• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 20 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Reha Muhtarın Kızları Başını Örterse!...

Reha Muhtarın Kızları Başını Örterse!...
Reha Muhtar bu soruyu kendi kızları üzerinden kendine sordu:

 






 

O Pazar gecesi Ankara’da dört kadının gergin geçen tartışmalarını yönetirken, Serpil Yılmaz söylemişti:

“Başbakan’a soruyorlar... Gelininiz başı açık olursa ne yaparsınız?.. Biraz düşünüp cevap veriyor: ‘İkna ederiz...’ Böyle cevap olur mu?..”

O anda türbanlı olan Elif Çakır atlıyor lafa:

“Serpil Yılmaz oğlunun türbanlı bir kadınla evlenmesine rıza gösterir miydi?..”

Mine Kırıkkanat itiraz ediyor...

“Ama o Başbakan... Başbakan’la Serpil Yılmaz bir mi?..”

Sevilay Yükselir Mine Kırıkkanat’a cevap yetiştiriyor...

“Siz türbanı hoşgör müyorsunuz, Başbakan’dan niye kendi hayatında farklı davranmasını bekliyorsunuz...”

***

Önceki gün Başbakan bir daha konuştu...

“Türbanlılar, başı açık kadınların hakkını savunduğu şekilde, başı açık kadınlar niye türbanlıların hakkını savunmuyorlar...”

Rasim Ozan Kütahyalı dün bana ve birçok gazeteciye bir soru soruyor...

“Ertuğrul Özkök’ün bir zamanlar radikal dinci diye kellesini istediği Bülent Arınç oğlunun başı açık bir kızla evlenmesine hiç ses çıkarmadı... Siz olsanız ne yapardınız?.. Reha Muhtar, oğlu Poyraz Deniz’in türbanlı bir kızla evlenmesine ne derdi?..”

***

Ya da Mina veya Ayşe Nazlı türban takmak isteseler ne yapardım?..

Bir babanın kızına davranışından, gelinine tavrından, türbana karşı başı açık dünyaların “tölerans”ı ölçülecek bu soruyla...

Bir baba kızına ya da oğluna hayatındaki kararlarda ne kadar etkili olabilir?..

Kabul etmesi veya etmemesi gibi bir kural var mıdır?..

Ben babamın dediklerine ne kadar uydum ki, benim oğlum seçeceği kadında, kızım, başına giyeceği şapkada ya da türbanda, veya berede bana sorsun...

Ne Mina, Ne Ayşe Nazlı ne de Poyraz‘ın böyle bir konuyu babalarına bana hiç soracaklarını sanmıyorum...

***

O Pazar gecesi şöyle söylemiştim programda:

“Başbakan bunu bir baba olarak söylüyorsa -ki öyle söylüyor- bunda şaşılacak bir şey yok... Gelininin türban takmasını arzuluyor... Buna niye kızıyorsunuz ki?..

Mine Kırıkkanat ve Serpil Yılmaz da gelinlerini “türbanlı” istemiyorlar... Onların istememesine niye ifrit oluyorsunuz?.. Sonuçta bunlar aile içinde konuşulacak konular... Kararları ve tercihleri kendilerini bağlar, başka kimseyi değil...

Ama toplum için üzerinde uzlaşmaya varmamız gereken konu, birbirimize saygı duymamız gerektiği...”

Bir babanın çocuğuyla ilişkileri özeldir, onları bağlar...

Çocuk 18 yaşına geldiği andan itibaren reşittir, kararını kendi verir...

Babayla aralarında elbette özel bir hukukları, bir etkileşimleri vardır... Zorla hiçbir şey yapılamaz, ama özel etkilere de kimse karışamaz...

***

Burada mesele, 18 yaşına kadar çocuğun doğal gelişimini yaşamasını sağlamak olmalı...

Son günlerde “hortladığı veya hortlatıldığı gibi” ilkokullarda minik çocuklar okullara türbanlı gönderilmemeli...

Onlar daha çocuk...

Çocukluklarına, gelişmelerine ve serpilmelerine saygı gösterilmeli...

18 yaşına geldiklerinde, kim ne giymek istiyorsa onu giymeli...

Babalarıyla aralarındaki “özel hukuk” kimseyi ilgilendirmez...

Bizi ilgilendiren kamu alanında ne olacağıdır...

Üniversitelerdeki öğrenci eğitim hakkını almaktadır...

18 yaşın üstündeki eğitim alan kızlara “türbanı”nı çıkart demek abestir...

Devletin verdiği hizmette ise, durum karmaşıktır...

Ancak çok kesin garantiler ve güvencelerle çözülebilir, Ancak bunun için “demokratik olgunluk henüz yoktur...”

Türban, kişilere bağlı güvencelerle değil, hukuksal normları ortaya konmuş kesin ve garantili hükümlerle ve ancak demokratik çeşitliliği ve çoğulculuğu yok etmeyecek güvencelerle mümkün olabilir...

***

Bana o soruyu soran Rasim’in bilmesi gereken konu ve esasen korku şudur: Türbanın kendi kızında olmasını istemek başka şey, türbanın toplumun içinde yer almasını içselleştirerek kabul etmek başka şeydir...

Benim kızlarıma bir şey söyleme hakkımın olacağını sanmıyorum...

Ne de oğlumun evleneceği kadına...

Ben hiçbir şeyi yaparken anneme ve babama sormadım...

Ne evlendiğim kadın, ne hayatıma giren kadınlar, ne de hayatımdan çıkan kadınlar...

Hepsini olup bittikten sonra öğrenebildiler...

Hiçbir şey de soramadılar...

Birlikte olduğum veya ayrıldığım hiçbir kadın hakkında ne annemle ne de babamla “tek bir kelime konuştum” ben...

***

Böyle bir çocuğun, kendi çocuklarının babalarına bir şey soracaklarını hiç sanmam...

Böyle bir konuda söz söyleme hakkını da kendimde bulmam...

Benim tercihim nedir diye soruyorsan, tercihim elbette kendi hayatımdır...

Başbakan’ın tercihi de kendi hayatında yaşadığı gibidir elbette...

Çocuklarıma öğretebileceğim tek şey herkesin hayatının farklı olabileceğini içselleştirmeleridir...

“Hoşgörü” değil bu söylediğim...

Hoşgörü, “esasta hoş olmayan birşeye tölerans gösterme” anlamında kullanılır...

Çocuk haylazlık yapar “hoşgörürsün...”

Adam işine geç gelir hoşgörürsün...

Hoşgörü kavramı “eylemin olumsuzluğu”nu içinde barındırır, fakat olumsuzluğu “hoşgör müş” olmayı amaçlar...

Mina’ya, Ayşe Nazlı’ya ve Poyraz’a “hoşgörüyü” değil, “farklı hayatların kendi içinde yaşama hakkının kutsallığını” anlatacağım...

O farklı hayatlardan “melez tatlar” almalarına uğraşacağım... Başbakan’ın kendi özelindeki hayat tarzını hoş gör müyorum...

Benim hoş görmek gibi bir hakkım yok başka bir insanın hayatı hakkında... Saygı duyuyorum...

Kimsenin de benim hayat tarzımı hoş görmesini istemiyorum...

Hoş görülecek bir hayat tarzım yok benim...

Saygı duyulacak bir hayatımın olmasına uğraşıyorum kendim ve çocuklarım için...

***

TÜRBAN VE ÇOCUKLARIMA ANLATACAĞIM ‘MELEZ YAŞAM...’

Ben biri manevi ikisi biyolojik üç çocuğumu iyi yetiştirmeye uğraşan bir babayım...

Ayşe Nazlı veya Mina ilerde türban takarlarsa ne yaparım?..

Poyraz türbanlı bir kızla evlenmeye karar verirse tepkim ne olur?.

Hayat Türkiye’de yarın tamamen değişirse, ben çocuklarıma ne söylerim, ne yapmalarını isterim, nasıl yaşamalarını arzularım?..

***

Çevremde birçok kişinin içten içe sorduğu sorular bunlar...

Birçok kişinin kuşku ve endişeleri var...

Açık etmiyorlar, ama içten içe kaygılanıyorlar...

Ben kaygılanıyor muyum?..

Hayır!..

En azından kaygılanmamaya çalışıyorum!..

***

Çocuklarıma aktarmak istediğim şey “yaşamlarının melez olması halinde ne kadar muhteşem bir hayat yaşayacaklarıdır...”

Melez güzeldir…

“Melez”de farklı hayatlar, farklı kültürler, farklı dinler, farklı mezhepler, değişik ırklar vardır...

Onların birleşiminden, yeni bir sinerjinin harmonisi doğar...

Eğer “melez bir yaşam sürerlerse” farklılıklar, özgürlükler, değişik tarzlar, değişik ırklar, mezhepler, dinler, kültürler yaşamlarının bir parçası olur...

Hiçbiri onlar için “öteki” olmaz...

Her birinde insanoğlunun farklılıklarını, keşfederler...

Yeniliklerden kendi yaşamlarına zengin tecrübeler aktarırlar...

Ruhlarını tekamül ettirirler...

Yaşamlarını zenginleştirirler...

***

Mina veya Ayşe Nazlı türban takarlar mı?..

Bana soracaklarını hiç sanmam “Baba türban takayım mı?..” diye...

Ama demagoji yapmayalım, yalan söylemeyelim, içimizdekileri saklamayalım...

Çok dini bir eğitim vermiyeceğim onlara...

Ahlaklı dürüst, namuslu, olmaları için çalışacağım...

Kimseyi aşağılamamaları, kendilerini snobize etmemeleri için uğraşacağım, ama kapsamlı bir dini eğitimden geçirmeyeceğim...

Ben geçirmeyi düşünmüyorum ama, onların yaşamlarında babalarının hayatı gibi bir hayat yaşama garantileri hiç yok...

Ben babam gibi bir hayat yaşamadım...

Çok konuda 180 derece zıttıydım...

Babamdan bana saygı göstermesini istedim...

Elbette ki ben de çocuklarıma o saygıyı göstereceğim...

Türban takarlarsa, takarlar sonuçta yapacak bir şey yok...

Bana tercihimi soracak olan da yok...

Ben ne arzu ederim?..

Ben herkese saygılı, benim gibi bir hayat mecrasında gitmesini isterim...

Sonuçta bir babayım, arzularımın olması doğal...

***

Ya Poyraz türbanlı birisini koluna takıp evleneceğini söylerse neyaparım?..

Hiçbir şey...

Bana ne yapılmasına izin verdim ki oğluma ben bir şey yapayım...

Aslında şimdi fark ediyorum ki, oğluma daha fazla serbesti tanırım duygusal olarak...

Kadın erkek eşitsizliğinden değil...

Ben babamlara ne yaptığımı biliyorum...

Oğluma bir şey yaparsam vicdanım sızlar onun için...

***

Kaygı duyulacak şeyler bunlar değil... Kaygı duyulacak nokta, “yarın herkesin türbanlı olmaya başlayacağı bir Türkiye olur mu” noktasıdır?..

Yani Ayşe Nazlı veya Mina’nın seçme hakkı olur mu kaygısıdır?...

Poyraz’ın başka bir şey yapma ihtimali var mı sorusudur...

Türkiye’de muhtemelen yüzde 42’nin kaygısı esasen bu noktada düğümlenir...

Çevremde çok sık duyduğum “kaygılar” bunlar...

Türkiye’de bunun olmayacağını düşünüyorum, olmaması için çabalıyorum, Avrupa Birliği standartlarının Türkiye için hem türban, hem kılık kıyafet, hem demokrasi hem laiklik, hem insan hakları, hem çoğulculuk hem de basın özgürlüğü için elzem olduğuna inanıyorum...

Bütün gücümle Avrupa Birliği standartlarını, kendim, ülkem ve çocuklarım için içselleştirmeye çalışıyorum...

Mina’nın, Ayşe Nazlı’nın, Poyraz’ın ve bütün Türkiye’nin çocuklarının çağdaş bir Avrupa Birliği içinde ve standartlarında yaşamalarını canı gönülden arzuluyorum...

VATAN
















E

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim