• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 26 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

'SIRF O SEBEPTEN FİLİSTİN İZLENİR!'

SIRF O SEBEPTEN FİLİSTİN İZLENİR!
Şair Serdar Tuncer, "Kurtlar Vadisi Filistin sırf o sebepten dolayı izlenir" söyleminin nedenlerini açıkladı.

 

 

 

 

 

Şiirin doktoru Şair Serdar Tuncer, Hamit Eteevrans’la Yüz Yüze’ye konuk oldu.
Şiir tutkusunun başlangıç noktasını, gelişimini ve yükselişini anlatan Tuncer, şiirin bir hikmet olduğunu, hikmeti yakalayabilmenin de zor bir şey olduğunu söyledi.

KOF İŞLER

Son zamanlarda yapılan şarkı sözlerinin 10-15 kelimeyle konuşan insanların ortaya koyduğu lüzumsuz ve kof işler olduğunu savunan Tuncer, “Keşke şarkılarda aşktan bahsetseler. Aşk artık içi boşaltılan, öylesine kullanılan, şehvetin, hevesin, hoşlanmanın birden adı oldu. Hakiki aşkın şarkısını yapsınlar, yine eyvallah...” şeklinde konuştu.

TASAVVUF DA MODA OLDU

Tasavvufun hobi zannedildiğinin altını çizen Tuncer, “Artık, tasavvuf modası başlamıştır. Halbuki, tasavvuf dile dökülecek değil, yaşanacak bir şeydir. Yaşayanın dile dökmediği, dile dökenin de pek yaşayamadığı bir şeydir” dedi.

İNTİKAM ALDIK, OH DEDİK

Tuncer, Kurtlar Vadisi Filistin’i büyük bir heyecanla beklediğini ve ‘sırf o sebepten dolayı bu filmi izlerim’ demesinin nedenlerini açıkladı. Hollywood’un halen Vietnam’dan intikam alan filmleri olduğunu, yenilgiyi zafere çeviren yapımlara imza attığını hatırlatan Tuncer, artık onların silahıyla mağlubiyeti taçlandırmaya kalkanlar olduğunu söyledi.
Tuncer, ”Irak’taki o çuval sahnesinin intikamını Kurtlar Vadisi aldı çok mutlu olduk. 'Ohh be, göğsümüze su serpildi, içimiz rahatladı, intikam alındı' dedik" diye konuştu.

Şair Serdar Tuncer, Hamit Eteevrans'la Yüz Yüze'de şiir, tasavvuf, aşk ve özel hayatıyla ilgili soruları cevapladı:

-TRT Haber’de ‘Yeni Şeyler Söylemek Lazım’ programı seyirci tarafından çok beğeniliyor. Birçok projeye imza attıktan sonra böylesine farklı bir program nasıl oldu da aklınıza geldi?

Öncelikle herkese gösterdiği ilgiden ötürü teşekkür ediyorum. İsterseniz ilk olarak programın ismiyle başlayalım. Programımız Hz. Mevlana’nın bir dizesinden adını aldı. “Dünle beraber gitti cancağızım, düne ait ne kadar söz varsa, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Hz. Mevlana bu sözü söyleyeli, 8 asır olmuş ama bu söz halen dün söylenmişçesine taze… Hz. Mevlana son dönemde çok istismar edilen bir isim…

Popüler tasavvuf algısının öne çıkarttığı figür… Biz de biraz bundan endişe ettik aslında. ‘Biz de bu istismar olayına girmiş olur muyuz’ diye ama ‘Biz yapmayacaksak, kim yapacak bunu’ dedik ve ‘Yeni Şeyler Söylemek Lazım’ ismi ortaya çıkmış oldu. Uzun zamandır Uğur Işılak ile birlikte proje yapma niyetimiz de vardı, bu da denk düşmüş oldu. TRT Haber’de şiirin, türkünün bir arada olduğu, üstüne bir de muhabbetin harmanlandığı keyifli bir iş yapmaya çalışıyoruz. Dört ay önce başladık ama iki ay sonra konsepti değiştireceğiz. İki adam bir araya gelmiş, bir iş yapalım demişler ortaya ‘bir dert’ çıkmış… Bu da o derdin dile döküşü…

DERTLENSİNLER MUTLU OLURUZ

-Sizi izleyenler dertlenecek mi peki?

İnsanlar mutlaka dertlensin. Dert, yaşadığımız zamanda olmaması gereken, "Yahu Allah kurtarsın” denilecek bir durum. Fakat eskiden böyle değilmiş. Herkes birbirine, ‘Allah derdini arttırsın' şeklinde niyazda bulunurmuş. Bunu derken de kasıtları, ‘derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.’ Allah derdinin dermanı, derdin yine bizzat kendisidir. Bu manada dertleneceklerse, dertlensinler, mutlu oluruz. Ama öbür türlü zaten insanların derdi çok, dertlenmelerini istemeyiz.

-Çocukluğunuzda anneniz sizin hep doktor olmanızı istemiş ama siz kendinizi şiirin içinde bulmuşsunuz. Çocukluğunuzda şiire olan bağlılığınızı nasıl keşfettiniz?

Annemin ‘doktor oğlum’ deyişi şöyle… Annem bana hamileyken çocuğun cinsiyeti şimdiki gibi aylar öncesinden bilinmiyordu. Doğuma bir iki saat kala, hemşireler bir taraf olmuş, "Kız olacak" diye, doktorlar bir tarafta, "Erkek olacak" diye. Annem sonra beyaz önlüklü doktorları görüce, “İnşallah erkek olur, doktor olur” demiş. Sonra "Oğlunuz oldu" denilince, “Doktor olsun” demiş. Biraz boy pos da görünce, “Bundan iyi doktor olur” diye düşünmüş.
 
ŞAİRLİK MESLEĞİ SEÇİLMEZ

İnsan mesleğini seçer, mecbur kalır istemediği bir işi de yapar ama şairlik seçilecek bir meslek değil. Allah sizi seçer. Şiir sizi gelir bulur. Böyle diyerek şiiri çok kutsadığım da düşünülmesin, yani "Şairler Allah’ın seçtiği seçkin varlıklardır" demiyorum. Kastım şu; bir adam oturup 'ben şair olacağım' dese, şair olamaz. Allah vermişse vardır, bu bir yetenektir. Bunu geliştirmek için bir şeyler yaparsınız.

TONLA ADAM VARDIR AMA…

Lise yıllarında kız arkadaşına şiir yazıp, kendisini şair diye tanımlayan tonla adam vardır. Ama benim merakım ilkokul yıllarımda başladı. Yine bahanesi de bir aşktır. Şiir aslında biraz da araştırmaktır. Çocukken sevgiline yazdığın şiirle, yaş ilerleyip gönül belli bir kıvama geldikten sonra, gönül sahiplerini tanıdıkça insanın içindeki şiir tarifi de değişiyor.

ŞİİR HİKMETTİR

Sonra şiire Allah Resulü'nün baktığı gibi bakmaya gayret ediyorsunuz. Şiir hikmettir. Hikmet değilse kelimedir. Almak, vermektir. Hikmeti yakalayabilen şiiri yazmak da zor iştir. Mevlana ve Yunus Emre yakalar bu hikmeti. Şairlik böyle bir şey… Öbür türlü kelimeleri yan yana getirmek, güzel şeyler söylemek, birilerinin size ‘şair’ demesi şair olmak için yetmiyor. Yazdığınız şiir eğer hikmetin kapılarını zorluyorsa, işte o zaman adama birazcık şair denilebilir.

ATEŞİN ÜZERİNE SU DÖKMEKTİR

-Peki şiir hayatın hangi yansıması…

Hayatın başlamadığı yerden bir yansımadır diye düşünüyorum. Daha hayat yokken şiir vardır. Şemseddin Ahmet Sivasi Hazretleri'nin güzel bir ifadesi var: “Hakk cemalin Kâbe’sini kıldı âşıklar tavaf
Yerde Kâbe, gökyüzünde Beyt-i mamûr olmadan.” Yani, daha Kâbe yapılmadan, daha Kâbe’nin bir izdüşümü olduğu hakikati Beyt-i mamûr yokken, aşıklar Cenab-ı Hakk'ın cemalini tavaf ederler.

Şiir insanın içindeki bir yangındır. O yangının bir şekilde dışa vuruşudur. Sussanız o yangın sizi biraz daha adam edecektir. Şiir yazmak ateşin üzerine su dökmek gibidir. Öyle insan vardır ki bakışı, susuşu bir şiirdir.

HİÇBİR ŞİİRİMİ SEVMİYORUM

-Birçok şiire imza atınız, en çok hangi şiirinizi seviyorsunuz?

Hiçbirini beğenmem. İnsanlar beğenir, söyler. Hatta benim hiç beğenmediğim şiirlerimi çok beğenirler. ‘Sen İstanbul kokardın’ benim yine beğenmediğim bir şiirdi ama insanlar bu şiiri sevdi. Hatta beni o şiirle tanırlar. Şiirlerini beğenen biri değilim. Yazdıklarına şiir diyen biri de değilim. Hatta kendisine şair diyen bir adam da değilim.

HİKMETİ YAKALAMIŞSA SÖZ ŞİİRDİR

-Ne yazıyorsunuz peki?

Şiir yazmaya çalışan ve onu arayan bir adamım. Hikmet dedik ya, hikmeti yakalamışsa söz şiirdir. Yazdıklarıma bakıyorum, hikmeti yakaladı diyebildiğim bir şiir yok. Ama ille de bir şey söylemem gerekirse, bir dörtlüktür onu beğenirim. Ama ikinci kıtasını halen yazamamışımdır. Aklıma gelmemiştir. Çünkü bazen belli bir yerde şiir biter. “Kerem kendi suretini görmeden, sen artık aslına bürün demişler, Ferhat doğduğu gün isim vermeden bu çocuk ne kadar şirin demişler” Bu kadarcık bir dörtlüktür. Aşkı anlatır sözüm ona.

BİLEN BİLİR, BİLMEYEN BİLSİN

-Tanıdık simalardan birine hiç şiir yazdınız mı?

Yazdım… Dizlerinin dibine çöküp iki büklüm olarak, dosdoğru olmayı talim etmeye çalıştığım, bir bakışına iki cihanı feda etmek gibi bir derdim olan güzeller güzeli bir sultana yazmışlığım var. Bilen bilir. Bilmeyen bilsin inşallah.

-Şiirin dışında neler var hayatınızda?

Bir dolu bir şey var. İki güzel kızım, ailem, annem var. Bir de zaman zaman gelip yakama yapışan okuma merakım var. Bunun dışında televizyon programları, konser ve organizasyonlar, kitaplar ve diğer projelerim… Şiirin dışında bunlarla uğraşıyorum. Çok yakında yeni kitap ve şiir albümlerim çıkacak, zamanımın belli bir kısmını onlara harcıyorum.

TASAVVUF HOBİ OLDU

-Tasavvuf hayatınızın neresinde?

İnsanlar tasavvufu bir hobi zannediyor. Artık tasavvuf modası başlamıştır. Ama fakirin düşüncesi, tasavvuf ilgilenilecek bir şey değil. Tasavvuf insanın kendisini vermesi gereken bir şeydir. Yaşama şeklidir. Hayatın tam göbeğidir. Tasavvuf, yakada çiçek gibi taşınacak bir şey değil, kalpte kurşun gibi taşınması gereken bir derttir. İlgileniyorum dersem, ukalalık etmiş, haddimi aşmış olurum. Ama niyazım odur ki, tasavvufu dizinin dibinden tahsil etmeye çalıştıklarım, benim kalbimle ilgilenmeye devam etsinler. Onlar ilgilenirse benim tasavvufla bağım kopmaz.

KENDİMİ PADİŞAH GİBİ HİSSEDİYORUM

-TRT 1’deki Ramazan Sevinci programını bizler de takip ediyorduk. Topkapı Sarayı’nda, padişahların misafirlerini ağırladığı mekanda, Ramazan ayında program yapmak nasıl bir duygu?

Bu muhteşem bir duygu… Topkapı Sarayı tarihimiz açısından çok önemli bir yer. Mukaddes emanetler orada, peygamberlerin bütün hatıraları orada. 500 yıllık bir yaşanmışlık var programı yaptığımız mekanda… Orada padişahlar oturup yaz günlerinde mehtabı seyrederlermiş. Ramazan zamanı da iftar topunun atışını oradan beklerlermiş. Böylesi mühim bir mirasın göbeğinde iş ortaya koymak büyük bahtiyarlık.

Kendimi padişah gibi hissediyorum. Benden önce en son iftar eden adam bir padişahtı yani. 150 yıl önce bir padişah orada iftar yapmış. Şimdi de sen gidip bir program sunucusu sıfatında orada iftar ediyorsun. Programı çektiğimiz yer sarayın kalbi denilebilir. Ayların sultanında, zamanın en güzel diliminde, mekanın mukaddes mekanlardan birinde, vakitlerin en güzelinde, iftar vaktinde konuklarınızla birlikte sohbet edip, iftar etmek çok büyük bir lütuf.

-Bir röportajınızda ‘dünyayı doğu ve batıyı bilenler değiştirir’ demişsiniz. Ne söylemek istemiştiniz?

Oradaki kastım şudur. Cumhuriyetle yetişen aydınlar batıyı çok bilen insanlar. Doğudan kastım, işte o İslam medeniyetinin Osmanlı yorumu diye bahsettiğim yer. Biraz Mevlana, biraz Fuzuli, biraz Sinan, biraz Yunus… Doğudan kasıt bu… Tanzimatla beraber bir kırılma yaşıyoruz. Oradan sonrasında ciddi bir batı hayranlığı haklı olarak başlıyor. Bizim entelektüellerimiz Avrupa’ya gidip, hayran olurlar.

Oradan öncesi batıyı bilmez, doğuyu bilir. Oradan sonrası o set çekişten dolayı doğuya sırtını döner, batıya bakar. Ne doğuyu bilmek tek başına yeterlidir. Ne de batıyı bilmek... Zamana bir söz söyleyemezsiniz. Sultanahmet’in nasıl bir cami olduğunu, Süleymaniye’yi Sinan’ın yaparken, Kanuni’nin nasıl bir rüya gördüğünü, bunun üzerine o caminin nasıl inşaa edildiği… Bunu bilmek lazım…

Viyana’yı gezdikten sonra Sultanahmet’e gittiğinizde kalbinizi sızlatacak olan şeyin rengi değişir. İçiniz ayrı titrer. Dolayısıyla o iki medeniyeti de bilenler bir şeyi sağlam söyleyebilirler. İki medeniyetin çocuklarına da bir şeyler söyleyebilirler diye düşünüyorum. O sözü onun için söylemiştim.

-Türkiye’de hangi şarkıcıyı beğeniyorsunuz?

Sezen Aksu’yu çok beğenirim. Hatta bazen çaktırmadan onun sözlerini söylerim. Üstat Sezen Aksu’nun da dediği gibi…“Herşeyin bedeli var, güzelliğinin de… Bir gün gelir ödenir, öde Firuze…”

-Kendisine yazıp gönderdiğiniz şiirleriniz var mı?

Hayır. Eğer şiirlerimi bestelemek isterse, şiirlerim ortada. Sezen Aksu’nun şarkılarını hayata bakışını çok severim.

10-15 KELİMEYLE KONUŞULAN REZİLLİK

-Günümüz şarkı sözleri birbirinin benzeri gibi… Hep aşk-meşk işleri, nedir bu benzerlik? Yok mu başka söylenecek şey?

Keşke aşktan bahsetseler... Aşk artık içi boşaltılan öylesine kullanılan, şehvetin, hevesin, hoşlanmanın hepsinin birden adı oldu. Hatta sevmediğim bir tabirle söyleyeyim. Çıkmanın da adı aşk… Bunların şarkısı yapılıyor. Hakiki aşkın şarkısını yapsınlar, yine eyvallah. Leyla ile Mecnun’un aşkını dinlemek isterim. Burada üçün cü kişi yoktur.

Leyla arada bir Ahmet’e gidip, sonra Mecnun’a dönmüş değildir. Ya da Mecnun Laila’dan çıkarken Ayşe ile yakalanıp çöle düştükten sonra tekrar Leyla Leyla diye bağırmamıştır. Bu da mukaddes bir şey... İçi boş, birbirini tekrar eden, benzeyen şarkılar… 10-15 kelimeyle konuşan insanların ortaya koyduğu basit, alelade, lüzumsuz, rezil, altı boş ve kof işler diye düşünüyorum. Tabii ki istisnaları bir kenarda tutarız.

-Kurtlar Vadisi Filistin 28 Ocak’ta vizyona giriyor…

Evet. Hepimiz bekliyoruz büyük bir heyecanla. Amerika bunu çok yaptı. Hollywood’un halen Vietnam’dan intikam alan filmleri var. Paul Herbert’taki yenilgiyi filmle zafere çevirmeye çalıştılar. Afganistan’daki yıkılmışlığı, geri döndürmek için bir dolu filmler yapılmıştır. Rambo serileri izlemişizdir. Bunlar bize garip gelirdi. Ama şimdi onların silahıyla bizim mağlubiyetlerimizi taçlandırmaya kalkan birileri var.

Bunlar bizim içimizden birileri. Filistin’deki hayal kırıklığını ‘Ya aslında o iş o kadar da değil kardeşim’ deyip ortaya koyacak bir film diye düşünüyorum. Sırf bu dertten dolayı gidip seyredilir. Mesela, Irak’taki o çuval sahnesinin intikamını Kurtlar Vadisi aldı çok mutlu olduk. “Ohh be, göğsümüze su serpildi, içimiz rahatladı, intikam aldık” dedik.

-Rahmetli Ömer Lütfi Mete ile devam edelim isterseniz… Kendisiyle birçok paylaşımınız olmuştur…

Evet. Öyle gerçekten... Birlikte televizyon ve radyo programları yaptık. Aramızda güzel bir dostluk oluşmuştu. Ömer Hocam'da şu hoşuma giderdi. Bizim işimiz soru sormaktır ya hani... Senin şu an yaptığını, ben de ekranda yapıyorum. Şundan çok huzursuz olurdum. Kime ne sorsam bilirlerdi, başkasının ballandıra ballandıra uzun uzun anlatmaya çalıştığını Ömer Hoca şöyle söylerdi: “Ahhhhh... Bilmem ki… “

Bu Ömer Hoca'yı, Ömer Hoca yapan özelliklerden sadece bir tanesidir. Tasavvuf dile dökülecek değil, yaşanacak bir şeydir. Yaşayanın dile dökmediği, dile dökenin de pek yaşayamadığı bir şeydir. Ömer Hoca bunu yaşardı. Ömer Hoca'nın gönlünde bir derdi vardı. Derman olacak dert dediğimiz şey kendisinde vardı.

Başkalarının sorduğum sorulara verdiği adalı cevaplardansa, Ömer Hoca’nın susuşunun o sorulara çok daha dirayetli cevaplar olduğunu düşünmüşümdür. Onun ahında an gelir ciltlerce kitap saklanırdı. Kendisini, “Ahhhhh... Bilmem ki… “ sözüyle hatırlarım. Mekanı cennet olsun.


 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim