu hazırlamaya kilitlendi ve sistem dışı bu tevhidi yolu hiç terk etmedi.  O bu yolda dosdoğru yürümeye çalışırken, aynı yolu öğrendikten sonra, bu yoldan başka yollara doğru savrulanların durumuna çok üzülüp emri bil maruf sorumluluğunu yerine getirmeye çabalıyor, bu haklı uyarıları muhataplarca hazmedilemediği için de tepki alıyordu. Ama o her şeye rağmen İslami sorumlulukları, bir yandan kendisi yerine getirmeye çalışırken bir yandan da Allah rızası için uyarmayı ölüme kadar sürdürdü. Allah rahmet eylesin. Bugün daha büyük savrulmaların yaşandığı, hak ile batılın sentez edilmeye çalışıldığı, sekülerleşmenin, kapitalist tüketim kültürünün ve Protestanlaştırılarak bireysel ibadetlere indirgenmiş din algısının Müslümanları yaygın bir biçimde kuşattığı, yozlaştırdığı, Kur'an davetçisi kimliğiyle tanınanların bile sistemin partilerine oy vermeye çağırmaktan çekinmedikleri bu süreçte bu, tevhidi, Kur'ani sorumlulukları hatırlatmaya, emri bil maruf ve nehyi anil münkeri yaygınlaştırmaya ve ilk Kur'an neslinin örnekliğine çağırmaya ne kadar da ihtiyacımız var."
 

 
----------
Metin Önal Mengüşoğlu:
"Ercüment Özkan'ın Kur'an Anlayışı" başlıklı sunumunda Mengüşoğlu, özetle şunları söyledi:
 "Ercüment Özkan gibi insanlar, tüm insanları mağaradan çıkarmaya çalışmışlardır… Bir zamanlar mektepli-alaylı ayrımı vardı bu toplumda. İşte Ercüment Özkan, bu sınıf içerisinde alaylı olmayı tercih etmiştir… Bu toplum asker bir toplumdur. Bu toplumun şairleri paşadır. (Ziya Paşa) İlim adamları paşadır. (Ahmet Cevdet Paşa) Ercüment Özkan, bunu değiştiren adamlardandır. Ercüment Özkan gibi insanlar militarist ruhu kırmışlardır. Peygamber (s)'i diri kılan ne idiyse, onu diri kılan da o idi.
— Aliya İzzet Begoviç'in dediği gibi, Peygamber (s) vahiy gelinceye kadar mağarayı mesken edinmişti adeta. Fakat vahiy geldikten sonra mağaraya asla dönmedi. İşte Ercüment Özkan'ın derdi de bu idi. İslam dünyasına yapılan en büyük kötülük, insanları tekrar mağaraya çağırmaktır.
— Tanımlarımızı Kur'an'dan ve Allah'ın Rasulü'nden almalıyız.
— Ercüment Özkan, kavramlara çok önem verirdi. İsrailoğullarının işi-gücü kavramların içini boşaltmak, asıl manalarından uzaklaştırmaktı. O ise, kavramlar dünyasına önem vermiş ve aslî anlamlarını sunmaya gayret etmiştir.
— Ercüment Özkan Kur'an için "takva kılavuzu" tanımını getirmişti. Peygamber (s) için de "O bizim için Baz İstasyanudur." demiştir.
— Bilmediklerimizi hocaya-müftüye değil, Kur'an'a ve Rasulullah'a soralım, derdi.
— "Kanaralaşmak" ibaresini çok kullanırdı. Sürüyü kollayan köpekler belli bir müddet sonra acıktıklarında sürüdeki koyunları yer. İşte bürokrasi de böyle yapıyor ve kendi toplumunu yiyor.
— Ercüment Özkan, "İslam kehanete yer vermemiştir; kâhin gibi değil, akil gibi olmalıyız, demiştir."  
Mengüşoğlu, konuşmasını şu cümle ile bitirdi: "Ercüment Özkan Adana'da ölmedi, yol'da öldü. Yollardan geldi ve yollara gitti." 
----------
Hüseyin Bülbül:
"Ercüment Özkan'ın Sünnet Anlayışı" başlıklı sunumunda Bülbül, özetle şunları söyledi:
 "Buzkıranların buzları kırdığı gibi, Ercüment Özkan da bütün köhne fikir ve anlayışları kırmıştır. Allah Rasulü kendisine gönderilen Kur'an'ı Sünnet edinmiştir. Hiçbir zaman şunlar benden, şunlar Rabbimden dememiştir.
— Allah (cc) Kur'an'ı Sünnet edinilsin diye göndermiştir, der Ercüment Özkan. Allah (cc) Rasulü'nü kitabında nasıl görüyorsa, Ercüment Özkan da öyle değerlendirdiğini söylemiştir.
— Dinde Peygamber (s)'in yeri, tabirî caizse, şekil-A'dır. Peygamber (s)'i kaale almayanı biz de almıyoruz.
— Sünneti doğru anlamanın yolu, Kur'an'ı doğru anlamaktan geçer.
— Hadis, Peygamber'in sözüdür, diyenlerin aktardığı sözlerdir. " 
----------
Abdulhamid Bayırbaş:
"Ercüment Özkan'ın Tasavvuf Görüşleri" başlıklı sunumunda Bayırbaş, özetle şunları söyledi:
 "Zemherinin soğukluğunu Kur'an'ın sıcaklığıyla kırmak ve o havayı ısıtmak için dergi (İktibas) çıkarıyoruz, demiştir Ercüment Özkan. Tasavvuf ve İslam isimli eserinden yola çıkarak malum kitaba hâkim olan temel üç fikri görebiliriz:
1- Tasavvuf, Müslümanların tevhid inancını bozmuştur. İslam, "la ilahe illallah" demiştir; tasavvufta ise "la mevcude illallah" denilerek bütün kâinat ilah edinilmiştir.
2- İslam, zahire göre hüküm vermiştir; tasavvuf ise batına göre yorumlamıştır her şeyi. İslam, yaşanılması/ulaşılması çok zor olan bir dinmiş gibi gösterilmiştir.
3- İslam, haramdan kaçınılıp helallere sarılmaya cehd edildiğinde takvaya ulaşılacağını ve böylece büyük bir sorumluğun kuşanılacağını bildirir. Tasavvufta ise takva sahibi denilen insanlar, bütün sorumluluktan arî sayılır." 
Bayırbaş  son olarak şunları kaydetti: "Tasavvuf, İslam sitesinin içerisindeki 'gecekondu'dur. Onu kaldırmadan-yok etmeden yeni bir ev yapamazsınız. Ercüment Özkan tasavvufu 'buğday biti'ne benzetir. Buğday biti, buğday başağının içindeki asıl un olması gereken bölümü yer ve başağı sadece kabuk halinde bırakır, böylece buğday bomboş, hiçbir işe yaramaz hale gelir. İşte tasavvuf da İslam'ı bu hale getirir." 
23 Ocak 1938 yılında Kırşehir-Mucur'da doğan ve hayatının tüm evrelerini mücadeleyle, zorlukla, sıkıntıyla geçiren Ercüment Özkan, 23 Ocak 1995'te Adana'ya bir konferans için gittiğinde vefat etmişti.  
Kendisine bir kez daha Rabbimizden mağfiret diliyor; Müslümanlara bıraktığı güzel ve sahih miras için dua ediyoruz.
FATİH PALA / Haksöz-Haber

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim