• BIST 109.050
  • Altın 153,876
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 6 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Taraf'Tan Kovdurtan Derin Pkk Yazısı!

TarafTan Kovdurtan Derin Pkk Yazısı!
"Öcalan'ı asalım" dediği için Taraf'tan kovulan Önder Aytaç'tan şok sözler... Taraf'ı eleştiren Aytaç'ın sansürlenen yazısı da ortaya çıktı. İşte Aytaç'ın olay sözleri ve Taraf'ın sansürlediği o yazı...

 

 

 

 

 

Doç. Dr. Önder Aytaç ile Taraf gazetesinin yollarının ayrıldığı konusu medyanın en önemli gündem maddesiydi.

Aytaç haftasonu Hürriyet'e verdiği röportajda bile ayrıntısına girmediği detayları paylaştı.

Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Önder Aytaç, Taraf gazetesi hakkında “bomba” açıklamalar yaptı. Taraf'ı ilk kez eleştirdi.

İşte Aytaç'ın o açıklamaları:

“Taraf gazetesinde çıktığı andan bu tarafa periyodik olarak yazılarım yayınlandı ve doğruyu söylemek gerekirse de özgür bir biçimde hep makalelerimi yayınladım. Hiç bir şekilde sansür uygulaması olmadı. Son gönderdiğim 5 Temmuz 2010 tarihinde yayınlanması gereken makalem yayınlanmayınca ve hatta köşe yazarları editörü Tamer Kayaş tarafından da bir süreliğine izne çıkmam önerilince, ben de 'peki' diyerek izne ayrıldım.

Ancak daha sonradan olan gelişmeler ve gazetenin yazarlar editörü Tamer Kayaş'ın -onun anlatımlarıyla- 'kesin olmayan bir şekilde', onun anladığı şekliyle, 'gazetede bundan sonra yazmayacağımı' bana telefonda söylemesi sonrasında, ben de istemediğim halde Taraf'dan ayrılmış oldum.

Evime haksız ve usulsuz olarak Doğu Perinçek tarafından dayatılan hacizde de, sadece gönül yakınlığı hissettiğim ne Ahmet Altan'dan, ne Yasemin Çongar'dan herhangi yüreklendirici bir telefon ya da e-mail almamış olmamı da üzülerek karşıladığımı burada belirtmeliyim.

Yine gazetede yazan Suzan Sarmancı'nın ve Halil Berktay'ın benim aleyhimde yazdıkları yazılara karşı, hem benim yazdığım yazının yayınlanmaması, hem Taraf gazetesinin gereken açıklamaları ilgili yazarlara yapmaması, hem de direk o iki köşe yazarının eleştirilerini saygı kurallarını aşarak gazetede yayınlaması ve de zorunlu izne ayrılmamın durumunu, yazdığım sayfada okuyuculara duyurmaması da, buradan bakınca kabul edilemez bazı yanlış anlaşılmaların tezahürü olarak üzülerek algılıyorum.

Taraf'ı, yaptıklarını ve demokrasi bağlamında duruşunu beğeniyorum ancak bana yaptığı bu işlemi haksızlık olarak değerlendiriyorum ve üzülüyorum.

Yasal haklarım mahfuz kalmak kaydıyla, bundan sonraki süreçte, başka medya kuruluşlarından gelen / gelecek teklifleri değerlendirerek yoluma devam etmiş olacağım.”

TARAF'I RAHATSIZ EDEN YAZI!

Taraf gazetesi Önder Aytaç'ın son yazısını yayınlamamıştı. Yazı da derin devlet PKK ilişkisiyle ilgiliydi. Ama en önemlisi kendisini eleştiren Taraf yazarlarına da birkaç kelam etmişti!

İŞTE AYTAÇ'IN SANSÜRLENEN O YAZISI:




Derin (devlet + PKK + Ergenekon) ve Öcalan



Türkiye de ne PKK sorunu, ne Alperenler problemi, ne ulusalcılar açmazı ne de Ergenekon belası vardır. Türkiye'nin, Anadolu insanının ve siyasi hükümetlerin yalnızca ve yalnızca ‘derin devlet' belası ve ‘iyi sıhhatte olsunların' ‘vesayet sorunu' vardır. Bu sorun sonlan(dırıl)madıkça, AB ve ABD'deki gibi, -askeriye ve yargı dahil- her bir kurum olması gereken statüsüne çekilmedikçe, terör belasından kurtul(un)ması mümkün değildir.

1. 01-15 Temmuz'a arasında, turizm için önemli bir şehirde, siyasi bir şehirde ve çok büyük bir ilde, 12 Eylül öncesindeki son 2 aydaki gibi yüzlerce ‘ses bombaları' patlatılacak. Google'dan ‘ses bombasına' bakarsanız, yapılara ve insanlara zarar vermeyen ve fakat insanlarda ürperti ve endişe uyararak siyasi iktidara güveni sarsan eylemlerin ‘karıştırıcı katalüzörü'dür denilebilir.

2. 15–30 Temmuz arasında da, 20'ye yakın ilde polis merkezlerine, araçlarına ve memurlarına saldırılar düzenlenecek ki; polisin şehir merkezlerinde güvenliği sağlayamadığı konusunda vatandaşlarda şüphe uyandırılsın.

3. 01-15 Ağustos arasında da siyasilere ve özellikle de AKP il teşkilatlarına molotoflu saldırılar düzenlenecek.

4. Yurttaşta yalnızca siyasilere ve hükümete değil, aynıi zamanda güvenlik bürokrasisine de güvensizlik oluştuğu için Bayram sürecinde herhangi bir saldırı olmayacak.

5. Şehit mehmetçik sayısında da yüzlerceye yakın bir artış olacak. Şehitler artsın ki, siyasi iradeye karşı güvensizlik artsın. Ya da ‘teşvikiye'den kalkan cenaze olmadığı için, gariban anadolu insanı kara kafalı Türkler ve Kürtlerin evlatlarının yüzlercesi yine pisi pisine şehit olacak.

Şimdi yukarıdaki 5 maddeyi yazdığım için, bazı ‘geri zekalılar', benim bunları yapmak istediğim sonucunu çıkarabilir. Halbuki azıcık bu konulardan ‘teröre giriş' seviyesinde yazılan başlangıç kitaplarında anlatılanlara ve ortalama zekaya sahip kişilere göre bile, yazdığım bütün makalelerimi, televizyon konuşmalarımı ve gazetelerdeki uzman bilirkişi olarak görüş açıklamalarımı okuyacak olurlarsa; kesinlikle bunların kamuoyu ile paylaşılması neticesinde, derin devletin; ya bunları yapamadığını, ya da plan değişikliğine gittiğini, ya da daha dikkatli davranmak zorunda kaldığını ve kafayı yediğini ya da yapacağı pisliklerin ama yapılış şeklini ama yapılış unsurlarını değiştirmek zorunda kaldıklarını göreceklerdir. Ve her halukarda da yapılacak olan ‘derin pisliklerin' oranında, sayısında, çeşidinde, kapasitesinde de ya azalmalar ya da şiddetinde azaltmalar olduğunu göreceklerdir.

Bir diğer anlatımla, yazdığım her yazıda, ‘derin yapının' yapmayı planladığı pislikleri deşifre ettim, yerine göre kendimi –bile- siper ederek, Anadolu insanının başına örülen çoraplara engel olmak için –de- hep kamuoyunun vicdanına seslenmeler yaptım. Mütevazilik yapmama hiç gerek yok, bunda da Emre Uslu ile birlikte azımsanmaz bir şekilde başarılı olduk. Başarılı oldum çünkü; son 30 hafta içinde 57 ildeki STK'ların konferanslarına konuşmacı olarak davet edildim. Başarılı oldum çünkü; ABD ve AB başkentlerinden davetler alarak, Ergenekon ve PeKeKe yapısını derin devlet bağlamında anlattım. Başarılı oldum çünkü; onbinlerce gelen e-mailde, benimle kendi yerleşim birimlerindeki derin kokuşmuş yapıların kurguladığı oyunları paylaşanlar oldu. Başarılı oldum çünkü; Anadolu insanından, en tepe noktalardaki kişilere varıncaya kadar, takdir duygularını benimle paylaşan insanlarla karşılaştım.

Aynı Öcalan ile ilgili yaptığım açıklamadaki gibi… Öcalan'ın avukatlarının 2 ay kadar önce, beni arayıp; ‘görüşmek ve gerçekler konusunda bilgilendirme yapmak istediklerini' ifade ettiler. Derin yapının içinde, artık Öcalan'dan sonsuza dek kurtulma konusunda çalışmaların yapıldığı bir süreçte, ‘akıllı düşman' ve ‘aptal dostların' şimşeklerini de üstüme çekmek pahasına, Öcalan'sız (öldürülmesinin planlandığı) bir Kürt hareketinin ve PKK'nin adımlarının atılacağını / düşünüldüğünü, birkaç televizyon kanalında dile getirdim. Getirdim ki; Öcalan'ın güvenliğinin daha da sağlanılması ve ülkenin ona yapılacak bir yok etme planı sonucunda oluşacak kaosa ve iç çatışmalara engel olmak için. Bu açıklama ile inanılmaz hayati bir bedel ödememe rağmen, ‘iyi ki de planlananları söylemişim' dediğimi burada ifade etmeliyim.

Gaflette olan S. Samancı, dalalette olan H. Berktay, V. Sarısözen ve hatta hıyanetteki C. Bayık'ın yanında, ‘derin yapı' ile göbeğinden bağlı olan D. Kartal, M. Karasu ve S. Ok'un anlamsız ve sığ saldırılarının yanında, Öcalan ile ilgili söylediğim ve ‘derin yapı'nın planlarını deşifre ederek önüne geçmeye çalıştığım bir öldürme planından sonra, bu isimleri düşündükçe Edip Akbayram'ın ‘aldırma gönül aldırma' türküsünü mırıldanıyorum.

Öcalan'a savaşı ve kan dökülmesini engelleyecek bir irade kullanmasını ve Tanrı'nın ona vereceği kadar bir ömür diliyorum. Elbette hür bir şekilde iradesini açıklayabileceği, vesayet altında olmayacağı ve sivil bir hapishane de olmasının gerekliliğine parmak basarak… Türkiye de ne PKK sorunu, ne Alperenler açmazı, ne Ergenekon problemi vardır. Olan yalnızca ‘derin devletin' vesayet sorunudur.

Umarım Erdoğan hükümeti de bunu kavrıyor ve gereğini yapıyordur.

*** Meydagündem

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim