• BIST 89.412
  • Altın 146,694
  • Dolar 3,6411
  • Euro 3,9163
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

PKK Çok Uluslu Holding Olmuş!

PKK Çok Uluslu Holding Olmuş!
PKK'nın inanılmaz yükselişini anlatan Star yazarı Şamil Tayyar bu sıçrayışın bilançosunu çıkarıyor...

 

 

 

 

 

PKK'nın inanılmaz yükselişini anlatan Star yazarı Şamil Tayyar, bugünkü köşesinde PKK'nın bugünlere nasıl geldiğini ve nasıl bir servete ulaştığını tane tane anlattı:

 

Tayyar söze önce 'Nişantaşı aydınları' dediği kesimden başladı:

 

 

 

PKK’nın artan kanlı eylemleri karşısında liberal aydınlarımızın bir bölümü, “PKK muhatap alınsın” tezi üzerinden çözüm üretmeye başladılar. Bu koroya kimi twitter aydınları ve vanilyalı prezervatif uzmanları da katıldı.

 

Nişantaşı penceresinden Türkiye’nin kronik sorununa konjonktürel çözüm üretmeye çalışanların bu yaklaşımı, çok sığ ve gaflet halinin yansımasıdır.

 

 Hepimiz biliyoruz, PKK, kabakulak  hastalığına çare niyeti gibi, diğer Kürt örgütlerini enterne etmek için 32 yıl önce derin devletin istihbarat laboratuarında üretilmiş sözüm ona bir aşıydı. Aşı içindeki etkisiz ancak canlı mikroorganizmalar, Ermeni terör örgütü ASALA’nın misyonunu tamamlaması üzerine 1984 yılında güçlendirilerek iyileştirici değil hastalandırıcı  etkiye  dönüştürüldü. 

 

 Yabancı menşeli ASALA’nın yerine yerli malı PKK ikame edildi. Bu arada 12 Eylül ara rejimi taşeron örgütün taban tutmasına fırsat yarattı, 28 Şubat süreci palazlanmasını sağladı, eklemlenen diğer yanlış tedavi yöntemleriyle zaman içinde  hastalık  tüm bünyeyi sardı.

 

PKK artık kabakulak aşısı değil, akut solunum yetmezliği sendromu (SARS) gibiydi.

 

 Sadece Türkiye ve Kuzey Irak’ta değil, ABD ve AB başta olmak üzere birçok ülkede örgütlendi, güçlü bir propaganda ağı kurdu, uyuşturucudan insan ticaretine kadar oluşturduğu  çeşitli  finansman kaynaklarıyla dünyanın en çok kazandıran çok uluslu ve silahlı holdinge dönüştü.

 

Tayyar'ın çıkardığı bilançoya göre PKK'nın dünya çapındaki ögrütlenmesi  şaşkınlık verici:

 

 PKK’ya bağlı 1 konfederasyon, 9 federasyon, 232 dernek, 123 dernek temsilciliği, 18 ülke temsilciliği, 22 Kürdistan Komitesi, 14 spor kulübü, 4 halk/ kültür evi, 26 akademi/kültür merkezi, 1 TV kanalı, 11 radyo kanalı, 20 gazete/dergi, 6 haber merkezi, 3 yayınevi/haber ajansı ve sayısız  internet haber portalı var. Bu kuruluşların 189’u Almanya, 53’ü Fransa, 39’u İsviçre, 32’si  Hollanda , 25’i Avusturya, 21’i Belçika’da bulunuyor. 

 

Üye sayısı konusunda farklı rakamlar var. Ortalamasını alırsak, Türkiye’de 2 bin, Kandil’de 5 bin civarında PKK’lıdan söz edebiliriz.

 

 Hedefleri, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den koparacakları topraklar üzerinde  Büyük Kürdistan hayalidir. Menzile varmak için, şu ana kadar değişik güç odaklarından sağladıkları lojistik desteğe ilave olarak halk  desteğine  ihtiyaçları var. 

 

Kısmen başardıkları söylenebilir, ama yeterli değildir.

 

PKK'nın artık Türkiye'nin 'iç sorunu' olmaktan çıktığını anlatan Tayyar, çözüm konusunda neler yapılabileceğini sıraladı:

 

Açılım çılgına çevirdi

 

Sorunun püf noktası da budur. PKK’nın Kürt halkıyla bağını koparmadan marjinalleştirmeniz, dolayısıyla Kürt meselesine kalıcı çözüm üretmeniz imkansızdır. PKK’nın yatırımlara, demokratik açılıma, temel hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesine tepkisi, bundandır. İstismar alanlarını kaldırdıkça zemin kaybeden PKK, çılgına dönüyor.

 

O zaman OHAL gibi saçma sapan önerilerin peşinden sürüklenmeden “inadına demokrasi” diyerek açılım politikasına sahip çıkmak ve sürdürülebilir kılmak gerekir.

 

Şunu da kabul etmek gerekir, terörün tırmandığı hallerde hak ve özgürlük gibi kavramlar “eğreti” durur, konuşamazsınız, tartışamazsınız.

 

Önce akan kanın durdurulması

 

gerekir.

 

Yukarıda izah ettiğimiz gibi, PKK “taşeron” bir örgütse, sahibiyle oturup konuşacaksınız. Ulusal çıkarlarınıza uygun, PKK’yı “kullanılabilir enstrüman” olmaktan çıkartacak uzun vadeli stratejik işbirliği projesi geliştireceksiniz.

 

Çünkü: PKK, artık Türkiye’nin “iç sorunu” değildir, sadece yurt içinde alınacak tedbirlerle çözme imkanınız yoktur.

 

İçinde bulunduğumuz yüzyılın küresel oyun sahası olan bu coğrafyada Türkiye, asla kendi haline bırakılmaz. Küresel iktidar savaşının jeostratejik oyuncuları arasındaki dengeyi etkileme kabiliyeti nedeniyle “mihver oyuncu” olarak görülen Türkiye, gelecek projeksiyonunu buna göre yapmalıdır.

 

Siyasi iktidarın pergelin sabit ayağını Anadolu’ya koyup hareketli ayağını 360 derecelik açıyla dünyanın her köşesinde dolaştırma çabası, süreci iyi okuduğunu gösteriyor.

 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dediği gibi Türkiye’nin eksenini tarihi ve coğrafyası belirler. Şu sözü, işin özüdür: “Çevremizi düzenlemezsek Anadolu coğrafyasında oturamayız.”

 

Onun içindir; PKK eylemlerinin artmasıyla “eksen” tartışmasının alevlendirilmesi arasında operasyonel bağ vardır. Rusya ile enerji bağlarını güçlendiren, Çin ve Hindistan’la ilişkiler kuran, Afrika ve Latin Amerika’da temsilcilik sayısını arttıran, İran’la sinerji oluşturan, Ortadoğu barışı için aktif rol oynayan ve Arap dünyasıyla barışan Türkiye, ABD-İsrail safında hizaya sokulmak isteniyor.

 

Yazısının başında liberal çevrelere isim vermeden yüklenip 'Nişantaşı çevresi' diye niteleyen Şamil Tayyar, PKK ile masaya oturmanın retorikten ibaret olduğunu söylüyor:

 

Aydınların ekseni kaydı

 

Bu perspektiften bakmadan, “hayır kardeşim ben yine de PKK’yla masaya oturup anlaşacağım” derseniz, buyurun...

 

İsterseniz, Abdullah Öcalan’ı İmralı’dan çıkarın meclise sokun...

 

Sadece terör boyut değiştirir, nasıl ASALA gitti PKK geldiyse, bu kez başka bir baş ağrısı peydahlanır, canınızı yakmaya devam eder.

 

Elbette bu durum, hükümetin açılım sürecindeki yanlışlarını, TSK’nın teröristle mücadeledeki affedilmez hatalarını ortadan kaldırmaz. Bu noktaya zum yaparız ayrıca, Dağlıca’da, Aktütün’de yaptığımız gibi...

 

Şunu da unutmayalım; “daha çok kan akıtıyor” diye PKK ile pazarlık masasını çözüm adresi olarak gösterirseniz, Balyoz, Ergenekon ve faili meçhul cinayetler davasında söyleyecek sözünüz kalmaz.

 

Mustafa Balbay yarın çıkıp “Benim içeride bulunmamın sebebi, arkamda PKK’nın olmaması mı?” diye sorsa, ne cevap verirsiniz. Çetin Doğan “PKK’nın cinayetleri ortadayken ben gerçekleştirmediğim darbe planından dolayı yargılanıyorum” dese, ne söylersiniz?

 

Kusura bakmayın, kimse şiddeti kutsamasın, kan üzerinden oynanan oyuna prim vermesin. 12 yaşında 13 kurşunla vücudu delik deşik edilen Kızıltepeli Uğur Kaymaz’ın hukukunu arayalım, dün Halkalı’da asker kızı olmaktan gayri günahı (!) bulunmayan 17 yaşındaki Buse Sarıyağın’ın da...

 

Ergenekon’dan hesap soralım, derin PKK’dan da...

 

 

internet haber

 

 

 

g

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim