• BIST 106.711
  • Altın 143,532
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 33 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Sosyalist Birgün ile Fethullah Gülenci Terör Örgütü'nün Yasak Aşkını Fuat Uğur Yazdı!

Sosyalist Birgün ile Fethullah Gülenci Terör Örgütü'nün Yasak Aşkını Fuat Uğur Yazdı!
Solcu görünümlü ama faşist ama Fetullahçı terör örgütünün tetikçisi Birgün gazetesi geçtiğimiz gün Ak Parti Mersin Milletvekili Muhsin Kızılkaya’yı çirkin bir iftirayla linç etti.

 Pensilvanya solcusu gazete,  “2002’de eşini bıçakladı, 2015’de Özgecan’ın kentinden milletvekili oldu” diyerek Kızılkaya’yı sırf Ak Partili diye infaz etti. Ancak işin perde arkası Birgün denilen gazetenin nasıl medya katili olduğunu da gözler önüne serdi. Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur, bugün çarpıcı bir yazıyla haysiyet cellatlığının tüm ayrıntılarını yazdı. Belli ki Birgün’e “infaz dosyası”nı Fetullahçı terör örgütü servis etmişti.

İşte Uğur’un yazısı:

Gazetedeki haberin başlığı korkunç.

“2002’de eşini bıçakladı, 2015’de Özgecan’ın kentinden milletvekili oldu”
Adı geçen milletvekili Ak Parti Mersin Milletvekili Muhsin Kızılkaya. Kürt kimliğiyle öne çıkmış ve bu konuda uzun yıllar mücadele vermiş, bunun bedelini ödemiş bir isim Muhsin Kızılkaya.
Haberi yazan gazete ise Muhsin Kızılkaya’nın tam dört yıl boyunca yazarlığını yaptığı Birgün gazetesi. Genellikle mimar ve mühendis odaları gibi odaların, binlercesini satın alarak finanse ettiği, geçmişteki Devrimci-Yol fraksiyonundan arta kalanların çıkardığı bir gazete Birgün. Son zamanlarda onların da Cemaat elinden “belge” yayınlama kuyruğuna girdiğini işitiyorduk.
Gazetedeki habere göre olay şöyle:
Kızılkaya bir tartışma sırasında eşini bıçakladı ve 18 Mart 2002 tarihinde
mahkeme tarafından TCK’nin 456/4 maddesi gereğince ağır para cezasına
çarptırıldı. Ceza artırımına da gidilerek o dönemin parası ile 290
milyon 104 bin 465 Lira para cezası verildi. Ancak daha sonra Gülistan
Kızılkaya ve Muhsin Kızılkaya mahkemeye başvurarak karara itiraz etti.
Gülistan Kızılkaya şikayetçi olmadığını, “kendi kendisini karnından
yaraladığını” belirten bir ifade vererek, cezanın kaldırılmasını
sağladı. Böylece Kızılkaya cezadan kurtulmuş oldu. 2005’ten önceki yasa
nedeniyle kamu davası da açılmadı.
Deniz Coşan adlı muhabir haberciliğin en temel ilkesi olan “taraflardan görüş alma ilkesi”ni aklına bile getirmeyip, bir telefon ötedeki Muhsin Kızılkaya’dan ve eşinden bu durumla ilgili görüş almaya tenezzül etmemiş. Belli ki eline tutuşturulan “belge”den haber yapması istenmiş  kendisinden. Amaç daha önce Birgün’de yazan, solcu bir Kürdün Ak
Parti’den vekil seçildiği için cezalandırılması olunca gazetecilik çok  da önemli olmuyor haliyle.
Belge olarak yayınladıkları kağıt, 18 Mart 2002 tarihli Ceza Kararnamesi ise hâkimin verdiği ilk karara ilişkin. Zaten haberin kendisinden hâkimin ikinci bir karar verdiği anlaşılıyor.
Aslında haberi yazan da yaptıran da biraz gazetecilik nosyonuna sahip olabilseydi ceza kararnamelerinin şikâyete bağlı olarak verilmesi gerektiğini herhangi bir avukattan öğrenebilirdi.
Anlatalım:

1-Ceza kararnameleri şikâyete bağlı olarak verildiğine göre bu yayınlanan ilk Ceza Kararnamesi belgesinde “mağdur” Gülistan Kızılkaya’nın şikâyeti var mı? Cevabı biz söyleyelim çünkü  gazetede yazmıyor: Yok! Polis ifadesi var mı? Yok! Savcılık ifadesi?  Yok! Hâkim Gülistan Kızılkaya’yı duruşmaya çağırıp dinlemiş mi? Hayır! Muhsin Kızılkaya’yı dinlemiş mi? Hayır! Peki bıçaklama hadisesine ait  bir delil, parmak izi ya da polis soruşturması var mı? O da yok!

2-Yine haberden anlaşıldığına göre hâkimin verdiği ikinci kararın belgesi kendilerinde  olmalı ve onu yayınlamamışlar. O ikinci duruşma nasıl yapılmış?

Gülistan Kızılkaya ile Muhsin Kızılkaya’nın başvurusu ve itirazı  üzerine. Ama gazetenin yazdığına göre Gülistan Kızılkaya şikâyetini geri  çekmiş ve Muhsin Kızılkaya da para cezasından kurtulmuş. Yani Gülistan  Kızılkaya OLMAYAN ŞİKÂYETİNİ geri çekmiş. Muhsin Kızılkaya da  “tedbirsiz” davrandığı belirtilerek para cezasından kurtulmuş.

Soralım:
Hâkim daha önce bir karar vermiş sonra nasıl olmuş da İKİNCİ BİR DURUŞMA daha yapıp bu kararını düşürmüş.

Hukuka uygun mu bu? Konuştuğum hukukçular şöyle diyor:

“Hâkimin aldığı her iki karar da baştan sona hukuksuz. Şikâyet olmadan, mağdur  diye sıfatlandırdığı, savcının üzerinden hikâye uydurduğu Gülistan  Kızılkaya’yı ve suçlanan Muhsin Kızılkaya’yı ifadeye çağırmadan ve  dinlemeden gıyaplarında karar vermiş, sonra da bunu düzeltmeye  çalışırken olmayan şikâyetin geri çekildiği yolunda tutanaklara uydurma  bir beyan geçirerek ikinci bir kararla hatasını telafi etmeye çalışmış.  Her iki karar da baştan sona hukuksuz ve yok hükmünde”

MUHSİN KIZILKAYA’NIN ANLATTIKLARI

Yukarıdaki  okuduklarınız karışık gelmiş olabilir. Bu durumu biraz daha  netleştirmek için Muhsin Kızılkaya’yı aradım. “Gazeteci” akıl edip  Muhsin Kızılkaya’ya da sormadığına göre bu görev bize düştü. Muhsin  Kızılkaya ile aynı zamanda ta 1990 yılından bu yana Güneş gazetesinden  başlayan bir arkadaşlığım var. Hayatımda tanıdığım en munis
insanlardandır. Haberi işitince inanmak istemedim doğal olarak ama  insanız, hepimizin içine kurt düşüyor.

Yekten sordum Muhsin’e:

Nedir bu bıçaklanma hadisesi, baştan anlat bana…
Eşim mutfakta iş yaparken bıçakla kendini yaraladı. Bildiğin bir mutfak  kazası. Evliliğimizin ilk yılları. Çocuğumuz yok o sırada. 2002 yılının  Ocak ya da Şubat ayı.  Çok önemli değil, bir sıyrık ama yine de korktuk,  tetanoz filan olur diye kalkıp Alman hastanesi aciline gittik. Doktor  pansuman yaparken soruyor “nasıl oldu” diye. Eşim mutfakta iş yaparken
kendisini yaraladığını söylüyor. İşimiz bitti eve gittik. İki ay sonra  tarafımıza bir mahkeme celbi geldi. “Şu gün duruşmaya gelin” diyor. Ben  hemen bir arkadaşım var avukat, Mahmut, onu aradım git bir bak diye. O  da dosyaya bakıyor ki Alman hastanesindeki doktor eşimin yaralanmasıyla  ilgili bir rapor yazmış. Nasıl bir rapor olduğunu bilmiyorum… Acildeki
doktorlar meğer bu türden kazalarla ilgili raporları yazıp savcılıklara  gönderirmiş. Hâkim de savcının bu rapora dayalı olarak uydurduğu  hikâyeye dayalı iddianame ile hakkımızda ve gıyabımızda hüküm vermiş. Avukatımız  hemen itiraz etti tabii. Çünkü Ceza kararnameleri şikâyete dayalı  verilir.  Oysa ortada ne bir şikâyet, ne bir polis ifadesi ne de  savcılık ifadesi var. Hâkim itirazımız üzerine yaptığı hatayı  anladı ve bize yeni bir duruşma yaparak eşime şikâyeti olup olmadığını  sordu. Şimdi geçmiş gün, eşim de herhalde “şikâyetçi değilim” filan  dediyse hâkim olmayan şikâyetini geri aldığını yazıp, beni de tedbirsizlikle nitelendirerek para cezasını kaldırdı.

Sonra ne oldu?

Ne olacak, mesele bizim için kapandı diyerek evimize ve hayatımıza geri döndük. Oysa şimdi rahmetli olan avukatımızın hatası, meğer bizim için beraat kararı aldırılması gerekirmiş.  Saçma sapan bir davaydı zaten. Bir mutfak kazasından başımıza ne işler  açılmıştı. Bu kadarıyla kurtulduğumuza şükrettik ve takip de etmedik  doğrusu.
Peki bu dosya nasıl bu zamana dek kaldı ve saklandı o vakit?
Hukukçu arkadaşlarıma sordum, normalde 5 yıl geçtikten sonra karara bağlanan dosyalar imha edilirmiş ama demek ki birileri bizim adımızı bildiği için bir gün, Birgün gazetesine lazım olur diye düşünmüş olmalı ki arşivleyip saklamış bu kararı.

Eşinin açıklaması çok netti ve ama bu açıklama bile kimi kadın yazar ve politikacılara yetmedi. Neye bağlıyorsun bunu?

En  başta kadınların kadınlara hakareti bu. Benim eşim dört dil bilen  İsveç’te öğrenim görüp okul bitirmiş bir kadın. Kendi açıklamasında da  belirttiği gibi değil 17 yıl, 17 dakika kendisine, şiddeti bırak, kötü  davranan biriyle yaşamaz. “Eşi korktuğu için böyle açıklama yaptı” demek onu aşağılamaktır. Neden onun beyanını esas almıyorlar nedeni belli. Ben Ak Parti’den değil de HDP ya da CHP’den vekil olsaydım bunlar başıma gelmezdi. O arşivciler de bu “belge”leri ortaya çıkarmazdı.

Aile olarak nasıl etkiledi bu yayın sizi?

Bizim  Gülistan ile o tatsız ve tuhaf mahkeme sürecinden sonra iki çocuğumuz  oldu. Çok mutlu bir aileyiz. Ben bırakın bir fiske vurmayı eşime  bağırmadım bile. Ama şimdi kızım bana soruyor “Baba sen annemi mi bıçakladın” diye.
Bu paçavra bana gazeteciliğin en temel ilkesini yerine getirip sormadı  bile “bu nedir” diye. Sormadı çünkü kurguladıkları bütün hikâye  değişecekti. Çamur atıp iz bırakmalıydılar.

Sen o gazetede çalıştın bir de değil mi?

Benim sarı basın kartıma ihtiyaç duydular ve ben de verdim. Üstelik dört yıl tek kuruş telif almadan yazdım. “Eşini bıçaklayan bir yazarla” çalışmak onlara çok iyi geldi demek ki o vakitler. Ama şimdi onlara belge ulaştıracak bir paralel yapı var. Düşünüyorum da Tayyip Erdoğan’ın elindeki istihbarat gücü bunlarda olsa demek ki hiçbirimizin bu ülkede yaşaması mümkün olmaz.

Şimdi ne yapacaksın peki? Dava açacağını duyduk.

Dava açacağız ve bunlardan alacağımız tazminatı şiddet gören kadınlara bağışlayacağız.
Bunun yanı sıra eğer dosya duruyorsa beraat kararı aldırmamız lazım ama
dosya nerede bir bilgimiz yok. Bu belgeleri Birgün’e servis edenler
biliyor olmalı.
KUTU
GÜLİSTAN KIZILKAYA’NIN AÇIKLAMASI
AK  Parti Mersin Milletvekili Eşim Muhsin Kızılkaya’nın 2002 yılında beni  bıçakla yaraladığına dair bir haber, 27 Haziran 2015 tarihli Birgün  gazetesinde manşet olarak yayımlanmıştır. Haberin başlığında, yakın  geçmişte Mersin’de vahşice katledilmiş genç kızımız Özgecan’a atıf  yapılarak, aynı şehirden milletvekili seçilen eşimle “kadına şiddet”
konusunda bir bağ kurulmaya çalışılmış ve bahsi geçen iftira  sosyo-politik olarak banalleştirilmeye çalışılmıştır.
Ben,  Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımın yanı sıra İsveç vatandaşı olan bir  bireyim. İsveç’te okumuş ve büyümüş bir kadınım. Benim büyüdüğüm ülkede  kadına karşı şiddet en büyük insanlık suçudur. Dolayısıyla bana şiddet
uygulayan bir insanla değil 17 yıl evli kalmak, 17 dakikayı bile  birlikte geçirmem. Evde yaşanmış bir mutfak kazasından kaynaklanan  hadiseyi, yıllar sonra “kadına karşı şiddetin bir örneği” gibi  göstermek, önce bana, sonra çocuklarıma ve eşime atılmış bir  iftiradır. Haberi yapan gazetenin aynı siyasi görüş ve kimliği  paylaşmadıkları bir partiden eşimin milletvekili seçilmiş olmasına  tahammül edemeyerek, benim üzerimden ona saldırmak hiçbir ahlaka sığmaz.
Eşimle istediğiniz siyasi mücadeleye varsa siyasi fikirleriniz  üzerinden girebilirsiniz. Ancak bunu yaparken lütfen haber kisvesi  altında kirli operasyonlarınıza beni ve çocuklarımı alet etmeyin.

Ahlaksızca hazırlanan bu iftiranın asılsızlığını ortaya çıkarmak için bu  konunun takipçisi olacağımı kamuoyunun bilgisine sunarım.”

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim