• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 17 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Ortadoğu’da ABD ve gelecek için öngörüler

Ortadoğu’da ABD ve gelecek için öngörüler
ABD önce Afganistan’la başlayan ve 2003 yılında Irak işgaliyle devam eden süreçle, Ortadoğu’da yeni stratejiler belirledi.

 

 

 

 

 

Soğuk savaş yıllarının güvenlik ve denge eksenli katı siyasetinin yeniden düşünülmesi gerektiğinin farkına varan Bush yönetimi, 2003 yılıyla birlikte B.O.P başlığıyla ortaya atılan tezler arasından Amerikan çıkarlarına uygun olan planlardan biri olan Irak planını uygulamaya koyuldu. Bu planla bir anlamda öncelikli tehdit olarak görülen İran’ın bölgesel rolünün azaltılması ve diğer taraftan da Afganistan’ın Orta Asya ve Hint Okyanusu arasında transit geçiş açısından bulunduğu stratejik konumu kullanılmak istendi. Afganistan’ın Rusya tarafından işgali ve peşine gelişen iç savaş yıllarında da Afganistan’daki grupların silahlandırılması hep ABD eliyle olmuştu. Bu anlamda ABD, hem silah ve ilaç ticaretinden ekonomik gelirler sağlıyor ve hem de uyuşturucu yollarını kendi tekeline alma çabası gösteriyordu.

Afganistan’a karşı yürütülecek operasyon ABD’nin Ortadoğu stratejilerinin Irak’la birlikte ilk aşamasını oluşturuyor. Irak körfezdeki konumu, petrol kaynaklarıyla önemli bir ülke olsa da, Saddam Hüseyin döneminde bölgenin yapısını bozan ülkelerden biri olarak gündeme gelmiştir. Irak, komşuları İran, Suriye ve Kuveyt ile yaşadığı problemlerle kendi bölgesinde sorunlu bir ülke olarak ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan Irak’ın İsrail ile olan mücadelesi de süper güçlerin tepkisini çekmiş ve Irak’ı süper güçler indinde sorunlu bir devlet haline getirmiştir. Tüm bu sebeplerden dolayı Irak, bölge ülkeleri içerisindeki zayıf halka olarak ABD tarafından işgal edilebilecek ilk yer olarak görülmüştür. Irak, ülke içerisindeki gruplara tamamen yabancılaşmış bir rejimce yönetildiğinden ABD’nin Irak çıkarması ilk aşamada çabucak sonuçlanmıştır. Yine de ABD’nin Irak’ta hesap edemediği ya da hesap etse de umduğunu alamadığı şey bir anlamda Irak’ın baskın demografik gücü olan Şiiler olmuştur.
Şiilerin felsefeleri ve hayat tarzları hakkında pek bir malumatı olmamakla birlikte Irak’ın işgalinde Bush, bir Şii olan Veli Nasr’ı danışman olarak atayıp Şiiliğe karşı yürütülecek temel siyasetleri onun öngörüleriyle gerçekleştirmiştir. Bu siyaset de Irak’ta son dönemlere kadar başarılı olsa da, İran’ın bölge üzerindeki siyasetlerinin – bizim görüşümüzce – ABD tarafından önemsenmemesi Şiilerin mevcut eğilimlerinin takip edilmesinde boşluklar yaratmıştır. Bush döneminde ABD Ortadoğu siyasetinde her ne kadar bir revizyona gitmek istemiş olsa da, Obama Bush dönemi revizyonist siyasetinden de memnun kalmayarak Ortadoğu siyasetine yeni bir yüz kazandırmaya karar vermiştir.

Afganistan – Irak çizgisiyle başlayan ve İran’ın etki alanlarını yıkarak Ortadoğu’nun hâkimiyetini İsrail – Suudi Arabistan ekseninde sabitlemeye çalışan ilk planın başarısızlığı bir anlamda Türkiye’nin değişen konumuyla da ilintili olacaktır. Türkiye’nin coğrafyada değişen dengelere karşı bir kutbun hâkimiyetine direnerek, dengeleri gözeten bir politikadan taraf olması ABD’nin de siyasetini zora sokmuştur. ABD Irak’ta bir federal sistemi desteklerken Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğüne vurgu yapması, İran’a ekonomik baskıların artırılması ve nükleer konuda uygulamalara gidilmesi konusunda Türkiye’nin yine olumsuz yanıt vermesi ABD’nin Ortadoğu siyasetindeki eksenleri yeniden düşünmesi gerektiğini göstermiştir.

İran Ortadoğu’da 1980 yılından beri proaktif bir siyaset yürütmektedir. Bu siyaset en büyük değişimini 2001 yılındaki 9/11 olaylarıyla yaşamıştır. ABD’nin Ortadoğu’daki soğuk savaşı sıcak savaşa çevirmesi bir anlamda İran’ın yayılmacı dini siyasetini güvenlik eksenli pragmatist bir siyasete çevirmiştir. Afganistan’ın işgaliyle İran, Afgan direnişçilerin silahlandırılması ve eğitimi konusuna eğilmiş, özellikle Afganistan’daki Hizb-i İslamî cephesiyle yakın temaslar kurmuştur. Her ne kadar ABD İran’ı ambargolar ve askeri müdahale tehditleriyle sıkıştırmaya çalışsa da, İran yumuşak güç konusunda ABD baskılarına yine yumuşak güçle karşılık vermeye çalışmıştır. Latin Amerika ülkelerinde Hizbullah birlikleri kurmuş(1), Brezilya, Venezüella, Bolivya gibi ülkelerle ekonomik ilişkileri geliştirmiştir. İran aynı şekilde Türkiye, Çin ve Rusya ile de ekonomik ve enerji anlaşmaları yaparak kendi ülkesinin uluslar arası camiadaki önemini artırmıştır. Bu şekilde ABD’nin söz konusu bir müdahalesini ABD dışındaki güç odaklarıyla yaptığı ekonomi ve enerji eksenli ittifaklarla geri çevirmeye başlamıştır. Brezinski’nin 2004 yılında ABD başkanlığına sunduğu İran raporu da ABD’nin İran’a silahlı müdahalesinin doğuracağı sonuçları anlatmıştır.

İran’ın OPEC anlaşmaları ve enerjiyi siyasal bir yaptırım aracı olarak kullanma teşebbüsleri bir anlamda İran’ın Ortadoğu’daki anti-Amerikan direnişi destekleyen siyasetinde elini kuvvetlendirmiştir. Bu siyasetin popülerliği 2006 yılındaki İsrail – Hizbullah savaşıyla daha da artmıştır.

Pakistan, ABD’nin bir anlamda Ortadoğu’daki üssü konumunda olsa da Butto hükümetiyle Afganistan işgalinden beri sorunlar yaşanmaktadır. Pakistan’ın değişen bölge siyasetleri Kaşmir sorununda ABD’nin yetersizliği ve İngiliz diplomasisinin uygulanışında ABD’nin beceriksizliği önemli etkenlerdir. Özellikle Hindistan ve Pakistan arasında arabuluculuğa soyunan ABD başkanları bu konuyu halletmek şöyle dursun sürekli iki taraftan birini rahatsız etmiştir.
Pakistan kuruluşu itibariyle ABD tarafından bölge İslam’ına bir örnek olarak tasarlanmış olsa da, ABD bu konuda da başarısız olmuştur. Bu başarısızlığın altında ABD’nin bölgeyi tanımaması ve Filistin-Lübnan direnişinde, direnişin aldığı başarıların bölge direnişçilerine ilham olması yatmaktadır. ABD ileriki günlerde Pakistan konusunda da bir adım atmak isteyecek ve belki de yeni bir darbe girişiminde bulunacaktır.

Afganistan sorununun çözümsüzlüğüne en büyük sebep olarak görülen Pakistan, ABD tarafından tehdit edilecek ilk ülke olarak da görülebilir. Bu anlamda Pakistan’ın 2002 öncesi Irak’a çok benzediği de unutulmamalıdır. Komşuları İran, Afganistan ve Hindistan’la derin politik problemleri olan Pakistan bir anlamda bölge ülkeleri için öncelikli problemlerdendir. Yine de kimi uzmanların da dile getirdiği gibi, acaba ABD kendi direkt bir müdahale yerine ülkeler arasındaki problemleri kaşıyarak yeni bir savaşla söz konusu bölgeyi ehlileştirmeyi deneyebilir mi? Kaşmir sorunu, Leşker-e Taiba örgütü meselesi gibi konularda sürekli karşı karşıya gelen Hindistan ve Pakistan arasında yeni bir savaşı ABD isteyecek midir?

Af-Pak bölgesindeki hareketlenmeler hem merkez Ortadoğu’yu yani İran ve Türkiye havzasını hem de uzak doğuyu Çin ve Japon havzasını etkileyecek hareketlenmelerdir. Bu açıdan da mevcut bir Hindistan – Pakistan gerginliği Çin ve İran için büyük bir tehdit olacağından bu savaşın çıkması için öncelikle İran ve Çin’in ikna edilmiş olmaları gerekecektir. Özellikle Pakistan’ın Çin’le ve Hindistan’ın İran’la olan derin ilişkileri bu süreçlerde özellikle İran ve Çin etkenlerini göz ardı edilemez kılacaktır. Diğer taraftan yakın zamanda Çin ve İran arasında yapılan enerji anlaşmaları, Hindistan’ın İran’la yaptığı aynı türden anlaşmalar bölgede istikrarı kaçınılmaz kılmaktadır. Bu istikrarsızlık ABD’nin işine yarıyor olsa da(?), Af-Pak bölgesindeki ülkeler açısından büyük bir problemdir. Bu yüzden de Türkiye ve İran ABD eksenli Karzai hükümeti konusunda yeşil ışık yakmışlar ve bölgeye istikrar getirmeyi ummuşlardır.

Af-Pak bölgesinde konuşlanan kimisi terörist kimisi direnişçi gruplar için Rusya faktörü de ABD’nin siyaseti açısından unutulamayacak bir konu olacaktır. Bölge ülkeleri istikrar isteseler de, büyük güçlerin ilaç ve silah ticaretinden kazanç sağlamaktan vazgeçmesini beklemek zor olacaktır. Bu yüzden de Rusya’nın bölgenin silahlandırılmasında büyük etkisi üretilecek stratejiler içerisinde göz ardı edilmeyecektir. Rusya tıpkı ABD gibi silah ticaretinden büyük karlar elde etmektedir. Öte taraftan yasadışı silah ticaretinin bu bölgedeki getirileri de düşünülmek zorundadır. Rusya, ABD ile karşı karşıya gelmemek için yasal silah satışlarını belli yerlerle sınırlandırmışken, kimi zaman bölgedeki silahlı güçleri Suriye üzerinden silahlandırmaktadır.

ABD’nin bölge siyasetinde sağlamak istediği değişim Rusya’nın eğilimlerine bağlı olarak da değişecektir ileriki yıllarda. Rusya’nın İran konusundaki tutumu ve diğer taraftan ABD yayında yer almanın ülkeye ne katacağı sorusunun yanıtları tam aydınlanmadıkça ABD, Rusya eksenli Ortadoğu siyasetinden istediğini alamayacaktır.

ABD’nin Ortadoğu’daki tüm planlarında en büyük ortağı bugüne kadar İsrail olsa da, ABD için stratejik açıdan en büyük külfet de İsrail olmuştur. İsrail’in Ortadoğu’da ABD tarafından yürütülen projelerde öncelikli eksen olarak öne sürülmesi, her ne kadar devlet mekanizmalarında ABD eksenli görünseler de halkları İsrail düşmanı olan Ortadoğu ülkelerinin ABD’ye bakışlarını değiştirmiştir. Bu yüzden ABD’nin İsrail-Suudi Arabistan temelli ve kimi yerlerde içine Mısır’ı alan stratejisi Ortadoğu’da savunulması zor bir hayale dönüşmüştür. İsrail’in Ortadoğu’da yürüttüğü militarist siyaset, Filistin konusundaki tavırları, bölgenin barış ve istikrarı konusunda sürekli isteksiz tavırlar içerisinde olması Türkiye’nin de tepkisini çekmiş ve bu süreçte ABD, İsrail’in dengelenmesi gereken bir eksen olduğuna karar vermiştir.

İsrail’in dengelenmesi sürecinde Irak’ın yeniden inşası da mevcut duruma katkı sağlayacak konulardan biridir. Şii eksenli bir Irak başlarda ABD için olumlu gözükmekteydi. Bu koz ABD için Sünni eksenli Ortadoğu’yu dengelemek ve Şii tehdit algısını kullanarak Ortadoğu’yu silahlandırmak açısından önemliydi. Yine de Şii eksenli Bağdat’tan istediğini alamayacağını ve uzun vadede Şiilerin giderek Amerikan ekseninden çıkacaklarını gören ABD, bir süre önce gerçekleştirilen genel seçimlerde Suudi Arabistan eliyle el-Irakiyye ittifakı lideri Allavi’yi destekleyerek Şii eksenli Bağdat’ı ABD eksenine yeniden kaydırmayı denemiştir. Yine de Irak’ın elde kalıp kalmayacağı ABD için seçimlerin sonuçlarıyla değil, özellikle ülke içerisindeki önemli aileler, Şii dini liderler ve aşiretlerle kuracağı iyi ilişkilerle belli olacaktır. Irak’ın ABD ekseninde kalması, daha açık ifadesiyle kendine özgü Arap ve dini kimliğiyle Irak’ın konumu, İsrail’in bölgedeki öncül rolünü engellemek açısından da önemlidir. Türkiye ile Irak’ın bir eksende bulunarak, kimi yerlerde İran’ın da desteğini alıp İsrail’i dengelemeleri hem İsrail’in ABD kaygıları dışında atacağı adımları engelleyecek, hem de ABD’nin Ortadoğu’daki meşruiyetini sağlamlaştıracaktır. ABD güvenlik tespitleriyle silah satışı anlaşmaları yapabilecek ve diğer taraftan enerji hatlarını, eroin yollarını tekelinde bulundurmaya devam edecektir.

İsrail’i bu algıları anlaması yönünde sıkıştıran ABD diğer taraftan da İsrail’le 70 milyon dolarlık silah satışı anlaşması yaparak diğer ülkelere gözdağı vermeyi denemektedir. ABD bir yandan İsrail’i Doğu Kudüs’teki yeni yerleşim birimlerinin inşasının durdurulması konusunda uyarırken, diğer taraftan İran tehdidi söylemini kullanarak İsrail’e özel üretim silahlar satmaktadır. Aslına bakılırsa ABD göründüğü gibi Filistin meselesinde İsrail ile farklı düşünmemektedir. Yine de söz konusu konunun çözümsüzlüğünün ABD’ye kattıkları açıktır.

Filistin meselesinin çözümsüzlüğü ABD için Ortadoğu’ya müdahil olma yollarının başında gelmektedir. Afganistan ve Irak’ta yaşanan insan hakları ihlalleri, Filistin konusunda BM’nin İsrail’e karşı herhangi bir uygulamada bulunma teşebbüsünün olmaması, bir anlamda ABD’nin söz konusu tutumunu anlamlı kılmaktadır. Ortadoğu halklarında baş gösteren Amerikan düşmanlığı, BM’ye olan inancın kaybolması, uluslar arası hukuk gibi değerlerin Filistin konusunda işlevini yitirmesi, ABD’yi mevcut Filistin siyasetinde yeni bir çehre kazanmaya itti. ABD başından beri savunduğu iki devletli çözümü İsrail’in inisiyatifine bırakmış olsa da İsrail’e karşı Türkiye kozunu kullanmayı da tercih etmiştir. Aslında bu rol ABD’nin Türkiye’ye biçtiği değil, Türkiye’nin kendisinin üstlendiği ve ABD’nin de İsrail’i dengelemek için kullandığı bir roldür. Türkiye mevcut durumuyla İsrail’e siyaseten uzak bir konumdadır.

ABD ise bu konumu kullanarak İsrail’in Filistin konusunda yaptıklarını desteklemediği gibi bir imaj vermektedir. Oysa bu sadece ABD’nin Ortadoğu’daki kendi çıkar eksenlerini kotarmak adına uyguladığı stratejilerden biridir. ABD eğer Af-Pak bölgesinde istediğini alamazsa, Filistin – İsrail bölgesine yeniden yönelecek ve siyasal çizgisini bir de buradan uygulamaya çalışacaktır. Irak bu açıdan hem Filistin meselesinde hem de Af-Pak ekseninde büyük öneme sahiptir. Af-Pak bölgesinin elde tutulması stratejik açıdan İran’ı dizginleyeceği düşünüldüğünde, eğer bu bölgedeki hareketler başarısız olursa Filistin bölgesine stratejik çıkarma yapmak ABD’nin önemli hedeflerinden olacaktır. Bu aşamada ABD ile İsrail aynı çizgide duruyor gibi görünseler de, söz konusu bir Afganistan başarısızlığı ABD çıkarlarıyla İsrail çıkarlarını karşı karşıya getirecektir.

ABD’nin İran ile ilişkileri her ne kadar siyasal açıdan büyük bir karşıtlık üzerine yürüse de, kimi zamanlarda ortak çıkarlarda da buluşabilen bu devletler özellikle Irak’ın istikrarı ya da federal yapısı konusunda defalarca bir araya gelmişlerdir. Yine de ABD’nin İran karşıtlığı bitmiştir demek doğru olmasa gerek. ABD her açıdan İran’ı kendi bölge siyaseti için büyük bir engel olarak görmektedir. Bunun altında İran’ın Amerikan karşıtı İslam söyleminin yattığı iddia edilse de, asıl nedenin İran’ın ekonomik ve siyasal potansiyelinin muazzam derecede diri olmasıdır. İran’ın nükleer bir güç haline geleceği ABD’nin de kestirdiği gibi kesindir ancak ABD’nin İran’la olan problemi nükleer konuda değil, ABD ekseninde olmaması konusundadır. İran, ABD için Kuzey Kore kadar önemsiz bir ülke değildir ki ABD ekseninden uzak bir nükleer güç olmasına izin verilsin.

Körfezdeki konumuyla petrol taşımacılığındaki kilit konumu, öte taraftan doğal gaz ve petrol kaynaklarındaki öncülüğü, Latin Amerika ülkeleri üzerindeki etkisi, onlarla yaptığı ticari anlaşmalar dolayısıyla oradaki enerji kaynakları üzerinde de sahip olduğu diplomatik yaptırım gücü, Çin ile yürüttüğü yakın ilişkilerle, ileriki günlerde Şanghay İşbirliği Örgütü’ne daimi üye olacak olması ihtimali İran’ı ABD için vazgeçilmez bir ülke haline getirmektedir. Irak, Afganistan ve Lübnan konularının çözümü, Suriye’nin bölgedeki tavırları ve Filistin mevzusunun nihai çözümünde de ABD, İransız bir çözümün olmayacağının farkındadır. Bu açıdan da Obama hükümeti ekonomik ve diplomatik baskından bugüne kadar bir karşılık göremediğinden yakın bir zamanda İran konusunda yeni bir karar almak zorunda kalacaktır. Elbette bu kararda ABD Başkanı Obama’nın Kasım ayındaki ara seçimlerde halkı etkilemek üzere atacağı stratejik adımların da etkisi olacaktır. ABD bu aylar içerisinde İran’a askeri müdahaleyi ya da İran’la diplomatik yakınlaşmayı düşünecektir. Bu adım da hem Ortadoğu’yu hem de dünyayı bir kez daha şekillendirecek önemli bir adımdır şüphesiz.

ABD’nin İran’a olası bir askeri müdahalesi tüm bölgedeki istikrarı yok edecek hatta Amerika’nın kendi içerisindeki huzuru bile bozacak yıkıcı bir adım olacaktır. ABD hükümeti İran rejimini ABD için bir tehdit olarak görmektedir. Brezinski ABD başkanı Bush’a yazdığı İran raporunda İran’a askeri müdahale yerine yumuşak gücü tercih etmesi gerektiğini söylemiştir. Brezinski, İran’ın Dünya Ticaret Örgütüne dâhil edilmesi ve dünya sistemine entegre olması ve böylelikle kendi iç dinamiklerince uluslar arası sisteme uygun bir devlet haline getirilmesi gibi önerilerde bulunmuştur. Aslına bakılırsa, ABD’nin İran’a askeri müdahalesi en çok Irak, Türkiye ve Suriye’yi etkileyecektir. Öte taraftan İran’ın mevcut savaşında İsrail, Amerika hatta Suudi Arabistan’da bile iç karışıklıklar çıkabilir ve İran’ın müdahil olduğu bir savaşta Birleşik Arap Emirlikleri de dâhil Ortadoğu’daki tüm devletler domino taşı gibi radikal değişimler geçirebilirler.

Tüm yukarıda bahsettiğimiz denklemler hesaba katıldığında ABD’nin Ortadoğu stratejisi ileriki günlerde şu yönlerde değişimler gösterebilir ve ABD Ortadoğu’da şu girişimlerde bulunabilir:

1. Af-Pak bölgesindeki istikrar da dâhil bölge düzeyinde bir istikrarın sağlanması için, İran’a zeytin dalı uzatılarak otuz yıldır kesintiye uğrayan ABD – İran ilişkileri yeniden başlatılabilir. Eğer bu olay gerçekleşirse,

· İran Afganistan’ın yeniden inşasında ABD’ye açık destek vermeyi kabul edecek, ABD de İran’ın bölgesel rolüne boyun eğecektir.

· Nükleer problem konusunda tüm sorunlar aşılmasa da bu konu ileriki bir zamana ertelenebilir ve ABD enerji ve uyuşturucu meselesini öncelikli gündem olarak değerlendirebilir.

· ABD, İran ve Türkiye yakınlaşmasını kullanarak İsrail’i ABD çıkarlarına aykırı davranmak konusunda uyarma girişiminde bulunacaktır.

· Irak’ın yeniden inşasında İran ve Suriye’nin olumlu etkinliği sağlanarak körfezde ABD çıkarları sağlanacaktır.

2. ABD bölge istikrarından vazgeçerek Irak’ın işgalinde de olduğu gibi İsrail’in çıkarlarını önceleyip İran’a savaş açabilir. Böylesi bir durumda,

· İran, Suriye ve Lübnan’la başlayıp tüm bölgeye yayılacak bir savaş ortaya çıkacaktır.

· Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Ürdün, Katar, Kuveyt gibi halklarınca rejimlerinin meşruiyetleri tartışılan ülkelerde toplumsal karmaşalar ortaya çıkacak ve rejim değişiklikleri talepleri dillendirilir bir durum arz edecektir.

· İsrail – Filistin savaşı derinleşecek ve hatta bu savaşın sonucunda iki ülkeden biri haritadan silinmiş olacaktır.

· Irak ve Afganistan gibi ülkelerdeki ABD üslerine karşı eylemler tamamen artacak, bu ülkelerde bugüne kadar sağlanan tüm her şey yok olacaktır. Afganistan’da yeniden bir Taliban döneminden bile söz etmek mümkün olacaktır.

· ABD içerisinde bulunan İran istihbarat hareketleri ivme kazanacak ve ABD içerisinde de büyük patlamalar ve olaylar gerçekleşecektir. Bu süreçte Latin Amerika’nın da sürece katılması mümkün görünmektedir.

· AB’nin sürece katkısı ABD safında olsa da NATO birliklerinin asker gönderme kapasitelerinin dar olması hasebiyle, AB’nin sürece maddi olarak katılması beklenecektir. Bu da ABD’yi Afganistan’da olduğu gibi yalnız bırakmak demek olacaktır.

· Böylesi bir savaş Türkiye’de de derin kaygılar uyandıracaktır. NATO üyesi olan Türkiye ABD müttefiki olarak savaşa girmek zorunda olsa da, Türk halkının mevcut eğilimleri savaştaki tarafın ABD olmayacağını göstermektedir. Bu da Türkiye’de bir kafa karışıklığına sebep verecektir. Eğer devlet NATO kartını kullanmak isterse, bu Türkiye’de bile bir toplumsal patlamanın olabileceği gerçeğini bize göstermektedir.

3. ABD özellikle Afganistan sorununu öncelikli gündem haline getirerek, İran’a diplomatik baskı mekanizmalarıyla daha fazla yaptırım yapmayı sağlayacak Çin’i ikna etmek için zaman kazanmak isteyebilir.

4. ABD öncelikli hedef olarak Af-Pak bölgesinin düşünebilir ve buradaki istikrar için baş sorumlu gördüğü Pakistan üzerine askeri bir müdahaleyi düşünebilir. Ya da Pakistan’da bir kadife devrim planı da yaparak, bugünlerde dile getirildiği gibi Müşerrefi başa getirebilir. ABD, Çin ile daha fazla problem yaşamamak için özellikle Pakistan kartını daha yumuşak kullanmayı tercih edecektir.

5. Rusya’yla da derin bir çıkar çatışması yaşamamak için ABD Ortadoğu’daki tansiyonu düşürmeyi deneyebilir ve İsrail – Filistin çatışmalarını görüşmeler düzeyine çekerek, en azından göstermelik de olsa bir istikrar ortamı görüntüsü sunabilir. Bu şekilde Rusya’nın Ortadoğu’daki ticari ortaklarının yaşama alanları genişletilmiş olup daha çok çatışma alanları yaratma riskinden de kaçınılmış olacaktır.

Irak’ın işgaliyle başlayan süreçte ABD’nin Ortadoğu stratejisi gelinen noktada bir şeyler kaybetmemiş olsa da, uygulama alanlarında farklı ivmeler kazanmış ve ileriki dönemlerde de bu devam edecektir. Yakın gelecekte, ABD’nin İsrail ile olan ilişkilerinde bir revizyona gitmesini beklemek, bu ilişkilerde İsrail aleyhine bir tavır almasını beklemek zor görünse de, orta vadede bu iki devletin çıkar çatışmalarının artacağını söylemek de yanlış olmayacaktır. Gelecek günler ABD’nin tek süper güç olarak kabul edilmediği topraklar olarak karşımıza çıkan Ortadoğu’da özellikle İran – ABD, Rusya – ABD ve Çin – ABD ilişkilerinin yeni ivmeler kazanacağı bir dönem olacaktır. ABD kendi çıkarlarını oturtacağı ince çizgiyi yeniden düşünmekle birlikte özellikle 2007 ile birlikte yeni bir bölgesel güç olarak ortaya çıkan Türkiye ve bölgenin diğer güçlerinden İran’ı da hesaplayarak yeni bir strateji üretmeyi deneyecektir. Bu aşamada Türkiye ABD’nin eski bir müttefiki olarak hem İran’ı dengelemek açısından hem de Ortadoğu’daki ABD etki alanlarının yumuşak yüzü olması açısından ABD için bir vazgeçilmez olacaktır. Bu da gelecek günlerde Ortadoğu’nun tarihinde de büyük bir önemi olan Türkiye’nin belirleyici rolünü derinleştirecektir. ABD bu aşamada yukarıda ortaya attığımız savlardan birinin gündeme getirmesi durumunda Türkiye’ye her şekilde ihtiyaç duyacak ve Türkiye’den etkin bir rol bekleyecektir.


ANALİZ - Hüseyin Beheştî, SDE Asistanı

 

 

 

 

h

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim