• BIST 83.024
  • Altın 146,503
  • Dolar 3,7538
  • Euro 4,0342
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -9 °C
  • İzmir 6 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

TIMETURK CEMAAT-İ İSLAMİ İLE GÖRÜŞTÜ

TIMETURK CEMAAT-İ İSLAMİ İLE GÖRÜŞTÜ
Hindistan'daki Cemaat-i İslami'ye bağlı öğrenci örgütü SIO (Müslüman Öğrenciler Birliği) Başkanı Suhail K K ile Müslüman gençler üzerine konuştuk...

 

 

 

 

 

 

Uluslararası Gençlik Forumu (IYF)'nun yıllık olarak düzenlediği Müslüman gençlik buluşmasına Hindistan'dan katılan Cemaat-i İslami'nin öğrenci örgütü SIO'nun Başkanı Suhail K K ile Timeturk okuyucuları için görüştük. İşte zevkle okuyacağınızı düşündüğümüz o söyleşi:




- Bize ilk olarak kendinizden bahsedebilir misiniz?

- Ben Suhail K K. Hindistanlıyım ve Hindistan’daki Cemaat-i İslami’ye bağlı Müslüman Öğrenciler Birliği’nin (SIO) başkanıyım. Örgütümüz 1982 yılında kuruldu ve bildiğiniz gibi bağlı olduğumuz Cemaat-i İslami’nin fikir babası Mevdudi.

- Peki neden Türkiye’desiniz? Sizce bu konferansların anlamı nedir?

- Aslında biz zaten bu federasyonun bir üyesiyiz ve Uluslararası Gençlik Forumu’nun kurulduğu 2005’ten bu yana da tüm toplantılara katıldık. Bu toplantıların işlevine gelince; aslında ben bu tarz buluşmaların ümmet gençliğinin dirilişi için bir başlangıç noktası olduğuna inanıyorum. Ayrıca toplantıya katılan ülkeleri iki kategoriye ayırabileceğimizi düşünüyorum. Birincisi Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkeler ve ikincisi Müslümanların azınlıkta olduğu seküler ülkeler. Bu yüzden de her iki tür ülkeden gelen katılımcılara da hitap edecek, onları yönlendirecek ve birbirlerini anlamaya yardım edecek programların düzenlenmesi, tartışmaların yapılması gerektiği kanısındayım.

- Biraz daha somutlaştırabilir miyiz?

- Mesela bu toplantıya katılan ve çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde ya da İslami bir rejime sahip – en azından anayasasında öyle yazan - ülkelerde yaşayan katılımcıların, temsilcilerin İslam’ı en doğru şekilde anlayıp, İslam’ın temel farizalarının farkında olmalarını ve iyi bir yönetimle bunu devletlerine de yansıtmaları gerektiği kanısındayım. Yani İslam’ı en doğru şekilde temsil etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Müslüman bir ülke olmakla İslami bir devlet olmak arasında fark var ve bugün tüm dünyaya baktığımızda ne yazık ki ideal bir İslam devleti göremiyoruz. Bu yüzden ideale ulaşmak için adım adım gidilmesi gereken konular nelerdir, önceliklerimiz nelerdir, pratik yöntemler nelerdir gibi soruların bu tarz toplantılarda tartışılarak cevaplandırılması gerektiğini düşünüyorum.

- Peki laik devletlerde yaşayan veya azınlıkta olan Müslümanlar için neler yapılmalı?

- Türkiye ya da Hindistan gibi belli bir kesimin din karşıtı olduğu, seküler zihinlere sahip insanların yönetimde etkili olduğu laik ülkelerde yaşayan temsilciler için ise ülkelerinde İslam’ı nasıl daha iyi temsil edeceklerine dair oryantasyon programları uygulanmalı. Çünkü Müslüman bir ülkede İslam’ı temsil etmekle seküler bir ülkede İslam’ı temsil etmek aynı değil. Mesela laik ülkelerde tartışırken Kur’an’dan ya da hadislerden alıntı yapamazsınız, dine karşı olumsuz duygular besleyen insanların önüne çıkıp da hutbe veremezsiniz. Bu yüzden İslam bu ülkelerde öyle temsil edilmeli ki muhataplarımız onlara mesajımızı sunarken ne dediğimizi tam olarak anlamalı. Laikliğin yoğun olarak hissedildiği Türkiye gibi bir ülkede İslami hareketler kendilerini toplumdan izole etmemeli, İslam’ı onların diliyle temsil etmeli; fakat tabii ki ideolojimizi, fikirlerimizi onlarınkiyle karıştırmamalıyız. Yani Müslüman gençler olarak önceliklerimizi belirlemeli ve onlar üzerinden tartışmalıyız. Bu gibi toplantıların en önemli gündem maddeleri bence bunlar olmalı.



- Hindistan’da SIO olarak neler yapıyorsunuz?

- Hindistan’ın her bir eyaleti farklı bir ülke gibidir. Yüzlerce etnik ve dini grup vardır. Örneğin, 260’dan fazla dil konuşulur ve bunların 15’i devlet tarafından tanınır. Bu kadar fazla çeşitliliğe sahip bir ülkede yaşayan Müslümanlar olarak toplam nüfusun resmi olarak %15’ine gerçekte ise %18’ine tekabül ediyoruz. Böyle bir ülkede var olan SIO ise sadece Müslümanların kendi içerisinde faaliyet göstermiyor. Hindistan’daki tüm üniversitelerde mücadele veriyor ve Hindistan halkının tümüne, kamuoyuna yönelik çalışmalar yürütüyor. SIO toplumu ileriye götürecek bir eğitim sistemine sahip olmamız gerektiğini, gelişmeden anladığımız şeyin aslında bir gelişme olmadığını, söz konusu gelişimin birçok insanı dışladığını ve önemli bir nüfusun yaşam şartlarını sağlık ve barınma gibi temel haklardan mahrum bırakarak güçleştirdiğini ve tüm bu ‘gelişim’ politikasının da eğitim sistemi üzerine bina edildiğini söylüyor. İşte bu yüzden Hindistan’daki eğitim sistemi öyle bir değiştirilmeli ki özgür ve kendini gerçekleştirmiş insanlar ortaya çıksın, topluma değer katsın, eğitim sistemi topluma karşı sorumlu olsun diyor. SIO’nun davet çalışmaları ise sadece tevhid, risalet ya da ahiret gibi konuları kapsamıyor, aktivizm de içeriyor. SIO için davet meydanlara dökülmek; dilencilerin, yolda kalmışların elinden tutmak, nesiller boyunca ezilenlerin yanında olmak demek.

- Peki Türkiyeli kardeşleriniz için bir mesajınız var mı?

- Aslında Türkiye’ye ilk gelişim; ama gözlemleyebildiğim ve okuduğum kadarıyla Hindistan’dan bakan bir Müslüman olarak söyleyecek olursam açıkçası Türkiye’de İslami hareket dendiğinde Refah Partisi’nden başlayıp Saadet ve Ak Parti’ye kadar uzanan çizgi ilk önce aklıma geliyor. Fakat bu çizginin dışında da mücadele veren İslamcılar olduğunu ve bunların da güçlü olduğunu artık biliyorum. Sekülerizmin aşırı bir yorumunu uygulayan Kemalizm’in baskın olduğu Türkiye gibi ülkelerde yaşayan Müslümanların öncelikler belirlemesi taraftarıyım. Önceliklerden kastım ise ‘İslam’a en büyük düşmanlığı Yahudiler ve müşrikler’ yapar diyen bir peygamberin Medine Devleti’ni kurduğunda tarihin yazılmış ilk anayasasında ‘Medine Devleti’nde yaşayanlar bir ümmettir.’ diyebilmiş olmasıdır. Bu ümmetin içinde Medine’nin sadece yüzde 10’unu oluşturan Müslümanlar yoktur, geriye kalan yüzde 90’lık kesim de –ki bunların içerisinde Yahudiler, Müşrikler ve Hıristiyanlar da vardır – bu Medine ümmetinin içerisindedir. İşte bu öncelikler oluşturmak, stratejik ittifaklar oluşturmaktır. Mesela Hz.Muhammed (s.a.v) Mekke döneminde alkolü yasaklamayı aklından bile geçirmemiştir; alkol Medine’de yasaklanmıştır. Çünkü bu İslam’ın cahiliye üzerine galip gelmesi için Allah tarafından belirlenen ve peygamber tarafından uygulanan bir stratejidir. Biz de günümüz sosyo-politik koşullarına göre bu tarz öncelikler belirlemeli ve cahiliyeye karşı bu şekilde mücadele vermeliyiz. Bu yüzden de iki büyük parti ve diğer İslami gruplar bir öncelik olarak birleşmeli ve ortak bir hedefe doğru beraber yürümelidir.

- Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

- Ben teşekkür ederim.

Ersen Akyıldız/TIMETURK

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim