• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 14 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

ŞEHİD ŞEYH SAİD'İ RAHMETLE ANIYORUZ! -2-

ŞEHİD ŞEYH SAİDİ RAHMETLE ANIYORUZ! -2-
Araştırmacı Yazar İbrahim Sediyani'nin, Şehid Şeyh Said Kıyamı'na dair araştırmasının 2.Bölümü:

 

 

 

 

 

Tedbir teklifinin ikinci maddesi üzerinde de durmak gerekir. Şeyh Sâîd Qıyâmı başladığında hiç bir basın – yayın organı bunu gerçek olarak aktarabilme şansını elde edemedi; çünkü hepsi susturuldu. Böylece rejim, istediği şekilde propaganda ve iftira kampanyası düzenledi. Şeyh Sâîd Qıyâmı olduğunda, Türkiye'nin batısındaki halk, Ermenîler'in isyan ettiğini sanıyordu. Çünkü TC, onları bu şekilde kandırmıştı. Batıdaki halkın qıyâma destek vermemesinin sebebi budur. Yoksa onlar da müslüman değil miydi? Ama onların, Kürtler'in âlimler öncülüğünde İslâmî bir qıyâm başlattıklarından haberleri yoktu. Hristiyanların isyan çıkardıklarını sanıyorlardı. Çünkü iç politika ile ilgili yayın yapmak yasaklanmıştı.

Dünyanın neresinde görülmüştür ki, bir ülkenin belli bir bölgesinde bir ayaklanma olacak, ama olayla ilgili gazete ve dergilerde yazı yazmak, konuşmak ve yorum yapmak yasaklanacak?! TC iyi biliyordu ki, Şeyh Sâîd'in amacının halk tarafından anlaşılması, kendisinin sonu olacaktı ve zamanın "Büyük Şeytanı" İngiltere iyi biliyordu ki, Şeyh Sâîd'in başarıya ulaşması halinde, kendisi artık Kürdistan coğrafyasında istediği gibi at koşturamayacaktı.

GENELKURMAYIN TEDBİRLERİ

16 Şubat 1925 günü Bakanlar Kurulu toplantısında, İçişleri Bakanı Cemil Bey, Pîran olayı hakkında lâzım gelenlere emir verildiğini ve mes'eleye kapanmış nazarı ile bakıldığını bildiriyordu. Gazetelerde yayınlanan bu haber, hükûmetin bu mes'eleyi ciddiye aldığını göstermesi itibariyle kamuoyunu rahatsız etmeye başladı.

Durumu oldukça ciddî gören Genelkurmay Başkanlığı, 3. Ordu Müfettişliği'ne emir verir:

"1 – Şeyh Sâîd olayı bilinmektedir. Hükûmet eşkiyalığı bir an önce gidererek, güçlülüğünü göstermek suretiyle dirlik ve düzenliği sür'atle yerine getirmeye karar vermiştir.

2 – Tâkib harekâtını bir elden sizin yönetmeniz ve valilerin harekât bakımından emrinizde bulunması uygun görülmüştür. Bu harekât, iç dirlik ve düzenliği sağlamak bakımından olduğu için genel önerge İçişleri Bakanlığı'ndan verilecek ve bu konuda o bakanlıkla muhabere edilecektir. Yalnız harekâtı yapacak ve katılacak askerî birlikler hakkında Genelkurmay Başkanlığı'na bilgi verilecek ve yeni birliklerin katılması hususunda Genelkurmay Başkanlığı'nın da onayı alınacaktır.  

3 – Alınacak tedbirler şunlardır:

Erzurum Müstâhkem Mevkî erlerinden 150 kişilik bir birliğin bölük halinde derhal Hınıs'a hareket ettirilmesi bu gece 9. Kolordu Komutanı'na emredildi.

Erzincan Entersüvar ( katıra bindirilmiş – İ. S. ) Taburu'nun 120 atlısı dün Erzurum yolu ile Hınıs'a hareket etmiştir. Bu taburun Erzincan'da kalan piyade erleri Eğin – Arapkir yolu ile Elâziz'e hareket ettiriliyor.

Diyarbekir'den yola çıkarılan 7. Kolordu Süvari Bölüğü ile Jandarma Birliği Piran doğrultusunda hareket ettirilmiştir. Orada sükûneti sağladıktan sonra Palu'ya doğru gönderilmesi düşünülüyor.

1. Süvari Tümeni hemen Diyarbekir'e hareket ettirilecektir. Oraya vardıktan sonra bir alayının Lice'ye gönderilmesi uygun görülmektedir. Duruma göre gerekirse diğer bir alayını da Piran'a göndermek veya tümeni bütünü ile Lice, Piran, Palu bölgesine göndermek gerekecektir. Yalnız bu harekâtın iskan ve iâşe bakımından ne derece uygulanabilir olduğunun öğrenilmesi lazımdır. Muş Entersüvar Taburu'nun bugünkü dağınık durumda bırakılmayarak toplatılmasının ve büyük kısmı ile harekâta iştirak ettirilmesinin uygun olacağı düşünülüyor. Bu hususlardaki düşüncenizin makinâ başında bir an önce bildirilmesini rica ederim."

İçişleri Bakanlığı'nın 15 / 16 Şubat gecesi, ayaklanmanın bastırılmasına dair "gizli" kaydı ile verdiği ve bir suretini Genelkurmay Başkanlığı'na sunduğu önerge ise şöyledir:

"1 – Harp ve vatan hâini sanıklar olduğu ihbar olunan ve tanık olarak Bitlis'teki Özel Harb Divanı tarafından çağrıldığı halde temaruz eden ( kendisini hasta gösteren - İ. S. ) Hınıslı Şeyh Sâîd, bir süredir konuk olarak bulunduğu Lice üzerinden 13 Şubat 1925'te 300 kişiden ibaret silâhlı avanesi ile Ergani'nin Piran köyüne geçtiği ve irticâ yollu kışkırtma ile halkı aldattığı ve mâiyetini çoğaltmaya çalıştığı ve Piran'da jandarma müfrezemizle çarpışarak iki jandarmamızı yaraladığı ve müfrezemizin subayları ile Eğil bucak müdürünü ve 10 eri tutuklayarak silâhlarını aldığı ve Hınıs'tan gelirken Darahini ili içinde yaptığı kışkırtma üzerine bu il içinde de bazı olayların meydana geldiği ve bu arada Lice – Hani ile Darahini – Çapakçur ve Çapakçur – Palu telgraf hattının kesildiği, Hani – Lice hattını onarmaya çalışan hat çavuşu ile iki jandarmayı da tutukladığı anlaşılmıştır.

2 – Adı geçen Şeyh Sâîd'in, harb ve vatan hâini sanıklarından Cibranlı Halid ve kaçak Hasananlı Halid ile ilgisi ve  bağlılığı vardır.

3 – Bakanlık, bu kışkırtmanın, Hasananlı Halid ve arkadaşları ile diğer vatan hiyânetinden sanık ve tâkib edilmekte olan kimselere yöneltilmiş bulunan azimli kuvvetini geçici olarak işgal etmek ve duruma bir karışıklık rengi vererek harekât sonucunda tutukluları kurtarmak ve işi siyâsî yoldan çözümleyebilmek umudu ile meydana getirdiği kanısındadır.

4 –  Bu sebeple hükûmet, eşkiyâlığın etrafa bulaşmasına meydan vermeden azim ve ciddîyetle ortadan kaldırmaya ve mahallî dirlik ve düzenliği tekrar sağlamak sureti ile bu işi yapmış olanları tenkile karar vermiştir.

5 – Tenkil harekâtını 3. Ordu Müfettişi Kâzım Paşa'nın idare etmeleri ve harekât bölgesindeki illerin harekât bakımından Kâzım Paşa'dan alacakları emre göre hareket etmeleri uygun görülmüştür.

6 – Darahini iliyle 14 Şubat 1925 öğle saatlerinden beri irtibat kesilmişrie. Muş'tan 15 Şubat 1925 günü muhtelif istikametlerde gönderilen yeteri kadar kuvvet, ilkin Darahini ile irtibat kurarak Darahini'nin durumu hakkında bakanlığı aydınlatmaya memur edilmiştir. Her türlü vasıtaya başvurarak Darahini ili merkezi ile irtibat sağlanması çok önemlidir.

7 – Erzincan Entersüvar Taburu'nun Yüzbaşı Mustafa komutasında 12 Şubat 1925'te iki makinâlı tüfekle takviyeli 120 atlıdan mürekkeb müfreze, Erzurum üzerinden Hınıs'a ve aynı kıtadan 100 süvari, 26 piyade ve bir makinâlı tüfekten mürekkeb ikinci bir müfreze, tabur komutanı Abdullah komutasında 15 Şubat 1925 öğle vakti, Eğin – Arapkir üzerinden Elâziz'e hareket ettirilmiştir. Bu kuvvetler, Kâzım Paşa'nın emrine girecektir.

8 – Muş ili Hasananlı Halid ve arkadaşlarının takibine tahsis ettiği kuvvetten tasarruf edebileceği entersüvar kuvvetlerini de mahallî durumunu gözönünde bulundurmak suretiyle Kâzım Paşa'nın emrine bırakacaktır.

9 – Takib harekâtı, ancak dirlik ve düzenliği bozan zararlı kimselere yönelmiştir. Bu arada masum halkın rencide edilmemesine, aksine kendilerine iyi muâmele edilmek suretiyle Cumhuriyet idaresine karşı iyi olan eğilimlerinin pekiştirilmesine itina edilmesini ve zararlı kimselerin tenkilinde amansız bir sürat ve azim göstermek suretiyle de bu tür delice hareketlere karşı Cumhuriyet rûhundaki hassasiyetin güçlülüğünü göstermek lazımdır.

10 – Harekâtın bir elden idaresine ve her günkü hareket ve sonuçları hakkında Kâzım Paşa tarafından makinâ başında bilgi verileceğine göre, illerin harekâta dair bütün mihabereleri yalnız Kâzım Paşa ile olacaktır.

11 – Bitlis Özel Harb Divanı'nca harb ve vatan hıyanetinden dolayı tutuklanan şahısların herhangi bir durumdan yararlanarak kurtulma teşebbüslerine mani olmak üzere Diyarbekir'e nakillerine lüzûm olmadığı hakkında Kâzım Paşa'nın düşünceleri ile beraber Özel Harb Divanı faaliyetlerinin sekteye uğramaktan korunmasını ricâ ederim.

12 – Harekât bölgesi içinde veya civar illerin durumunun hassasiyet ve nezaketini göz önünde tutarak olayın büyümesi ve kamuoyunun karışıklıktan korunması için tedbir alınmaları lazımdır.

13 – Harekâtta kullanılmakta ve kullanılacak olan bütün kuvvetlerin ne durumda bulunduklarının bildirilmesini Kâzım Paşa'dan ayrıca ricâ ederim.

14 – 3. Ordu Müfettişi Kâzım Paşa'ya Bitlis, Muş, Erzurum, Diyarbekir, Siverek, Siirt, Ergani, Elâziz, Dersim Erzincan illerine yazılmıştır.

QIYÂM

14 Şubat 1925'te Amed ( Diyarbakır )'den Pîran ( Dicle ) istikametinde hareket eden ve Binbaşı İbrahim komutasında bulunan müfreze, 16 Şubat'ta Şeritan köyünde bulunduğu sırada, Pîran yönünden gelen 500 kadar mücâhîdin öğle 11'de Şeritan' yaptığı kuşatıcı taarruz, müfrezenin karşı taarruzu ile durdurulabildi. Saat 19:30'a kadar devam eden çarpışmada, müfreze daha fazla ilerleyemeyerek Farqîn ( Silvan )'in Klîse ( Akyol ) köyünde kalmış ve 18 Şubat'ta Eglê ( Eğil )'ye gelen 1. Süvari Tümeni ile birleşmişti.

16 Şubat'taki çarpışmada, mücâhîdlere komuta eden Pîran okul öğretmeni Fahrî şedîd edilmiş, müfrezeden de Teğmen Fevzî ve bir er yaralanmıştı. Amed'den Lıcê ( Lice ) istikametine gönderilen 21. Süvari Alay Komutanı Yarbay Hüsnü emrindeki müfreze ise, Fis ( Ziyaret ) boğazından geçerken mücâhîdlerin baskınına uğrayarak, Pasur ( Kulp )'un Qamıkan ( Akbulak ) köyüne çekildi. Alayın Fis boğazında uğradığı hezimeti telâfi için Ordu Müfettişliği Süvari Uzmanı Yarbay Hüseyin, emrinde piyade ve süvariden oluşan bir müfrezeyle 19 Şubat'ta Lıcê'ye çekilmiş, Qamıkan ( Akbulak )'a çekilen müfreze de bunun emrine verilmişti.

Yarbay Hüseyin'in, komutayı üzerine almasından sonra 19 Şubat'ı 20 Şubat'a bağlayan geceyi Qarasî ( Karasi ) köyünde geçiren müfreze, 20 Şubat sabahı Hezro ( Hazro )'nun Zoxbırîn ( Kırmataş ) köyünden, Karaz ( Kocaköy )'ın Lîcok ( Çavundur ) köyüne doğru hareket etti. Bısmıl ( Bismil )'ın Behremkê ( Tepe ) nâhiyesinin Gırikê Hecî Faris ( Tepecik ) köyü ve Amed ( Diyarbakır ) merkeze bağlı Mûhâmmedyan ( Arkbaşı ) köyleri hizâsına geldiği sırada, bu ve civâr köylerdeki mücâhîdler, silâha sarıldılar ve müfrezeyi yoğun bir ateşe tuttular. Ayrıca bir kısım kuvvetleri ile müfrezenin sağından ve solundan Fiz ( Ziyaret ) köyü yönünde ilerlemeye başladılar. Durumu tehlikede gören müfreze komutanı Yarbay Hüseyin, çekilme emri verdi ve o sırada kendisi de kurşunlara hedef olarak öldü.

Mustafa Kemal, İsmet İnönü'yü hemen Engurî ( Ankara )'ye çağırdı. Bunun üzerine İnönü, 21 Şubat Cumartesi günü Ankara'ya vardı. İstasyonda M. Kemal tarafından karşılandı. Beraberce Çankaya'ya giderek durumu incelemeye oturdular. Bu sırada Bakanlar Kurulu da gerekli tedbirleri görüşüyordu.

Görüşme sonrasında Bakanlar Kurulu, M. Kemal başkanlığında toplandı. TBMM'ye şu bilgi verildi:

"21 Şubat 1925

Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na,

Ergani vilâyetinin bir kısmında devletin silâhlı kuvvetlerine karşı meydana gelen isyan, Diyarbekir, Elâziz, Darahini vilâyetlerine de geçmiş ve genişlemeye müsâit görünmüş olduğundan Muş, Ergani, Dersim, Diyarbekir, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri vilâyetleriyle Erzurum vilâyetinin Kiğı ve Hınıs kazalarında bir ay müddetle Örfî İdâre ilân edilmiştir ki, anayasanın 86. maddesi gereğince keyfiyeti yüksek meclisin tasdikine arzolunur."

23 Şubat'ta hükûmet, durumu ve alınacak önlemleri, CHF ( Cumhuriyet Halk Fırkası ) meclis grubuna iletti. Meclis grubunda İsmet İnönü, söz aldı ve yaptığı konuşmada her zaman olduğu gibi, "mürtecîlerin öteden beri tâhrikleri vardır; bizim görevimiz parti olarak hükûmete güvenmek ve bu gibi hâdiselere karşı şiddetle hareket eden ve edecek olan hükûmete yarımdır," dedi. Ardından Adalet Bakanı Mahmud Esad Bozkurt, hükûmetin getireceği kanun maddesini okudu: "Dîni alet ittihâz ederek zihinleri karıştıranlar, en az iki sene kürek çekmek ve en ağırı idâm olmak üzere cezalandırılırlar."

24 Şubat günü yapılan TBMM toplantısını ilgiyle izleyen Atatürk, önce Çankaya'da Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzî Çakmak, ikinci başkan General Kâzım Orbay ve İnönü ile birlikte askerî tenkil planını tertiplerler. Bu plana göre, ayaklanma bölgesi en kısa zamanda büyük kuvvetlerle sarılacaktı. Harekât, Kalikala ( Erzurum ), Erzîngan ( Erzincan ), Sebaset ( Sıvas ), Amed ( Diyarbakır ) ve Mêrdîn ( Mardin ) üzerinden gönderilecek birlikler tarafından yerine getirilecek ve hava kuvvetleri derhal harekete geçeceklerdi.   

QIYÂM EN SICAK ANINDA

Mezrâ ( Elâzığ )'nın fethi, müslümanları büyük bir sevince boğdu. Artık hedef, Meledî ( Malatya )'nin İslâm'ın hâkimiyetine girmesini sağlamaktı. Bu amaçla, Şeyh Sâîd'in askerleri Meledî'ye doğru yola çıktı.

Müslümanların, Şeyh Sâîd önderliğindeki bu âzîz qıyâmını silâhla durduramayacağını anlayan laik TC, para karşılığı satın aldığı uşaklarını qıyâm erlerinin arasına sokarak hareketin rotasını değiştirmeye çalıştı.

Şeyh Sâîd kuvvetlerinin büyük bir kısmının Mezrâ'dan Meledî'ye doğru yola çıkması, bölgede TC'nin yardakçılığını yapan bazı Alevî aşiretlerini ğaleyana getirir. Doğandede oğlu Hûseyn Efendi liderliğindeki Xîzan ve İzolî aşiretleri ile Oxî ( Ohi ) bucağından Necîb Ağa ( Necîb Ağa halen sağdır; kendisini yakından tanırım, birkaç kez Şeyh Sâîd Qıyâmı üzerine kendisiyle sohbet etme imkânı buldum – İ. S. ), Hecî İbrahim Bêritanî ile birlikte Dumanî oğlu Hûseyn ile Mamıkî Dersîm ( Tunceli )'nin Lolan – Soran ve Dep ( Karakoçan )'in Avdelan ( Abdalan ) aşiretleri ile Mezrâ halkının bir kısmı, hükûmet kuvvetlerine yardım ederek, Çêwlîk ( Bingöl )'te ikâmet eden Şeyh Sâîd kuvvetlerinin geride kalanlarının büyük bir kısmını şehîd ederler ve Mezrâ ( Elâzığ )'yı laik – tâğutî TC rejimine teslim ederler.

Palo ( Palu )'ya gelen Şeyh Şerîf, durumu öğrenir öğrenmez, Mezrâ'ya yürümek istemişse de Pêrtax ( Pertek ) ve Mılazgir ( Malazgirt ) yönlerinden gönderilen gönüllü aşiret kolları ile yaptığı çarpışmada daha fazla zayiât vererek Beranîk ( Bulanık )'e çekilmek zorunda kalmıştır.

Bu esnada Şeyh Şerîf, Mustafa Kemal Atatürk ile irtibat kurarak, hükûmetin "resmî dîni İslâm" olan anayasaya işlerlik kazandırmasını istemiştir.

26 Şubat günü Palo Mevkî Komutanlığı, Elâzîz Cephesi Komutanlığı'na şu haberi yollar:

"Palo Mevkî Kumandanlığı'ndan Elâzîz Cephe Kumandanlığı'na

Bismillâhirrahmânirrâhîm

1 –Elâzîz hududuna kadar telgraf hattını tamir etmek üzere telgraf çavuşları yola çıkarılmıştır. Zât-ı Âlileri de icâb edecek mahale kadar hattın tamirine emirler buyurunuz. Telgraf olmayınca mâlumat almak müşküldür.

2 – Beş günden beri harb raporunuza nâil olmadığımızdan ziyâdesiyle mahzunuz.

3 – Çapakçur hattı da el- yewm tamir edilmektedir.

4 – Palo ahâlisi halen bir réya istiqâmete wa'zolunmadılar.

5 – Dün gelen teyyare tarafından yapılan bombardımandan hiçbir semere ve te'sir hâsıl olamamıştır. ( Mektubun bu maddesinden, rejimin, Şeyh Sâîd askerleri oradalar diye, bütün bir şehri helikopterle bombaladıklarını anlıyoruz – İ. S. )

6 – Şeyh Mustafa Efendi, nihâyet derecede keyifsizdir. Emîr'el- Mûcâhîdîn Şeyh Sâî Efendi'nin postası el- yewm teref-i âlinize xeber alınmıştır.

7 – Xatt-ı hareketimizin üç postamızla iş'âr buyurulması. Derwîş Efendi'nin burada lüzûmu vardır. Orada lüzûm görülmediği takdirde izâm kılınacağı tabiîdir.

Baqî Xwedâ mu'ininiz olsun efendim!

26 Şubat 1341

Palo Mevkî Kumandanı nâmına Hesen"

İHÂNET… İHÂNET… İHÂNET…

İhânet, sadece Mezrâ ( Elâzığ ) ve Meledî ( Meledî ) üzerine yürürken olmadı.

Şubat ayının sonlarında Şeyh Sâîd askerleri, büyük bir atak yaparak Çêwlîk ( Bingöl )'in Gêğî ( Kiğı ), Xorhol ( Yayladere ) ilçelerine ve Dep üzerine yürümüş, ancak Gêğî'deki Xormek aşireti, Şeyh Sâîd askerlerini arkadan vurmuştur. Böylece Şeyh Sâîd Efendi'nin Xormek aşiretine daha önce gönderdiği mektup bir işe yaramamış; Xormek aşireti, Şeyh Sâîd'e biât etmesine rağmen O'nu arkadan vurmuş ve bu Kerbelâî – Hûseynî Qıyâm'ın "Kufe Ehli" durumuna düşmüştür. Gêğî bozgunu, harekette bir dönüm noktası olmuş ve artık her şey laik rejimin lehine işlemeye başlamıştır.

Bu olay üzerine laik hükûmet, Gêğî Kaymakamlığı'na ve ilkel millîyetçi ( Kürt ulusalcısı ) olan Xormek aşiretine şu mektubu yazar ve onlara minnet duygularını sunar:

"3.3.1341

Kiğı Kaymakamlığı'na,

Aynı zamanda hak ve hakikatle mevkileri bulunan Kiğı'nın kıymetli mücahitlerine ve özellikle Hormek aşireti ileri gelenlerine tarafımdan teşekkürât-ı mâhsusanın tebliğine delalet-i mâhsusalarını rica ederim.

3. Ordu Müfettişi Kâzım"

HEDEF AMED

Şeyh Sâid, Amed ( Diyarbakır ) kapılarına dayanmıştı.

Amed, hem Şeyh Sâîd'in rehberlik ettiği İslâm, hem de Mustafa Kemal'in önderlik ettiği laik – kemalist rejim için çok çok önemliydi. Çünkü Amed, Kürdistan'ın merkeziydi ve Amed'i kazanan, bu kıyâmet savaşını da kazanacaktı.

Şeyh Sâîd Hazretleri, emrindeki İslâm fedâîlerinin büyük bir kısmını Amed üzerine göndermiş, kendisi de bir yandan Erğenê ve Eglê taraflarına giderek buradaki şeyhlerle ağaları qıyâma teşvik etmiş, bir yandan da Amed'deki Zazalar'ı kendi tarafına hazırlamıştı.

Şeyh Abdullâh Melıkanî de Mıj üzerinden Amed'e yürümektedir. Amed ele geçirilecek, kurukacak İslâm Devleti'nin başkenti olacaktır.

Smakê ( Erimli ) köyüne gelen Şeyh Sâîd ve askerleri 7 Mart'ta karargâhta biraraya gelerek son kez taarruz hazırlıklarını gözden geçirdiler. Amed'e taarruz etmeden önce hükûmet kuvvetlerinin ele geçirdiği yerlerde tâlâna giriştiğini, mazlum halkı katlettiğini duyan İslâm askerlerinden biri, Amed'i muhâfaza etmeye çalışan hükûmet birliklerine karşı, küfür ve sövgüyle bağırıp çağırmaya başladı. Ancak Şeyh Sâîd, o askeri teselli eder ve der ki: "Hepimizin bildiği gibi rehberimiz Hz. Mûhâmmed ( saw ) Efendimiz, ğazab için değil, âlemlere râhmet olarak gönderildi."

Şeyh Sâîd, daha sonra şu âyet-i kerîmeyi okudu:

"Ey mümînler! Önce kâfîrlerden size yakın bulunanlarla savaşın. Onlar sizde şiddet ve quwwet bulsunlar. Biliniz ki Allâh, taqwâ sâhibleriyle beraberdir." ( Tewbe, 123 )

Ardından Şeyh Sâîd, saat 20:00'de Amed'in dört kapısına birden taarruza geçilmesini emretmiş ve şehirdeki müslüman halka da bu yolda tâlimât göndermişti. Şehre hücûm edecek mücâhîdlerin sayısı 3000 kadardı.

Şeyh Sâîd'e bağlı birlikler, Eyntrît ( Kayaköyü ), Fîrdews ( Uçarlı ), Qamîşek ( Gevendere ) ve Tîr Elo ( Karaçalı ) köyleri civarında toplanmışlardı.

Nihâyet 7 Mart akşamına doğru şehrin, okul ve kışlaların bulunduğu kuzey kısmından şiddetli bir ateş başladı. Şeyh Sâîd, asıl kuvvetlerini buradan taarruza kaldırmıştı. Onlara şu tavsiyede bulundu: "Ey imân edenler! Bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allâh'ı çok anın ki kurtulabilesiniz." ( Enfâl, 45 )

Amed'in kuzeyinde, muhârebe bütün şiddetiyle devam ederken, mücâhîdler güneyden de taarruza geçtiler. Bu suretle Urfakapı hariç şehrin her yanında muhârebeye tutuşulmuştu. Mardinkapı'da başlayan taarruz şiddetlendiği bir sırada surun dışında ve içinde TEKBÎR sedâları yükselmeye başlamıştı: "Allâh-û Ekber!… Allâh-û Ekber!.."

Bu ara Zazalar'ın içeriden açtıkları gediklerden ve kanalizasyon boşluklarından, dışardaki milislerden bir kısmı surun iç kısmına girerek içerdekilerle birleştiler. Bu suretle Mardinkapı'yı savunan 63. Alay ve Mâkineli Tüfek Bölüğü ile bunu takviyeye gönderilmiş olan ihtiyat kıtası iki ateş arasında kaldı ve fecî bir boğazlaşma oldu.

Bu durum karşısında Şeyh Sâîd, etrâfındakilere şöyle hitâb ederek tarihe altın harflerle geçen şu şu meşhur sözlerini söyledi: "Savaştan kaçmak, Allâh'ın ğazabına uğramaya, aşağılık bir hâle düşmeye sebeb olur ve buysa ebedî bir ayıptır. Çünkü o, soyunuzca sürecek bir utançtır. Kaçan, ömrünü uzatamaz; kaçmak, adamla ecel gününün arasna girip ecele engel olamaz. Allâh'a giden kişi, suya kavuşmuş susuza benzer ve cennet, mızrakların gölgeleri altındadır. Bugün iş belli olur, haberler apaçık duyulur. Andolsun Allâh'a düşman olanlar, şehirlerini ve eşlerinin sıcak kucaklarını ne kadar özlüyorlarsa, ben düşmanla karşılaşmayı o kadar, hatta daha fazla özlüyorum."

Henüz Mardinkapı yakınında bulunan bu az sayıdaki mücâhîdlerin boğazlaştığı bir sırada Alipınar'dan Mardinkapı'ya gönderilen süvari alayı, yandan yaptığı şiddetli ateş baskını ile kapı önündeki mücâhîdleri tenkil ederek köprü yolunu tuttu. Bu suretle şehrin güney cephesi müslümanların elinden düşerken, kuzey cephesindeki müslümanların hücûm dalgaları, düzenli laik ordu karşısında geri çekilmek zorunda kalıyordu.

8 Mart sabahı güneş doğarken, İslâm orduları, ilk kez karşılaştıkları örgütlü direnme karşısında dayanamayarak dağınık bir halde geri çekilmeye başladılar.

Hükûmet birlikleri, Şeyh Sâîd kuvvetlerini yalnız top ateşine tutabilmişti. Mücâhîdlerin peşinden şehir dışına çıkamamışlardı. Bu savaşta Şeyh Sâîd önderliğindeki İslâm ordusu 50 – 60 esir verdi. TC birliklerinden de bir binbaşı, yedi subay ve beş er öldü, 15 er yaralandı ve 10 büyükbaş hayvan da kaybolmuştu.

Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk, 9 Mart'ta 3. Ordu Müfettişliği'ne şu emirnameyi gönderdi:

"Diyarbekir'e tecâvüz cür'etinde bulunan âsîlerin tenkilinde subay ve erlerimizle, yardımcı kuvvetlerin gösterdiği fedâkârlığı takdir ve ayaklanmanın yakında tamamen yok olmasını bekliyerek hepinize selâm ederim."

Genelkurmay Başkanlığı ise, qıyâm bölgesindeki il ve ilçelere 9 Mart'ta yayınladığı şu bildirge ile son uyarıyı yapmış oluyordu:

"Harekâta katılacak birliklerimiz, hazırlıklarını tamamlamıştır. Birkaç güne kadar te'dip harekâtı yalnız âsîler üzerine yöneltilecek Cumhuriyet Hükûmeti'ne ayaklanmış olanlara şiddetli darbeler indirilecektir. Kiğı ahalisi gibi Cumhuriyet'e sadakatlerini ve âsîlere muhâlefetlerini fiilen gösterecek ve isbâtlayacak olan masum halkın bu şiddetli darbelerden korunması istenmektedir. Bu sebeple ayaklanmaya fiilen muhâlif olan köylerin derhal en yakın sivil ve askerî Cumhuriyet memurlarına başvurarak ayaklanmayla ilgili olmadıklarını ve gönüllü hizmete hazır olduklarını bildirmeleri lazımdır. Düşman parası ile satın alınmış âsî reislerinin kışkırtıcılık ve bozgunculuklarına bilmeyerek katılmış olan köyler ahalisinin ve hatta kışkırtıcı ve bozguncu âsî reislerin yakaladıkları ve Cumhuriyet hükûmetine teslim ettikleri takdirde, bu gibi kandırılmış köyler halkı dahi kendilerini kurtarmış olurlar. Herkesin bilmesi için bildirge, sivil ve askerî bütün Cumhuriyet Hükûmeti memurları tarafından bölgelerindeki en küçük köylere kadar ve her araca başvurarak derhal yayılacak ve ilân edilecektir."

HERŞEYE RAĞMEN DİRENİŞE DEVAM

Rîha ( Şanlıurfa ) bölgesinde Şeyh Abdullâh-ê komutasında Xalîd-ê Hesenan ve amcası aşiret reisi Binbaşı Qâsım ve bağlılarından oluşan mücâhîd birlikleri, 11 Mart'ta Gûmgûm ( Varto )'a taarruz ettiler. TC'nin baskılarına rağmen İslâmî Direniş saflarında yer alan halkın katılımı ve yardımıyla Gûmgûm, 12 Mart'ta müslümanların eline geçti. TC birliklerinden 70 esir ve bir makinâlı tüfek ile 86 büyükbaş hayvan da ğanimet olarak alındı.

Bu başarıdan sonra Şeyh Sâîd'in bir kısım kuvvetleri, Beranîk ( Bulanık ) ve Mılazgîr ( Malazgirt ) üzerine yürüdüler. Xînûs ( Hınıs ) kesiminde ise, Şeyh Sâîd'in oğlu Ali Rızâ komutasındaki milisler 11 Mart'ta Xînûs'a taarruzda bulundu; ancak başarılı olamadı ve orada gözaltında bulundurulan âîlelerini kurtaramadılar.

14 Mart'ta Xînûs'taki kaymakam, Gûmgûm'daki Xormek aşireti ileri gelenlerine şu mektubu yazar:

"Varto Hormek aşireti rüesâsından Ali Ağazade, M. Şerif ve Ağaoğlu Velî Ağalar'a,

13 Mart 1925 tarihli raporunuzu aldım. Hissiyat-ı merdane ve vatanperveraneniz şayan-ı teşekkürdür. Makamata derhal arzedildi. Vatan hâinlerinin layık oldukları cezayı görecekleri zaman artık birkaç gün meselesidir. Metanetinizden hepimiz eminiz. Cesaret, gayret ve fedâkârlığınız gün gibi âşikârdır. 13 Mart 1341'de size gönderilmek üzere Ali Haydar Bey'e dört sandık cephane verilmiştir. Bugün de Ali Haydar Bey ve Çarek aşiretinden iki yüz kişi ve jandarmalarla Varto Kaymakam Vekili, Arpaderesi'ne gönderilmiştir. Onlarla irtibat tesis ederek gece – gündüz arslanlar gibi âsîlerin üzerine hücûm edip dünyayı başlarına dar ve zından ettiniz.

Sizin zahiriniz hem Cenâb-ı Allâh ve hem de kuvvetli şevketlü Hükûme-i Cumhuriye'mizdir. İki güne kadar Hınıs'a piyade alayları ve topçu bataryaları geliyor. Topların ateş saçan mermileri, âsîlerin kalplerini parça parça edecek, müthiş gürültüleri altında ezildiğini ve cen çekiştiklerini göreceksiniz. Azmüsebat bais-i felâh ve saadettir.

Size son diyeceğim sebat ve metanettir. Alacağınız emir ve tâlimatı ayrıca yazarız. Haberleşmemiz eksik olmasın. Âsîlerin ileri gelenlerinin isimlerini tesbit ediniz ve yaptıkları alçaklığı iyice tahkik ediniz.

Cümlenin gözlerinden öper, muvaffakiyetler temenni ederim, efendim.

Hınıs Müfreze Kumandanı Kaymakam Osman"

Aynı kaymakam, aynı gün şu tâlimatnameyi de yazar:

"1 – Mıntıkamızın Çarek aşiretinden toplanan atlı ve piyade mevcudiyle burada bulunan Hormek ve Lolan aşiretleri ağavatiyle, şimdi Arpaderesi'ne hareket edilecektir.

2 – Bu müfrezenin vazifesi, ussâtın Varto'dan Hınıs istikametine doğru muhtemel olan taarruzunu defetmek ve ussatın arkasında kalan Hormek ve Lolan aşiretleriyle irtibat tesis ederek müştereken yapacakları baskınlarda ussatı tepelemek ve istihbarata son derece ehemmiyet vermek ve alacakları haberleri her gün sabah akşam raporla bildirilecektir.

3 – Erzurum Sarıkamış'tan kıtaatı mürettebenin ilk kademesi olan 34 ve 35. alaylarla obüs bataryaları ve süvari kuvvetleri bir – iki güne kadar mıntıkamıza dahil olacaklardır

4 – Millî kuvvetlerin bulunduğu mıntıkalarda hükûmet aleyhinde propaganda yapanlar derdest edilerek Divan-ı Harb'e gönderilmesi için Hınıs'a sevkedileceklerdir.

5 – Her gün Arpaderesi'nden Varto istikametine kuvvetli ve cüretli keşif kolları sevk edilerek ussatın en ufak harekâtı keşif edilecek. Ve ussatın yerli ahalîden sail sıfatıyla göndermesi muhtemel bulunan casuslar behemehal derdest edileceklerdir.

6 - Arpaderesi'ndeki müfrezeye iltihak silahlı kuvvetler mutlaka Hormek, Lolan, Çarek aşiretlerinden olacak ve başka aşiretlerden kuvvet alınmayacaktır ve kabul edilmeyecektir.

7 - Arpadersi'nda toplanan millî kuvvetlerimiz, her aşiret efradına kendi rüesâsı muhabere, emir ve nezaret edecektir. Bu kuvvetler Hınıs Müfreze Kumandanlığı'na bağlı bulunacaklardır.

13 Mart 1341

Hınıs Müfreze Kumandanı Kaymakam Osman"

Aynı gün 7. Kolordu Komutanlığı, 17. Tümen Komutanlığı'na verdiği emirde, "alınan haberlere göre, âsî Şeyh Sâîd'in ikinci kez Diyarbekir'e taarruz edeceği anlaşılmaktadır; âsîlerin biri Kadıköy, diğeri Dinkiçon dolayında olmak üzere iki yerde yoğunlaştığı anlaşılıyorsa da gerçek taarruzlarını hangi bölgeye yöneltecekleri kestirilemez," diyordu.

16 Mart 1925 tarihli resmî tebliğde ise, "ayaklanma bölgesinin durgun olduğu, Erganî'yi tutan âsîlerin dağılmakta oldukları ve âsîler arasında yiyecek sıkıntısı başladığı" bildiriliyordu.

Gûmgûm'un denetime alınışının beşinci gününde, Şeyh Abdullâh idâresindeki 1000 kişilik grup, 17 Mart'ta Şeytan ( Arpaderesi )'a hareket etti. Jandarma gücüyle burada yapılan müsâdereden sonra Kîrs ( Boylu ) adlı köye döndüler. Şeytan ( Arpaderesi ) cephesini arkadan kuşatmak için Xâlîd-ê Cibranî'nin kardeşleri Selim ve Ahmed, 200'e yakın bir birlik ile 19 Mart'ta Gûmgûm ( Varto )'dan çıktılar.

Aynı gün Şeyh Sâîd Efendi, Şeyh Abdullâh'a şu mektubu yazar:

"19 Mart 1341

Reşâdetlu Efendim Şeyh Abdullâh'a,

Tarihten oniki gece ewwel Diyarbekîr'i ihâtâ ve gecenin saat sekizinde hücûm ettik. Hücûm saatinin yanlış anlaşılması ve şehrin de fewqelme'lul fazlaca tahkim edilmiş bulunması ve biraz da askerimizin tamahkârlığı yüzünden fetih müesser olmadı.

Ferdası günü zarurî olarak sekiz saat geri çekildik. Quwweti toplayıp üç gün önce tekrar şehir üzerine geldim. Üç tarafı ihâta edilmişse de Mardin kapısı henüz açıktır. Ve şehir, xarîcle muhâbere ve muwassalasını oradan temîn etmektedir. Ewwelki gün Qadî köyünde biraderim Şeyh Abdurrâhîm koluyle ve Seqwî qariyesinde de diğer bir kolumuzla öğleden sonra düşman harbe başladı. Bir şehîd ve iki mecruhumuz oldu. Düşmandan altmış küsür esir aldık. Onüç telefâtı vardır. İki top ve üç mitralyözünü tahrib ettik.

Gırê Sor eşraf ve ayânından bir cemiyet Titrîş'te mülâqat ve ittifaqa beni dâwet ettiler. Niyetlerinden ne derece sâdıq oldukları henüz mâlum değildir.

Bugün üç yüz kişilik bir quwwetle oraya gideceğim. İnşaallâh Gûmgûm'u aldığınızı işittim, doğru mudur? Erz-i Rom veya Mıj üzerine yürümek taqdîrinize tabidir. Mâiyetinizdeki meşayix, reisler, ağa ve beyler ve aşair efradının cümlesine selâm ve dûâlar eder, dûâlarınızı niyâz eylerim.

Şunu muhaqqaq biliniz ki, rehâwet muzırdır. Mâdem ki bu işe teşebbüs etmişizdir, Allâh etmeye, muwaffâqîyyet xâsıl olmazsa, Xâlîdîler'in kökünü keseceklerdir. 'Ben yaptım - yapmadım' gibi müdâfâlar mesmu olamaz. Binaenaleyh, düşmana vakit kazandırmaksızın faaliyet ve ğayret göstermek vâcibdir.

Sizden çok muwaffaqîyyetler umud ederim.

Ey nur-u aynım,

Harbin bütün ağırlığı bu hawalî halkına mı yüklenecek? Ümmet-i Mûhâmmed burada malını ibzâl, kanını isâr ederken, bir kısım çoğunun çubuğunu yakıp keyif çatması câiz midir?

İhtilâlin dairesi genişledikçe, hükûmetin kuvveti parça parça olur ve zayıflar. Bu sebeble de mûcâhîdlerden qawîler muwaffaq olur, zayıflar da qawîleşir.

Xînûs'un işgalinden sonra Ali Rızâ'nın Bazîd cihetlerine gitmesi şimdilik muwafıq olmasa gerektir. Oraların vâziyet ve ahwali tamamen mâlum değilse de fikrime göre Ali Rızâ, Mescîdî Boğazı'ndan Qornîz Cebhesi'ne kadar mühim mevkilerde müdafaa hatları tesis etsin. Erz-i Rom'dan gelebilecek düşman kuvvetlerine karşı dursun. Siz de bütün kuvvetlerinizle Mıj üzerine ve oradan Zûlqarneyn'e yürüyünüz. Fakat dâima ihtiyat ve basîretle hareket ediniz.

Şeyh Sâîd El Naqşibendî"

20 Mart'ta, Şeyh Sâîd safında bulunan Şînık ( Koçuşağı ) aşireti, Malkışî ( Çemişgezek )'ye taarruz etti ise de başarılı olamadı ve geri çekildi.

Tam bu sırada "elem verici bir haber" tüm Kürdistan'ı yasa boğdu. Şeyh Sâîd Qıyâmı'nın beyin takımından ve en etkin şâsîyyetlerden olan Xâlîd-ê Cibranî ve eski milletvekili Yusuf Ziya, Zûlqarneyn ( Bitlis )'de idâm edildiler.

Xâlîd-ê Cibranî'nin idâm edilerek şehîd olduğu haberini alan Şeyh Abdullâh ve Cibran ileri gelenleri 23 Mart'ta yeniden Arpaderesi geçidine yüklenmiştir. Ancak sonuç alınamadan Kîrs ( Boylu ) köyüne dönüldü. Burada Xormek ve Lolan birlikleri, Şeyh Abdullâh Efendi'nin kuvvetlerini arkadan ve yandan çevirmişlerdi. Bunun üzerine Şeyh Abdullâh, Qâsım-ê Cibranî, İsmâil Bey ve üç yüz atlı kuvvet, Gûmgûm Nehri'ni geçip Şerefeddîn Dağları'na çıktılar. Bu çekilme sırasında Xâlîd-ê Cibranî'nin amcası Hesen şehîd edildi. Gûmgûm bölgesi, topçu birliği desteğinde yeniden devlet denetimine geçti. Xâlîd-ê Hesenan, Ali Rızâ Efendi, Kerem Bey ve arkadaşları da kuvvetleriyle beraber Beranîk ( Bulanık )'in Şîrvan Şeyh ( Adıvar ) köyüne dönmüşlerdi.

Başbakan İsmet İnönü'nün Şark İstklâl Mâhkemesi Müdde-i Umumîsi Ahmed Süreyya Özgöveren'e "çok gizlidir" kaydı ile gönderdiği telgraf ilginçtir:

"Gayet müstâceldir.

Âdet: 2 / 19

Şifreli telgrafnamemiz Reis-i Cumhur Hazretleri'nin taht-ı riyâsetinde içtima eden Heyet-i Vekile'de tetkik olundu. İsticvab ve istizahlarına lüzum görülecek mebuslar hakkında Meclis'e ref'î masuniyet teklifinden başka tarik-i kanunî olmadığı ve teşkilat-ı esasiye kanununun tadil.i teklifine imkân bulunmadığı mütalaa olunmuştur.

İstklâl Mâhkemesi tetkikat ve muhâkemat esnasında bazı mebuslara temas ederse delâil-i tâfiye ile meclise arz-ı tabiîdir. Meclis hâl-i inkadde bulunmadığı zaman mâhkemenin bir teklifi varid olursa, meclisin içtimasına intizar veya derakap, meclisi içtimaa dâvet meselenin ehemmiyetine göre derpiş edilmesi münâsip görülmüştür.

Bervechi bâla Heyet-i Vekîl'e kararını arzederim efendim.

Başvekîl İsmet"

Ahmed Süreyya Özgöveren'e, Müdâfâ-i Millîye Vekîli Receb'in "gizlidir" kaydı ile gönderdiği telgraf ise şöyledir:

"Müstâceldir.

Kalem-i Mahsus ( 790 ) no'ludur.

1.Mevcud su-i tefehhümden fevkalade müteessirim. Bu teessürün hududunu büyütmemek için bahis buyurulan ihtilâfı, Reis-i Cumhur Hazretleri'yle Başvekil Hazretleri'ne arzetmedim. Mes'elenin iş bu iş'arımla tamamen halledilmiş olacağına kanî olduğum için bu tarik-i hareket-i münâsip gördüm.

2. Mâhiyet-i mesele şudur:

İstiklâl Mâhkemeleri, buyurduğunuz gibi kanun-u mahsusla kendilerine mevdu selâhiyetin hududu dâhilinde bulunan ceraimi rüyet ederler. Ancak, bu defaki İstiklâl Mâhkemeleri mâlum-u âlileri olduğu üzere mezkur kanunda muhayyer ceraimden başka diğer cürümlerle dahi iştiğal etmek selâhiyetini tamamen haizdirler. Çünkü Takrir-i Sükûn kanununda ayrıca bir takım ef'al ve ceraimden bahsedilmekte ve hükûmetin mezkur ceâim erbabını İstiklâl Mâhkemeleri'ne verebileceği zikrolunmaktadır. Mütealis-i âlileri veçhile vazifeniz yalnız İstiklâl Mehâkimi kanunundaki cerâime maksur olsa, hükûmetin mezkur kanunun şümulu haricindeki şeyleri, mâhkemeye tevdi edememesi lazım gelirdi. Halbuki Takrir-i Sükûn Kanunu makus-u bî vâziyet ihdas eylemiştir. Nitekim Ankara Mâhkemesi de bu şekilde çalışmaktadır.

3. Bu esasa nazaran rüfeka arasında hiçbir ihtilâf yoktur. Saip ve Müfit beyler ve diğer rüfeka ile bir esas dairesinde görüşerek ihtilâfın tam teminini yoktan yere ehemmiyetsiz bir su-i tefehhüm yüzünden bütün memlekette aksi tesiri müşâhede edebilecek bir manzara-i iftirak ihdas edilmemesini, buradan hareketinizden evvel de görüştüğümüz veçhile nikat-i esasiyede aranızda kat'î vahdeti muhafaza etmenin ehemmiyeti memleket meselesi olduğunun daima derpiş edilmesini pek ziyâde rica ederim.

4. Güzide arkadaşlarımızın muvakkat ihtilâfından hiçbir eser kalmadığı hakkında sebkedecek müstâcel iş'arınızla ancak müsterih olabileceğim. Bütün rüfeka ile beraber sizin de gözlerinizden öperim.

-ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İÇİN TIKLAYINIZ-

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim