• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 15 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Özkök: Hacılar mı! Aşk Yürüyüşündeki Almanlar mı?

Özkök: Hacılar mı! Aşk Yürüyüşündeki Almanlar mı?
Hürriyet yazarı Özkök, mini etekle namaz, oruçtan sonra şarap açıklamaları ardından kendi deyimiyle 'Kendimi tutamıyorum yine saçmalayacağım' diye yazdı.

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginç bir analiz ile kalabalıklarda kritik yoğunluğun ne olduğunu anlatan Özkök, saçmalıyorsun diyenleri haklı çıkartacak bir yazı yazdı.

Saçmalamak, Özkök'ün kendi sözü olduğu için bu kadar rahat yazabiliyoruz. Yoksa bizim yorumumuz değil.

İşte Özkök'ün yazısından bir bölüm:

Her kalabalıkta alarm zillerini çaldıran 'kritik bir yoğunluk' varmış. Bu da 1 metrekareye 2.5 kişinin gireceği bir yoğunluk olarak hesaplanıyormuş.

Bu noktadan itibaren, aynı saflarda omuz omuza düzenli yürüyüş nizamı bozuluyor ve izdiham tehlikesi tetikleniyormuş. Bu teoriye ben de bir ekleme yapacağım. Aynı saflarda vuruşan köşe yazarları da kritik yoğunluğa dikkat etmeli. Son zamanlarda saflar fazla sıklaştı ve kritik yoğunluk aşılıyor. Diyeceğim; bir kaza çıkabilir...

Şimdi bana "Saçmalıyorsun" demek moda ya; onları haklı çıkaracak bir soru sorayım.

Hacda büyük kalabalıklar halinde yürüyen Müslüman hacılar; 'Aşk yürüyüşü' yapan Alman gençlerinden daha mı kolay ölürler?

"Böyle saçma sapan bir soru olabilir mi" diyeceksiniz.

Olmaz ama ben saçmalamaya devam edeceğim.


İşte O Yazı;

Kendimi tutamıyorum yine saçmalayacağım


Her kalabalıkta alarm zillerini çaldıran ‘kritik bir yoğunluk’ varmış. Bu da 1 metrekareye 2.5 kişinin gireceği bir yoğunluk olarak hesaplanıyormuş.

Bu noktadan itibaren, aynı saflarda omuz omuza düzenli yürüyüş nizamı bozuluyor ve izdiham tehlikesi tetikleniyormuş. Bu teoriye ben de bir ekleme yapacağım. Aynı saflarda vuruşan köşe yazarları da kritik yoğunluğa dikkat etmeli. Son zamanlarda saflar fazla sıklaştı ve kritik yoğunluk aşılıyor. Diyeceğim;
bir kaza çıkabilir...

Şimdi bana “Saçmalıyorsun” demek moda ya; onları haklı çıkaracak bir soru sorayım.
Hacda büyük kalabalıklar halinde yürüyen Müslüman hacılar; ‘Aşk yürüyüşü’ yapan Alman gençlerinden daha mı kolay ölürler?
“Böyle saçma sapan bir soru olabilir mi” diyeceksiniz.
Olmaz ama ben saçmalamaya devam edeceğim.
¡ ¡ ¡
2006 yılında Mekke’de hac sırasında büyük bir izdiham yaşandı ve 362 hacı hayatını kaybetti.
Bundan dört yıl sonra, Almanya’da Duisburg şehrinde ‘Aşk yürüyüşü’ yapan gençler arasında, Hac’dakine benzer bir izdiham çıktı.
Orada ölen sayısı 21 kişiydi.
İki yürüyüş; iki izdiham;
Birinde 362 kişi hayatını kaybediyor; ötekinde 21 kişi.
“Elmayla armut” diyeceksiniz./_np/8111/13618111.jpg
Normal...
Biraz bekleyin, eğlenceli bir şey anlatacağım.
¡ ¡ ¡
İkisi de kalabalık.
İkisinde de insanlar o kalabalığa göre dar sayılabilecek bir koridordan geçiyorlar.
Tabiatıyla sıkışıyorlar.
Öyle bir anda en küçük panik büyüyor ve kalabalık hareketlenince, insanlar sıkışarak ölüyor.
O zaman yukardaki soruya tekrar bakalım.
Müslüman hacıların omuz omuza saflar halinde yürüyüşüyle, aşk resmi geçiti yapanların yürüme biçimleri arasında bir fark mı var?
Yani biz kalabalık içinde nasıl hareket ederiz?
Kitle bizi eritir, birer molekül haline mi getirir?
İnsanlar ve hayvanlar kalabalık içinde sanki otomatik makinelere dönüyorlar.
¡ ¡ ¡
Geçen hafta Nouvel Observateur dergisinde bir yazı okudum.
Toulouse’daki Paul-Sabatier Üniversitesi’nden bir ekip, kalabalık içinde insanların, bir yerden başka yere nasıl hareket ettiklerini incelemiş.
Yürüyen insanlar, yani yayalar çok basit iki kurala bağlı olarak yürüyorlarmış.
Yaya, kendisini gitmek istediği yere götürecek en yakın boşluğa yönelirmiş.
Kalabalık içinde yürüyen insan, hızını ötekilerle arasındaki minimal mesafeyi koruyacak şekilde ayarlarmış.
Yani, gaipten şu iki emir geliyor:
“Boşluğa yönel” ve “Aradaki mesafeyi en azda tut.”
Araştırmacılar Fransa’nın birçok kentindeki kalabalıkların yürüyüş halini gösteren çok sayıda videoyu izlemiş.
Mesela yaya şeritlerinden geçerken neler olduğuna bile bakmışlar.
¡ ¡ ¡
Eminim sizin de aklınıza şu soru gelmiştir.
İnsanın, kalabalıklar içindeki yürüyüşü madem böyle iyi çalışan iki kurala bağlı, o zaman niye hacdaki veya Aşk Yürüyüşü’ndeki gibi ölümlü izdihamlar oluyor?
Araştırmayı yürüten ekibin başındaki Guy Theraulaz sorunun cevabını şöyle veriyor:
“Kalabalık halinde yürürken her şey gayet güzel gider. Taa ki;...”
Ta ki; ‘kritik yoğunluğa’ ulaşılıncaya kadar.
Her kalabalıkta alarm zillerini çaldıran ‘kritik bir yoğunluk’ varmış.
Bu da 1 metrekareye 2.5 kişinin gireceği bir yoğunluk olarak hesaplanıyormuş.
Bu yoğunluğa ulaşıldığı anda, ‘akordiyon etkisi’ başlıyormuş.
Bu noktadan itibaren, aynı saflarda omuz omuza düzenli yürüyüş nizamı bozuluyor ve ‘izdiham tehlikesi’ tetikleniyormuş.
¡ ¡ ¡
Hacda ölenlerin sayısının çokluğunu, ‘kritik yoğunluğun’ 2.5 kişinin de çok ötesine geçmesine bağlayabilir miyiz, bilmiyorum.
Belki başka faktörler de devreye girmiştir. Mesela hacca gidenlerin yaşlı olması gibi etkenler de rol oynamıştır.
Artık şunu biliyoruz. Mitinglerde, hac farizesinde, aşk yürüyüşünde dikkat etmemiz gereken bir şey var.
Metrekareye girecek insan sayısının 2.5’u geçmemesi lazım.
Yani, mitinglerde “Safları sıklaştıralım beyler” lafını duyduk mu, vaziyet cacıklaşıyor demektir.
Malum ‘kritik yoğunluk’...
İki buçuk kişiyi geçti mi, ne aşk dinliyor ne bir şey...
Bu teoriye ben de bir ekleme yapacağım.
Aynı saflarda ‘vuruşan’ köşe yazarları da kritik yoğunluğa dikkat etmeli.
Son zamanlarda saflar fazla sıklaştı ve kritik yoğunluk aşılıyor.
Diyeceğim; bir kaza çıkabilir...
¡ ¡ ¡
Seçime bir hafta kaldı.
Bugüne kazasız belasız geldik.
Size tavsiyem, bir hafta daha kalabalığa karışmayın.
Onun yerine Alain Souchon’un, ‘Foule Sentimentale’ şarkısını dinleyin.
‘Duygusal kalabalık’, hatta bir metrekareye sadece bir kişinin düştüğü, tek kişilik bir tarikata sığının.
Orası sakindir, emindir, acccaayippp heyecan vericidir.

VURUN ULAN VURUN BEN KOLAY ÖLMEM

Geçen perşembe akşamı İzmir’in yeni gözde mekanı Yüzde 100’de oturuyoruz.
Kadir İnanır ve Cem Davran sabah saat 5’te ‘İzmir Çetesi’ dizisinin çekiminden dönmüşler./_np/8112/13618112.jpg
İkisi de yorgun.
Kadir İnanır yine formda. Yüzü incelmiş, her zamanki gibi yakışıklı.
Karizma aynen yerinde duruyor. Zaten kimseye de dokundurtmuyor.
Yine birilerine kızmış ama kızgınlığını çok hoş bir mizahla dışa vuruyor.
Her zamanki gibi kim olduğunu bilmediğimiz rakiplerle savaşıyor; meydan okuyor.
Elinde değil ama dilinde bir Smith Wesson var.
Kendisine yüklenenlere Ahmed Arif’in’ dizeleriyle cevap veriyor;
“Vurun ulan vurun
Ben kolay ölmem...”
Çok içten söylüyor. Anlıyorsunuz ki; bu dizeleri hep içinde taşıyor, gittiği her yere götürüyor.
O okurken fark ediyorum ki; ben de kaptırmışım kendimi aynı dizelere.
İçimden avaz avaz haykırıyorum:
Belli ki, hepimizin içinde, bize
vurmaya çalıştığını
düşündüğümüz hayaletler var.
Belli ki hepimiz saldırgan hayaletlere, Ahmed Arif’in’ bu dizeleri ile mukabele ediyoruz:
“Vurun ulan vurun...
Biz kolay ölmeyiz!”

Ertuğrul Özkök - Hürriyet

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim