• BIST 106.942
  • Altın 141,866
  • Dolar 3,5300
  • Euro 4,1089
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 31 °C
  • İzmir 33 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Suriye Devrimi Şahitliğim -veya- Nurettin Şirin'e Not

Fatih Tezcan

Direnişçilerin ifadesine dayanarak bilirim ki, Suriye Devrimi sırasında dış dünyadan bu ülkeye ilk ve en çok giden gazeteciyim… 

Normalde bu devrimle yaşadıklarımın zekâtı bile kitap edecekken, Nurettin Şirin’in “İran elini Suriye’den çeksin!” başlıklı yazısını okuyuncaya kadar, detaylı bir yazıya bile gerek duymadım.

Senelerdir kalem tuttuğumuz ve 2006 senesinden beri de, AnalizMerkezi.com Haber-Analiz Sitesi’nin yayın yönetmenliğini sürdürdüğümüz bilinir.

Suriye Devrimi’nin bilinmesi gereken bütün vechelerini bilirim, başından beri her gün iç içeyizdir.

Mart/2011’de silahsız başlayan ve BAAS Ordusu’nun barışçıl göstericilere keskin nişancılarla ateş etmesine rağmen 6 aya yakın silahsız sürdürülen Suriye Devrimi’ne ait ilk silahlı resim 28 Temmuz’da ordudan ayrılan bir subayın verdiği görüntüdür.

İlk yürüyüş Banyas’ta, ilk silahsız eylem Der’a’da, ilk silahlı eylemse Cebel-i Zaviye’de ve Hama’da olmuştur.

Rejimin, halka silah sıkmayı reddeden güvenlik görevlilerini Cisir Şugur'da topluca öldürerek direnişi ezme harekâtı için yol açmasına ve sonrasında kadınlara tecavüz edilmesinden sonra, ilk silahlı eylemi yapanlar esnafın biriyle, kolej mezunu bir aşçıdır!

Benim Suriye’ye gidiş tarihimse 4 Ağustos 2011’dir, Suriye Devrimi’nin ilk Ramazanının ilk günleridir.

Gittiğim yerler sırasıyla Halep, Maaratul Numan, Cebeli Zaviye/İdlib ve Afemya/Hama’dır.

İlk tanıştığım komutan, o zaman tankların girdiği ve sokaktaki kedilerin bile vurulduğu, 1982’de on binlerce insanın öldürüldüğü ve şimdi de oğul Esad’ın perişan ettiği Hama’nın komutanı Ebu Ali lakaplı Hasan Şahab’tır.

Bu komutan, asker veya ordudan ayrılma birisi değilken halkın sevgilisi olmuştu zira Hama’da muhteşem bir direnişin mimarıydı. Cesurdu, Osmanlı ailesinden geldiğini sonradan öğrendim.

O zaman yüzümüze itiraf ettikleri şeylerin başında, ‘Senden önce Suriye’ye dünyadan hiçbir gazeteci gelmedi. El Cezire’yi aradık ama gelmiyorlar.” oldu ve hatta bunu takıntı da yaptılar.

Beşar Esad’ın ordusunun kuşattığı ve yüzlerce insanı öldürdüğü Hama’ya 40 km mesafedeki Afemya’ya da giden medya birimi yoktu, demek ‘haber değeri’ bulunamamıştı.

Bunun altını çizmemin sebebi, Suriye Devrimi’ne ‘Emperyalist İşi’ diyenleri, 2011 Mart ortasından 2011 Ağustos ortasına dek neden sözünü ettikleri Emperyalistlerin medyalarından veya Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerden hiçbir gazetecinin gitmediği sorusuyla baş başa bırakmak ve konu hakkında söyleyeceklerimin kaidesini hazırlamaktır.

*****
Ebu Ali/Hasan Şahab’ın kendisine çevrildiğinde afalladığı HTC Desire HD’ye söyledikleri şunlardı:

“Bizim Nusayri-Alevi-Dürzi-Hrıstiyan-Müslüman diye bir ayrımımız yoktur. Bizim tek isteğimiz özgürlüktür, eşitliktir, onurdur. Biz Osmanlı Hilafeti’nin ortamını istiyoruz. Biz Suriye’nin bütün halklarının kardeşçe birlikte yaşayacağı bir rejim istiyoruz. Biz silmî/barışçılız. Biz silah kullanmıyoruz. Ama artık kullanmaya başlayabiliriz zira elimizde alkıştan başka bir şey yokken bile başımıza ateş ediyorlar ve her eylemde insanlarımız öldürülüyor. Bütün dünyanın bunları duymasını istiyoruz.”

Bu görüşmenin video görüntüleri bizde mevcuttur.

Hama’ya çok yakın olan bir yerde yaptığımız bu ilk röportajda söylenen sözleri, o zaman ve sonra hemen herkesten duymuştum.
Eylemlere bizzat katılmıştım ve en dikkat ettiğim şey, beni koruyan direnişçinin elindeki silahı arabaya koyarken herkesin bize bakmasıydı zira bu 40 senedir fısıltıyla bile muhalefet edilemeyen bir diktatörlükte kelimenin tam manası ile çılgınlıktı! Silah insanlara yasaktı ve muzahara/eyleme gelen birisinin üzerinde tabanca bile bulunsa, ‘Hainlik’ kabul edileceği halka açıklanıyordu.

Beni koruyanların ellerinde kısıtlı paralarıyla aldıkları ve devrimden önce çiftlik beklerken sakladıkları silahlar vardı ve bu silahlarla kendilerini dahi koruyamazlardı. Atış yarışması yaptığımızda hepsi karavana çakarken ben hedefteydim ve bu şakalaşmanın bile görüntüleri elimdedir.

Bunları söylememin nedeni de, her şeyin önceden planlandığı gibi bir paranoyayı 1.5 senedir ülkemde estirenlerin cahilliklerini ele vermektir.

Ebu Ali ile atışmamıştık ama zaten Esad’ın ölüm timleri buna fırsat bırakmadılar, Ebu Ali/Hasan Şahab birkaç hafta sonra 3 küçük çocuğuyla birlikte bir akrabasının evinde öldürüldü. Baskının tüm detayları anlatılırken bir şey dikkatimi çekmişti ki, Ebu Ali oğlu, Ali’siyle birlikte can verirken, kalabalık gelen katillere atacak ‘bir el bombası’ bile yoktu.

*****
O röportajda bulunlardan birisi de Der’a’ya çok yakın olan Neva’da direnişi başlatan gençti.

Düğünlerde Araplar’a mahsus bir âdetle ‘kılıç dansı’ oynayan genç, Der’a’da işkence gören gençlerin arkadaşıydı ve Cum’a hutbesinde bu gençlere küfür edip “Allah-Suriye-Beşşaru Bes” (Suriye’ye Allah ve Beşar yeter) diyen imama kızıp “Allah ve Resûlu’nun adının yanına nasıl bunları koyuyorsun?” deme cür’etini göstermişti. Kendisine ‘sus köpek’ diyen imamın yanına çıkıp attığı kafayla birlikte olaylar Neva’ya da sıçramış ve halk direnişe geçmiş, güvenlik moboları devrilmişti.

Zahar isimli bu çocuk da benim olayların Emperyalistlerin eliyle yapılmadığına şahitliklerimdendir zira gençti, nişanlıydı, ABD ve İsrail’e söverdi, her şeyi rastlantı eseri karşılaştığımız Halep’teki bir mekânda anlattı ve silahlı insanları gördüğünde korkmuş, gitmek istemişti. “Hayatım boyunca o imama attığım kafayı asla unutamayacağım” der, dururdu; sanki beni şahid kılmak istiyordu.

Radikal’den Fehim Taştekin, sonraları BAAS’tan izinli olarak yaptığı Dera ziyareti sırasında çocuğun birisinin “Bize Şeyh 500 lira (17 Türk Lirası) para verdi” dediğini yazdı.
Kara-propagandanın ve yalanın boyutları ürkütücüdür ama daha da ürkütücü olan, bu gibi isimlerin Ortadoğu uzmanı olarak halka hitap etmelerine izin verilmesi değil mi? Korkunç.

Hangi anne çocuğunun 17 lira için ölüme yollanmasına izin verirdi ki Suriye Anneleri versindi… Hüsnü Mahalli, Fehim Taştekin ve onlara bu haberi hazırlatanlar, belli ki Halk’ın onuruna inanmıyorlardı…

*****

Ve sonra Cebel-i Zaviye’ye geçtik. 100 veya 200 bin kişi nüfuslu, köylerden ve tepelerden oluşan bir yerdir ve Hama-İdlib çaprazındadır. Burada günlerce direnişçilerle kaldım. Suriye’nin ilk kurtarılmış bölgelerine hazırlıklar yapılıyordu. Kaldığımız yerin arkasındaki köy Alevi köyüydü. Onların adına düşünüp ispiyonlanırlar zannıyla “Tedbiriniz var mı?” diye sorduğumda kısa bir şaşkınlıktan sonra cevapları şuydu:

-“Sen Türkiye’den geldiğin için bunu soruyorsun. Buraları, Suriye Halkı’nı bilmiyorsun. Biz iç içeyiz. Kimseye gidip tehdit edemeyiz, gidin diyemeyiz, zaten gerek de yok, bir şey yapmazlar.”

Üstelemiştim.
“Silahı eline aldıysan arkanı da sağlama alacaksın, bu böyledir.” dediğimdeki cevapları da harfiyen:

- “Senindemek istediğini anlıyoruz, haklısın da ama biz silahlı 2-3 araçla gitsek korkarlar, yanlış anlarlar, biz Suriye’de sadece Esad Rejimi’ne karşıyız. Biz BAAS’ın tamamına bile karşı değiliz. BAAS bile kalabilir belki konuşuruz ama bu yasalar değişmelidir, bu yönetim gitmelidir, bizim bu köylerle, Nusayri halkla hiçbir işimiz yok.” olmuştu.

Bu konuşmayı yapanlar da Ebu Muhammed ve Ebu Hüseyn’dir.

İkisi de halen bağlantıda olduğum insanlardır, dilendiği zaman bir röportaj daha yapabiliriz.

Direnişçilerle birkaç gün geçirdikten sonra benim gazeteciden önce yazar olduğumu fark ettiler.

Kur’an araştırmalarımızdan birkaç örnek verip Hanif olduğumuzu ve Hanifliği anlattığımızdaysa, namazlarda İmam değişti, kapıdaki korumalar kaldırıldı. O zamana dek istim üzerindeydiler. Zaten ‘ne cesaretle buraya geldin?’ sorusunun cevabını alamamaları, Şuara Suresi 227.ayetle olan münasebetimizi uzun uzun anlatana kadar direnişçilere dert olmuştu, atlattılar.

Bu gazeteci’den çok ‘yazar’ kimliğimizin idraki üzere, halka hitab etmemi istediler. Ettim ve bunlar Afemya, Cebeli Zaviye ve Maaratul Numan Meydanlarıdır. Buralardaki görüntülerimi yayınlamıştık.

Bu zamanlar, Tayyip Erdoğan’ın “İkinci Hama’ya izin vermeyeceğiz!” gibi daha sonra gereğini yapamayacağı o büyük sözü söylediği ve direnişçileri sevindirdiği zamanlardı. El Cezire’de Clinton-Sarkozy ve Erdoğan üçlüsünü gösterip “Biz bu 2’sini istemiyoruz, Erdogan’ı istiyoruz.” derlerdi.

*****
Bu yazıyı kaleme almadan birkaç saat önce Dera’lı büyük bir aşirete bağlı bir İngilizce öğretmeniyle iftardaydım. Ben bilmeme rağmen biraz da meclistekilerin duyması için, ona Dera’da Türkiye’ye ve Erdoğan’a bakışı sordum. Cevap üzücüdür.

Türkiye Medyası’nda bir kanat Erdoğan’ın Suriye’ye yardımını istemiyor iken diğer bir kanat da Esad’ın katliamlarını kınamakta ve yardımlarla övünmektedir. Oysa şimdiye kadar hiç kimsenin itiraf edemediği bir konu var:

Halep, İdlib ve Hama’dan aşağısındaki Suriye Halkı’nın hiçbir ferdi Türkiye’ye ve Erdoğan’a bir sempati besliyor değildir. Bilakis, öfke nefret boyutuna yaklaşmaktadır. Saydığım 3 şehir de buna istisna değildir ama yaralıları buradan Türkiye’ye geldiği için daha temkinli konuşmaktadırlar.

Buna neden de Türkiye’nin silah vermemesi ve tampon bölge oluşturmamasıdır. Dileyen Suriye’nin direnen şehirlerinden birer muhatap bulup durumu sorabilir, alacağı yanıt “Erdoğan bizim için bitti, bizi Esad’la yalnız bıraktı. Hep konuştu, sözler verdi ama asla bir şey yapmadı. Zaten Esad’la da samimiydi, kafamız karışık” türü cevaplar olacaktır.

Erdoğan’ın Kemalist Sistem’le olan mücadelesi, tam bu esnada Rusya ve İran’la olan dengeler, İsrail-ABD ekürisinin İslamî bir hükümet istemediği için silaha da tampon bölgeye de karşı çıkması, on binlerce şehid veren ve ezilen Suriye insanlarını ilgilendiren şeyler değildir ve hem ilk Ağustos’2011 hem Mart’2012 girişlerimde anlattığımda da aldığım cevap:
-“O zaman neden söz verdi? Neden bizim üzerimizden konuştu? Neden gizlice silah göndermedi?”
türü cevaplanması zor sorulardı…

*****

Suriye Devrimi’nin ilk döneminde Adnan Arur müşkülattan sayılıyordu. Adını sorduğumda koro halinde tüm direnişçiler “Bizim onunla onun da bizimle alakası yoktur” diyorlardı. ‘Selefilerle alakalarının olmadığının’ altını çizerlerkenki durumları çocuksu bir saflıktaydı. Rejimin propagandalarını ezberlemişlerdi. Talepleri ne liberallerle uyuşacak denli ‘geniş’ ne de El Kaide ile uyuşacak denli giriftti.
“Eğitim, askeriye ve ticarette herkes eşit olsun. Şaliş, Esed ve Mahlouf aileleri ülkeden gitsin ve mal varlıklarına el konulsun. Sonra da seçimler yapılsın, halk kimi isterse şartsız o gelsin.”

Tabi buraya gelene dek ise, Hama şehri tanklarla dövülürken reform beklenen Esad 3 meclis konuşmasında da halkla dalga geçmiş, salonun değişik yerlerinden kalkan tiyatrocular soytarılıklarını yapıp Kral’ı güldürmüş, alkışlar arasında yerlerine oturmuşlardı.

Barışçıl gösterilere Kanas mermilerini ve reform için gözüne bakılan Esad’ın alaycı sırıtışlarını unutanları dinliyoruz biz 1 senedir de, Türkiye gerçekten lobicilik için off-shore rahatlığında bir ülke.

*****
Döndükten 1 gün sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Esad’la konuşmak üzere Şam’a gitmiş, görüşme uzun sürünce ‘Esad rest çekti, tehdit etti’ gibi dedikodular atılmıştı. Davutoğlu ise, “Son hatırlatmamızı yaptık, biz sonunun iyi olmasını isteriz.” demiş daha sonraki demeçlerindeyse “Benim gitmemden başka Başbakanımız 5 kez farklı zamanlarda arayarak sağlıklı bir şekilde görevden ayrılması ve yeni sürece geçilmesi için çözüm ortaklığı yapmasını teklif etmiştir, reddedilmiştir.” demişti.

*****

“Biz ABD’yi, NATO’yu istemiyoruz! Biz Türkiye’yi istiyoruz! Silah istiyoruz!
Sınır’dan 5 değil 50 kilometre hatta Şam’a kadar tampon bölge istiyoruz! Olmazsa 5 de yeter bize, o güvenli bölgeye karılarımızı, çocuklarımızı koymak istiyoruz!
‘Erdugan’ gelsin, gelmeyecekse yardım etsin, bizi bu ‘zalimden’ kurtarsın.”

İlk gidişimde bunları dinledim.
Hatta ve hatta bölgeye ikinci gidişim olan Mart’2012’de de bizzat Hama’nın yeni komutanı Yüzbaşı Cemil Radun’dan da yine harfiyen bunları duydum ve görüntüledim.

Maalesef Türkiye Medyası’ndaki haber karartması nedeniyle asla sağlıklı bir şekilde halka ulaştırma imkânımız olmadı.

Zira misalen ikinci gidişimde Anadolu Ajansı’nın müdürü Kemal Öztürk bile konuşmaları gördüğünde “Bunlar sıkıntılı, sansürleyelim” dedi.

İlkinde de ikincisinde de ne Cihan Haber Ajansı ne AA ne başkası videolara rağbet göstermedi.
Hiçkimse Suriye Gerçekleri’ni çıplak kabul edemedi bu ülkede ve bunun istisnası yok.

İktidar’ın asalaklarından solcusuna, faşistleşmiş sosyalistinden ülkücüsüne, milliyetçi dincisinden liberaline kadar, Suriye Devrimi Türkiye’deki herkese ağır geldi, kaldırılamadı.

Olduğu gibi kabul edemedi kimse ve zannına çekmeye çalıştı, olmadı.

Oysa, AnalizMerkezi.com olarak biz her şeyi olduğu gibi çektik ve kabullendik.

Suriye’deyken silahların arasına girip direnişçilere “Nusayriler’e sabretmelerini ve asla sivilleri öldürmemelerini, NATO’yu ve ABD’yi asla istememelerini uzun ve mırra’lı sohbetlerde” anlattık.

Döndük Türkiye’ye, oradan liderleri evlerimize kadar misafir ettik ve bunlardan birisinin hırsız olduğunu tespit ettiğimizde ise yine Suriye’deki Özgür Ordu birimlerine ses kayıtlarına varıncaya kadar delilleriyle ilettik, direnişten el ayak çektirdik. Asla Suriye Direnişi’nden ‘20 milyon Peygamber çıkarmalarını beklemek ya da bekler gibi yapmak’ işlerine girmedik, girenleri fark ettik.

Gelelim Nurettin Şirin ağabeye…

Üsluba dair bir sözümüz olsun ki, her ne kadar sanıyorum 2 senedir görüşmesek de, ben bu zamana kadar istisnasız daima kendisine ‘ağabey’ dediğim için, burada ad-soyad vererek sanki yazar’dan yazara atışmaymış gibi bir üsluba girmeyi dilemiyorum. Kendisinin yaklaşık 1.5 senedir Suriye’nin delikanlı çocuklarının şanlı devrimine karşı olan duruşu ve yönettiği sitesinin yalan ve yanlışlarının tamamı bizce malumdur ama bunlara rağmen Nurettin Şirin bizim için ağabey’dir. Benim için takdire şayan bir direniş azmi olan bu insanın samimiyetine de şahidim ama Allah onu Suriye Devrimi’ne gösterdiği umarsız karşı duruş nedeniyle avf etsin, dua ederim. Gün gelir belki bizim de yanlışımız olur, o zaman onun ‘kardeşim’ demesini bekler, duasını isteriz.

Ama bu konuda Kenan Çamurcu gibi bir tipin yan çukurundan konuşmak, kendisine suret-i kat’iyede yakışmadı. İsimlerini aynı cümlede anmaktan bile hicab ederim zira bilirim ki İranlılar’ın Anıtkabir’i ziyaret etmelerini temenni edecek denli omuriliği yamulmuş kakofoni ve dezenformasyon üstadı bir amorfist bir yanda, Ulusal Tv’ye bile çıkmayı reddeden Nurettin Ağabey diğer yandadır. Ne ki, mevzumuz üzerine pozisyonları aynıdır, son tahlilde durum budur.

Bu itibarla, şöyle diyordu Nurettin Ağabey:

“Birileri bunu belki ironi şeklinde göreceklerdir ama, İslam Cumhuriyeti’ni destekleyip savunan bir Müslüman olarak bütün samimiyetimle diyorum ki; "İran Suriye’den elini çekmelidir!"

Bunu dememin sebebi, Suriye’de, Suriyeli olmayan hiçbir dış gücün ne eli ne ayağı ne de ne parmağı olmasın. İran, İslam kanunlarıyla yönetilen bir İslam Cumhuriyeti de olsa, Suriye’deki iç gelişmelerin ve hadiselerin dışında kalmalıdır...

Gelin “İran Suriye’den çık” dediğimiz kadar, “Amerika Suriye’den çık” “İngiltere Suriye’den çık” “Fransa Suriye’den çık” “Suudi Arabistan Suriye’den çık” “Katar Suriye’den çık” “Türkiye Suriye’den çık” diyelim… “CIA Suriye’den çık” “MI6 Suriye’den çık” diyelim…”


Ağacan!

İran demişsin, sen 'elini çeksin' derken Özgür Ordu yakaladığı İranlı generallerin rütbelerini ve isimlerini açıklayarak İran’ı rezil etti. ABNA’nın da sana aldığı tavra bakılırsa, söylediklerin gayet romantik dileklerden öte gitmez. Senin desteklediğini beyan ettiğin İran’ın, 24 bin şehidin katillerinin tetik ortağı olması hasebiyle, Suriye Halkı için artık İslam Cumhuriyeti falan olmadığını, artık tüm Suriye’de NasrallaH yerine 'NasrallaT' denildiğini hatırlatırım.

Amerika demişsin, ABD’nin Suriye silahlarının önünü kestiğini herkes bilir, ortada silah yok diyoruz ama neden anlamazdan geliyorsunuz, bilinmez; kime sorsan elindekini gösterir, eski ve yetersizdir.
Petrolsüz Suriye’de Hazar Tayran/Uçuşa Yasak Bölge yapmayanlar, Libya Petrolleri’nin akbabalarıdır.
Mustafa Şeyh’in yaptığı açıklamayı da okumuşsundur, ABD’nin Devrim silahlarına set çekmesi bilinirdi, açıkça ifade edilmiştir. Doha Silahları’nı, daha önce Libya Silahları’nı, alakalı herkes bilir.

Ayrıca şunu da söyleyeyim, ABD hiçbir şey yapmıyor değildir.

Bundan 1 ay kadar önce, ABD’li ve İngiliz 2 generalin Hatay’da oldukları ve onlarla gizlice görüştürülebileceğim, yüzüme söylendi.

(Aynı saniyede reddettiğimi eklememe gerek var mıydı?)

“Bunların burada işi yok! Yazın, bunlar Suriye Direnişi’ne zarar verir, verilecek askeri sırları ve direnişteki durumu MOSSAD’a bildirir ve tabii ki Mossad da Esad’a yetiştirir.” demiştim.

Ben öyle dememişim, geçen hafta telefon geldi ve harfiyen dediğim durumdan şüphelenildiğine, bu Emperyalist generallere bildirilen neresi varsa Esad’ın uçakları tarafından bombalandığına dair…

“Türkiye Suriye’den çıksın” demişsin ve ben de diyorum ki, hakikatliysen ara içerideki İranlı adamlarınızı ve sor, “Direnişçiler Türkiye için ne düşünüyor?”
Benden değil kendi muh-a-birlerinden duy, öğren…
İstersen Özgür Ordu liderlerinin ve halkın Türkiye’ye bakışlarıyla alakalı son durumu almak üzere, bir tele-röportaj yapayım ve birinci ağızdan kayıtlı şekilde şahsına ileteyim?
Tabi sen Hatay kamplarındaki generalleri kaale almak isteyebilirsin ama üzgünüm, sizi Suriye Gerçekleri ile tanıştırayım ki Suriye Direnişi’nin büyük bölümü Suriye varken Türkiye’de sığınan ve yaşayan generallerden de Türkiye’den de haz etmiyor.

Bunu biraz içim acıyarak söylüyorum çünkü hem Suriye Devrimi’ne inanıyorum hem herşeye rağmen Türkiye düşmanlarını deşifre ve analiz ediyorum ama acı vakıa bu!

20 bin lira maaşla Anadolu Ajansı’nın başında olan adam, Humus’a 1.5 seneye yakın zamanda 2 muhabir göndermeyecek, gidip gelen gazeteciye yapılan ’Erdoğan sözünü tutsun! Silah istiyoruz!’açıklamalarını ve hatta hiçbir şeyi yayınlamayacak, hatta gidene de iftiralar atılacak, işler sansürlenecek, Suriye Halkı’nın ve Direnişi’nin sesi kısılacak ama bunlar da öğrenilmeyecek?

Bunun için mi ayda 30 kişinin maaşını tek başına alır bir insan?

Bu duruma mı sen şimdi “Türkiye Suriye’den elini çeksin!” dedin ağacan?

Şurada Özgür Ordu defacto bir mıntıkayı âzili/tampon bölge kurana dek, 20 haber kanalının hiçbirisinden 2 muhabir Şam’a, İdlib’e, Dera’ya, Deyr’ez-Zor’a, Lazkiye’ye gitmeyecek ama sorarsan Başbakanından muhabirine herkes “Suriye Devrimi’ni destekliyoruz, halkın yanındayız.” diyecek ve Suriye Halkı da bu tiyatroyu ‘yiyecek’ öyle mi sanılıyor? Sen de mi böyleymiş gibi yapıyorsun ağacan?

O zaman çadırlardaki Erdoğan’a tepki neden örtbas ediliyor?
Neden Suriye Halkı’nın üzerinden prim yapılmaya çalışılıyor?
Aynısı Türkiye’ye yapılsaydı ne olurdu?
Sahi, biz Kurtuluş Savaşı veriyor olsak ve komşudaki başbakan bize artık komik gelen ama bizim hakkımızda ürettiği vaatlerini arka arkaya konuşup konuşup dursaydı, sinirimiz bozulmaz mıydı?

Bozulurdu, bozuldu ve ben bunu en net olarak İdlib’te bir birliğin komutanı tarafından fırçalandığımda anladım! Mart ayındaki gidişimde ne zaman ki ‘Min Türkiye’ (Türkiye’denim) dediğimde “YALLAH YALLAH! KEZZAB ERDOGAN!” (Defol! Yalancı Erdoğan!) ve fazlası denildi, ne zaman ki beni tanımayan silahlı bir emir kaşlarını üstüme çattı, o zaman anladım ki ‘Türkiye’den’ olmak Suriye’de avantaj değil dezavantaj!

Şimdi sen hangi Türkiye’nin ne elinden bahsediyorsun Nurettin abi?

Sınırdan birkaç yüz kaleşnikof geçti denilir, bilirsin, sen direniş nedir, onu da bilen insansın, tanka karşı kaleş’in tükürük gibi bir şey olduğunu söylemem, sana ayıp olmaz mı ağacan?

Sonra 17 ay olmuş, birkaç piyade tüfeği geçeliyse 2 ay yok, 20 bin şehidi nereye koyacaksın ağacan?
Oysa Hizbullah ve İran ‘eğitmenlerinin’ Suriye mesaileri 1.5 senedir malûm?

Niyetine bakıp güzel düşünmek istedim ama o da ne!

“İran, Türkiye, ABD, İngiltere, Fransa, Suud, Katar Suriye’den elini çeksin!”

Nurettin Şirin Ağabey!

Senin listede eksik, yazıda mantık kurgusu var ağacan!

Her gidişimde anlatılan, Suriye Halkı’nın repliği olmuş bir paragraf söz var:

“Bu bizim Kurtuluş Savaşımız ve Esad’ın daha önce bizi işgal eden Fransa’dan farkı yok!
Fransızlar’a karşı olduğu gibi şimdi de Esad’a karşı Sevra (Hakkını alana dek süren isyan/devrim) içeren marşlar yazdık!
Fransızlar’a karşı bayrağımız olan siyah-beyaz-yeşilin ortasına -2 değil- 3 yıldızı geri koyduk! Golan’ı verip başımıza İlah kesilenlere 40 sene iyi bile dayandık! 82’deki Hama Katliamı’nı ve sonraki hiçbir şehidimizi unutmadık! Şimdi 40 seneden fazladır her şeyimizi hortumlayan Esad, onun dayısının oğlu Şaliş ve amcasının oğlu Mahlouf Aileleri mal varlıklarını bırakıp gidene, bu diktatörlük düşene dek, ölsek de dönmeyeceğiz. Ölmek var Zillet yok!”

Nurettin Ağabey!

Sen de herkes gibi bir şeyi unuttun…

“Esad ve Ailesi Suriye’den Elini Çeksin!”
demeyi unuttun ağabey…

İsrail’e karşı İran-Suriye-Lübnan hattından söz ederken, Humeyni’nin1982 Hama Katliamı’na neden sessiz kaldığını açıklamayı da unuttun ağabey…

“Fransa Suriye’den elini çeksin!” tabi ama Devrimcileri Emperyalizm’in kuklası yaparken, 1979’da Humeyni’yi taşıyan uçağın neden İran’a Fransa’dan geldiğini açıklamayı da unutmuşsun ağabey…

İngiltere ve MI6 tabiî ki Suriye’den elini ayağını çeksin, tabi de, Humeyni’yi Şehitleri Kabristanı’na götüren helikopterde yanında oturan BBC Muhabiri’ni izah etmeyi de atlamışsın Nurettin ağabey…

İman ve kalem sahibi bir Hanif olarak bizim ’Emperyalizm’in hiçbir elemanını Suriye’de görmek ve duymak istemeyeceğimiz’ bilinir, bu zaten böyledir ama buna ne Rusya ne Çin ne İran ne de Lübnan istisna değildir!
Bu işin doğrusu, en başından beri dediğimiz gibi, “Azınlık İktidarı Esad Diktatörlüğü Suriye’den Elini Çeksin” demektir ve Emperyalizm Paranoyası yayılmak istenirken hatırlatalım ki Devrimciler’in yüzüne karargâhta söylediğimiz söz, “Amerika veya NATO mu daha şerlidir yoksa Esad mı, siz bilemezsiniz Allah bilir, o yüzden asla işinizi başkalarına bırakmayın” şeklindedir.

Nurettin Şirin Ağabey ve Fikirdaşları için duam,

“Kudüs’e gidecek yol Şam’dan geçer!” diyen direnişçilerin kabul edeceği bir tutum takınmak yerine sabıkalı katil BAAS’ın stratejik işbirlikçisi İran’a arka çıktınız ve Suriye Halkı’nı kaybettiniz.

Bir halk katledilip, devrim üstüne oyunlar ve diktatoryal kâbus sürerken, sıkışmış askerlere Özgür Ordu artık acıyıp, her kesimden insanların anaları ağlarken, sizin “Esad Suriye’den Çekilsin” demenizi hangi faktörler engelliyorsa, Allah size bunları devirmeyi nasib etsin.

www.twitter.com/tezcanfatih

Yorumlar
Abdulehad
2012-09-04 12:22:40
Olumsuz yorum yapanlardan kaç tanesi Suriye ye gitti ve oradaki muhaliflerle konuştu hiçbiri. O zaman yaptığınız yorumlarda gitmiş herşeyi biliyor gibi konuşmayın. Benim için oradaki durumu anlatan en önemli şey cihad diye gidip inşaallah şehit olanlar. Müslüman gidecek batıl bir dava olduğunu görecek ve o dava uğruna orada savaşacak şehadeti isteyecek.Bizler uyandık, size iyi uykular
pasurlu
2012-08-22 14:56:01
yazar kardeş ben senin bu hanif dinini bilmiyorum fakat her neyse peygamberi biriş olmadığı kesin ..müslüman olan bir insanın mutlaka ama mutlaka coğrafyamızı kan gülüne çeviren 2.moğol katliamlari gibi katliam yapan amerika emperyalizimine baş kaldırmalı ve biz müslüman ların lideri olan imamada hakaret etmemeli. zira biz kurandan büyle anlıyoruz bismillah ..o gün herkesi imamlarıyla çağıracağız
Murat
2012-08-16 19:54:34
Silahlı terörist sürülerinin Suriye ordusunun önünde nasıl kaçtıklarını gösteren videoyu mutlaka görmüşsünüzdür. Keşke onu da kanalizasyondan çıkan subay videosunun yanıa koyabilecek kadar objektif bir gazeteci olabilseydiniz. Ancak gördüğüm kadarıyla ABD'nin propaganda savaşında ön saflarda cihad etmek daha cazip geliyor.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim