• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 12 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

PKK'NİN TASFİYESİ NİHAİ ÇÖZÜM MÜ?

PKKNİN TASFİYESİ NİHAİ ÇÖZÜM MÜ?
Şu anda çözülmesi hedeflenen PKK meselesidir. Bu mesele çözülürken Kürdlere bazı kolaylıkların sağlanması da gündemdedir. Ancak PKK'nin çözülmesi sağlansa bile asıl mesele olan Kürd sorunu gerçekten kökünden çözülmüş olunur mu?

 

 

 

 

Asıl üzerinde durulması gereken nokta Kürd sorununun temelden çözümü ve bu yönde gösterilen ya da gösterilecek çabalar için doğru zeminin seçilmesidir. Bunun yolu da Kürdleri dışlayan zihniyetin tahrip ettiği asıl zeminin yeniden oluşturulması ve bu temelde düzenlemelerin yapılmasıdır. Bu zemin, müslüman halkları bir arada tutan ana zemindir. Ayrışmaya yol açan sebepler irdelenerek yapılan yanlışlıklar kabul edilmeli ve bu yönde adımlar atılmalıdır.
 
 
Evvela Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürdlerin Türk siyasal zemininden uzaklaşmasına ve kendi rotalarını belirleme eğilimine girmelerine sebep olan meseleleri iyi kavramamız lazımdır. Osmanlı'da diğer Müslüman kavimlerde olduğu gibi birlikte yaşamada belirleyici olan, İslam kardeşliği ve bu kardeşliğin canlı sembolü olan Hilafet kurumu idi. I. Dünya Savaşı'nı müteakip Osmanlı'nın yenik konumu da göz önüne alınarak diğer Müslüman halklar değişik vesilelerle Osmanlı idaresinden çıkmayı tercih ettilerse de Kürdler bu tür kışkırtıcı/ayrılıkçı tahriklere papuç bırakmadılar. Bağımsızlık fikri Batı'da eğitim görmüş kimi Kürd aydınları arasında makbul karşılandıysa da bu tür düşünceler ne aşiret ne diğer kanaat önderleri, ne de halktan destek görmedi. “Büyük Ermenistan”ın önünün açılması için Kürdlere verilen dolambaçlı bağımsız Kürdistan vaadi bile Kürd kanaat önderleri tarafından reddedildi. Bu yönde çaba gösteren Şerif Paşa; Seyid Abdulkadir ve Üstad Bediüzzaman gibi önemli kanaat önderlerinin de aralarında bulunduğu 'Kürd Teali Cemiyeti'nin vetosuyla karşılaştı.
 
Daha ziyade otonomi görüşünün ağır bastığı Kurtuluş Savaşı sürecinde de İngilizlerin tüm kışkırtma ve aldatıcı vaadlerine rağmen Kürdler hep birlikten yana tavır koydular. İngiliz Ajanı E. Noel'in kışkırtma çabaları da sonuç vermeyince Paris ve Londra Konferansları'nda Kürdlerle ilgili nihai kararı veremeyen İngiliz Başbakanı Davit George, Sen-Remo konferansı'nda Kürdlerle ilgili şu sözleri söylemek zorunda kalacaktı: “Ülke (Kürdistan), Türk yönetimine alışmıştır ve değişik bir koruyucu keşfetmedikçe Türkiye'den ayrılması güç olacaktır.”
 
Aslında Kürdleri Türklerden ayıramamanın sihirli formülü, işlev olarak sınırlı olsa da Hilafet makamı ve bundan doğan İslam kardeşliğinin sağladığı birliktelikteydi.

Nitekim I.Meclis'in faaliyette olduğu, yeni yönetimin yavaş yavaş şekillenmeye başladığı günlerde Kürd bölgelerini gezen ve izlenimlerini aktaran İran Eski Genelkurmay Başkanı Hassan Arfa, “Kürdler” adlı kitabında şunları söylemektedir: “Bu dönemde Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de at sırtında seyahat ediyordum. Kırk gün süren seyahat esnasında geceleri geçirdiğim köylü kulübelerinde ev sahipleriyle konuşurken Anadolu köylülerinin Osmanlı monarşisinin akıbeti hakkında derin endişeler taşıdıklarını gözlemledim. İlkin Kürdlerin bu soruna fazla ilgi duymadıkları izlenimi edindim. Fakat sonrasında onların İstanbul'da cereyan eden olaylar hakkındaki görüşlerinin Osmanlı yöneticilerinin politik önemlerinden ziyade dini önlemleri ile ilgili olduğunu fark ettim. Ve cumhuriyetçi rejim, halifeliği muhafaza ettiğinde (Abdulmecit Efendi, Sultan Abdulaziz'in oğlu halife olarak atandığında) Kürdler, Türkiye'nin dini yönünün korunmasından memnun kalmışlardı.”(sf. 47/48)

Evet, Kürdleri Türklerle bir arada tutan bağ, İslam Kardeşliği ve bu kardeşliğin sembolü olan Hilafet makamıydı. Ancak Hilafet makamının lağvedilmesi, aşiret veya sınırlı bazı ayrıcalıklar gibi nedenlerle çıkan geleneksel ve lokal Kürd ayaklanmalarından daha genel ve hilafet makamıyla beraber İslami nizamı hakim kılma hedefi güden Şeyh Said kıyamıyla karşılık buldu. Açıkçası Hilafetin lağvedilmesi süreci, yönetimin diğer Müslüman halklarla ortaklığının bittiğinin ilanıydı. Kürdler için adeta bir yol ayırımı oldu. Çünkü Kürd aşiret ve ilmi çevrelerinin neredeyse tümü Hilafetin lağvedilmesine karşı en sert tepkilerini ortaya koymuş, bunun için Kürdleri resmen isyana, hatta ayrılmaya çağrıda bulunmuşlardır. Mesela Bozan aşireti reisi Şahin Bey, Halep'te yayınlanan 15 Nisan 1924 tarihli manifesto gibi bildirisinde şunları söylüyordu:

“(…)
Ey Büyük Selahaddin'in cesur evlatları!
Tarihin saygıyla sakladığı çağdaş cesareti gösterecek zaman gelmiştir. Kutsal Hilafet makamını kaldırarak kutsal dini yok eden birkaç yahudinin zulüm ve baskısından kurtulacak, tarihin şanlı sayfalarını yeniden açacak genç Kürdlerin hareketi bekleniyor. Çerkezleri, Ermenileri, Rumları, Arnavutları ve Arapları birer birer yok eden, hor gören ve yoksul bölgelere süren muhteris Türk siyasetinin son kurbanı olmadan … uyanınız ve ulusunuzu kurtarınız. Dilinizi, dininizi, mülkiyetinizi yok eden ve kendi kendine açıkça dinsiz cumhuriyet diye ortaya çıkan kudurmuş harisin oyuncağı olan ve sizin ananıza esaret zinciri takmaya çalışan kansız ve halsiz adamlara inanmayınız. … Yedi asırlık bir saltanatın ve kutsal halifeliğin koruyucuları olan Osmanlı hanedanını çırılçıplak yabancı ülkelere kovan Ankara, pek yakında Kürd ırkının mallarına, namus ve servetine aç kurtlar gibi saldıracaktır.
 
Ey cesur Kürd ulusu!
Bu feci sonucu şerefli tarihimizde bir leke gibi sürmeden gözlerinizi açın ve Allah'ın kitabını inkârcılardan ayrılınız” (U.Mumcu: Kürd-İslam Ayaklanması sf: 57/58)

Ancak siyasal iradeyle arasına bugüne kadar mesafe koyan Kürdlerin halk bazında Türklerle hala bir arada yaşama isteği sürüyorsa ki genel anlamda sürüyor, bunun sebebi de yine İslam kardeşliğinin sağladığı berekettir. Zaten İslam'ın Kürdlere yaptığı sözüm ona kötülükleri sıralayan Müşrik Kürdlerin en büyük kozu da bu durum değil midir?
 
Tek çare İslami çözümdür. Ancak İslami çözümü dillendirirken mutlaka bunun detaylarını da irdelemek ve daha da somutlaştırmak gerekmektedir. Mesela tüm Türkiye'yi kapsayacak federatif bir yapı ve her federe yapının kendi iç hukukunu belirleme imkânının sağlanması gibi bir görüş tartışılamaz mı? Bugün federatif yapılarıyla dünyada söz sahibi olan ülkelerin durumu ortadayken bölünme paranoyası yaşayanlara bu durum bir anlam ifade edebilir mi?

Yenilgiyi Kürdlerin İslami hassasiyetine bağladılar
Hilafeti lağvederek diğer Müslüman milletlerle olduğu gibi Kürdlerle de ortak bağları kopardığını ilan eden zihniyet, karşısında Şeyh Said kıyamını bulmuş, bilahare çıkarılan tedhiş yasalarıyla da hem Türk hem de Kürd halkı arasında dindışı bir yola giren sürece karşı gelişen tepkiler en acımasız yöntemlerle bastırılmıştır. O günden sonra siyasi ayrışma derinleşerek bugüne kadar süregeldiği gibi, Kürd siyasal örgütlemelerinin de ihtiyaç duymaya başladığı dış destek için Sovyet bolşevizmine yanaşmaları sonucunu doğurmuştur. Sol argümanlara bel bağlayarak yenilgiyi Kürdlerin İslami hassasiyetlerine bağlayan solcu akımlar, günümüzde hala faturayı Kürderin dini yaşantılarına kesmeye devam ederken sol ideolojinin de aslında hiçbir zaman Kürdlere fayda sağlamadığının, tam tersine Kürdlerde yozlaşma kültürünün yaygınlaşmasına yönelik zemin hazırlamaktan öte hiçbir işlev görmediğinin farkında mıdırlar acaba?
 
DOĞRUHABER GAZETESİ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim