• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 7 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

Türkiye'nin Rolü Ve Soru İşaretleri

Türkiyenin Rolü Ve Soru İşaretleri
İran’ın nükleer dosyası ve Türkiye’nin arabuluculuğunun akibeti

 

 

 

 

 

 

Türkiye’nin yeni dış politikasının özelliği, Amerika Birleşik Devletleri ve İran ile ilişkileri örneğinde olduğu gibi çıkarları çatışan birçok ülkeyle bölgesel ve uluslararası düzeyde kurduğu dengeli ilişkileri sürdürebilmesidir.

Bu dış politikanın olumlu yanlarından biri de, Türkiye’ye bölgede seçkin ve benzersiz bir rol oynama fırsatı vermesidir. Bu rol, “sıfır sorun” sonucuna ulaşmak üzere anlaşmazlıkların çözümünde diplomatik ve barışçıl yollarla çeşitli taraflar arasında aracılık yapma temeli üzerine kuruludur.

Fakat bu politikanın gerek Suriye-İsrail dosyasında olsun ve gerekse İran-Amerika dosyasında olsun –şimdiye kadar- etkili bir rol oynayamadığı görülmektedir. Bu durum, Türk arabuluculuğunun ulaştığı “sıfır netice” gerçeği gölgesinde Türkiye’nin bölgede aktif ve etkili bir dış politikayı sürdürebilme gücü etrafında ve dolayısıyla bölgesel güç olarak bölgedeki değişimler üzerindeki ne ölçüde etkili olduğu noktasında soru işaretleri oluşmasına yol açmıştır.

İsrail- Suriye görüşmeleri dosyasında İsrailliler, Türkiye’nin sonuç vermesine çok az kalan ve Tel Aviv ve Şam arasında doğrudan görüşmeleri başlatacak çabalarını son anda engellediler. Eski İsrail Hükümeti Gazze’ye savaş açarak Türkiye’nin bölgede istikrarı sağlama çabasını boşa çıkardı ve Türkiye’yi zora sokarak Türkiye’nin bu yöndeki çabalarını başlangıç noktasına geri döndürdü. Gazze Savaşı, Türk-İsrail ilişkilerinde gerginliğe yol açtı ve bu gerginlik, Tel Aviv’in gelecekte herhangi bir Türk arabuluculuğunu kabul etme imkanına olumsuz olarak yansıdı.

Bugün Türk diplomasisi ve dış politikası, İran ve Amerika arasındaki nükleer kriz dosyasında başka bir sınav veriyor. İsrail gibi İran da geçmişte birçok kez; Mart 2009’da ve Aralık 2009’da, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin Tahran’ın nükleer silah geliştirmemesini garanti altına almak için çalıştığını ve sorunun diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini söylediğinde Türkiye’nin arabuluculuğunu reddetmişti.

Ancak İran, son dönemde dönüş yaptı ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu eski Genel Sekreteri Muhammed El Baradei’nin önerisine ve uluslararası toplum ile İran arasındaki müzekerelere uygun olarak Türkiye’nin Batı’yla uranyum değişiminde bir istasyon görevi görmesi teklifini kabul etti.

Şimdi Türk Dışişleri Bakanlığı Tahran’a daha fazla uluslararası yaptırım uygulanarak sorun büyümeden nükleer krizi çözmek için yeniden çaba sarfediyor. Ancak Türkiye’nin arabuluculuk pozisyonu şuanda birçok sorunla karşılaşıyor. Onlardan bazıları:

1- Uluslar arası çevreler İran’a güvenmiyor. Geçen yıllar boyunca müzakere bahanesiyle oyaladı ve nükleer programı bugünkü ileri aşamaya geldi. Türkiye’nin Batı’yı İran’ın bu kez müzakere konusunda ciddi olduğuna, yaptırımlardan kaçarak nükleer programını sürdürmek için zaman çalmadığına ve gerçekten çözüm istediğine ikna etmesi çok zor olacak.

2- Uluslararası toplumun geniş bir kesiminde İran’ın nükleer programının niteliği konusunda ciddi şüpheler var. Programın hedefinin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarda kullanmak olmayıp askeri olduğuna ve atom bombası elde etmek amacını taşıdığına inanılıyor. Halen İran, nükleer programının barışçıl olduğuna dair yeterli deliller ortaya koymadı. Aksine Kum’da kurulan nükleer tesise benzer birçok gizli nükleer tesis inşa ederek ciddi ihlallerde bulundu. Ayrıca uranyumu yüzde 20 zenginleştirdi. Silahlanma için ve yaptırımlara tahammül için çok büyük paralar harcıyor. Bütün bu adımlar programının barışçıl olmadığı izlenimi veriyor. Türkiye’nin herhangi bir arabuluculuk veya müzakere girişimine başladığında Batı’yı tatmin etmek için bu konuyu açıklaması gerekiyor. Bu ise oldukça zor bir iş.

3- ‘Arabuluculuk’ ve ‘müzakere’ olayı Türkiye’nin her iki tarafa da eşit mesafede durmasını gerektiriyor. Ancak şu ana kadar ilan edilen resmi pozisyon, İran’a daha fazla uluslararası yaptırım yapılmasını reddetme yönünde ve bunda da açıkça İran’ın tarafını tutma var. İran’la olan derin ekonomik ve ticari ilişkileri nedeniyle Türkiye’nin tavrını anlamak mümkün. İran Ankara’nın enerji ihtiyacını karşılıyor ve iki ülke arasında çok büyük ortak çıkarlar var. Fakat Amerika’nın Güvenlik Konseyi’nin Rusya ve Çin gibi daimi üyelerini ve Brezilya gibi geçici üyelerini ikna etmesi halinde Ankara çok zor bir pozisyonda kalacak. İşte o zaman Türkiye, İran ile ikili ilişkileri ile Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesi sıfatıyla üzerine düşen yükümlülükler arasında debge kurmak için hesaplarını gözden geçirmek zorunda kalacak.

ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, bu dosyaya Türkiye’nin arabuluculuk etmesini pek çok kez kabul ettiler. Fakat İran tarafı Türkiye’nin arabuluculuğunu kabul etmeyerek çabaları boşa çıkarıyordu. Uluslararası toplumun şimdi daha fazla yaptırım uygulanmadan önce belirli bir zaman dilimi ve belirli bir hedef koymadan müzakereye izin vermesi uzak bir ihtimal. Türklerin özellikle müttefikleri Amerika ile ilişkilerinde olumsuz sonuçlar doğurabilecek bu zor aşama için hazırlık yapması gerekiyor.

Ali Hüseyin Bakir kimdir?

1981 yılında Kuveyt’te dünyaya geldi. 1992 yılından bu yana Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta yaşıyor. Lübnan Üniversitesi Hukuk, Siyasi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden 2004 yılında dönem birincisi olarak mezun oldu. Beyrut Arap Üniversitesi’nde 2009 yılında siyasi bilimler alanında master en yüksek dereceyle diplomasına hak kazandı. Halen aynı üniversitede doktora tezini yazmaya devam ediyor. Aynı zamanda Beyrut’ta Al-Iktissad Wal-Aamal Group’un yayın organı Al-Iktissad Wal-Aamal Dergisi’nde editör olarak çalışıyor.

Ürdünlü analist ve uluslararası ilişkiler uzmanı ünlü yazar Ali Hüseyin Bakir, nükleer enerji ve petrol stratejisi alanında Amerika, Çin, Türkiye ve Rusya üzerinde uzman.

Uluslararası ilişkiler alanında araştırmacı yazar olarak yazı hayatına devam eden Ali Hüseyin Bakir, makaleleri İngilizce, Türkçe, Fransızca ve Urduca gibi pek çok dile çevrilen ünlü bir yazar. Henüz genç yaşına rağmen Arap dünyasının ünlü gazete ve dergilerinde analizleri yayınlanan ve son dönemde Türkiye'yi yakından takip eden yazar, El-Cezire, El- Hayat ve El- Arabiya gibi ünlü basın kuruluşlarında yazılarını okurlarıyla buluşturmaya devam ediyor.

Tercüme: Samet DOĞAN

Habertaraf.com
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Z

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Suikast İçin Gelen Terörist Öldürüldü!12 Ocak 2017 Perşembe 11:31
  • Bunları Yapana Vatandaşlık Verilecek!12 Ocak 2017 Perşembe 11:25
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim