• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 9 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

TANRI-ANNE

Fatih Tezcan
Yıllarca yaşadıklarım ve dinlediklerimden sonra \'özel bir anne\' profili oluştu zihnimde…

Bu yazıda her anneyi değil işte bu özel anne’yi mevzu edeceğim…

Sıra dışı bir ‘anne’ yazısı olacak yani… Onun için hazır olmayan lütfen okumasın…

Okuyup da beğenen, \'ben bu anne\'yi bir yerden tanıyorum\' diyen ise çıktıyı alsın ve o hangi anne ise bir sabah başucuna koysun…



Doğumu 1950-1970 arası bir sene… Yani 40-60, en fazla 65 yaşlarında bir anne…

Anadolu Kadını veya İstanbul Hanımefendisi olması çok önemli değil…

Yaşadıkları ve yaşattırdıkları hemen aynı…

Anne dindar… Çoğunlukla örtülü veya örtü düşmanı falan değil…

Kızı örtündü diye önüne dekolte elbiseleri atanı, lise arkadaşlarını çağırıp parti vermeye çalışanı, ‘bizim ailemizden kimse örtünemez! çıkaracaksın!’ diyeni de biliyorum ama konu etmiyorum…

Bu anne dindar olsun…

‘Dindar’ derken Din diye bir şey yaşıyor, sorarsanız adına İslam diyor, namazını kılmaya çalışıyor, muhakkak mevlitleri, yedileri, kırkları, kandilleri, Yasin’leri okuyor, kaçırmıyor yani…

Din dediğimiz o din…

...

Geçmişte ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşamış… Darlıklar, fakirlikler görmüş…

Eşiyle beraber -veya istisnai olsa da ayrı- türlü zorluklara göğüs germiş…

...

Bu annemiz tek parti ülkesinde, İnönü’nün milli şef yönetimini bilmiş,
Dünya savaşına girmemek için türlü siyasetler izlenen memlekette içerideki sınıfsal sessiz savaşın tanığı olmuş,
Menderes’in yaptıklarının karşılığına bakmış, ağlamış,
Devlete asla kafa tutulamayacağını anlamış,
’70 darbesini idrak etmiş,
’80 öncesindeki kavgalar sırasında sindikçe sinen bir evin kadını olmuş,
Herhangi bir fikriyata ait olmayı riskli, herhangi bir yere üye olmayı ise ateşten gömlek zannetmiş,
’80 darbesini seyretmiş, Özal’ı sevmiş, Demirel’e zaman zaman kanı ısınmış,
Ama eninde sonunda her şeyden önemlisinin yastık altındaki, bankadaki cukka’nın sağlamlığı olduğunun,
Kötü günde kimsenin yanında olmayacağının,

Kardeşliğin, Kur’an İslamı’nın falan masal, insanın yapması gereken en önemli şeyin ise Aile milliyetçiliği ve şahsi hesapların yüceliğinin bilinmesi olduğunu kafasına koymuş birisi…

...

Anlatacağınız her türlü şeyi ‘bunlar bizim kitaplarda yok, okumadık, biz başka türlü okuduk, onu yaşarız’ diyerek geçiştirecek denli cahil ve içine dönük yaşayan bir anne…

Onun için hayatın gerçekleri sadece onun yaşadıkları, edinimleridir!

...

Sünneti falan sık dillendirir bu annemiz zira Din sandığı diğer duygu yoğunlukları ve ritüeller gibi Hazreti Muhammed’i sevmenin de cennet için olmazsa olmaz olduğunu düşünmektedir.

Daha doyurucu bir ifade ile söylersek,

Namazı, orucu, sünnet algılaması, peygamber sevgisi, Kur’an saygısı hep mahşerdeki olası rezalette afişe olmamak, cennetten bir miktar arsa ipoteklemek içindir aslında…

...

Ve bu annemize bir gün tam da uzmanlık alanından bir sınav isabet eder…

Bir gün bu anne’nin kızı/oğlu evlenmek ister…

Esasen şu yazının konusu bu anne’nin o beklenen ama bir o kadar da sıra dışı durumda yani evlilik öncesinde takındığı tavırlarla alakalı…



Şimdi siz gittiniz ve bu anne’mize evlenmek istediğinizi, bir talib olduğunu, sizin de bu kişiyi sevdiğinizi, istediğinizi söylediniz…

Yandınız!

Bir defa siz bunu nasıl söylersiniz, o bulamadı mı ki?

Zımnen tahkir ve tahfif bu sizinki!
Büyük bir had bilmezlik!

Bu bir…

İkincisi zaten siz birisini bulduysanız bu kişi otomatikman yanlış kişidir!

Çünkü siz buldunuz!

Sonra, sizin doğru bir tercih yapmanız söz konusu ise ona o anneye ne gerek var ki!

Bu son şıktan dolayı zaten ‘otomatik baltalama’ süreci başlatılacaktır!

Yıpratma Politikaları’nın ucu bucağı yoktur!

Evden çıkış yasakları koymakla başlayan süreç, evde zorla tutulan kul’un beyninin olmayacak evhamlarla ve vesveselerle yıkanmaya çalışılmasıyla tam bir işkence halini alacaktır!...
Ama bu daha ne ki?

Bir önceki cümledeki ‘kul’ kelimesini tek hece diye hızlı geçmeyesiniz sakın…

Siz bu anne’nin kızı/oğlu değil kulusunuz!

Vallahi de billahi de mecaz değil, hakikaten kulusunuzdur!

O öyle sanar…

Ona sorsanız ‘töööbe estaaafirullah o ne demek öööle ya’ diyecektir…

Ama diğer yandan ortada ‘telafi edilemez’ hiçbir sorun yokken sırf ‘ilk intiba eksiklikleri’ veya ‘hayalindeki geline/damad’a uymayan yönleri veya ‘kendi istediği adayın kaale alınmaması’ gibi onlarca geçersiz sebepten birkaçını seçecek,

ve bir süre önce eşiyle olan münasebetinden olan evladını, bu biyolojik münasebetin icabetini hiçe sayarak veya unutarak ‘Kul’ veya ‘Mal’ yerine koyacak, yeni bir hayata başlama hakkını ve hukukunu tanımayacaktır!

Bu anne’nin Müslümanlık iddiası buraya kadardır, zira bu anneye Bakara Suresi’ndeki ‘evleneceklere engel olmayın!’ ayetini söyleseniz de hiç ama hiçbir şey değişmeyecektir!

Hatta ona din, iman, Kur’an hatırlatmak gibi bir küstahlığa(!) kalkıştığınız için suçlanacaksınızdır…

Bu anne’nin mezhebi Hanefilik iddiası da buraya kadardır ve bu anneye, İmam Azam Ebu Hanefi’nin o ayete göre içtihad yaparak evleneceklere engel olmanın İslam dışı olması hasebiyle anne-baba’nın sadece bilgisinin olmasını yeterli görmesi hiçbir anlam ifade etmeyecektir!

Hem evlat kimindir?

Allah’ın mı? Değildir…

Ebu Hanife’nin mi? Değildir…

‘Ben senin annenim annen!’ haykırışı, Allah’ı da, dinini de, akl-ı selim’i de aranızdan çıkarmak için yeterlidir!

Bazı hadislerin ve İmam Şafi’nin bu hadislere dayanan ve anne-baba’nın iznini mecbur tutan içtihadının yeniden yorumlanmamasının sonucunda yaşananlar ortadadır…

Bu anne’nin diktatoryasında ve konu etmediğimiz baba, ağabey, kardeş, abla, sülale ve töre isimli terör baskılarında daima

1.’Osmanlı terbiyesi’ adı altında yapılan birey pasifizminin,

2.Şafi paradigmanın ‘evlilikte anne-babanın izni şartının’ Kur’an’ın maksadı olan özgür insan tipiyle tezadının fark edilmemesi ve/veya suiistimalinin,

3.Yıllarca ezen devletin bu baskısının kişiliğe işlemesinin,
4.Tarikat üyeliğinden kaynaklanan ‘hazretin sözünden çıkmama, fetvasız iş yapmama’ kültünün,

5.Büyük sıkıntılarla ve daha büyük hırslarla biriktirilen ‘cukka’nın, onaylanmayan bir adayla başlanacak yeni bir hayata harcanmak istenmemesinin,

6.En hafifi ’Falan hanım’ın kızı annesinin arzu etmediği birisiyle evlenmek istiyormuş’ dedikodusundan başlayan gıybet ve alaylara maruz kalmaktan kaçınmak diye özetlenebilecek sosyal bir fobinin,

7.Pek tabii ki sordun mu ‘gönüldeki kuş’ denilen ama aslında eldeki kul’dan veya ‘evdeki mal’dan başka hiçbir şey görülmeyen evlad’ın, haybeye(!) evden uçup gitmesinin dilenmemesinin etkisi vardır…

Tecrübe zannedilen magazinsel bilgi kirliliği ve kalabalığının,
Kur’an’sız bırakılan bir toplumun ifrazatı olduğunu bilmeyecek, anlamayacaktır anne’miz zira zaten Kur’an’ı okumanın sevap almak için yeter sebeb olduğunu sanan bir öğretiden gelmektedir…

Kur’anî Düşünme, Özgür Müslüman tanımlamalarınız hiçbir şey ifade etmeyecektir onun dünyasında zira bir anlam karşılığı yoktur bunların bu anne için…

Mevzu, İslam’ı Yaşamak ise, yaşayanlar yaşamışlardır, onlar evliyadır ve onlara sorsanız da sanki annenin sözünün ezilmesini mi söyleyeceklerdir!
Haşa! O nasıl soru!
Anne bir tanedir ama sevgili bin tanedir tabii ki o kafaya göre ve insan annesine Of! Bile dememelidir ya, tamam işte, nutuklar tutulmuştur, mantıklar tükenmiştir artık…

Bilmem kimin oğlunun, yan komşunun kızının, şu akrabanın yaşadığı olumsuzluklar aklını kaçıracağınız hız, tekrar ve vurgularla birer birer önünüze getirilecektir…

Siz gözyaşlarınıza boğulsanız, kendinizi odalara kapatsanız,

‘Bana ne anne bunlardan ya, ben seviyorum! Seviyorum! Anlamıyor musun, hem durum öyle değil böyle ‘deseniz dahi bir tuğla alamazsınız bu kadının kibir kalesinden…

Yılların psikolojik silahları bir bir tecrübe toprağından çıkarılır!

Evden çıkışta zorluklar… Maddi cezalar… Suçlama ve iftiralar…

İnternet, telefon ve her nevi iletişim aracına yasaklar…

Arkadaşlardan kuşkulanmalar ve alaka kestirmeler, irtibatı zorlaştırmalar…

‘Kafanızı değiştirebileceğine inanılan lokal kanaat önderlerinin haberdar edilerek caydırma nutuklarının attırılması…

Anaca değil düşmanca hareketler…

Size ve sevdiğinize edilen kaba hakaretler…

Ve hatta son raddede dayaklar…



Kur’an temelli ve Resul misalli İslam’ı değil,

ama diğer yandan Türk’ün hayat tarzı olan ve büyüklerin çok büyüklendiği Şaman’ı da değil,
ikisinin birden diri tutulmaya çalışıldığı bir hayatı, ‘dinî ananeyi’ seçen Türk Müslümanlığı’ndan sadece bir profildir bu anne…

Üstelik bu ‘Gelenek Dini’nin’ bir de ‘fakirlik tecrübeli bir cimrilik’ ve ‘yoğun aile ve devlet baskısı sonucu doğal olarak gelişmiş baskıcı kişilik’ ile yoğrulduğunu hesab edin…

Vahametin farkında mısınız?

İşin trajedik tarafı, bu anne,
yüzünden Kur’an okumak, peygamberden salavat karşılığı şefaat istemek, menkıbelere ağlamak gibi hissi ağırlığı olan ‘dini’ kisveli bir takım işlerle de uğraşmaktadır ve televizyon programlarında gördüğü adamları da ‘âlim’ falan sanmakta, dinlemekte, örnek almakta ve göstermektedir…

Trajedik olan bunlar değil, bunların hiçbirisinin bu anne’yi evladına, evladının sevdiğine, istediğine, talibine adaletli ve merhametli yaklaşmaya sevk edecek bir mahiyet arz etmemesindedir!

Bu anne’ye ‘Karar ver! Ana mısın Allah mısın!’ diyecek hiç kimse olmaması doğal olabilir ama işte tam da burada trajediye yol açan şey şudur ki,
Hayat düzenleme konsepti olan Din’e dair hiçbir unsurdan ‘Haddini bil kadın! Sen ana’sın, Allah değilsin, o da kızın veya oğlun, kulun değil, evladın ama malın değil!’ sesinin yükselmemesidir!

Bu anne kendisine yalnız Allah’ın Kitabı’nı, Peygamberlerin hayatını yeterli görmeyen toplumun ürettiği bir insandır…

O’nun inandığı Allah onun asla Rabbi, terbiye edicisi olmamıştır zira…

Ve o da zaten evladını tevhidi, pür İslami bir terbiye ile büyütmüş de değildir…

‘İslam:Hayat:İslam’ şeklinde özetlenebilecek bütünlükte bir anlayışa ve yaşayışa,
Siyasi-sosyal-şahsi bir çok nedenle katılmayan ve aşırı bulma sığlığına düşen,

‘Din:ahlak’ söyleminin yansıması olan yüzeysel ve mistik hayat tarzından ise taviz vermeyen, geleneksel pasifist din anlayışına dayanan bir görüşe ve pratiğe göre hasbelkader oluşturulmuş bir terbiye sürecidir bu anne’nin çocuk büyütme süreci…

Bu anne’nin olası bir evlilik sırasında neler yapacağı ancak ayrı bir yazı konusu olabilir…

El an söz konusu evlilik ise artık bu anne’den daha büyük bir fitne yoktur ve olamaz da…

Evet, çok net, bu anne artık bir fitne’dir!

Çünkü bu anne’dir tercih ve kararlarını Allah’ın Dini’ne göre yapmaya çalışan evladının bu seçimini hiçe sayan…

Bu anne’dir Allah’lık yapmakla suçlanmaya ‘töööbe’ diyen ilahe!

Bu anne’dir Kur’an’daki ‘evleneceklere engel olmayın’ ayetini ‘tecrübe’ diye etiketleyip yutturmaya çalıştığı ‘kibir’ ayaklarının altına alan…

Bu anne’dir işte ‘kızını çabuk evlendir ya Ali’ diyen Resul’un yaşasa azarlayacağı ve bu diktatörlüğünden men edeceği!..

Bu anne’dir bu kafadır bu düzendir parklardaki, bahçelerdeki sevişme rezaletlerinin görülmeyen yüzü…

Bu annedir, evliliğine izin vermediği sevdiğinin hayallerini eşinin koynunda dahi unutmayan evladının bu günah yüklü özlemlerinin sebebi…
Bu anne’dir ‘mutluluk gözyaşları’ yalanıyla gizlenen özlem ve aşk yaşlarının sebebi…

Bu anne’dir işte evlerden yükselen kavga seslerinin, geçimsizliklerin gizli başrol oyuncusu…

Bu anne’dir boşanma avukatlarının dua ettiği…

Bu anne’dir yirmi-otuz sene sonraki yeni dramların bilinçaltı yönlendiricisi…

Düşünüyorum da bir evlad için ‘Allah’ım! Annemin şerrinden sana sığınırım!’ duasından daha acı bir dua olmasa gerekir…

Daha acı bir dua olmaz ama daha acı bir durum olabilir ki o da,
bu tanrı-anne’nin kulu olmuş evlatların,
evlilik arifesinde devasa ümitler verdikleri sevdiklerini
veya hatta bir şekilde evlendikleri eşlerini,
ulu manitu’ya kurbanlar sunan kabile yerlilerinden farkı kalmamacasına ilkel ve iğrenç bir kulluk mantığı içinde üzmeleridir.

‘Anne’yi öncelemek’ savunması,
Allah’a ve sevdiğine sadakatini önemsemeyen kişiliksizin ‘Tanrı-anne Tapınması’nı perdelemesinden başka bir şey değildir ve bu tapınmanın ritüelleri dayatmalar, kavgalar, ayrılmalar, terk etmeler veya boşanmalardır…

‘Allah öylesiyle karşılaştırmasın’ demek artık ne kadar gerçekçi bilmiyorum…

Ve’l hasıl-ı kelam,

Anneniz bu tanrı-anne değilse, lütfen unutmayınız ki,

Anneniz size bu toplumun bir fitnesi değil, Allah’ın bir hediyesidir…

Bu gibi yazıları alıp ‘o anne’nin’ başucuna götüren kardeşleriniz için dua etmeyi unutmadan,

Siz sizin annenizin alnından ve elinden öpebilirsiniz…

Fatih Tezcan
www.twitter.com/fatihtezcan
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim