• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 22 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

Pamak'tan Genelkurmay'ı Terletecek Sorular!

Pamaktan Genelkurmayı Terletecek Sorular!
İLKAV Başkanı Mehmet Pamak, toplumun sesi oldu ve Genelkurmay'ı terletecek sorulara imza attı!
Darbe/Çete Düzeninde

Genelkurmay’a Sorularımız

 

Mehmet Pamak

 

Darbecilik ve çetecilik İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden bu yana süren, kötü ve yerleşmiş bir gelenektir. Cumhuriyet döneminin ilk çetesi ilk meclisin muhalif milletvekillerine suikastlar gerçekleştirmişti. İlk darbe, İslami duyarlılıklarla Batıcı Kemalist kadroya itiraz eden ve Lozan’a razı olmayan muhalifleri de olan ilk meclisi tasfiye amacıyla yapıldı. İttihatçılardan miras alınan ve yeni sistemin karakteri, Kemalist resmi ideolojinin ruhu haline gelen darbecilik/çetecilik 1950’den sonra NATO ile bütünleşerek devam etti. Bu yüzden 85 yılın yarıdan fazlası darbe, çete baskısı ve sıkıyönetim, OHAL kuşatması altında geçti. Diğer zamanlarda da, MGK eliyle ve siyasi beyanlarla ve muhtıralarla yine askeri vesayet hükmünü sürdürdü. İç ve dış siyasetle ilgili neredeyse tüm konularda hep son sözü asker bürokratlar söylediler, hükümetler düşürüp, hükümetler kurdular, Cumhurbaşkanlarını belirlediler. Aslında bu ülkede, “Cumhuriyet” kavramı hiç sınırlardan içeri girmedi, lügatlerden dışarı çıkmadı, halkın iradesi hiç belirleyici olmadı, saltanat sistemi despot oligarşi tarafından devralınıp daha zalim boyutuyla sürdürüldü. Ülke halkları hep baskı altında tutuldu, kültürü, kimliği, hak ve özgürlükleri yok edildi. Cahil sürüsü olarak nitelenen halkların görüşü hiç önemsenmedi. Üst seviye asker bürokratların öncülüğündeki oligarşi, ülkenin, devletin ve halkın efendisi ve sahibi konumuna oturtulup, halklar ise köle muamelesi gördü. Halk kitleleri sürekli oligarşinin arzularına, seküler tercihlerine ve Batılı yaşam tarzına göre terbiye edilip hizaya sokulmaya, jakoben despot politikalarla, medya, kültür ve eğitim kurumları kullanılarak dönüştürülmeye çalışıldı.

Yeni sistem, laik batıcı Kemalizm’i, Türk ulusalcılığını, resmi ideolojiyi dinleştirip bütün topluma dayatınca; başlangıçta İslami kimlik, İslam hukuku/şeriatı, ümmet bilinci ve Müslüman halk ötekileştirilip, düşmanlaştırıldı. Tehdit ve tehlike algısında 1. sıraya oturtuldu. Daha sonra bu tercihin kaçınılmaz sonucu olarak, Türk ulusalcısı resmi ideoloji önünde engel görülen Kürt kimliği, Kürt anadili de ötekileştirilip, düşman ve tehdit algısının 2. sırasına yerleştirildi.

Sistemin ömrü sürekli, bu iki kimlikten oluşturulan “iç düşman”a karşı savaşmakla ve bu savaş ortamında üretilen sorunlarla boğuşmakla geçti. Zaman içinde konjonktürel düşmanlar (Komünizm gibi) icat edilse de, ilk iki “düşman”a karşı teyakkuz hali ve çatışma süreklilik arz etti. Bu sebeple, sisteme ve devlete egemen oligarşi, kendisine iktidar, rant, çıkar sağlayan bu statükoyu değiştirme potansiyeli taşıyan bu iç düşmanlara karşı, statükoyu korumak refleksiyle, sürekli halkın özgürleşmesini engelleyici şiddete dayalı politikalar üretti. Darbe, çete, baskı, yasak ve çok boyutlu zulümler sistemin süreklilik arz eden karakteri haline geldi. Üst rütbeli kimi asker bürokratların liderliğindeki oligarşik despotizmin, resmi ideoloji dışındaki düşünce, inanç ve kimlikleri, özellikle de İslam’ı ve Kürt kimliğini ötekileştirip, şiddete dayalı inkarcı ve asimilasyoncu politikaları uygulamaya koyması sonucunda oluşan sorunlar, yeni pek çok sorunların da kaynağı haline geldi. Bu zulüm bataklığında, sorunlar çığ gibi yuvarlanarak toplumun üzerine çöktüler. Aynı kadroların çözümsüzlük dayatmalarıyla daha da büyüyerek ve sorunlar yumağı halini alarak, sürekli kriz ve bunalımlara kaynaklık ettiler.

Bir milyonu bulan geniş yapısıyla TSK, çoğunlukla topluma yabancı olmayan halk çocuklarından oluşmaktadır. Er, erbaş ve astsubaylardan oluşan büyük kesimin, genel olarak, halkla ve halkın değerleriyle bir sorunu bulunmamaktadır. TSK’nın subay kadrosunun bir kısmı ve üst komuta kademesinin önemli bir bölümü, darbeci, cuntacı ve çeteci ideolojik yaklaşımlarla, halkla, halkın değerleriyle, halkın iradesiyle çatışmakta ve TSK’ya da bu çizgide yön verip, hükmetmektedirler. İşte bir milyonluk TSK içindeki bu az sayıda darbeci asker bürokratlar, üst komuta kademelerinde bulunma avantajıyla, kullandıkları kimi yargı bürokratları ve büyük sermayedarlarla birlikte, ülkedeki bütün sorunların sebebi ve çözümlerin de engeli konumundadırlar. Siyasete sürekli müdahale etmekte, topluma çeki-düzen vermeye, halkı resmi ideoloji ve kendi arzuları istikametinde hizaya sokmaya çalışmaktadırlar. Bu amaca yönelik Genelkurmay planları hazırlanmakta, sürekli darbeci ve çeteciler üretilmektedir. TSK üst yönetimi, darbe, çete sanıklarına sahip çıkmakta, bunun için GATA’yı kullanmakta, TSK adına darbe-çete sanıklarına ziyaretler düzenlemekte, hükümete baskı, yargıyı yönlendirme anlamına gelen tutumlar sergilemekte ve açıklamalar yapmakta, HUDSON v.b provokasyon senaryolarına katkı sunmakta, toplumsal kesimlere, medyaya, aydınlara yönelik psikolojik harekât planlarını içeren andıçlar yayınlamakta ve kimse hesap sormamaktadır.

Halkın dış güvenlik görevi için emanet verdiği silahları halka çevirme ve halkı hizaya sokma çabası içindeki bu tür TSK bürokratları genelde ABD’de eğitim görmekte, ABD Genelkurmay Başkanı bu eğitim için sarf edilen fonun önemini vurgularken “burada eğittiklerimiz ülkelerinde yönetime geliyor ya da yöneticileri belirliyorlar, bu da çıkarlarımızın korunmasını sağlıyor” demektedir. 1950’den bugüne 10 bin civarında subayın bu şekilde Amerika’da eğitildiği iddia edilmektedir. Bu yüzden Amerikan yönetimi darbe yapanlar için “Bizim çocuklar” başardılar diyebilmektedir. Amerika’nın eğittiği “bizim çocuklar” darbeci, muhtıracı oluyorlar, onların eğittikleri ve sürekli korudukları “iyi çocuklar” da çeteci oluyorlar. Ergenekon davası sürecinde olduğu gibi ihtiyaç halinde “bizim çocuklar”ı ve  “iyi çocuklar”ı “Bizim GATA” koruyor, ardından “bizden mahkemeler” serbest bırakıyorlar.

Yazılı ve görsel medyada, sokak ve meydanlarda, neredeyse her evde, her ortamda, hepsi de asker kaynaklı olan darbelerin ve devlet çetelerinin tartışılıp konuşulduğu, bu konularda binlerce belge, bilgi, delil ve kasetin havada uçuştuğu ve herkesin bunları konuştuğu bir süreçte, nedense sadece Genelkurmay susuyor. Her fırsatta konuşan, aşırı konuşkanlığıyla ve tehditkâr siyasi açıklamalarıyla toplumun çok büyük kesimini rahatsız etmekten, göreviyle hiç ilgisi olmayan hususlarda, ilahi söyleyen çocukların tesettür kıyafetleri, İmam Hatipler, Kur’an Kursları ve üniversiteye giriş sınavları, sivil eğitimin hangi ilkelere uyması gerektiği gibi konularda bile bildiri yayınlayıp, bir takım masum talepleri ve yaşam tarzlarını tehdit ve düşman ilan etmekten çekinmeyen Genelkurmayın kendisiyle doğrudan ilgili konularda susması ibret vericidir. Halkın hayatına kasteden, ordu malı silahlarla, bombalarla provokasyonlar yapan, cinayetler işleyen darbeci ve çeteci mensuplarıyla ilgili bunca belge ve delil ortaya çıkmışken, bir bildiriyle bütün bunları yapanları lanetleyip, içinden temizlemek için harekete geçmesi gerekirken, Genelkurmay’ın susmaya devam ettiğini, sadece bu tür darbe planlarını, çete faaliyetlerini ifşa eden belge ve bilgileri kimin sızdırdığı üzerine yoğunlaştığını, üstelik bu ağır iddia ve ithamların muhatabı sanıkları koruyucu katkılar sunduğunu ibretle gözlemliyoruz. Bu darbecilerin ve çetelerin, yaptıkları hukuksuzlukların, faili meçhul cinayetlerin, yargısız infazların, asit kuyularına attıkları insanların, dayattıkları baskı ve yasakların ve tüm bunlarla ülke halklarının on milyonlarcasına yaşattıkları büyük ıstırapların, acıların hesabını sormak ve içindeki zalimleri cezalandırmak yerine, mesleki dayanışma ya da ideolojik hedef birliğiyle koruma refleksi gösteren ve Genelkurmay’a da hakim olan üst seviye asker bürokratlara bazı sorular sormak istiyorum.

Genelkurmay’a Önemli Sorular

 

1      – Neden halkın İslami kimlik ve değerlerine karşı bir tavır içine girip, Batılı emperyalistlerin halka yabancı seküler kültür ve değerlerini ülke halklarına zorla dayatan jakoben politikaları destekliyorsunuz? Din sadece vicdanlarda duramayacak bir hayat tarzı olarak toplumsal hayatta tezahür etmek zorunda olduğu halde, neden onu vicdanlara hapsetmeye çalışıyorsunuz ve dinini sosyalleştirmek isteyen halkın İslami kimlik ve İslami hayat tarzından neden bu kadar rahatsızsınız? Neden, kurtuluş savaşıyla kovuldukları iddia edilen emperyalist devletlerin seküler kültürünü, eğer kovulmasalardı onların dahi yapmaya asla cesaret edemeyecekleri derecede şiddete dayalı politikalarla halkınıza zorla kabul ettirmeye çalışıyorsunuz? Bu durumda, emperyalizme karşı olduğunuz söylenebilir mi? Kendiniz inanmasanız ve benimsemeseniz bile, sizi güvenliği için istihdam eden halkınızın dini olan İslam’a, İslam hukuku olan “şeriat”a ve İslami hayat tarzına “irtica” karalaması ve aşağılaması yapmamanız, İslam şeriatını benimseyip yaşamak isteyenleri “iç düşman” konumuna oturtmamanız, tam tersine saygı duymanız gerekmez mi? Üstelik böyle bir tutum, hem hukuk, adalet ve insan hakları açısından, hem de ahlaki bakımdan yerine getirmeniz gereken çok önemli bir sorumluluk ve hatta görev değil midir? Neden, Türkiye toplumundaki İslami duyarlılıklardan ve İslam’ın hayata yansıtılmasından bu kadar rahatsız oluyorsunuz da, İsrail terör devletinin din eksenli politikalarını bu kadar hoşgörüyle karşılıyorsunuz?

 

2      - Ne düşüneceğimizi, neye inanacağımızı, nasıl giyineceğimizi, ne konuşup, ne yazacağımızı, baskıcı açıklamalarınızla ve yargıyı da kullanarak belirlemeye kalkmanız, hukuki ve ahlaki midir? Elinizde, halkımızın vergileriyle alınan silahlar olmasa bunu yapabilir misiniz? Neden halkın emanet ettiği silah ve rütbeleri, baskı, tehdit ve şiddeti bırakarak özgür zeminlerde karşımıza düşüncelerinizle çıkmıyorsunuz? Bu ülkenin insanlarına, hakkı ve doğruyu arama amaçlı özgür sivil tartışma ortamları oluşturma ve insan hakları çerçevesinde özgürce tartışarak birbirimizden istifade etme imkânını neden çok görüyor ve neden sürekli silah zoruyla ideoloji ve politika dayatmayı, tektipçi baskıyı tercih ediyorsunuz? Ülke insanının hayatı üzerinde bu derece belirleyicilik konumu ilahlık taslamak değil midir? Halkımızın güvenlik hizmetkârları olmanız gerekirken, emanet olarak verilen silahları kullanarak, halka efendilik ve ilahlık taslamanız, baskı yapmanız, kendi ideoloji ve arzularınız istikametinde hizaya sokmaya kalkmanız ahlaki ve hukuki midir?

 

3      - Eski Genelkurmay Başkanları ve Kuvvet Komutanları, “Kürtçeyi yasaklamakla hata ettik, Kürtlerin ‘kart-kurt’dan gelen Türkler olduğuna inandırıldık, haksızlık ettik” itiraflarında bulunuyorlar. Halka büyük zulümler yapılıyor, on binlerce insan katlediliyor, 100 milyarlarca dolarlık kaynak telef ediliyor, onlar ise sadece hata ettik diyerek sıyrılıyorlar. Ve bu büyük suçun hesabını soran çıkmıyor. Ancak emekli olanlar bu itirafları yaparken, aynı hataları yenileri sürdürüyorlar. Halk ise, görevdekilerin aynı hatalarda ısrarlarıyla yeni bedeller ödemeye devam ediyor. Evet, henüz İslami kimliği, İslam şeriatını, İslami hayat tarzını ve bu hayatı yaşamak isteyen Müslüman halkı “irtica” adı altında düşmanlaştırma sonucunda uygulanan baskıcı, yasakçı politikalardan pişmanlık duyulduğu itiraf edilmemiş olsa da, emekli generallerinizin itirafıyla, Kürt halkına bunca zulme sebep olan politikaların yanlışlığı ortaya konmuşken, neden aynı politikaların sürdürülmesinde ısrar ediyorsunuz? Artık, 80 yıldır süren bu kin ve düşmanlığı bırakıp, büyük acılara yol açan baskı ve yasakları dayatmaktan ve İslami kimlik ile Kürt kimliğinin tam özgürleşmesinin önünde engel olmaktan vazgeçmeyi, bu iki temel sorun sebebiyle bu ülke halklarına ödetilen bedellerden pişmanlık duyarak özür dilemeyi düşünmeyecek misiniz? Geçmişte on binlerce ülke insanın katledilmesine, milyonlarca insanın büyük acılar yaşamasına ve fakir halkların 100 milyarlarca dolar kaynağının heba edilmesine yol açan uygulamalardan sonra, “Kürtlerin Türkleştirilme politikalarıyla ve Kürtçeyi yasaklamakla büyük hata yaptıklarını” itiraf eden emekli paşaların yaptığını, sizler, emekli olmadan hem İslami kimlik ve hem de Kürt kimliğiyle ilgili olarak yapmayı ve halka çok pahalıya mal olan bu baskı ve yasak politikalarını terk etmeyi, yol açtığınız bu sorunlara yönelik çözümün önünde takoz olmaktan vazgeçip asli görevinizle iştigal etmeyi düşünmeyecek misiniz?

 

4      Kürt halkına yönelik büyük zulümlerin zemininde, resmi ideolojinin inkârcı, asimilasyoncu şiddete dayalı politikalarının zulüm bataklığında yetiştirilen Kürt ulusalcısı PKK ile TSK içinden çıkan Türk ulusalcısı Ergenekon çetesinin perde arakasındaki işbirliğine ve halkları birbirine çatıştıracak terör provokasyonlarını zaman zaman yardımlaşarak yaptıklarına, iki tarafın da şiddeti tırmandırarak, cesetleri çoğaltarak kandan beslendikleri ve bu kaos ortamından iktidar, güç ve rant devşirdiklerine dair iddia ve belgeler iddianamelere de girmişken, bu konuda bir soruşturma açmayı neden düşünmüyor ve neden hâlâ seyretmeye devam ediyorsunuz, yoksa bilmediğimiz durumlar mı var? PKK önderinin açıklamalarında, İslam şeriatına karşı TSK generalleriyle işbirliği çağrıları ve Kemalizm’e sıcak mesajlar yer alması, DTP önderlerinin ve milletvekillerinin, İslam karşıtı Kemalist laikliği savunmak ve İslam şeriatına, Kur’an kurslarına ve başörtüsüne karşı olmak bakımından TSK ile tam bir mutabakatları olduğunu beyan etmeleri ne anlama geliyor? Üstelik her konuda kolayca açıklama yapan TSK üst yönetiminin bu konuda hiçbir açıklama yapmaması, aslında pratikle de örtüşen bu iddiaların zımnen kabulü değil midir? Yoksa darbeci Kemalist generaller yapılan zulümler sebebiyle mutlaka çıkacak olan Kürt muhalefetinin de kendi kontrolleri altında olmasını mı planlamışlardır? Hele Kenan Evren despotizminde “Kürtçeyi yasaklayarak ve Diyarbakır ceza evi başta olmak üzere insanlık suçu olan işkenceleri ve kanlı vahşeti zirveye tırmandırarak PKK’nın kolayca militan temin etmesini sağlanmak suretiyle ve işkenceci ceza evlerini militan eğitme merkezleri haline dönüştürerek, PKK’nın dolaylı da olsa desteklenmiş olduğu” tespitleri hakkında ne diyeceksiniz?  Kaçınılmaz Kürt muhalefetini kendi kontrolleri altına alanlar, PKK’yı öne çıkararak bağımsız Kürt muhalefetini bu güdümlü ekibe tasfiye mi ettirmişlerdir?

 

5      – Neden, hiç değilse takipçisi olmakla gurur duyduğunuz Batı standardındaki özgürlüğe bu ülke halklarının da ulaşmasını engelliyorsunuz? Neden, MGK’da, siyasilerle yaptığınız görüşmelerde ve yaptığınız siyasi açıklamalarda, darbecilik geleneğinin oluşturduğu korku psikolojisini de kullanarak, anayasa ve yasa sınırlarını aşarak hazırladığınız “Kırmızı Kitapları” dayatarak, psikolojik harekât taktiklerini kullanarak halkın iradesine ipotekler koyuyor, siyasilere kırmızıçizgiler çizerek iktidar alanlarını daraltıyorsunuz? AB baskısıyla da olsa kimi özgürlük genişlemelerine karşı neden hep siz tepki gösteriyorsunuz? Neden milyonlarca insanın kendilerini özgürce gerçekleştirmelerinin gereği olan adalet ve özgürlük vasatının oluşturulmasının önünde tek engel olarak duruyor ve on milyonlarca insanın ıstırap içinde yaşamasına yol açıyorsunuz? Bildiğiniz üzere, Fransa’da Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, insan hakları ihlallerinin yoğun olduğu bütün zalim sistemlerin Devlet Başkanlarının resimlerini, insanların üzerine basmasını sağlayarak protesto etmek amacıyla Paris’te kalabalıkların ayakları altına koymuştu. Peki, genelde bu tür ülkelerin devlet başkanlarının resmi bu yere konmuşken, neden sadece Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı’nın resmi tercih edilmişti? Herkesin bildiği ve inandığı gibi, “bürokratik, oligarşik diktatörlüğün tepe noktasında üst seviye asker bürokratlar yer almakta, siyasi hükümetlere programlarını serbestçe uygulama imkânı vermemekte, hep iktidarı tekelinde tutarak Türkiye’deki bütün sorunların da, çözümsüzlüklerin de kaynağını teşkil etmektedir” tespitine katılır mısınız, eğer katılmazsanız, böyle olmadığını bize ispat edebilir misiniz? Aksi takdirde, tarihin de, toplumun da, inanmasanız bile Allah’ın da sizi bu sorumluluktan yargılayacağına inananların bu ülkede çok büyük bir ekseriyeti teşkil ettiklerini bilmiyor musunuz?

 

6      - “Ülkenin bölünmez bütünlüğü” paranoyasıyla, bölme iddiası da gücü de olmayan mazlum Kürt halkına bunca baskı ve yasağı dayattığınız halde, neden, Fırat’a kadarki topraklarda gözü olan, bunu bayrağında bile gösteren, yani Türkiye’yi bölme iddiası da, Amerika desteğinde gücü de olan ve üstelik bunu “arzı- mev’ud” adı altında kutsal bir dava olarak açıkça ilan eden İsrail ile stratejik ortaklık kuruyorsunuz? Neden Fırat’a kadar ki toprakları alma iddiası olan bu “bölücü” terör devletinin ordusuna, eğitim için Türkiye hava sahasını tahsis ediyor, böylece bir gün işgal etmeyi düşündüğü coğrafyayı yakından tanıma imkânı sağlıyorsunuz? Neden, Fırat’a kadar gözü olan bu terörist orduya silahlarınızı modernize ettiriyor, böylece bir gün çatışacakları TSK’nın silahlarını kontrol etme, bütün silah bilgilerine sahip olma imkânını veriyor, Türkiye halkının vergilerini bu düşman gücün savaş ekonomisini finanse etmek üzere transfer ediyorsunuz? Bu tutumunuzun, “ülkenin bölünmez bütünlüğü ve ulusalcılık” iddianızda bile samimi ve tutarlı olmadığınızın kanıtı olarak değerlendirilmesine ne cevap verebilirsiniz? Ve neden bu konuda eleştiri getirenleri, eski Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu’nun yaptığı gibi, hemen “Yahudi düşmanı” olarak yaftalayıp susturmaya kalkıyorsunuz?

 

7      - Halkın çocuklarını zorunlu askerlikle alıp cepheye sürdükten sonra, Dağlıca ve Aktütün’de olduğu gibi, koruyamamanızın sebeplerini neden açıklamıyorsunuz? Yoksa siyasetle aşırı ilgilenmekten dolayı esas işinize vakit bulamıyor musunuz? Yahut iddia edildiği gibi, ordu evlerinde, golf sahalarında, emrinize tahsis edilen, (halkın yaklaşması bile mümkün olmayan) sahillerdeki eğlence tesislerindeki konformist lüks yaşantı sizi asıl görevinize yoğunlaşmaktan alıkoyucu bir rol mü oynuyor?

 

8       - Hem yapımı, hem de bakımı çok pahalıya mal olan golf sahalarını halkın parasıyla, yahut mesleğin sağladığı itibarla açmak, general ailelerini askeri helikopterlerle pikniğe götürmek askerlik görevinin gereği midir? Erleri, erbaşları ve askeri araçları, özel hizmette kullanmak hukuka ve adalet ilkelerine uygun mudur?

 

9      - Halkın zorunlu askerlikte ölen çocuklarını ‘şehit’ ilan etmek, dini istismar etmek, insanları Allah ile aldatmak ve laikliğe aykırılık değil midir? Başörtülü anaları garnizon kapısından kovarken, neden aynı inançtaki oğlunu zorla askere alıyorsunuz? Eşi örtülü olanı, namaz kılanı subaylıktan atarken, er olmaya sıra gelince aynı durumda olanı neden zorla askere alıyorsunuz? Namaz kıldığı için komutanlarından eziyet gören, fazla nöbetlerle ezilen er, çatışmada öldürülünce “şehid” ilan etmek ikiyüzlülük, çirkin bir tutarsızlık ve din istismarı değil midir? Eğer Laiklik ve Kemalizm uğruna ölenlerin ‘şehit’ olduğuna inanıyorsanız, çeşitli yöntemlerle kayırıldıkları belgelerle ortaya konan general yakınlarını ve yandaşlarınızın çocuklarını, laiklikle bağdaşmayan bu manevi makamdan neden mahrum ediyorsunuz? Hep fakir halkın ve genelde garnizon kapılarından kovulan örtülü ve sakallı anne ve babaların çocuklarının ölmesinin sebeplerini neden halka açıklamıyorsunuz?

 

10- Neden Kemalizm’i reddeden Müslümanlara ‘vicdani red’  hakkını tanımıyorsunuz? Madem orduyu Kemalizm/Atatürkçülük ideolojisine (TDK’na göre dinine) tabi olmak zorunda bırakıyorsunuz, o zaman adalet ve insan haklarının, ahlakilik ve tutarlılığın gerektirdiği doğru bir tutumla, Kemalizm’i benimsemeyenleri zorunlu askerlikten muaf tutmanız gerekmez mi? Teklifim şudur, “Ben İslam şeriatına iman ediyor ve ona uygun bir hayatı yaşamak istiyorum, Kemalist resmi ideolojiyi reddediyorum”, ya da “ben komünistim, sosyalistim, liberalim, Hıristiyan’ım, Yahudi’yim ve Kemalist, Atatürkçü resmi ideolojiyi reddediyorum” diye dilekçe vererek bu tercihlerini ve iradelerini beyan edenler zorunlu askerlikten muaf tutulsun, onlar da askerlik süresi kadar askerlik dışı sivil alanlarda halklarına hizmetle mükellef kılınsınlar. Böyle bir durum, adaletin ve insan haklarını en temel gereği değil midir? Ama o zaman askere gidecek adam kalmaz diyorsanız, o da sizin sorununuz, çünkü bu sonucu ideolojik dayatmalarınızla siz sağlıyorsunuz. Bu adil ve ahlaki teklife ne cevap vereceksiniz? İnsanları inanmadıkları dinler ya da ideolojiler uğrunda ölmek zorunda bırakmak en büyük insan hakları ihlali değil midir? İslam’ın hakim olduğu bir devlette, inanmadıkları din uğrunda ölmek zorunda bırakılmamaları ve böyle bir adaletsizlikten/zulümden kaçınmak amacıyla gayrimüslimlerin askere alınmadıklarını biliyor muydunuz?

 

11 - Halkın güvenliğini sağlamak için, halkın vergileriyle size emanet edilen silahları neden çetelere kaptırıyor ya da neden toprağa gömüyorsunuz? Türkiye’nin her yerinde sokaklara atılan, yerden fışkıran bomba, silah, mermi ve patlayıcıların hesabını kim verecek? Halkın silahını halka çevirmek, halka yönelik provokasyonlar, faili meçhul cinayetler ve yargısız infazlar için halkın emanet verdiği silahların kullanılıyor olması, anayasa ve yasalara da, ahlaka da aykırı değil midir? Bu tür silahları evinde bulunduranları neden koruyorsunuz? Düşünce adamları, resmi ideolojiye aykırı düşen, adalet ve özgürlük talep ederek darbelere ve çetelere karşı çıkan kitap ve yazıları sebebiyle haksız cezalara çarptırılarak ve üstelik tüm kamu haklarından da yasaklanarak susturulmaya çalışılırken, Ergenekon çetesiyle irtibatlı Emekli Binbaşı Fikret Emek’in, TSK’dan çalıntı ya da kendisine verilmiş olduğu tartışmalı olan ve nerelerde kullanılacağı malum patlayıcı, bomba ve silahları evinde bulundurması sebebiyle özerk askeri mahkemede 20 ay ceza verilerek, üstelik bu ceza ertelenerek, bir de (eşi başörtülü olan subayı TSK’dan atarken) TSK ile ilişkisinin kesilmemesine karar verilerek bir nevi ödüllendirilmesi ne anlama gelmektedir?

 

12 - Türkiye’nin ortasındaki Ankara’da neden bu kadar çok birlik bulunduruyorsunuz? Özellikle sınırlarda konuşlanması gereken tank birliklerinin Ankara Etimesgut’ta ne işi var? Eğer amaç, zaman zaman “rutin dışı” yürüterek, yani anayasa ve yasaları ihlal ederek “balans ayarı “ ve darbe yapmak değilse, neden esas işlevlerine uygun hudutlara doğru kaydırmayı ve Ankara’ya biraz nefes aldırmayı düşünmüyorsunuz?

 

13 - Sağlanan büyük ayrıcalıklarla Türkiye’nin en büyük sermaye kuruluşu haline getirilen OYAK’la, emperyalist küresel kapitalist sisteme eklemlenmeniz ve böylece uluslararası emperyalist sermayeyle çıkar birliği içine girmeniz,  ulusal güvenlik açısından zaaf oluşturmuyor mu? Bir yandan kurtuluş savaşında kovulduğu iddia edilen emperyalist devletlerin seküler ulusçu kültürünü Müslüman halklara zorla dayatmak sebebiyle kendi ülkenizin halklarının İslami ve Kürt kimliğiyle sürekli çatışma halinde, bu sebeple de toplumun çok büyük ekseriyetiyle kavgalı olduğunuz; diğer yandan da OYAK üzerinden uluslar arası kapitalist sistemle ve emperyalist sermayeyle bütünleşmiş, çıkar birliği kurmuş ve çoğunluğu Batıda eğitilen subay kadronuzun da emperyalist batının seküler kültürünü yaşam tarzı olarak benimsemiş olduğu düşünüldüğünde bu ülke halklarının güvenliğini kim sağlayacak? Böyle özelliklere sahip bir ordunun, söz konusu emperyalist devletlerden, özellikle de stratejik ortağınız ABD ve İsrail’den, zaten projelerinde sürekli var olan bir saldırı vaki olduğunda, kavgalı olduğunuz, iç düşman konumuna oturttuğunuz yerli halkların güvenliğini sağlayabilecek misiniz?

 

14 - Halkımızın büyük kısmı, yoksulluk sınırı altında bulunduğu halde vergi verirken, yüksek maaşları, orduevleri, sahillerdeki lüks eğlence tesisleri, golf sahaları ve lojmanlarıyla zaten çok ayrıcalıklı bir konumda olan asker bürokratlara, ilave büyük ayrıcalıklar sağlayan OYAK’ın çok yönlü vergi muafiyetine sahip olması ve önce ulusalcılığı istismarla ucuza ihale kapatması ve sonra da bu hisselerini birkaç misli fiyatla yabancı sermayeye devretmesi, adil ve ahlaklı bit tutum sayılabilir mi?

 

15 -  Kışlalar, lojmanlar, orduevleri, askeri gazinolar, sahillerdeki askeri tesisler, 5 yıldızlı askeri oteller, askeri golf sahaları, askeri hastaneler, sivil denetimden azade olmayı sağlayan askeri denetim mekanizması, ayrıcalıklarla donatılmış askeri ekonomik yapılanma anlamında OYAK’la ve mensuplarını sivil yargıdan kurtaran askeri yargıyla, tam devlet içinde devlet anlamına gelen bu bağımsızlıkla, ekonomik, sosyal, hukuki, sağlık ve özel hayatı da kapsayan özerk alanlarla, kültürel anlamda zaten uzak olduğunuz toplumdan tam anlamıyla koptuğunuzu, iyice yabancılaştığınızı ve bu yabancılaşmanın halkınızı ötekileştirip düşmanlaştırma politikaları üretmenizi kolaylaştırdığını düşünmüyor musunuz? Üstelik siz kendi alanınızda bu kadar ayrıcalık ve dokunulmazlıkla özerkleşirken, dışınızda kalan sivil alana da özgürlük tanımadan tam anlamıyla hükmetmeyi sürdürüyorsunuz. Böyle baskıcı bir tutumla siyaseti de, halkın iradesini, hayat tarzını, adalet ve özgürlük taleplerini de kendi tercihleriniz istikametinde yönlendirmeyi bırakmamanızı adil, hukuki, insani ve ahlaki buluyor musunuz? İşte halktan böyle uzaklaşıp yabancılaşınca da, elinizdeki imkânları ve ayrıcalıklarınızı kaybetme korkusuyla mı nedir, dışınızdaki tüm kesimleri fişlemeye, provokasyonlarla, psikolojik hareket planlarıyla, andıçlarla, yönlendirme ve hizaya sokma amaçlı hukuksuzluklara, sivil topluma askerin arzuları istikametinde çekidüzen verme planlarına, toplum mühendisliğine ve sonuçta kaçınılmaz olarak da esas görevinizi alabildiğine ihmal etmeye doğru sürüklendiğinizi görmüyor musunuz? Tüm bunların, dışınızda kalan ama sizin tarafınızdan kuşatılmış sivil çoğunluk üzerinde nasıl etkiler bıraktığını hiç düşünmez misiniz?

 

16 - Başlangıçtan beri oligarşinin önemli bir ayağını oluşturan ve halkın sırtından sürekli rant devşirilerek beslenen TÜSİAD’cı sermayedarları, TSK üst bürokratlarınca koruma, yönlendirme ve devlet eliyle kendilerine ikram edilmiş maddi potansiyeli ve medya imkanlarını toplum mühendisliği içerikli siyasi planlar, darbe ve muhtıralar için kullanma çabaları askerlik görevi içine girmekte midir? Bu çevrelerle kurulan ilişkiler sonucunda, görevdeyken darbe yandaşlığı yaptırmak ve andıç yayınlatarak insanları karalatmak, emeklilikte ise bu holdinglerde yönetim kurulu üyeliklerini kapmak ahlaki midir? Neden darbeler hep, yandaş patronları kayırmış, işçileri ve dar gelirlileri ezmiştir?  Neden her darbe döneminde, işçi haklarında geriye gidişi sağlayan, patronları kayıran yasalar öncelikle çıkarılmıştır? Neden hep darbe süreçlerinde yolsuzluklar zirve yapmıştır? Neden birçok banka 28 Şubat’ta hortumlanmış, halkın 100 milyar doları çalınmıştır? Neden hortumlanan bütün bankalarda darbeci generaller yönetim kurulu üyesidirler? Ekonomik alanda bir uzmanlıkları olmadığı halde, neden bu tür banka ve holdinglerin yönetimlerine mutlaka bir emekli general getirme ihtiyacı duyulur? Bunun, söz konusu sermayedarlar için TSK’nın koruma kalkanı altına girip soygunlarını daha rahat sürdürmekten, generaller için ise açık bir nüfuz suiistimali yapmaktan başka bir anlamı var mıdır? TSK’yı bu lekeden arındırmak için, bugüne kadar bu tür konumlarda yer almış ve darbelere bulaşmış generallerin ve birinci derece yakınlarının servetlerini araştırmayı ve hesabını sormayı düşünüyor musunuz? Neden batan bankaların ve yolsuzlukların içinde yer alan generaller hiç yargılanmamış, patronlar ise tek tek salıverilmiş ve tüm yapılanlar örtülmüştür? Neden hep bu büyük sermaye patronları, ellerindeki akredite medyaya, yazarlara darbe/çete şakşakçılığı ve propagandası yaptırıyor, darbeciler tarafından haince hazırlanan yalan haberleri ve andıçları yayınlatıyor? Bütün bunların sebebi, statükodan beslenmek ve OYAK’la patronlar kulübünün üyesi olmak bakımından çıkar birliği, seküler yaşam tarzı örtüşmesi ve oligarşi içindeki ideolojik dayanışma ruhu mudur?

 

17 - Oligarşinin bir diğer ayağı olan üst yargı organları bürokratları çoğunlukla neden asker etkisinde kalmakta ve adaletin değil de resmi ideolojinin tarafgirliğini yapmaktadırlar? TSK üst kadrosundaki Asker bürokratların brifinglerle, muhtıralarla ve basına da yansıyan özel görüşmelerle sürekli yargıyı yönlendirmeye ve darbelerle yapamadıklarını yargıya yaptırmaya çalışmaları, tabiri caizse yargıyı, halkı terbiye etmek üzere, bir kırbaç gibi kullanmaya çalışmaları askerlik görevine dâhil midir? Değilse, tüm bunlar ne anlama gelmektedir ve neden bu hukuksuzlukları yapan asker bürokratlara hesap sorulmamaktadır? Asker bürokratlarca yönlendirilen yargının ideolojik kararlarlarıyla toplumun büyük kesimlerine on yıllardır yapıla gelen büyük zulümlerin, yaşatılan büyük acıların hesabı neden verilmemekte ve neden hiç değilse artık pişmanlık duyularak, bunca zulmün muhatabı olmuş kitlelerden bir özür dilenmemektedir?

 

18 - Akredite Hürriyet Gazetesince ifşa edildiği üzere, TSK subay kadrosunun önemli bir kısmı Amerika’da bir eğitimden geçiriliyor. Ve bunlar TSK üst yönetimine de gelerek, darbeci gelenek gereğince ülke siyaseti üzerinde söz sahibi oluyorlar. ABD Genelkurmay Başkanı’nın yine söz konusu gazetede yer alan iddiasına göre, bu kadrolar Amerikan çıkarlarının da koruyuculuğunu yapıyorlar ve bu sebeple de ABD darbeci generallere “bizim çocuklar” diye hitap edebiliyor. Çevik Bir örneğinde görüldüğü üzere kimilerini açıkça ödüllendirmekte, kimileriyle de HUDSON Enstitüsünde yapıldığı gibi, Türkiye üzerine karanlık provokasyon ve katliam senaryolarını konuşabilmekte, bölgeye dair projelerini geliştirmek için kullanabilmektedir. Tüm bu şok edici iddialar için neden hiçbir açıklama yapmıyorsunuz?

  

19 - Neden, askerlik görevinizi ihmal edecek derecede ve sürekli siyasete müdahale ederek, siyasi açıklamalar, darbeler yaparak ve muhtıralar yayınlayarak kendi yaptığınız darbe anayasalarına bile sadakatsizlik yapıyorsunuz? İçinizdeki darbeci ve çeteleri korumak yerine ayıklamayı ve TSK’yı bu pislikten arındırmayı düşünmüyor musunuz? Bunu istiyorsanız neden koruma, kayırma imajı veren tavırlar, eylemler ortaya koyuyorsunuz? İyi niyetli, hukuksuzluklara, darbelere, çetelere, “rutin dışı” faaliyetlere, cinayetlere, insan hakları ihlallerine bulaşmamış mensuplarınızı öne çıkarıp seferber ederek, bu tür suçlara bulaşmış olan müntesiplerinizden TSK’yı arındırmayı düşünmüyor musunuz? Oligarşik diktatörlük yerine “Cumhuriyet” sisteminin geçebilmesi ve ülke halklarının kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olabilmesi için, siyaset ve halk iradesi üzerindeki baskı ve vesayete son vermeyi ve çocukları TSK’nın büyük kesimi olan er kadrosunu teşkil eden halkla ve değerleriyle barışmayı düşünmüyor musunuz?

 

20 - Eğer darbelere ve çetelere karşı iseniz, bunu çok açık, samimi ve ikna edici bir biçimde halka açıklayabilir misiniz? Hadi diyelim ki, ideolojik bağnazlık içinde olmayan sivil yargı korkusundan dolayı darbecilere dava açamıyor, çünkü yargı üst kadrolarındaki (asker ve resmi ideoloji tarafgiri) kesimin nasıl zulümler yapabileceğini ve buna teşebbüs edenlerin başına nelerin geldiğini gördüler. O halde eğer darbe ve çetelere karşıysanız, neden bugüne kadar sizin askeri mahkemeleriniz, anayasaları da, askeri yasaları da ihlal etmiş darbeci, muhtıracı, siyaset yapan müntesiplerinizin üstüne gitmedi ve bu hukuksuzluklarının hesabını sormadı? Neden Susurluk çetesi davası örtüldü, neden askeri bürokratlar ifade vermekten kaçtılar, suçüstü yakalanan Şemdinli çetesi neden korundu ve neden sivil savcı ve yargıçlar cezalandırıldıktan sonra, askeri mahkeme tarafından dava kapatıldı? Herkesçe tanınan ve bilinen JİTEM neden inkar ediliyor? Bir suç örgütüne dönüşmüş JİTEM hakkında ve suçları hakkında bunca belge ve bilgi olduğu halde neden sorumlular ortaya çıkarılmadı ve yargılanmadı? Neden bugüne kadar ve halen, darbecilere ve İsmail Hakkı Karadayı misali suçunu açıkça ve cüretkarca itiraf edenlere, bir çok acı ve ıstıraba yol açmış Kenan Evren’e, mahkemelerce de ispat edilmiş darbe günlüklerinde ismi geçen Kuvvet Komutanlarına yönelik bugüne kadar tek bir soruşturma adımı bile atmadınız? Bugünlerde medyaya da yansıyan kasetlerde, Karadayı, “Başbakanlara, parti genel başkanlarına Genelkurmay Başkanıyken emirler verdiğini, istediğini yaptırdığını, bütün darbelerin içinde bulunduğunu ve bu anlamda sabıkalı ve sicili bozuk olduğunu” açıkça ve cüretkârca itiraf ettiği halde, nasıl oluyor da TSK içinde sürekli terfi ederek en üst makama gelebilmiştir? TSK’nın imkân ve yetkilerini anayasa ve yasalara aykırı bir biçimde kullandığına dair bütün bu itiraflarına rağmen hakkında neden bir soruşturma başlatmıyorsunuz? Birçok Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları darbe yaptılar ya da muhtıra verdiler, kimileri “bugün de olsa yaparım”, kimileri de darbeleri savunarak “bin yıl sürecek” diyebildiler. Bugün Genelkurmay Başkanı ise, bunların üzerine gidip bu hukuksuzluklarının hesabını soracak yerde, onlara itibar etmeyi, medya önünde destek vermeyi sürdürüyor. Bütün bunlar ne anlama geliyor? Darbeciliğin, keyfiliğin, anayasa ve yasaları ihlal etmenin, hukuksuzluğun TSK üst yönetimi için olağan bir hal olduğu anlamına mı geliyor? Değilse neden TSK üst yönetimlerine gelen generaller arasında bu tür suçlarla malül olanlar bir istisnayı teşkil etmiyor? Ve neden TSK üst yönetim kadrolarına hep bu tür eğilimleri ve icraatları olanlar geliyor, yoksa çoğunluk bu durumda mı? Askeri okullara egemen ideolojik eğitim, daha çok bu tür, topluma efendilik taslayan, halkı hizaya sokma hakkını kendinde gören, kendisini ülkenin sahibi, sivilleri de yönetilmesi gereken köleler olarak gören sorunlu şahsiyetler mi üretiyor?

 

21 - Darbeci/çeteci üretmekten başka bir sonuç vermesi mümkün olmayan ve neredeyse 100 yıllık bir patrikte de hep bu sonucu üretmiş olan ideolojik eğitimden vazgeçmeyi, öncelikle askeri eğitimi, hukuk ve insan hakları eksenli bir programla ıslah ederek, gelişmeyi engelleyen, akletme ve düşünme kabiliyetini dumura uğratan, bağnazlığa yol açan Kemalist dogmatik eğitimden kurtulmayı düşünüyor musunuz? Sonra da askerin ve resmi ideolojinin dayatmalarıyla “Ogün Samast” çiftlikleri işlevi gören, liselerindeki gençlerin %10’nun çeteleşme içine girdiği resmi raporlarla tespit edilen, çocuklarımızı ilkokuldan itibaren resmi ideolojinin ve militarizmin cenderesinde bunaltıp şahsiyetlerini öğüten, ikiyüzlüleştiren “sivil” eğitim üzerindeki yönlendirici ideolojik baskı ve etkinizi ne zaman sona erdireceksiniz? Nice profesör unvanlı darbeci yöneticilerini ve YÖK’ü kullanıp uzun yıllar yönlendirerek, üniversiteleri bile, militarizmin egemen olduğu, baskı ve yasakların kol gezdiği, tıpkı garnizonlarda yapıldığı gibi on binlerce başörtülünün kapılarından kovulduğu, resmi ideolojinin ilmin yerine ikame edildiği kışlalar haline dönüştüren ve sonuçta gençliğin ilimsiz, niteliksiz, sığ, militarist ve çıkarcı yığınlar haline gelmesine yol açan askeri baskıyı sona erdirmeyi hâlâ düşünmeyecek misiniz? Sivil olduğu bile tartışmalı bu eğitim üzerindeki ideolojik ve militarist baskı ve kuşatmayı kaldırmak, eğitimde özgürleşmenin önünü açmak için, sivil eğitim programlarına yönelik askeri müdahalelere son vermeyi ne zaman düşüneceksiniz?

 

22 -  Bütün bu uygulamalarınızla, tutum, tavır ve açıklamalarınızla, aslında büyük kısmı bu tür hukuka aykırılıklardan da rahatsız olan halkın iyi niyetli çocuklarından oluşan TSK’yı, bizzat siz üst seviye asker bürokratlar yıpratmış olmuyor musunuz? Bizzat bu hukuksuzlukların, adaletsizliklerin, haksızlıkların icracısı olanlar, halkı askerlikten soğutma işlevi görmüyorlar mı? Darbeci-çeteciler ya da onların koruyucusu konumundaki üst seviye asker bürokratlar, tüm bu yaptıklarıyla, anayasa ve yasaları çiğnemekten çekinmeyen pervasız hukuksuzluklarıyla TSK’yı yıpratmak, aşağılamak ve halkı askerden soğutmak suçlarını açıkça işledikleri halde, onlara hiçbir müeyyide uygulamayanlar, yargılamayanlar, neden bu hukuksuzluklara karşı çıkıp eleştiren ve TSK’da hukuksuzluklardan temizlenmenin ve hukuk, adalet, insan hakları eksenli yeniden yapılanmanın elzem olduğunu hatırlatanları haksız yere bu suçları işlemiş gibi gösterip susturmaya çalışıyorlar?

 

23 - “Yeter artık, kendinizi halkın efendisi, ülkenin sahibi konumunda görme hastalığından kurtulun ve halkın maaşlı memurları olduğunuzu, ona hizmet ettiğiniz ölçüde anlamlı olduğunuzu anlayın. Eğer bu ülke halklarına karşı bir nebze saygınız varsa, hiç değilse kendi anayasanıza sadakat göstererek kışlanıza dönün ve bir daha da çıkmayın, demek” bu ülke insanlarının en temel hakkı değil midir? Bir süre önce, halka ve habercilere parmak sallayıp tehditler yağdırarak “…herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya davet ediyorum" diye bağıran Genelkurmay Başkanının öncelikle kendi görevini doğru yapmasını, bu bağlamda doğru yerde durmama alışkanlığıyla malül olan asker bürokratları ve TSK’yı, hukuki anlamda dikkatli olma konumuna ve kendileri için anayasal bakımdan da en doğru yer olan kışlaya döndürmesini istemek en doğru talep değil midir?

www.ilkav.org

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim