• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 3 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

OYUN BAHÇESİNDE SAVAŞ

OYUN BAHÇESİNDE SAVAŞ
“İlk kurşun”un sıkıldığı gün doğanlar, bugün hükmediyor o gün bugün süren savaşın kaderine. Savaş, bilinci intikama, fikri ölüme endeksi bir kuşak yetiştirdi. Dostum Fırat Anlı’nın deyimiyle, biz uzlaşma arayan son ihtiyarlarız artık, on

 

 

 

 

 

Kızım Liyan, bundan üç sene önce ülkenin kuzeyinde, bir göl kenarına kurulmuş, soğuktan ve yalnızlıktan kaskatı kesilmiş, kışın kar beyazına, yazın orman yeşiline bürünen çok uzak, küçük bir İsveç şehrinde geldi dünyaya.

Doğdu, üç gün sonra pasaport verdiler ona!

Artık iki ülkenin vatandaşıydı ve muhtemelen üç kültürle büyüyecek, üç kimliği iç içe geçecek.

Benimse doğduğumdan itibaren birkaç yıl boyunca bırakın pasaportu, nüfus cüzdanım bile olmadı. Yıllar sonra okula yazdırabilmek, bir de devlet “zırt pırt” istediğinde çıkarıp göstereyim diye bir cüzdan verdiler bana. Kimliğimse çok sonra biçimlenecek, o ayrı bir yazının konusu. İlk pasaportuma ise neredeyse 30 yaşımda sahip oldum.

Ben Hakkâri’de dünyaya geldim, karım Siverek’te, kızım İsveç’te.

Benim için memleket Hakkâri oldu hep, karım için “babasının sürgünlüğü dolayısıyla” orada büyüdüğünden İsveç, kızım ise henüz memleketini seçecek yaşta değil. Ama herkesin cenneti çocukluğunun geçtiği yerdir. Ve herkes kendine memleket seçerken, cenneti tercih eder. Muhtemelen Liyan’ın memleketi İstanbul olacak.

Doğduğum yere yolculuk

Bizim evin dili Kürtçedir. Kızım bazen kuşkuya düşer, benim Türkçe bilmediğimi sanır, bana öğretmeye kalkar. Türkçeyi, aksanlı konuşan ben ve annesinden öğrensin istemedik; gittiği yuvadaki öğretmenlerinden öğrendi. Onun için aksansız konuşuyor Türkçeyi. Şimdiden dört dilden söylüyor şarkıları, ama bizim masal dilimiz Kürtçedir.

Bütün masalları Kürtçe anlatırım ben ona. Geceleri yatağa girdiğinde anlattığım masalların ülkesine gittiğinde, her şeyi kendi ana dilinden hayal etsin isterim. Ana kucağına benzer anadil, bir tek orada özgürdür insan, orada korkmaz öcülerden.

En güzel masalları babalarından dinler kızları. Babaların gözünde yeryüzünde tek bir prenses yaşar, o da kızı... Kızın gözünde ise bütün dünyaya hükmeden tek bir hükümdar var, o da babası... Babalar ve kızları büyülü bir masal ülkesinde yaşar! Babasının avucunun içindeyse küçük bir kız çocuğunun parmağı, hükümdar her şeye muktedirdir artık ona göre; ıtır kokar gayri bütün dünyası...

Yaz aylarında elimden tutu kızım, beni memlekete götürdü. Ben ona doğduğum yeri, Hakkâri’yi göstermeye, akrabalarıyla tanıştırmaya niyetliydim; o ise Hakkâri’yi bir oyun bahçesi sandığı için oyun oynamaya gidiyordu oraya. Benimse amacım, büyüyünce hatırlasın diye bir masal göstermekti orada ona.

Bundan yirmi altı yıl önce, yeni bir ben için, yanıma ana dilimi, öfkemi, umutlarımı ve hırsımı alarak memleketimi terk ettiğimde, arkamdan bütün ülkede duyulan bir kurşun sesi yankılandı o dağlarda; çok kişi ona “ilk kurşun” adını verdi. Yirmi altı yıl sonra, bu kez elimin içinde küçük kızımın parmağı, öfkemi kaybetmiş, anadilimi geliştirmiş, yeteneğimi hırsımın önüne çıkarmış bir masal anlatıcısı olarak bir kez daha döndüğümde oralara; devlet, sıkılan ilk kurşundan bugüne, harcanan milyonlarca merminin bize ettiklerini bertaraf edecek bir yol bulup, orayı tekrar benim çocukluğumun masal ülkesine döndürecek bir çare arayışındaydı.

İlk kurşundan bu yana

 “İlk kurşun”un sıkıldığı gün doğanlar, bugün hükmediyor o gün bugün süren savaşın kaderine. Savaş, bilinci intikama, fikri ölüme endeksi bir kuşak yetiştirdi. Dostum Fırat Anlı’nın deyimiyle, biz uzlaşma arayan son ihtiyarlarız artık, onlarla aramızda bütün köprüler yıkıldı. Bir ülke bile bağışlasanız artık, kolay kolay ikna olmayacaklar; savaş hali, bir “sosyal faaliyet” olmuş sanki yeni kuşağın gözünde. O halde anlatacaklarımın hiç biri masalın malzemesi olamazdı. 1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış olan, Amerikalı büyük romancı William Faulkner, Amerikalıların Kızılderililere ve zencilere yaptıklarını, kendi hayal gücünün ulaştığı en uç yerlere kadar sınırlarını çizdiği bir “yok ülkede” yarattığı bir atmosferin içinde geri gelen lanetin, topluma musallat olup, ondan öç almasının hikâyesini anlatır romanlarında. Ona göre lanet bir mirastır, yıllar geçse de aradan dönüp geriye bakar, hazin hazin başını sallar, sonra günün birinde aniden geri gelir ve mutlaka bela olur zalimin başına. Bu topraklarda Faulkner benzeri bir büyük hikâye anlatıcısı henüz yetişmediği için de, “bütün bir tarihine yapışmış olan lanetin” izlerini romanlaştıracak kimse yok şimdilik. Mehmed Uzun girişti bu işe, kanser yapıştı midesine, çok çabuk ayrıldı aramızdan. Onun için benim gibi hasbelkader yazı yazmayı bilenlerin harcı değil “o laneti” bütün boyutlarıyla anlatmak.

Kızıma nasıl anlatabilirim o korkuya esir düşmüş geceler boyunca sokak ortasında ensesine tek kurşun sıkılmış bir halde bulunan akrabalarının serencamını. Böyle şeyler çocuklara anlatılmaz. Kan tutmuş bir toplum, kanla yatıp kalkmayı o kadar kanıksadı ki, çocukların masal dünyasına bile sıçramış olan o kanın vereceği zararları hiç kimse hesaplayamadı. Alnın ortasına gelip oturmuş, şark çıbanına benzer o kara öfkesine yenik düşmüş çocuklar yetiştirdik. Toprağa can feda etmeyi, cana toprak feda etmemeye yeğledik. Oysa korunmaya ihtiyacı olan toprak değil candır. Toprağı korusak ne olur, ihtiyacı mı var onun bizim korumamıza, yerinde durur kâinat yerinde durdukça.

Neyse... Ben bu şehirden gittiğimde doğan çocuklar, hep kanlı hikâyelerin içinde yaşayarak geçirdiler çocukluklarını, gençlik yaşlarını. Anneleri babaları hiç vakit bulamadı onlara masal anlatmaya. Anlatılan bütün masalların içine aniden bir kurşunun sesi yankılandı çünkü. Bölündü hikâyeler, bölündü benlikler, masumiyet öldü, erken büyüdü bütün çocuklar, gençler çabuk yaşlandı.

Her acının, her sızının kendine has bir hafızası vardır. Barış konuşmaya başladığımızda sızının hafızası girdi devreye. Amel defteri açıldı, günahlarla sevaplar tartı aletine oturdu. Herkes kendi sızısının daha şiddetli olduğunu bağırmaya başladı. Oysa bilinir ki, hafızası yoktur yeniden dirilenlerin mahşer gününde. Bir de sızının, ağrının, yaranın kıyası olmaz. Aslında felaket olan “kıyas”ın bizzat kendisi...

Niçin çıkıyorum TRT Şeş’e

Masal parçalı bir masaldır, neresinden tutsan kana dokunmuş gibi bulaşır eline. En iyisi kızımdan uzak tutmak... Ama peşimizi de bırakmadı ki. Gittiğimiz her yerde bize anlatmaya çalıştılar kendi sızılarının tarihini.

Düğün aylarıdır yaz ayları. Barış, “aşitî” diye feryat edenler, karakol baskınlarının arkasından yazılmış kahramanlık marşları eşliğinde sokuyorlar gelinleri damatların koynuna. Öldürücü kurşun sesleri eşlik ediyor o coğrafyada türkülere artık, çoğu zaman birbirine karışıyor iki ses, hatta hangisinin baskın olduğu fark edilmiyor bile. Artık zafer işareti yapmayanın düğününe kimse gitmiyor. TRT Şeş’e çıkıp kendi ana dilinden bir şarkı söyleyen, bir iki kelam edenlerle selamı sabahı kesiyor komşular.

Başıma gelen, uydurduğum bir latife değil, ayniyle vaki...

Ablam bir ağayla evlidir uzun yıllardan beri. Her gidişimde mutlaka ziyaret ederim. Köyleri boşaltılmış, Zap Vadisi’nde bir yer göstermiş devlet onlara. Köyün bütün erkekleri korucudur savaş başladığı günden bugüne. Onlarca ölü vermişler teşkilatla giriştikleri çatışmalarda. Bu gidişimde de kızımı alıp götürdüm halası onu görsün diye. Meraklı köylüler etrafımı sardı, gazeteciyim ya, biliyorum her şeyi, onlar sordu ben meraklarını giderdim. Bir ara devletin verdiği silahını, dibine çömeldiği duvara yaslamış olan yaşlı Hacı Salih döndü bana, “Hısım, geçen gün seni cahşların televizyonu TRT Şeş’te gördüm” dedi, “Niçin çıkıyorsun o televizyona?” “Haklısın, sizin televizyonunuza çıkıyorum” dedim. Hep beraber gülüştük, Hacı hala kızgındı ve eşlik etmedi gülüşmelerimize.

Hakkari; oyun bahçesi

Cahş, “eşek sıpası” demek. Irak Kürdistan’ında savaşan pêşmergeler, kendilerine destek vermeyip devletin silahını alan korucular için bulmuşlar bu nitelendirmeyi. Kürtlerin ve Türklerin ağzından çok kolay çıkan “hain” kelimesi gibi sıradan bir kelimedir, çok çabuk çıkar Kürtlerin ağzından. Hacı’ya soramadım; Ey Hacı, Kürtlere analarının ak sütü kadar helal olan televizyon kanalına çıkıp ana dilinden Türkçe bilmeyen akrabalarına iyi şeyler anlatmak mıdır “cahş” olmak, yoksa duvara yasladığı silahını gösterip, senin yaptığın yapmak mı?

İşte bilincin kirlendiği nokta burası olsa gerek. Her acımasız vahşet, içinde gizlenen bir parça mizahla kalır insanın aklında. Bu hikâye de bu geziden bana en nadide hatıra olarak kalacak.

Hakkari’ye “Serê Solan” denilen bir viraj dönülerek girilir. Küçücük şehir aniden çıkar karşına. Uzun süren Van-Hakkâri yolculuğu bitip de virajı döndüğümüzde, “İşte Hakkâri burası” dedim kızım Liyan’a. Galiba birkaç haftadan beri kafasında kurduğu o imgeyi, o sırada paramparça ettim; hayal dünyasında inşa ettiği, benim “Hakkâri” onun kim bilir nasıl bir ad verdiğini hiçbir zaman öğrenemeyeceğim “oyun bahçesini” büyük bir gürültüye yıkıp tarumar ettim.

“Hakkâri burası mı?” dedi.

“Çocukluğumda benim de oyun bahçemdi, burada her şey senin kadar masumdu” diyemedim, “Evet kızım” dedim hiç de bir hükümdara yakışmayan bir ses tonuyla.

Yahu ben ne anlatıyordum size? Kızımla Hakkâri yolculuğumuzu değil mi? Bu geziyle ne alakası var kimliğin, masalın, lanetin dönüşünün, sızının hafızasının, mahşerdeki masumiyetin Allah aşkına? Siz de gördünüz işte, hiçbir şey yazmadı kalemim, kifayetsiz kaldı kelimeler, bencileyin garibanın yazma yeteneği buraya kadar olsa gerek. O yüzden hayıflanıyorum bir Faulkner’ımızın olmamasına, o yüzden Mehmed Uzun’un erken ölümüne...

Muhsin Kızılkaya

Star

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Diyarbakır'da 13 Köyde Sokağa Çıkma Yasağı!12 Ocak 2017 Perşembe 09:43
  • ABD'ye Terör Tepkisi!12 Ocak 2017 Perşembe 09:29
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim