• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 28 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Ramazan Kayan Saldırı Anını Anlattı!

Ramazan Kayan Saldırı Anını Anlattı!
Ramazan Kayan, Mavi Marmara gemisine yapılan hain saldırıyı anlattı:

 

 

 

 

İşte Ramazan Kayan'ın ağzından gemi baskını:

Biz, geminin orta katında sabah namazını kılıyorduk. Bir kısım arkadaşlarımız da güvertede nöbet tutuyordu. Tam namazı bitirmiştik ki salrı  başladı. İsrail askerlerinin özellikle namaz vaktini seçtiklerini düşünüyorum. Önce plastik mermiler kullandılar. Güvertedeki arkadaşlar müthiş bir direniş gösterdiler.

İsrail, 2 denizaltı, helikopter, uçak, hücumbot ve savaş gemileriyle Mavi Marmara'yı kuşattılar. Gemiye sis bombası, gaz bombası, göz yaşartıcı bomba attılar.

Komandolar gemiye inince güverdeki arkadaşlar kendilerini savunmaya başladılar. O esnada 4 arkadaşımız şehid oldu. Onları bizim olduğumuz orta kata getirdiler. Müthiş bir çatışma yaşandı. Bu arada bazı İsrail askerleri de yaralandı.

Çok sayıda İsrail askeri gemiye indi ve gerçek mermi kullanmaya başladılar. Çatışma yaklaşık 1 saat kadar sürdü. İsrail askerleri daha sonra kontrolü ele geçirdi ve bizi esir aldılar. Ellerimizi arkadan kelepçelediler. Ellerimiz kelepçeli halde bir helikopter üstümüzde sürekli dönüp durdu ve yukarıdan üstümüze soğuk su döktü.

İsrail, bize Kıbrıs açıklarından ayrıldıktan bir süre sonra saldırdı. Çatışma bittikten sonra İsrail limanına vardık. Oradan da bizi otobüslerle Gazze yakınlarında bulunan yeni yapılmış bir hapishaneye götürdüler. Hapishanede pek uyuduğumuz söylenemez. İsrail askerleri bilinçli olarak cezaevi kapılarını sertçe kapatarak ses çıkarıyor ve uyumamızı engelliyorlardı.

Cezaevinde ilk önce herkesi teker teker sorgulayacaklarını söylediler ve bunu da yapmaya başlamışlardı. Daha sonra bundan vazgeçtiler.

Şu anda en önemsi kayıplar. Kendisinden hiçbir şekilde haber alamadığımız kayıplar var. Bunlar denize mi atıldı, yoksa hapishaneden başka bir yere mi götürüldü bilinmiyor.

Kaldığımız cezaevi yeni bir cezaeviydi. Sanırım ilk defa biz girdik oraya. İki kişilik hücreler vardı.

Gemiye çok sayıda komando indi. Sayılarını geminin kaptanı biliyor. İki tane denizaltından bahsettiler. Hücumbotlar, insansız uçaklar, helikopterler vardı.

Müthiş bir savaş vardı. Hepimizi esir aldılar. Tepemizde helikopter üzerimize su boşaltıyordu.

Canlı yayının kesilme ihtimaline karşı, 3 tane yedek cihaz ayarlamışlardı. Biri gidince diğeri devreye girecekti. Bu tedbir olmasaydı ilk hamlede karartmışlardı.

Dönerken 14 saat havalanında uçağın içinde bekledik. Kayıplar tamamlanmadan gitmeyeceğiz dedik. Kayıplar çoktu. Herkes farklı farklı hücrelere konuldu. Kimsenin kimseden haberi yoktu. Milletvekilleri dediler ki; şu listeleri bir getirin de bakalım kim var kim yok. Getirdiler listeyi, biz listeye baktık. Önce yaralı sayısını 50 biliyorduk. Listede sadece 20 kişinin ismi geçiyor. Bir kısım yaralılar vardı yanımızda, onları İsraillilere teslim etmedik. Ayakta kalabilecekler yaralıları oyaladık. Allah razı olsun, kurşun yarasıyla üç-dört gün bekleyen kardeşlerimiz oldu.

İsrail tam bir çılgın. Nasıl bir anlayış, nasıl bir mantık!.. Tüm dünyayı hiçe sayıyor. Bu olayın etkisi çok fazla oldu. Elhamdülillah bizim tesellimiz de bu...

Acı su dedikleri sudan biz de içtik. Kaç saat susuzluğa dayanabilirsiniz ki! O an zaten çökmüştük. Bu nedenle içtiğimiz ve yediğimiz her şeyin tadı farklı geliyordu bize. İçtiğimiz su acı mıydı onu da bilmiyorum. Bunu ancak Adli Tıp'tan çıkacak tahlillerle öğreneceğiz.

Arkadaşlar güvertede nöbet tutuyorlardı. En modern silahlarla üzerimize saldırdılar. Biz kendimizi savunduk. Yukarıda her şeyi ele geçirdiler. Bu nedenle bizim zaten orta katta fazla direnme şansımız yoktu.  Yaşlılar, kadınlar, çocuklar vardı.

Allah razı olsun, üst kattakilerin direnişi gerçekten anlatılmaz. O silahların üzerine gitmek... Bunun, cennet ve şehadet dışında bir izahı yok. O kadar asker ve silah karşısında en ufak bir panik, üzüntü ve  pişmanlık yoktu. Elhamdülillah en ufak bir zaafiyet göstermediler.

O şehitlerden biri, hanımı ile gelmişti. Yakın döğüşçü, kareteciydi kendisi. Adı Çetin Topçuoğlu. Kendisi dünya ikincisi, hanımı da Avrupa birincisiymiş. Kocası gemiyle  Gazze'ye gidecem deyince, hanımı "sen gidersin de ben nasıl gitmem" diye bastırmış ve birlikte gelmişler. Gemide sohbet ettik kendisiyle. Adanalıymış. Bana "Seni mutlaka Adana'ya bekleriz. Evimizde seni misafir etmek istiyoruz" dedi. Dedim ki, "eve gelmek için söz vermeyeyim ama, bir progmram vesilesiyle Adana'ya gelince görüşürüz."  "Evde misafir etsek seni iyi olur" dedi. Çetin Topçuğlu daha sonra şehid oldu. Karateci eşi yanına gitti, başında metanetle durdu.

Çetin Topçuoğlu'nun eşiyle daha sonra hastanede karşılaştık. Türkiye'ye gelinceye kadar 3 gün boyunca hiçbir şey yemedi o kadın. İsraillilerin hiçbir şeyini kabul etmedi. Çok bilinçli bir kadındı. Kadınlardan da Allah razı olsun. Çok bilinçliler, çok metanetliler. 70-80 yaşlarında yaşlılar vardı. Onlar da çok iyi direndiler.

Avrupadan bu iş için gönüllü olarak gelenleri görünce insan kendinden utanıyor. Vatikan'dan gelen bir papaz vardı. O papazın insani duruşu... 70-80 yaşlarında vardı. Aslen o da Kudüs'ten sürgün edilmiş. Biz namaza durduk, geldi bizim yanımızda safa durdu. Kendi ibadetini yaptı yani. Bizimle aynı safa geçti. Böyle ilginç şeyler...

Çok yabancı vardı gemide. Onlara söz hakkı veriyorduk, duygularınızı ifade edin diye... Esselamün Aleyküm diye konuşmaya başlıyorlardı. Adamların duruşu çok önemliydi. Gerçekten insanlık çok farklı bir şey. Onları görünce Rachel Corrie'yi daha iyi anladım. Bizimkiler, şehitlerimiz için Fatiha okuyorlardı. Yabancılar da hemen kalkıp saygı duruşunda bulunuyorlardı.

İsrail'de şu an 1.5 milyon müslüman var. Şeyh Raid Salah işte bu 1.5 milyonluk nüfusun lideri. Kendisi de zaten İsrail vatandaşı ve Kudüs'te yaşıyor. Salah, İsrail vatandaşı olduğu için İsrail Salah'ı alıyor, sorguluyor, mahkemeye çıkarıyor, tutukluyor. O da gemide bizimleydi. Onu da gözaltına aldılar. Gemide ilk defa yakın ilişkimiz oldu. Arkadaşlar gemide bana bir konuşma yapmamı teklif ettiler. Konuşmaya Arap arkadaşlar da katıldı. Bir arkadaş da konuşmayı Arapça'ya tercüme etti. İngilizceye de tercüme edildi. Benim bu konuşmamdan sonra Raid Salah'la daha da bir yakınlaşmamız oldu. Türkiyeli müslümanların hem söylem hem de böyle eylem olarak etkili olduklarını görünce bize daha da bir ilgi gösterdi.

Onların işi zor tabi. Biz böyle çıkıp geldik. Mısırlılar vardı gemide. Onların da işi zor. Tunus'tan, Cezayi'den, Bahreny'den, Katar'dan, Birleşik Arap Emirliklerinden, Ürdün'den, Lübnan'dan, Malezya'dan, Endonezya'dan, Moritanya'dan gelenler vardı. Mısır'dan bir milletvekili vardı, başka insanlar da vardı. Mısır onları çok kötü sorgular.

Son söyleyeceğim şudur; Bundan sonra 15 tane gemiyle yola çıkmak lazım.

 

 

 

özgündurus

 

 

 

 

 

 

g

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim