• BIST 103.773
  • Altın 145,843
  • Dolar 3,4963
  • Euro 4,1879
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 24 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Suriye'de Direnen Halk'la 5 Gün! -Arefe-

Fatih Tezcan

İslam Dünyası, Ramazan fırsatını sevinç ve heyecanla yaşamaya hazırlanırken…
Güneş Arefe Günü’ne doğarken…

Suriye’de Esad Rejimi’nin tankları, gürültülü motorlarını çalıştırıyor ve Hama’ya,
1982’de annesinin koynundaki bebeğin dahi af edilmediği Hama’ya,
BAAS Diktatörlüğü’ne muhalif olmaktan başka hiçbir ‘kabahatlari’ bulunmayan on binlerin öldürüldüğü Hama’ya ,
belli ki yeni bir katliam için yöneliyorlardı…

Korkulan oldu ve arefe gününde başlayan katliam günlerce sürdü…
Hama’dan yüzlerce ölü ve on binlerce yaralı, işkence, tecavüz ve kayıp haberi duyurulurken, dünya medyası , Hama ve diğer şehirlerden yükselen ‘Halk Düzen’in Değişmesini İstiyor!’ sloganlarına karşılık, Ramazan ayının ilk gününde halkın üzerine ateş açan BAAS Timleri’nin katliamlarını yayınlıyordu.

İşte tam bu dönemde ben, İstanbul’da yaşayan birkaç Suriye’li ile sohbet imkânı buldum.
Sorduğum sorulara karşılık içtenlikle cevaplar vermişlerdi.

Ancak bazı konular kafama oturmuyordu.
Cevapların bir kısmında, muhatablarımın gençliğinden ve en önemlisi bölgeden, Suriye Halkı’ndan ‘fiziken’ uzak olmalarından kaynaklanan eksik kareler gözüme çarpıyordu.
Belki bir bilgi eksikliği veya adını koyamadığım bir bakış açısı kısıtı söz konusuydu ve ben İstanbul’da oturmakla, Türkiye’den Suriye’ye bakıp yorum yapmakla, orada olup bitenleri yerinde görmeden ahkâm kesmekle olmayacağını, böyle bir ucuzluğun, azınlığın tahakkümünü red eden ve bu uğurda günbegün öldürülen bir halkın cehdine ters bir kolaycılık olacağını değerlendirdim.
Kafamda Suriye’ye gitmek fikri belirmişti ama bunun ‘nasıl’ olacağına dair hiçbir fikrim yoktu.
Daha önce Suriye’ye gitmiştim, evet.

2009 Ocak ayında İsrail Filistin’i vururken Suriye Konvoyu oluşturulmuştu, ben hasta olduğum için İstanbul’da kalmıştım… Ne ki, o yatak o zaman da fazla pasif gelmişti bana ve dayanamamış, uçakla Hatay’a ve oradan da Şam’a geçmiştim… İsrail’i Golan’da protestoya gitmemiz ama Esed’in buna son anda taş koymasıyla Şam’dan ileri gidemememiz nedeniyle ironik bir ‘Şam Seferi’ başlığı altında 3 yazılık bir dizi yayınlamıştım.

Bu günübirlik Suriye ziyareti ve ‘Golan Hezimeti’ sırasında Esedizm’in, BAAS Diktatörlüğü’nün nasıl bir tahakküm olduğuna dair net bir fikir sahibi olmuş ve bir şeyi kafama koymuştum.
Ben buraya tekrar gelecektim ve burada bir şeyler yapacaktım, yapmalıydım.

Öyle de oldu, aynı yılın, 2009’un Ekim ayında Arapça öğrenmek üzere Şam’a gitmiş ve 1 ay kalmıştım.

Çok sevdiğim halkı ve hiç sevmediğim diktası ile Suriye, beni cezbediyordu.
Ne ki ailevî bir sıkıntım nedeniyle Türkiye’ye dönmek zorunda kalmış ve bir daha geri gidememiştim.

Bu son 1 aylık yarım kalan ziyaretimde Suriye, Esad Rejimi, BAAS Nizamı hakkında yeteri kadar şey görmüş ve dinlemiştim.

Tam anlamıyla azınlığın çoğunluğa zorla hükmetmesi söz konusuydu.

BAAS Nizamı Suriye Halkı’nı resmen esir almıştı ve halkı ‘çıt çıkamaz’ hale getirmişti.
Eylemden söz dahi edemeyiz ama en ufak bir itiraz, mahkeme olmaksızın aylarca güneşi unutturan bir işkence ile karşılanıyordu.

Bunun yanında Beşar Esed, babası Hafız’dan farklı olarak, Avrupa’da aldığı eğitimin de etkisiyle, BAAS Oligarşisi’nin içerisinde farklı bir imaj, ülkesi için umut veren bir profil andırıyordu.
Tâ ki Arap Baharı’nın devrim rüzgârları Suriye’ye gelene kadar…

Suriye, eylemlere sahne olmaya başladığında, BAAS Oligarşisi ne yapacağını şaşırmadı.
1982’de Hama ve Humus’tan tecrübeli olan Sosyalist Diktatörlük, refleksini kullanmakta gecikmedi ve bu kez daha sistemli bir ‘bastırma operasyonu’ başlattı.

Hergün 1000’lerce veya bir seferde ve bir şehirde 20-30 bin ölü yerine, her gün 20 ile 200 arası insanı öldürerek, halkını ‘tedricen’ katletmeye başlayan Esadizm’in güvendiği husus, ‘İran-Suriye-Hizbullah üçgeninin İsrail’i yıkacak güç’ olduğu propagandası, Rusya ve Çin’in bölge üstüne hesapları ve ABD ve İsrail’in ‘tahammül sınırlarını zorlamayı engelleyecek bazı derin ilişkiler’ idi.

Öyle de oldu, Libya’ya müdahale etmekte tereddüt etmek bir yana, daha karar çıkmadan savaş jetlerini havalandıran Fransa ve batı, Suriye söz konusu olduğunda aynı agresifliği nedense göstermedi.

İsrail, 44 senedir elinde tuttuğu ve stratejik önemi maksimum düzeyde olan Golan’ı almak için bir taş bile atmayan,
daha birkaç sene önce topraklarını vuran İsrail uçaklarını engelleyemeyen veya karşı bir harekette bulunmayan Suriye’de olanlar hakkında endişeli olduğunu ‘resmen’ açıklayarak ‘Suriye’de istikrarın İsrail için önemini’ ifade etti.

Tek kelimeyle olan halka oluyor, Neo-Aryanist reel-politik değerlendirmelerin ve derin güçlere hizmet eden stratejik analizlerin zihinleri ifsad ettiği bir dünyada Suriye Halkı, kız çocuklarının devletçe kaçırıldığı, kadınlarının edilen tecavüzleri anlatmaya utandığı, öldürülen insanların yakınlarının can korkusuyla mikrofona yanaşmadığı ama her şeye rağmen kendi kaderlerini tayin hakkını istedikleri bir duruma ‘düşüyor’, doğru kelimeyle ifade etmek gerekirse ‘yükseliyorlardı’!

Sözünü ettiğimiz Neo-Aryanist Reel-Politik ve Stratejik Analizler, Türkiye’de ‘İsrail karşıtlığı’ gibi bir faktörü dayanak noktası etmesiyle, zihin işgalinde kısmen başarı kazanıyorlardı.
İnsanlar, genelde Arap Dünyası ve özelde Suriye’de olan hareketlerin ABD destekli veya ABD’nin işine gelir işler olduğu noktasında soru işaretlerine sahib olurken, bir gazeteci, bir yazar dahi ‘olup biteni yerinde görmek ve sonra üstüne konuşmak’ noktasını idrak edemiyordu.

Bu yapılmalıydı.
Kalem bildiğini yazmalıydı, evet ama bilgiler doğru değilse, yanlış bilgiden üreyecek fikirler zehirden başka bir şey olmazdı.
Şüpheli bilgi ve zehirli fikir yerine zorlu bir yolculuk daha iyiydi…

İstişare ettiğim kim varsa Suriye’ye gitmenin çok riskli olacağını, kesinlikle gitmemem gerektiğini söylüyordu ve bu konuda istisna bir insan yoktu.

Ne ki Suriye’ye olan sevgim, şehidlere olan saygım, diktatörlere olan nefretim ağır bastı…
Cebimde sadece evimin kirası vardı ve yapmam gerekeni yapmayıp Mülk’ün Sahibi’ni gazablandırmaktansa ev sahibini biraz kızdırmayı tercih ettim.

Kameram dahi yoktu ama kampanyadan aldığım cep telefonum yüksek çözünürlüklü bir aletti.
Arapça bilmiyordum ve İngilizcem de yetersiz olabilirdi, hem bölgede İngilizce bilen birisi bulup bulmayacağımı da bilmiyordum ama Allah, muhakkak bir yerden yardım gönderirdi…

Hem ‘Devrimce’,  dünya dillerinin en güzeli değil miydi...

Yarın: Suriye’de İlk Günüm - Suriye’deki Olaylar Neden ve Nasıl Başladı?

Fatih Tezcan
fatihtezcan@hotmail.com
www.analizmerkezi.com

Bu yazıyı www.facebook.com/fahrifatihtezcan sayfasında da yorumlayabilirsiniz.

Yorumlar
behice
2011-08-14 15:13:21
"Şüpheli bilgi ve zehirli fikir yerine zorlu bir yolculuk daha iyiydi…" sagdan soldan duyduklarını hakikatmis gibi insanlara satanlara ders, yaptıgı isi müslümana yakışır bir sorumluluk bilinciyle yapmak isteyenlere örnek olsun bu eyleminiz.. Rabbim ayaklarınızı yolunda daha bir perçinleyerek ödüllendirsin sizi..
zeynep nida
2011-08-12 20:11:08
Abi Allah razı olsun. Kaleminiz de yüreğiniz gibi korkusuz.
Ahmet Açıksöz
2011-08-12 10:55:04
Sevgili Fatih Tezcan, siz ve sizin gibi hiçbir yerden komuta almadan özgürce doğruları söyleyen gazetecilerin bulunması çok önemli doğrusu. İslamın bayrağı altında bulunmanızda dindaşınız olarak çok güzel bir fırsat. Allah yolunuzu açık, kaleminizi keskin eylesin.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim