• BIST 108.352
  • Altın 143,327
  • Dolar 3,5324
  • Euro 4,1408
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 28 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

'ONLAR KUR'AN'A VE DÜŞÜNMEYE ÇAĞIRDILAR'

ONLAR KURANA VE DÜŞÜNMEYE ÇAĞIRDILAR
Yeni bir eserle Müslüman düşünür ve önderlerin düşünce ufuklarını gelecek nesillere taşımayı amaçlayan Ekin Yayınlarından Bahadır Kurbanoğlu ile sizin için görüştük.

 

 

 

 

 

 

Önce kitabınızın adından başlayalım: Niçin İslami mücadele ve öncü şahsiyetler?

“Mücadele” kavramı sanki hayatın ya da tarihin belli kesitlerine bir atıfmış gibi algılanabiliyor bir çok kesim tarafından. O yüzden bu kavramın geçtiği yerlerde insanlar, “Abartmamak lazım!” benzeri terkipler kullanabiliyorlar. Oysa bu kavram hayatın her zerresine bir atıftır. Hayatın kendisi mücadelenin alanıdır. Tıpkı “İbadet” kavramına yüklenen anlam gibi. Hayatın bütününe dair Allah(c) için yapıp etmeleri, salih ameller bütününü ifade eder ibadet. “Zikr” de böyledir. Allah için koşturduğunuz her anınız, aslında aynı zamanda O’nu zikrettiğiniz anlardır. Mücadeleyi de böyle görmek lazım.
Kitapta yer verilen şahsiyetler tarihin farklı kesitlerinde bu mücadeleyi hayat edinmiş kişiliklerdir. “Öncü”dürler; çünkü kendi dönemlerinde öncelikle düşünen beyinleri, ıslah olmak isteyen kalpleri etkilemişler ve kendilerinden sonrakilere de önemli miraslar bırakmışlardır. Vahyi tecrübenin ortak hakikatlerinin ortaya çıkarılması, vahyin merkezde olduğu bir din (dünya görüşü ve yaşam biçiminin)in tesisi için ıslah, ihya ve tecdid çabası içerisinde olmaları bu durumu yeter derecede özetlemektedir diye düşünmekteyim.

Kitabınızda hangi isimlere yer vereceğinizi nasıl belirlediniz? Yer vermeyi isteyip de yer veremediğiniz isimler var mı?

Kitaptaki isimler, Haksöz dergisinde -yaklaşık onsekiz yıllık bir süreç içerisinde- haklarında araştırma yapılmış şahsiyetlerdir. Bulundukları coğrafyalarda hem fikri, hem de fiili mücadelenin örnekliğini sergilemiş olmaları bizim için ölçüttür. Elbette İslam tarihinde başkaca -aynı bağlamda değerlendirilebilecek- şahsiyetler de mevcuttur. Geçmiş ve yakın tarihimizden buna örnekler verilebilir. Haksöz’de de bu bağlamda değiniler mevcuttur. Ancak belli bir şahısla ilgili, fikirlerinin sınırlı bir bölümüne ilişkin değiniler söz konusu olduğunda bunları kitaba almamız fazlaca bir anlam ifade etmeyecekti. Öyle de yaptık.



Şehid Dr. Ali Şeriati


Yine bu bağlamda, İbn Tumert ile başlayan kitap Ali Şeriati ile sona eriyor. Bu iki kişi arasında nasıl bir bağ var?

İhya, ıslah ve tecdid’den söz ettiğimiz her hal ve şartta, toplumsal ve idari anlamda bir bozulma, deformasyon, “ed-din”den uzaklaşma haline de vurgu yapıyoruz demektir. Bu tarih boyunca böyle olmuş ve bu dualist durum her daim karakterini(kaderini) korumuştur. Tevhid ve Şirk, tarih içerisinde mutlaka kendi pozisyonlarını almışlar ve bu düalizm günümüze kadar ilkeleri ve kanunlarında bir değişme olmaksızın süregelmiştir. Yönetimsel ve toplumsal bozulmaya karşı her dönemde muvahhid kişi ve kişilikler ortaya çıkmışlar; insanlığın kaderine vahyin merkezde olduğu bir akılla müdahale çabası gütmüşlerdir. İşte aralarında yüzyıllar olmasına karşın savunageldikleri doğrularda çağları aşan ortaklıkların da olması bu yüzdendir. Nemalanılan kaynak ortaktır. Önemli olan bu kaynaktan fışkıran nimetleri An’a ve Çağ’a yönelik yorumlayabilmektir.

İçeriksel bir takım farklılıklara rağmen, bizatihi bu çabanın güdülmesinde İbn Tumert’le Ali Şeriati arasında kuvvetli bir bağ vardır. Aklı ve Nefsi Kur’an’la düşünmeye, arınmaya ve eylemeye çağırmak gibi temel bir bağ.

Bazı isimlerle ilgili olarak birkaç yazı varken, bazıları ile ilgili sadece bir yazının yer almış olmasının nedeni nedir?



Bahsettiğiniz husus daha çok çağdaş öncülerle alakalı. Seyyid Kutub, Ali Şeriati, İmam Humeyni gibi. Bu da doğaldır. Zira bu şahıslarla ilgili olumlu-olumsuz tartışmalar ya da etki alanları ve fikirlerine ilişkin yazın süreci devam etmektedir. Keşke daha fazla değiniye yer verebilseydik, ancak daha önce değindiğim gibi bu çalışmalar onsekiz yıllık bir yolculukta, bu şahsiyetler üzerine çalışmış olan kardeşlerimizin emeklerinin birer ürünü. Haksöz ve Dünya İslam dergilerinde yayınlanmış teliflerin tümüne yer vermeye çalıştık.

Türkiye’den isimlerin yer almaması bir eksiklik mi yoksa bir seçim mi?

Elbette bir seçim. Nasip olursa bunları farklı bir çalışmada değerlendirmek istiyoruz.



Seyyid Cemaleddin Afgani

Kitabın genel seyri makaleler. Buna karşın iki tane de söyleşi yer alıyor. Bu söyleşileri hangi gerekçe ile aldınız?

Bir tanesi Afgani ile ilgili olarak Muhammed Ammara ile yapılmış bir söyleşi; ki bana sorarsanız tarihsel bir vesika olarak hala değerini korumakta. Ammara’nın burada değindiği konulara ilişkin, bu nitelikte ve açıklıkta başkaca bir röportaj Türkiye’de yayınlanmamıştır desem, sanırım abartmış olmam. Bu röportajı nitelikli sorularla yönlendiren kardeşlerimizi de bu açıdan tebrik etmek gerekir, diye düşünüyorum. Öte yandan Ammara zaten Afgani ve Abduh üzerine tarihsel araştırmalarıyla meşhur bir uzman. Afgani hakkında zihinleri karıştıran pekçok meseleye değinen ve cevaplayan bu röportajın yayınlanmaması büyük bir eksiklik olurdu, diye düşünüyorum şahsen. Malik bin Nebi hakkındaki röportajın da benzer bir tarihi değeri var. Röportajın içerisindeki şahsiyetlerin hemen tamamı onun öğrencileri. Kitapta onun hayatına yönelik biyografik bir değini olmadığı da düşünülürse, etkisi ve fikirleriyle ilgili tarihe kayıt düşen bu röportajın da yayınlanması kaçınılmazdı bizim için.



Şehid Seyyid Kutub

Öze dönüş ve ıslahat kavramları yazılarda sıkça geçiyor. Nedir bu iki kavramın özellikleri?

Yüzlerce kitaba, makaleye konu olmuş olan bu sorunuzu kısaca cevaplamak gerekirse şunları söyleyebilirim: Yüklerinden arındırılmış, saf, sahih, dosdoğru, yaratılış mayamıza uygun/fıtri bir İslam algısına ulaşabilmenin yollarını keşfetme çabasıdır, diyebilirim. İslam’ı doğru okuma/anlama ve yaşama çabasıyla birlikte, en temelde, onun ilahi ve beşeri olmak üzere iki yönüyle kurulacak doğru ilişkidir, diye de ekleyebilirim. Öze dönmeyi, tarihsel anlamda beşeri üretimlerin din adına içine düştükleri yanılgı, eklektisizm ve hurafelerden kurtulup, ilk neslin aklını, düşünme melekelerini, usulünü ve yapıp etmelerini keşfetme olarak kısaca tanımlarsak, ıslahatı da buna yönelik tüm çabaların üst başlığı olarak niteleyebiliriz.

Nitekim tarih boyunca tüm ıslahat önderleri bunu yapmaya çalışmışlar. Kur’an’ın basit, anlaşılır mesajının önündeki engellerle her alanda (Beşeri ilimler alanında Hadis, Kelam, Tefsir, Fıkıh, Felsefe, Tasavvuf’a kadar; Yönetsel anlamda “Tevhid ve Adalet” ilkesini çiğneyen yönetimlerle “Emri Bi’l Maruf Nehyi Ani’l Münker” gereği; Toplumsal anlamda yozlaşma ve ahlaksızlıklarla hesaplaşmaya girişmişler, zulüm ve ifsad mekanizmalarıyla nasıl başedilmesi gerektiğinin yollarını göstermeye çalışmışlardır. Bunu yaparken, -yukarıdaki sorunuza da ek bir cevap olarak- ortak vahyi kavramlara dayanmışlar; dolayısıyla bazılarının iddia ettiği gibi türedi bir formun, usulün, dünya görüşünün üreticisi de olmamışlar; aksine mukavim bir hattı yaşadıklara çağa tercüme edenler, yorumlayıcılar olmuşlardır. Mu’tezile’den İmam Zeyd’e, Ebu Hanife’den İbn Teymiyye’ye ve günümüz ıslahatçılarına kadar bu hattın kalın bir çizgi halinde kesintisizce günümüze kadar parıldaya geldiğini gözlemlemek mümkündür. Kitabın belki de yeni nesillere katacağı en temel mesajlardan biri de bu bağın kurulmasına yapacağı katkıdır, diye düşünüyorum.

Peki bu isimler gerek İslam dünyasında gerekse Batı’da nasıl algılanıyor? Örneğin bazı isimlerle ilgili olarak modernist, reformcu ya da resmi İslam’ın temsilcisi olmak gibi değerlendirmeler yapılıyor. Bu değerlendirmeler nasıl yaklaşıyorsunuz?

Özellikle 19. yy.’dan itibaren bu isimlere dönük Batılı araştırmalar hız kazanmıştır. Batılılar karşılarındaki fikri gücü ve bunun arka planını tanımaya çalışmışlar, bu anlamda mesela Afgani’yi incelerken aynı zamanda onun donanımına katkı yapan tarihsel şahsiyetler üzerine de yoğunlaşmışlardır. 20. yy’da bu çalışmaların odağına İbn Teymiyye de oturmuştur. O’nun özellikle İhvan’a ilham kaynağı oluşuna ilişkin görüşleri Batı’lı araştırmalara konu edilmiştir. Oryantalistik çalışmalar elbette İslam tarihinin her köşesine ve Hadis tarihinden Tasavvuf’a kadar her düşünce iklimine yönelik olmuştur, ancak ıslahatçı ulemaya dönük çalışmalar bir takım farklılıklar arzetmiştir. Özellikle 20. yy. direniş hareketlerine ilham kaynağı olmuş kişiler ilgi odağı haline gelmiştir. Mesela Afgani ile ilgili bugüne dek 650 kadar kitap ve makale yayınlanmıştır ki, bu rakam bu alanda bir rekoru ifade eder. Peki neden bu ilgi? Mesela 1963 sonrası bu ilgi bir hayli artmış ve özellikle N.R.Keddie, E.Kedourie gibi oryantalistlere maksatlı araştırmalar yaptırılmıştır. Bunu söylerken kesin bir dil kullanmamın sebebi, günümüzde bu kitapların ilmilik düzeylerinin ve propagandif yönlerinin bir takım ilmi araştırmalarca faş edilmiş olmasıdır. Bir küçük örnek vermek gerekirse mesela F.A.Tansel’in Belleten 33/125’te bu gibi çalışmalarla ilgili değerlendirmelerine ya da örneğin Prof Dr. Kemal Karpat’ın Bilgi ve Hikmet Yaz 1993/3'teki incelemelerine bakılabilir. Hadi Husrevşahi el-Urve’nin Türkçe neşrinin girişine (s 54 vd) yazdığı değerlendirmede, 1963 sonrası Oryantalist çalışmaların “Müslümanların çağdaş sömürgeciliğe ve baskılara başkaldırma azimlerini kırmak üzere ABD gizli servisince yönlendirildiklerini” iddia eden bir değerlendirme koymuştur.

Peki Türkçe’de onun hakkını teslim eden çalışmalar yok mudur?

Bilinen araştırmaları bir kenara koyacak olursak, bana göre bugüne dek Afgani hakkındaki kaynaklar üzerine yapılan çalışmalardan en aşılamamış olanı ve halen bu konulara ilgi duyanlarca keşfedilmeyi bekleyen çalışma hiç kuşkusuz ki Dücane Cündioğlu’nun Divan dergisindeki 1996/2 sayılı 90 sayfalık etüdüdür. Afgani’nin Ernest Renan’a cevabı hakkındaki aleyhte spekülasyonları adeta dümura uğratan bir çalışmadır bu. (Sınırlı bir alana ilişkindir ama diğer alanlara yönelik olarak da ilmiliğin ölçütlerini göstermesi açısından öğreticidir.) Ama maalesef halen bu hususta Türkiye’de makaleler yayınlanabilmekte, yalan yanlış gayr-ı ilmi dipnotlandırmalarla bu konu Afgani aleyhinde kullanılabilmektedir. Ard niyetlileri bir kenara koyacak olursak, en azından samimi araştırmacılar bu makaleyi mutlaka okumalılar.



İmam Muhammed Abduh

Bu isimlere dönük eleştirilerin kaynaklarına dönersek. . .

Öte yandan bu isimler sizin de sorunuzda belirttiğiniz gibi İslam dünyasından da hücumlara uğramışlardır. Aslında hücumların en büyükleri buralardan gelmiş dersek yanlış bir tespitte bulunmuş olmayız. Türkiye’de özellikle Muhafazakar kesimin -Afgani, Abduh, Reşid Rıza, Seyyid Kutub, Ali Şeriati, Mevdudi…listeyi uzatmak mümkün- bu isimlere ilişkin mezhebi ve tarihi önyargılardan kaynaklanan husumetleri olagelmiştir. Bu onların din algısıyla alakalı bir husustur ki, zaten bu şahsiyetler de ömürleri boyunca bu eklektik, taklitçi, hurafeci, ‘Öteki Batı’ya özenen maneviyatçı, ruhçu/spiritüalist anlayışlarla da mücadele etmişlerdir. Maddeciliğe, rasyonalizme harcadıkları mesainin daha fazlasını bu anlayışlarla hesaplaşmaya adamışlardır.

Bu şahsiyetler halen bu kesimlerce rasyonalist, reformist, İslam dünyasını moderniteyle tanıştıran unsurlar olarak tanıtılagelmektedirler. Bu vesileyle yeni nesillerin ve araştırmacıların zihinleri de bulandırılmaktadır. Verilen bilgilerin çoğu önyargılı, mesnetsiz ve anakroniktir. Mesela Abduh’un rasyonel akılla hareket ettiğine ilişkin iddialara kitapta Abduh’la ilgili iki yazı bence önemli cevaplar ihtiva etmektedir. Ancak tevhidi kesimlerin bu çabaları süreklilik arzetmeli, yeni çalışmalara imza atılmalıdır diye düşünmekteyim. Bu minvalde genç beyinler sivil çalışmalarla birlikte akademik alanda (mesela doktora çalışmalarında) bu konulara eğilmeli; bu Anadolucu, Osmanlıcı, milliyetçi entelektüel-muhafazakar havzaya gereken cevapları verebilmelidirler.

Ele alınan düşünürlerden ve onların öncüsü olduğu yapıların deneyimlerinden bugün için çıkarılacak ne gibi dersler var?

Konu uzun ama içinden geçtiğimiz süreçle bağlantılı olarak şu şekilde cevaplamaya çalışayım: Son dönemlerde yaygınlaşan muhafazakar-liberal eğilimler ve bunlardan sadır olan İslam yorumları, kitapta isimleri geçen şahsiyetleri adeta tozlu rafların, tarihsel ürünleri gibi lanse etme tavrı sergilemektedirler. Oysa bugün, her kesimin “Bir başka dünya mümkün” arayışlarının hızlandığı küreselleşme çağında bu şahsiyetlerin mesajlarına her zamankinden fazla ihtiyaç olduğu bir gerçektir.

Peki ya reformistlik iddiası?

“Reformistlik” suçlaması da bir başka serencam. Bu kelime, yani “reform” Batılı eserlerde sürekli bu şahsiyetlerle ilgili olarak kullanılagelmiştir. Bu da doğaldır. Onların lügatinde bu kelimenin kendi tarihsel varyansları açısından da anlamı vardır. Ancak bu eserler dilimize çevrilirken bu kelimeye hiçbir şerh düşülmemekte, -hüsnü zanla ifade edersek- dikkatsiz çevirmenler kelimeyi aynen tercüme etmektedirler. Oysa reformizm, bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmeyi ifade eder. Islah ise, aslına döndürmeyi, aslına uygun tarzda düzeltmeyi, üzerini örten kirlerden arındırmayı. Dolayısıyla ıslah yoluyla yapılagelen şey dine bir şey katmak, dinden bir şey eksiltmek ya da onu dönüştürmek değil, aksine aslına döndürmek manası taşır. Çünkü reformistin ölçüye ihtiyacı yoktur; ya da ölçüsü zanni beşeri üretimler olabilir ama ıslahçı açısından durum böyle değildir. Islahın merkezinde vahyi-tevhidi tecrübi birikim vardır. Islah çabası, öze dönüş, ihya, tecdid gibi kelimeler bizim dünyamızı yansıtmada kadimden beri kullanılagelen kelimelerdir. Asıl bu kelimeleri bırakıp “reform” gibi bazı sahte nitelemelere başvurmak Batılı ve Batıcı olandan etkilenmişliğin bir tezahürüdür. Öte yandan Ali Abdurrazık, Seyyid Ahmet Han ya da günümüz ilahiyat çevrelerinde rastgeldiğimiz türden -başörtüsü, faiz, vb tartışmalarda olduğu gibi- modernist, reformist yorum ve yaklaşım biçimleri de mevcuttur. Ama bu yönelimleri birbirinden ayırmaz ve aynı anlam dünyasının tezahürleri gibi okursanız, yanılsamayı ve zihin kaymasını daha baştan kabullenmiş olursunuz. Seyyid Ahmet Han’la Afgani’yi yan yana zikretmek, İslam’ı Batılılaşmanın tezahürleriyle kompleksif bir tarzda okumakla; Batılılaşan ve Batılılaştıran zihne, tevhidi geleneğin anlam dünyasından cevaplar (hatta yanılgılarına çözümler) üretmeyi aynı kefeye koymak gibi bir yanlışa savrulmuş olursunuz. Oysa birileri yaşanan çağın getirdiği içsel ve dışsal bunalımlara cevap arayışı güder, insanlığın idrakini vahyin iklimine çekmeye çalışırken, diğeri İslam’ı Batılı/Batıcı idrakin çeperine sıkıştırıp yaranma güdüsüyle hareket etmektedir. Biri çarpık tağuti yönetimlerle hesaplaşma, halkın nefsinde olanı kültürel, eğitsel ve siyasi alanda ıslaha çabalarken; diğeri bu sistemlerin hayatı, yönetimi, halkı, siyaseti, toplumsallığı algılayış biçimiyle Allah’ın dinin ne kadar da örtüştüğünün gaflet senaryolarını kotarmaktadır. Bu ikisini yan yana anmak cehaletten değilse eğer, gafletten kaynaklanmaktadır.
Aynı hatalara geleneksel kesim içerisinden de düşenler vardır. Onların ise, bu insanların magazinel hayatını merak edip kulaktan dolma bilgilere yaslanmaktansa, kendi din algılarının ıslahı için çaba göstermelerini salık vermeliyiz.

Kitabınız İslami mücadele tarihine daha başka ne gibi yeni açılımlar, perspektifler getiriyor?

Bu kitaptaki bilgiler yeni değil ve Amerika’yı da yeniden keşfediyor değiliz. Yıllar öncesinde dokunageldiğimiz konuların bugün geniş kitlelerce -yeterli olmamakla birlikte- revaç görüyor olması; aynı zamanda yukarıda bahsettiğim tarzda meyve veren ağaçların sürekli taşlanıyor olması hedeflenen seviyeye yönelik önemli adımların atıldığını göstermekte. Bizler bu kitap vesilesiyle yaşadığımız çağda aklı selimin ölçütlerini hatırlatmaya çalışıyoruz. Ve bu ölçütler emek vermeden kazanılamaz. İşte öncülerin hayatları ortada. Asla sadece kitabi bilgilendirmeyle yetinmiyorlar. Fildişi kulelerde ya da farenin dağa küsüp dağın haberinin olmadığı ortamlarda yaşamıyorlar. Hayatın, siyasetin, sosyalitenin tam göbeğindeler. Meselelerin merkezindeler. Beyinlerin dönüşmesi, gönüllerin arınmasının bizatihi hayatın içinde olabileceğinin en büyük şahitleri onlar. Kendi dönemlerinin, çağlarının, toplumlarının sorunlarıyla iç içeler. Bu sorunları aşmada, örgütlülük ve kurumsallaşmanın önemini bizlere kavratmada örnek pratikler serdetmiş bulunuyorlar.

Buradan çıkaracağımız dersler var. Hayatın fıkhını vahyi bir akıl süzgeciyle kavrayarak, onu dönüştürme ameliyesini geliştirmemiz gerekiyor. Hayatın kıyısında, sadece laf üreterek, sadece bilimsel bilginin peşinde koşarak, ya da dolaylı anlamda yeni Mehdi anlayışları geliştirerek vahyin ışığını insanlığa taşıyamayız.

Dolayısıyla bu kitap zaten varolan açılımları yeniden fıkhetmemiz gerektiğinin altını kalınca çiziyor kanaatimce. Ayrıca bir önceki nesillerin büyük emeklerle, el yordamıyla keşfetmeye çalıştıkları şahsiyet ve hareketlere, yeni nesillerin sağlıklı bir perspektifle buluşabilmelerini sağlıyor. Bence sadece bu bile kitabın önemini ifada önemli bir köşetaşıdır diye düşünüyorum.


İmam Şehid Hasan el-Benna

Klasik bir soru olsa da, sormak istiyorum Kitabın hazırlanma süreçlerini anlatır mısınız?

Makalelerin seçimi, gözden geçirilmesi, redakte ve tashih aşamaları her kitabın klasik süreçlerini oluşturuyor. Buradaki makalelere fazla müdahale etmedik. Genel anlamda orijinal hallerine sadık kaldık. Yeni elde edilen bilgileri eklediğimiz de oldu. Mesela İbn Tumert’in öğrencilerinin yeni yayınlanan eserlerinden bazı pasajları, Mehdi anlayışına getirdiği dönemsel açılımı göstermek açısından makaleye dipnot olarak koyduk. Bu önemliydi; nitekim bunlar yayınlanana dek İbn Tumert’in kendisini Mehdi olarak görmesi/göstermesinin temel dayanaklarının neler olduğu bilinmiyor ve bu da ciddi bir boşluk oluşturuyordu.

Okurların ilgisi nasıl?

Okurlarımızın ilgisinin beklediğimizin üzerinde olduğunu belirtmeliyim. Kitabın yüzde sekseni çok kısa bir sürede tükendi ki bu da oldukça sevindirici bir gelişme.



Haksöz Okulu ile ilişkili olarak sürdürdüğünüz yeni kitap çalışmalarınız var mı?

Seyyid Ebu'l Ala Mevdudi

Elbette. İnşallah seriyi yeni çalışmalarla sürdürmeyi ve Haksöz’ün tüm birikimini okuyucularla buluşturmayı düşünüyoruz. Şu an “Kavramlar” üzerine çalışıyoruz. Yetmişten fazla kavramı ihtiva eden bir kitabı inşallah en kısa zamanda yayına hazır hale getireceğiz. Bundan sonra muhtemelen “Kur’an Çalışmaları”nı bir ya da iki kitap halinde hazırlayacağız.



Dr. Malik bin Nebi

Önümüzdeki dönem “Kıssalar”, “Söyleşiler” gibi konular gündemimizde olmakla birlikte, Özgür-Der başkanı Hülya Şekerci hanımefendinin “İslami Mücadelede Kadın” konulu bir çalışması da şu an hazırlık aşamasında.

Söyleşi için teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum…

Bu vesileyle ben de hem size nitelikli ve özenli sorularınız için teşekkür etmek istiyor; Hem de İslami Mücadele’de Öncü Şahsiyetler kitabının hazırlanmasında emeği geçen ve özellikle Haksöz dergisi’nde yayınlanan araştırmalarıyla kitabın muhtevasına katkı sağlayan kardeşlerimize de bir kez daha şükranlarımızı sunmak istiyorum.


NOT: Kitab'a Nevşehirli İbrahim Cad. No:14 Fatih İstanbul adresinden ve 0 212 524 10 28 nolu telefondan ulaşabilirsiniz.

ASIM ÖZ/TIMETURK

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim