• BIST 104.275
  • Altın 145,568
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1864
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 20 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Özal'a Suikast İddiasını İlk Öcalan Dillendirdi!

Özala Suikast İddiasını İlk Öcalan Dillendirdi!
Gençliğinde savunduğu düşünceleri değişti diye kendisine dönek dendiğini anlatan Gazeteci Yazar Cengiz Çandar, "Arada bir Filipinler ormanlarında 2. Dünya Savaşı'nın bittiğinden haberi olmayan Japon askerleri bulunuyor ya, benim o gün neyi savunuyorsam bu

Gazeteci yazar Cengiz Çandar uzun süredir yazmak isteyip de bir türlü başına oturamadığı kitabını sonunda yazdı. "Benim inşaa sürecimi anlatıyor" dediği kitabı Mezopotamya Ekspresi'nde Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a danışmanlık yaparken Irak muhalefet liderleriyle yaptığı görüşmeleri, Filistin kamplarında yaşadıklarını, Ortadoğulu liderlerle yakın dostluklarını, Türkiye'nin siyasi kişilikleriyle hatıralarını anlatıyor. Çandar'la kitabı ve kendisi hakkında konuştuk.(Yeni Şafak)

 

Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a danışmanlık yaptığınız dönem kitabınızın önemli bölümlerinden biri. Özal'la yollarınız nasıl kesişmişti?

Irak krizi Türkiye'nin o zamana kadar rastladığı en can alıcı krizdi. Özal'la daha önce tanışıyorduk ama bu krize bakışımız kesişti. Turgut Özal alışılmışın dışında bir yaklaşım gösterdi ben de basında o yaklaşımı en hararetle destekleyen hatta ne yapılması gerektiğini, o daha telaffuz etmeden yazılarımda dile getiren biri olarak onun dikkatini çektim. Bunun üzerine bir iletişim oluştu aramızda. Ben Irak muhalefet unsurlarıyla gazeteci kimliğimle görüşmeyi tasarlıyordum. Irak muhalefetinin belkemiğini Kürtler oluşturuyor. Özal'la görüşüp görüşlerini almayı düşündüm. O konuşma sırasında beni çok şaşırtan biçimde Irak Kürtlerine açılım yapmayı düşündüğünü ve Iraklı Kürt liderleri görme girişimimi mesaj iletme vesilesiyle kullanma isteği ortaya çıktı. Bundan sonrası nasıl gelişecek konuşmaları giderek beni onun danışmanlığına taşıdı ve Iraklı Kürt liderlerle bağlantı kurulması Kürt meselesinde yeni bir yaklaşımla yol almayı getirdi.

 

TEHDİT ALACAĞIM HİÇ AKLIMA GELMEDİ

Iraklı muhalif gruplarla görüşmeleriniz nedeniyle Bağdat yönetiminden ve devletten tehditler almışsınız. Üstlendiğiniz görevin böyle sonuçlar oluşturabileceğini düşünmüş müydünüz?

Aklıma gelmemişti . Beyrut'ta geçirdiğim yıllardan Saddam yönetiminin suikast yeteneğini ve uygulama gücünü biliyordum. Suriye, Irak, İsrail birbirilerinin hasımlarını suikast yoluyla temizlerlerdi. Fakat o ortam, Çankaya rehavetinden olsa gerek, aklıma gelmedi. Özal da güçlü bir kişilikti, baskın bir insandı. Onun bilgisi ve talebi dahilinde bir şey yaptığım için onun başında olduğu devletten bu tür bir tehdit gelebileceği aklıma gelmemişti. Herhalde saf yanıma geldi.

Panik yaşadınız mı?

Rahatsız oldum, hala da oluyorum. Bu durumlar tümüyle ortadan kalkmış değil. Tedirgin oldum ama paniklemedim. Ben de dokuları siyasi olan, siyasi nefes alıp veren bir insan olduğum için bunun izlenmek istenen politikanın bir maliyeti olduğunu düşündüm. Hatta bu tehditler bana yöneldiğinde aslında bunun benim bedenim üzerimden Özal'a bir mesaj olduğunu düşünüp onu uyardım. O da şakalaştı benimle "Ne o çok mu korktun" dedi. Kürt sorununa el atmanın, elini elektrik prizine sokmak olduğunu, bunun şakası olmadığını, ağır maliyetleri olabileceğini işin başında gördüm. O gün bugündür görüyoruz.

 

BİZİMKİ YAPAY BİR HAREKETTİ

Filistin kamplarındayken partiden bir kopuş yaşamışsınız. O dönemde ne gibi iç hesaplaşmalar yaşadınız?

O sırada biz Türkiye'deki sol gençlik hareketinden gelen unsurlardık. Marksist ideolojiye bağlı ya da kendini öyle zanneden bir grup. Hizipleşmeler, kopuşlar, parçalanmalar zaten başlamıştı. 12 Mart geldiğinde Türkiye'deki bütün sol hareket yer altına çekildi, biz de çekildik. Bir grup arkadaşla Filistin'e gittiğimizde ve oradaki tecrübeyi yaşamaya başladığımızda bizim hareketin çok yapay, zayıf olduğunu, iddialarıyla örtüşmediği gördük.

Hangi yönüyle yapay buluyordunuz?

Türkiye'de silahlı mücadeleyi başlatıp, Amerikan emperyalizmini yenecek, uzun süreli halk savaşı başlatılacak, köylüler örgütlenecek, işçi sınıfı mücadele verecek, Vietnam'da Çin'de olduğu türden bir gelişmeyle iktidara el koyulacak, Amerika'yla onun ortağı kapitalist rejim, kırsal alanlardaki feodal rejim yıkılacak, yerine sosyalist düzen kurulacak... Kim yapacak bunları? Biz. Biz kimiz? Şunlar, şunlar... Sonra biz Filistin hareketinde silahlı mücadelenin içindeyiz. Hareketin örgütlenme yapısını gördük. En önemlisi Filistin halkı var. Örgüt halkın evlatları, halkın kendisi orada. Devrimci ve Müslüman. Kendimize baktığımızda iddialarımızla örtüşen bir halimiz yoktu. Bunu dile getirirseniz örgüt yönetimi o tartışmayı yok edip size etiketler yapıştırmaya başlıyor. Stalinist bir sistemle çalışan teşkilatın insanları heder etmekten başka bir sonuca ulaşmayacağını gördük. Ayrıca başta şu anda Ergenekon'dan tutuklu olan örgütün lideri olmak üzere, içinde ciddi ahlaki sorunlar vardı.

 

GİDİP KÖYLÜ MÜ ÖRGÜTLEYEYİM

Size yöneltilen suçlamalar bu sorgulamalarınızın bir sonucu mu?

Döneklik kavramı komünist partilere has bir şeydir. Saf değiştirenlere derler. Bizimkisi kerameti kendinden menkul küçük bir gençlik fraksiyonu. Arkasında ne bir sınıf, ne bir toplumsal kesim var. "O dönemdeki görüşleri şimdi yok" diyorlar. O dönemle tutarlı olmak için şimdi ben ve benim gibilerin kırsal alanda köylü örgütleyip savaşmaya teşvik etmesi lazım. Çünkü çizgimiz oydu. Arada bir Tayland ya da Filipinler ormanlarında 2. Dünya savaşının bittiğinden haberi olmayan Japon askerleri bulunuyor ya benim o gün neyi savunuyorsam bugün de onu savunmam için Japon askeri olmam lazım. Bu kitap biraz kuşak öyküsü de aynı zamanda. Herhangi bir ülkede 200 yıla sığan olaylar bizim ülkemizde 40 yılda yaşandı. Tarihin baş döndürücü bir hızla değiştiği döneme denk geldik. O yüzden yol almamız ve düşüncelerimizin sürekli değişmesi, eğer beynimizi kullanıyorsak normaldir.

Özal'ın suikasta uğradığı söylentilerine aile de inandı

Turgut Özal'ın ölümünden hemen sonra Semra Hanım'ı gördüğünüzü ve ölümün doğal yollarla olduğunu söylediğini yazmışsınız. Fakat daha sonra aile suikasttan şüphelendiklerini açıkladı. Sizce bu neden kaynaklandı?

Bu iddia yayıldı. Özal'ın ölümünü Abdullah Öcalan duyar duymaz, Kürt sorunu konusunda çözüm hamleleri yapan biri olduğu için bir suikaste kurban gittiği kanısında olduğunu o anda yanında bulunan milletvekillerine söylemiş ve ben Özal'a yakın olduğum için durumu bana sormalarını istemiş. İlk defa o kaynaktan gelen bu iddia daha sonra yayıldı. Özal'ın ölümünden kısa bir süre önce Uğur Mumcu, Eşref Bitlis ve Adnan Kahveci'nin soru işaretli ölümleri de bunu destekledi ve ailede de acaba sorusu uyandı. Fakat ölümün hemen ardından Semra Özal'ın bana anlattıklarından bunun doğal kalp sektesi olduğu anlaşılıyor. Zehirlenme gündeme geldi ama doktorlar etkisini çok saat sonra gösterecek bir zehir olmadığını söylediler. Efsane gerçeğin önüne hızla geçebiliyor. Ambulans geç geldi, önce Gülhane'ye giderken Hacettepe'ye gitti gibi bilgiler sanki Özal yaşıyormuş da kurtarılamamış gibi lanse ediyor olayı. Fakat Özal zaten o an, ambulanstan çok önce vefat etmişti. Gelse ne olacak hiç gelmese ne olacak.

Siz suikast olduğunu düşünmüyorsunuz yani?

Ben yakınındaydım ve sağlık durumunun stres altında nasıl etkilenebileceğinin farkındaydım o yüzden hiçbir zaman suikast olduğuna inanmadım.

Otopsi yapılmaması akıllarda soru işareti doğurmadı mı?

Öldüğünde ölüm sebebi tereddüte yer bırakacak şekilde değildi. O zaman görevde ölen her cumhurbaşkanına otopsi yapılması gibi bir kural konması lazım. Kimsenin aklına da gelmedi otopsi çünkü ölüm sebebinde bir anormallik yoktu.

Yazısı patlayınca gazeteci oldu

Danışmanlık yaptığınız dönemde birçok gazeteci arkadaşlarınız vardı. Sizden haber almaya çalışanlar oluyor muydu?

Özal'ın danışmanlığına başladığımda herhangi bir gazetede çalışmıyordum. Fakat ilerleyen zamanlarda Sabah Gazetesi'nde çalışmaya başladım. Abdullah Öcalan PKK'nın ilk ateşkes dönemini 16 Mart 1991'de Lübnan'ın Bar Elias kasabasında bir basın toplantısıyla duyurmuştu. Ben de basın toplantısında söyleyemediği şeyler olabilir diye Öcalan'la baş başa görüştüm ve Türkiye'ye döndüğümde bunları Özal'a ilettim. O sıralarda Sabah ve Hürriyet büyük bir rekabet içindeydi. Öcalan'la baş başa görüştüğüm biliniyordu. Bana çok talep ettiler "Bir ipucu ver bari senin adınla yayınlamayız" dediler. Fakat beni anlayışla karşılayın dedim. Bunun gibi bir çok şey bende saklı kaldı. Turgut Bey'le ilişkimle gazetecilik işlevlerim arasına net bir sınır çizmeyi esas aldım.

O muhakkak, fakat gazeteci refleksiyle "Ne güzel haber atlatırdım" gibi bir düşünceniz olmadı mı?

Hayır. Ah keşke ben yazabilseydim gibi bir duygu olmadı çünkü o türden bir gazetecilik refleksim yok zaten benim. Ben gazeteciliği misyon gazeteciliği olarak yaptım. Bundan bir rahatsızlık da duymuyorum. Çünkü ben dünyaya gazeteci olarak gelmediğim gibi hayat ufkumda da üniversite ve sonrasında da gazeteci olmak gibi bir seçimim yoktu. Belli şartlar rastlantılar ve zorunluluklar söz konusuydu.

Ne gibi zorunluluklarla başladınız gazeteciliğe?

1974 affıyla Türkiye'ye döndüm. Kabarık siyasi sicilim nedeniyle hiçbir işe alınma şansı olmayan biriydim. Zaten iki yıl işsiz gezdim, gazetecilikten başka hiçbir şey yapamazdım.

Teklif kimden geldi?

Vatan Gazetesi yeni çıkıyordu. Benim gibi sokakta kalmış bir takım adamları topluyordu. Rahmetli Bülent Tanör'ün Vatan gazetesinin genel yayın yönetmeniyle dostluğu varmış. Ona "Etrafta yazan varsa bul getir" demiş. O da bir yazı yaz diye bana geldi. Ne yazacağımı bilmiyordum. Bir Newsweek almıştım. Orada Amerikan politikasıyla ilgili bir şey gördüm. Oturdum çok da ukalaca bir yazı yazdım. Buna Romanya ve Yugoslavya büyük tepki gösterir diye. Tam yazının yayınlandığı gün Romanya Amerika'ya çok sert bir tepki gösterdi. Romanya başkonsolosu yayın yönetmenini arayıp "Bizim tepkimizi önceden tahmin eden bu adam kim" diye sormuş. O da beni tanımıyor ama hava basmak için "O bizim Türk basınına sunduğumuz yeni bir değer" demiş. Tabi yeni bir gazete, böyle bir tebrik alınca, kim bu adam diye beni aramaya başlamışlar. Dış haberler servisini oluşturmamı istediler. İşsizdim, tamam dedim. O gün Lübnan'da iç savaş patladı. Hem sahayı biliyorum, hem aktörleri tanıyorum. Benim hararetle bağlı olduğum dava zaten Filistin davasıydı. Hemen Filistin mücadelesine yardım amaçlı kullanmaya başladım. Hep misyon gazeteciliği yaptım ben. Böyle Ortadoğu uzmanı oldum.

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim