• BIST 108.392
  • Altın 143,135
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 24 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Suriye'yi Karıştıran Bu Adam Rezalet'in Özeti

Fatih Tezcan


Gerçek suçu itiraf'ın bedeli, hayalî suç uydurup bunu manşete çıkartmaksa, burada bir tartışma ahlakından değil, kara propagandadan söz edebiliriz.


Misallendirelim:

Annan Planı, ateşkes döneminde ülkede gazetecilerin serbest dolaşımından söz eder.
Buna güvenen bir grup Türk gazeteci Dera'ya gitmişler ve izlenimlerde bulunmak istemişler.


Buradan bir alıntı:

"Sokakta karşılaştığım Ali Abazid adlı kişi farklı bir detay verdi: 

"Evet, çocukların işkence görmesi bu işi tetiklediBen de hürriyet için gösterilere katılıyordum. Ama bunun hariçten bir plan olduğunu gördük ve katılmaktan vazgeçtik.Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdat ile bir üst düzey yetkili devlet adına Deralılardan özür diledi. Yeni anayasa yapıldı. Gösteriler durmasın diye dışarıdan paragönderildi.” “Kanıt var mı” diye sorduğumda “Kanıtı benim. Yakındaki camide Şeyh Ahmet Sayasna gösteri başına 500 lira verdi. Ben de aldım”
dedi."


Suçunu itiraf erdeminin, suçsuza iftira atmak için basamak olarak kullanıldığı bu kara propaganda yöntemi, maalesef mide bulandıracak kadar sık kullanılıyor ve Fehim Taştekin de buna maruz bırakılmış.

Öyle bir algı dayatması ki bu, Suriye sanki Tek Adam Rejimi değil de çoğulcu ve eşitlikçi BAAS Cenneti'ymiş ve yarım asırdır ülkede baskı namına hiçbir şey yokmuş izlenimi verilirken, Halk da psikopat bir şefi bahane edip memleketi Emperyalistler'e peşkeş çeken, vatanını satan cahil kalabalık gibi anlatılıyor ve bu haliyle resim, Anti-Emperyalizm kodlu Jakobenizm Virüsü'nün sadece tepelerde değil, insanların aralarında gezen Diktatörlük Zombileri'nin zihinlerinde de olduğunu ve yayıldığını, Oryentalizm'in  ise post-modern tahakküm aracı olarak Batı'dan sonra şimdi de Doğu'nun siyasetçilerinin ve kanaat önderlerinin bir enstrümanı olduğunu göstermek noktasında düşündürücüdür.


Oysa herşey nasıl başlamış ve yayılmıştı, kısaca hatırlayalım...

Tunus ayaktaydı! Mısır ayaktaydı! Libya ayaktaydı!
Adı konulmamış Arap Devrimleri "EŞ ŞAB YURİD İSKAT EN NİZAM" yani "HALK REJİMİN YIKILMASINI İSTİYOR" sloganlarıyla meydanları dolduran halklar tarafından başlatılalı henüz bir kaç ay olmuştu.
Suriye, Suudi Arabistan'la birlikte, muhtemel bir domino etkisi yaşanması halinde, 'son domino' olarak analiz ediledursun, bir gün Dera'lı çocuklar bir duvara bir söz karaladılar:
EŞ ŞAB YURİD İSKAT EN NİZAM!

Sıradan bir duvar yazısı gibi görüp geçmek de mümkündü ama ülke Suriye, rejim BAAS, aile Esad olunca, bu imkânsızdı...
'Suçlular' bulunmalı ve 'gereği' yapılmalıydı ve aynen öyle oldu!
Bir düzineye yakın çocuk gözaltına alındı, Dera Emniyet Müdürlüğü'nde işkence ve cinsel tacize maruz bırakıldı.
Ama daha önemlisi bu bir kıvılcımdı zira Der'a, aşiretlerin bulunduğu bir bölgeydi ve çocukların aileleri de çok büyük ailelerdi.
Nitekim karakolda yaşananları haber alan aşiret reisleri, karakola geldiler ve çocuklarını istediler.
İşte ne olduysa o zaman oldu.
BAAS rejiminin yarım asırdır hüküm sürdüğü Suriye'de hayatı bilmeyenler için gayet sıradan ilerleyen bu asayiş hikâyesi, ‘çocukların babaları da olsa’ birilerinin Devlet'e gelip hakkını araması ile başka bir boyuta taşındı.
Dera Emniyet Müdürü Muhammed Esad, çocuklarının haklarını ve mümkünse kendilerini almak için karşısına dikilmiş liderlere baktı, baktı ve çocuklarını alamayacaklarını söylemekle yetinmedi.

Aynı zamanda Esad Ailesi'ninden olan Dera Emniyet Müdürü Muhammed Esad'ın dudaklarından "Çocukları bırakmıyorum ama ille bırakmamı istiyorsanız önce annelerini getirmelisiniz. Siz terbiyeli çocuk yapmayı becerememişsiniz. Ben nezarethanede nasıl terbiyeli çocuk yapılacağını göstereceğim!..." türünden iğrenç bir kinaye dökülür dökülmez, masanın üstüne, odadaki adam sayısı kadar sarık konuldu!

Bu, "kellemiz pahasına bu sözü ödettireceğiz ve hakkımızı alacağız" anlamına gelen bir Arap âdeti'ydi ve işte ne olduysa bundan sonra oldu.

Çocuklara işkenceyi ve Esad'ın bu sözlerini duyan tüm aileler karakola saldırıya geçti. Muhammed Esad kaçarak canını zor kurtardı. Çocuklar serbest kaldı.
Ne ki Suriye'de böyle bir olaya Esad'in seyirci kalması söz konusu bile edilemezdi. Rejimden bir taktik olarak hem özür hem sert karşılık geldi. İnsanlar öldü. Buna da halkın refleksi gecikmedi ve olaylar yakındaki Neva'ya sıçardı.

İsyanın Dera'da sıkışmaması önemliydi ve yayılmasında büyük rol oynayan yani Neva'daki o olayları başlatan delikanlıyla bizzat görüştüm, ölü yada diri arandığı o dönemde birlikte günlerimiz geçti.

İsmi Zahar'dı ve  Dera'daki karakolda ezilen o gençlerin yakın arkadaşıydı. Düğünlerde kılıç dansı yapan bir dans ekibinde olan Zahar, çatışmanın hemen sonrasındaki bir Cuma namazının öncesinde imamın "Suriye'ye Beşşar Esad yeter, bundan başka bir söz söyleyen kâfirdir!" sözü üzerine ayağa kalkmış ve "O minberi kirletiyorsun! İslam'da böyle bir söz yok! Biz yalnız Allah'a karşı gelirsek Din'den çıkarız, Beşşar'a değil!" demiş, İmam'ın hutbe'den kendisine küfretmesi üzerine de o ve camiyi dolduran halk, imamı camiden atmış, namazdan sonra BAAS polislerinin oturduğu ve her sokak başında bulunan o güvenlik kulübelerini devirmişti.

Esad'ın 'emmioğlu' olması, senelerce Dera'ya kan kusturması için yeterli olan bu emniyet müdürü, tüm Suriye'de on yıllardır süren Devlet Terörü'nün bir emsali gibiydi.

Şimdi onu üniforması içinde hala görevinin başında görmek, bana çok ilginç geldi...

Anlaşılan Türkiye'den giden gazeteci ekibine karşı çizdiği grafik, gayet hümanist, merhametli ve işine sadık bir devlet görevlisi.

Anlaşılan, o iğrenç ima ile 'eşlerinden terbiyeli çocuk üretme' teklifi yaptığı insanların, ülkeyi uzun süredir avuçlarının içinde sıkan ailesinin diktatörlüğüne son veriyor olmalarını izlemek onu hayli tedirgin etmiş ve belki 'ilk kıvılcım'la anılmamak adına bildiğimiz BAAS Gençlik Kolları'nın ve rejim sadıklarının mizansenleriyle oluşturulmuş klasik propaganda tekniklerine sığınmaya çalışmış ama o da olmamış...

Esad bunu da başaramamış…


Bunca olay, ölüm, yıkım, tecavüz ve isyandan sonra hala Muhammed Esad’ın yabancı gazetecileri  ‘Dera Emniyet Müdürü’ olarak ağırlaması ve hatta bu gazetecilerin yanlarına ‘Rus’ gazetecileri vererek, canı burnunda Halk’ın arasına karışmaya zorlaması, aslında baştaki rezaletin nasıl sürdüğünü, günlük tabirle, işlerin bu rejimlerde nasıl döndüğünü anlatan bir özet değil mi…

BAAS Rejimi'nin verdiği jakoben yetkilere 'Esad' olan soyadından aldığı güveni eklemesiyle, şehirde yıllardır terör estiren polis şefinin, rejim karşıtı bir sloganı duvara yazmaktan başka suçu olmayan gençlere cinsel taciz de içeren işkenceler uygulayıp babalarının yüzüne annelerine tecavüzden bahsetmesi üzerine patlayan isyan, Suriye'nin istisnasız bütün şehirlerinde 14.ayına girerken, ironik bir ifadeyle, 12 bin kişinin hayatını kaybetmesine, 60 bin kişinin kaybolmasına, 120 bin insanın ülke dışına kaçmasına neden olan bu Emniyet Müdürü'nün halen görevinin başında olup, yabancı gazetecilere klasik diktatörlük tuzakları kurması gibi bir garabet, Suriye Gerçeği'nin, seyrettiği bütün filmlerin başrollerinde Emperyalistler'i görecek denli zihni figüranlaşmış teorisyenlerin aksine, yıllardır Esad, Mahlouf ve Şaliş Aileleri'nce sömürülen ve artık bu BAAS Çetesi'nden kurtulma azmini kanlarıyla imzalayan bir Halk'ın, hatasıyla, sevabıyla ama yapayalnız yürüttüğü Özgürlük ve Eşitlik mücadelesinden başka bir şey olmadığının bir cümlelik özetidir.

fatihtezcan@hotmail.com
www.twitter.com/fatihtezcan



Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim