• BIST 102.270
  • Altın 149,533
  • Dolar 3,5485
  • Euro 4,2033
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 14 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

'Selefîlik, tasavvuf ve Protestanlaşma tehlikesi'

Selefîlik, tasavvuf ve Protestanlaşma tehlikesi
Yusuf Kaplan'ın 'Selefîlik, tasavvuf ve Protestanlaşma tehlikesi' adlı üçlemesinin tamamı tek bir yerde.Sufi ve selefi meşreb kardeşlerimizin hassaten okuması tavsiyesi ile...

Selefîlik, tasavvuf ve Protestanlaşma tehlikesi (1)

Medeniyet, (yeri geldikçe vurguladığım gibi), kısaca, bütünlük fikri'dir: Yaratıcı, kâinât ve insan'dan oluşan hakîkat tasavvurunun ontolojik hiyerarşik düzeninin yerli yerince, tersyüz edilmeden kavranması, idrak ve ifade edilebilmesi çabasıdır.

Bu anlamda, Türkçeye son derece yanlış bir şekilde "medeniyet" ya da uyduruk bir şekilde "uygarlık" olarak tercüme ettiğimiz sivilizasyon ise, modern / seküler algılama biçiminin hem ürünü, hem de yeniden ifade edicisi ve üreticisi, şiddete dayalı ve her bakımdan şiddet üreten bir "söylemsel pratik"tir.

Sivilizasyon, medeniyet gibi bütünlük -dolayısıyla denge ve düzen- fikrine dayanmaz; aksine, çatışma (Tanrı ile insan, ruh ile beden, türlü ırklar, etnisiteler ve entiteler arasında irtibatsızlık ve çatışma), düzensizlik ve dengesizlik (ifrat ile tefrit yani iki uç arasında gidip gelme), kısacası hakîkatin parçalı olarak, atomize edilerek algılanması, daha da kötüsü, "parça"nın, "bütün" katına yükseltilmesi (dolayısıyla "insan"ın, "akl"ın, "tabiat"ın, arzuların, hazların, fetişlerin) mutlaklaştırılması, kutsanması yani putlaştırılması fikrine dayanır.

O yüzden, "Batı medeniyeti" ifadesi yanlıştır. Batı, medeniyet olamaz; hiçbir zaman da olamamıştır.

Bütün dünya ölçeğinde Batılı, dolayısıyla parçalı, parçayı tanrılaştırıcı, -dolayısıyla indirgemeci, dolayısıyla hakîkat fikrinden yoksun- dolayısıyla varlığa ve hakîkate temelden saldıran agresif, tahakkümcü seküler / kapitalist Batı sivilizasyonunun kavramları, algılama ve varoluş biçimleri hâkim olduğu, hâkim kılındığı için, küresel bir medeniyet buhranıyla karşı karşıyadır insanlık. Bu küresel medeniyet buhranından Çinliler de, Hintliler de, Ruslar da, Avrupalılar da ve tabiî müslümanlar da nasiplerine düşeni alıyorlar kaçınılmaz olarak.

Batı sivilizasyonu, felsefî olarak İkinci Sanayi Devrimi'yle birlikte tarihinin en büyük krizini yaşamaya başlamıştır: Ancak "araçlar" (bilim, teknoloji ve askerî güç üreten bütün vasıtalar) üzerinde eşi görülmemiş bir hâkimiyet gerçekleştirmeyi başardığı için, Batı sivilizasyonunun yaşadığı felsefî bunalım, ayartıcı ve estetize edici yöntemlerle (özellikle de medyatik ayartmayla birlikte) gizleniyor, perdeleniyor ve dolayısıyla erteleniyor. Baudrillard, bu durumu, "aşırı bir şekilde şişmiş bir balon"a benzetiyor ve "bu balonun patlamasının ân meselesi" olduğunu söylüyordu.

Batı sivilizasyonunun, geri dönüşü imkânsız bir felsefî / zihnî krizin eşiğine sürüklendiğini özellikle Nietzsche görmüş ve "Batı uygarlığının bize söyleyebileceği tek yeni şey, yeni bir şey söyleyemeyeceği gerçeğidir" demişti. Ardından Heidegger-sonrasında ortaya çıkan bütün büyük düşünürler, bu felsefî krize dikkat çekmişler, önce Tanrı'nın, ardından hakîkatin, insanın ve tabiatın yok ediliş sürecine yoğunlaştırmışlardı dikkatlerini.

Özetle, Batı sivilizasyonu, bizzat kendisi felsefî bir krizle karşı karşıyadır; bütün küre ölçeğine yayıldığı için de, bütün insanlığı büyük bir felsefî krizin, genelde ise medeniyet buhranının eşiğine fırlatmıştır.

İşte tam bu noktada, Batı sivilizasyonun bütün insanlığa yaşattığı bunalımı kavramamızı, anlamlandırabilmemizi ve aşabilmemizi mümkün kılabilecek zihnî / felsefî derinliğe ve enstrümanlara yalnızca İslâm'ın sahip olduğunu, İslâm'ın önünün kesilmeMesi hâlinde Batı sivilizasyonunun zaaflarının, yükselen bir İslâmî medeniyet dalgası ile kolaylıkla deşifre edilebileceğini, bütün bu sürecin, İslâm dünyasının, bir yandan köklü bir medeniyet sıçraması gerçekleştirmeye, öte yandan da bu sıçramanın tabiî sonucu olarak Batı sivilizasyonunun haksız, hukuksuz ve agresif küresel hâkimiyetine önce entelektüel düzlemde, sonra da kaçınılmaz olarak siyasî, iktisadî ve kültürel düzlemde İslâm dünyasının hem itiraz edebileceğini, hem de adaletin, hakkaniyetin, ahlâkın, estetiğin hayata geçirilmesini mümkün kılacak, bütünlük fikrine dayalı bir medeniyet sıçramasının yalnızca İslâm dünyasından gelebileceğini gördüğü için, Batılılar, dışarıdan İslâm'ı tehdit olarak konumlandırma, içerden ise, sekülerleştirmek demek olan Protestanlaştırma projesini hayata geçirmekten başka seçenekleri olmadığına karar verdiler.

Tarihi, karşılaştırmalı olarak okumak, hem tarihi, hem de günümüzü daha sağlıklı anlama ve anlamlandırma imkânları sunabilir önümüze.

Batı dünyasının yaşadığı en temel sorun, ontolojik güvensizlik sorunudur: İslâm dünyasının temel sorunu ise epistemolojik güvensizlik sorunu.

Batı'daki ontolojik güvensizlik sorunu, modernlikle birlikte Tanrı fikrinin yitirilmesi ve insanın Tanrı katına yükseltilmesinden kaynaklanan derinlikli bir yön ve anlam, varlık ve hakîkat bunalımının adıdır. Bu bunalım, epistemolojik güvenlik alanlarının genişletilmesiyle örtülmeye çalışıldı.

Epistemolojik güvenlik alanlarının genişletilmesi, temel varoluş, hakîkat ve anlam sorunlarını bastıracak, unutturacak kadar -önce modernlik sürecinde- doğa, bilim, teknoloji gibi güç üreten araçları kontrol ederek hayatı ve insanı kontrol ve kolonize etme biçimlerine sahip olma çabasıdır. Postmodern süreçte, bu çaba, yerini, örtük kontrol ve kolonizasyon girişimlerine terketti: Bu kez dış dünya değil, insanın iç dünyası, arzuları, hazları, içgüdüleri ayartıcı ve baştan çıkarıcı estetize yöntemlerle kontrol ve kolonize ediliyor.

Postmodern süreçte, medya, müzik ve eğlence endüstrisi, insanları hayattan kaçıran niteliksiz ve korunaksız sığınaklara, din-dışı tapınak alanlarına dönüştü.

İslâm dünyasında ontolojik güvensizlik sorunu yaşanmadı; İslâm'ın algılanması ve uygulanması meselesi etrafında yoğunlaşan epistemolojik bir bunalım, kaos ve belirsizlik yaşanıyor.

Batı'da omurga ve ruh çökerken, İslâm dünyasında İslâmî bünye sakatlandı, dil çözüldü.

En temel meselemiz, bu İslâmî bünyeyi yeniden sıhhatine kavuşturacak, hayata yeniden ruh üfleyecek İslâmî bir dilin geliştirilmesini mümkün kılacak zihnî bir silkinme iradesi ortaya koyabilmektir.

Batı'dan gelen modern meydan okuma, entelektüel bir derinleşme ve özgürleşme pratiği üretmedi. Aksine başka medeniyetlerin, dinlerin ve felsefelerin kendi entelektüel dinamizmlerini yok etmekle sonuçlandı: Sözgelişi, Aydınlanma devrimleri, bütün dünyaya tek tip / seküler bir insan, dünya ve Tanrı algısını evrensel algı olarak dayattı.

Batı dünyasının geliştirdiği bu saldırı, sömürgecilik ve emperyalizm tecrübeleriyle birlikte fiîlî bir saldırıya ve yıkıma dönüştü. Sonuçta dünyanın bütün coğrafyaları sömürgeleştirildi; doğal kaynakları ise Batılılar tarafından kontrol altına alındı.

İşte Batı'dan gelen ve insanlık tarihinin akışını durduran bu saldırıya, İslâm dünyasında iki tür tepki geliştirildi.

Birinci tepki, selefîlik reaksiyonu; ikinci tepki ise sufizm atraksiyonu şeklinde tezahür etti. Selefîlik, İslâm'ı dünyevî bir ideolojiye indirgeyen reaksiyoner, savunmacı ve yenilgi psikolojisine dayanan bir tepkiydi: Aksiyon ve fikre dayalı bir cevap üretme biçimi olmadığı için, modernliği yeniden üretmekle ve pekiştirmekle sonuçlandı.

Klasik selefîlik, bir reaksiyon hareketi olmaktan çok, her alanda kıblenin karartılmasına karşı geliştirilen sıhhatli bir arınma hareketiydi. Klasik temsilcisi İbn Teymiye olan bu hareket, sonunda, Gazâlî-Râzî geleneği çerçevesinde teşekkül eden, İslâm düşüncesini, antik Grek, Helenistik, Pers ve Hint “düşünce” geleneklerinin etkilerinden kurtarıp ilim, irfan ve hikmet sütunları üzerinde yükselen özgün İslâm düşünce geleneğinin oluşmasında gözardı edilemeyecek roller üstlenmişti.

Modern selefîlik, Kemal Ersözlü'nün tanımlamasıyla “selefsiz selefîlik”tir; İslâm düşünce geleneğiyle derin ilişki ve irtibat içinde olmaktan uzaktır; aksine modern, reaksiyoner ve algı biçimlerimizi ideolojikleştirici ve kötürümleştirici bir harekettir. Sonuçta bu hareketin, İslâm'ın derûnî idrak ve marifet dünyasını ıskalaması, İslâm'ı aydınlanmacı rasyonalist, sığ bir ideolojiye indirgemesi, İslâm'ın kozmolojik tasavvurunu kolaylıkla kozmografik alana hapsetmesi, kaçınılmaz olarak İslâm'ı Protestanlaştırma projesine su taşımasıyla sonuçlandı. Dünün radikal hareketlerinin bugünün postmodern söylemlerine mal bulmuş mağribi gibi sarılmalarının nedenleri burada gizli. Kaldı ki, bu hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü bu hareket İslâm'ı bir dönem “terakkici”, bir dönem “sosyalist”, bir dönem “liberal” söylemlere eklemlemekten başka bir şey yapamadı; yapamazdı da zaten.

Modern selefîliğin Protestanlaştırıcı rolü, şimdi sufizm'e biçilmeye çalışılıyor. Selefîlik reaksiyona dayanıyordu; tasavvuf ise türlü atraksiyonlara malzeme / meze yapılıyor.

Selefîlik, tasavvuf ve Protestanlaşma tehlikesi (3)

Selefîlik ile sûfilik, müslüman hayat-dünyasının ve İslâm düşünce geleneğinin biri dışa açılan / zahirî, diğeri içe yönelen / batınî iki zıt kutbunu temsil eder. Her ne kadar burada “iki zıt kutup” ifadesini kullanıyor olsam da, selefîlik ile sûfilik, iki farklı ufkun sütunlarıdır aslında.

İşte bu nedenledir ki, selefî sûfiler de, sûfî selefîler de vardır ve hiç de azımsanmayacak miktardadır. Sahici selefîlikle sahih sûfîliği bağdaştıran âlimlerin başında İbn Teymiyye gelir.

Selefîlik, müslümanın dış dünyasını kirlerden arındırmakta, sûfilik ise iç dünyasını nurlandırmakta belirleyici roller oynar.

Selefîlik, düşünce, sanat ve benzeri hayal, hikmet ve marifet alanlarının dünyasından uzaktır. Oysa bu dünyalara açılan sonsuz ve doyumsuz kapıların anahtarı tasavvufta gizlidir.

Selefîlik, müslüman hayatının buhran geçirdiği, fesada uğradığı zamanlarda; sûfîlik ise daha çok İslâm düşüncesinin bunalımlarla karşı karşıya kaldığı dönemlerde, Müslümanlara münferit ve müşterek düzlemlerde yönlerini, aslî özelliklerini hatırlatırlar.

Bu söylediklerimiz, modern selefîlikle, postmodern sufizm için geçerli değildir. Modern selefîliğin kendisi bir kriz durumunun adıdır çünkü. Aynı şey postmodern sûfizm için de söylenebilir. Nasıl ki, modern selefîlik, “Kur'ân İslâm'ı” gibi Lutherci, rasyonalist, peygambersiz İslâm algılarından, kolaylıkla provoke olabilen türlü şiddet örgütlerine kadar pek çok uçuk-kaçık oluşumun dölyatağı olmuşsa; aynı şekilde postmodern sûfizm olarak adlandırdığım fenomen de, tasavvufun derûnî dünyasını delik deşik ederek new age'vârî ve İslâm'dan koparılan bir egzersiz, bir trans, bir transandantal meditasyon, bir yoga hareketinin kaynağına dönüşebilir.

O yüzden, tasavvuftan ziyade, postmodern duyarlıklar tarafından kolaylıkla kavranabilir ve yutulabilir bir sûfizm hareketinden sözediyorum.

Gerçekten de Batı'da, özellikle de Amerika'da İslâm'dan bağları kopartılan bir sufizm hareketi yeşertilmeye çalışılıyor. Buna teşne kişilerin, grupların olduğunu ben bizzat gördüm Batı'da.

Sufizm hareketiyle Taoizm, Hinduizm ve Budizm'in başına gelenler tasavvufun da başına gelirse, tasavvuf da tıpkı bu doğu hikmet gelenekleri gibi içi boşaltılarak bir “kişisel gelişim” sapmasına sos yapılabilir. Ve bu sos, Batı'dan bize, çok daha kolay, cazip ve hızla ambalajlanarak postalanabilir ve yalattırılabilir. Elbette ki, Budizm, Hinduizm ve Taoizm, fıkıh gibi güçlü ve köklü bir korunaklı sığınağa ve kontrol kaynağına sahip değiller. Tasavvuf, fıkıh gibi muhkem bir kaynağın denetimine her daim açık olan şeriat-tarikat-hakikat yolculuğunu eksene almak durumunda olduğu için, doğu dinlerinin başına gelenler İslâm'ın başına gelmeyebilir diye düşünebiliriz.

Ama böyle düşünmekle büyük bir yanılgıya düşeceğimizi hatırlatmak isterim. Postmodern izafileşmenin, haz ve hız tutkusunun, kırılgan ve uçucu duyarlıkların ve kimlik biçimlerinin hayatın her alanına hızla sirayet ettiği bir zaman diliminde, tasavvufa gösterilen ilginin artması son derece doğal. Ama bu ilginin arkasından tasavvufu postmodern söylemler ve duyarlıklar üzerinden dönüştürmek de aslâ yabana atılmaması gereken bir ihtimal.

Bir bütün olarak insanın kişiliğinin terbiye ve tezkiye işiyle hemhâl olan tasavvufun bir süre sonra diğer doğu gelenekleri gibi salt iç arınma, kişisel gelişim egzersizlerine dönüştürülmesinin önünü alamayabiliriz. (Bu, bu mesele etrafında geçen yıl Kayseri'de bir dost meclisinde konu edindiğimiz ve özellikle Dursun Çiçek kardeşimin dikkat çektiği, benim o zaman biraz daha iyimser baktığım bir tehlike. Ama şimdi yanıldığımı, Dursun Çiçek kardeşimin daha haklı olduğunu gözlemliyorum).

Tasavvufun bir bütün olarak idrak edilip tatbik edilebilmesi müslüman hayatının tam olarak hâkim olduğu bir vasatta mümkün olabilir. Gayr-ı İslâmî ortamlarda tasavvuf ancak zihnî bir ameliye olarak işleyebilir. Tasavvuf bir hâl hâli olduğu için, gayr-ı İslâmî bir vasat, tasavvufun ruhunu olduğu kadar, dayandığı dinin ruhunu da yitirmesine neden olabilir.

İslâm'ın iki temel hayat ve düşünce kaynağının hem birbirine düşman edileceği, hem de seküler hayata ve dünyaya eklemlenerek içeriksizleştirileceği, ruhu çalınarak kuşa çevrileceği çok tehlikeli bir protestanlaşma sorununun eşiğine doğru sürükleniyoruz. O yüzden, müteyakkız olmak zorundayız

Not: Yazıların her birinden sadece birer kelime çıkarılmıştır. Sonuçta böylelikle yazının tamamı alınmamış olduğundan yasal problem olmasının önüne geçilmiştir.

Ayrıca sanki biz kaynak göstermiyormuşuz gibi aktif link mecburiyeti getirildiğinden dolayı da şu noktaya tıklayabilirseniz yazının olduğu linke gidebilirsiniz .

Zaten yazıyı okudunuz, ne gerek var, biliyoruz ama, öyle işte…

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim