• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 19 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

O DÖNEM SORGULANMALI

O DÖNEM SORGULANMALI
Bugün doğru kararlar almak ve yarını inşa etmek için dünü bilmek ve sorgulamak gerekir.

 

 

 

 

Ancak Türkiye'de Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşananların eksiksiz bir sorgulaması yapılmıyor. O yıllardaki uygulamalar “Atatürk yanlış mı yaptı?” diyeceğiz denilerek “Sorgulanamaz/Dokunulamaz” sınırları içine alınıyor. Ülkenin milli menfaatleri öne sürülerek sorgulama süreçleri kesiliyor, halkın doğruları öğrenmesinin önüne geçiliyor.

 

İstiklal Mahkemeleri oluşturularak darağaçları kuruldu, idamlar yapıldı, insanlar toplu halde yurtlarından sürüldü. Cepheden cepheye koşan ve halkı koşturan her bölgeden âlimler bir şapka uğruna vatan haini edildi. Harf İnkılâbı adı altında bir gecede bir toplum cahil bırakıldı, “eski yazılı metin” bulundurma iddiasıyla evinde Kur'an-ı Kerim bulunanlar sorgulandı, cezalandırıldı. Kimse neden yapıldı, diyemiyor.

Halktan toplanan vergi ve haraçlarla köşk ve lojman sefaları sürüldü, keyfi atamalarla kadrodaki adamlar hiç uğramadıkları şehirlere milletvekili yapıldı, Batı'dan kanun çevirtilip bu atanmış vekillere halk adına onaylatıldı, partiler kapatıldı, suikast hikâyeleri üretilip muhalifler imha edildi. O dönem dini, siyasi hatta ekonomik açıdan sorgulanmadan, o döneme ait engelleyici yasalar tek tek ayıklanmadan geleceğin toplumunu inşa etmek mümkün değildir. Bu inşa her seferinde “Atatürk'e mi karşı çıkıyorsunuz?” denilerek “mutlak bilen ve mutlak değişmez”e karşı isyan olarak değerlendirilip engelleniyor.

“Devrim Süreci” denen dönem bir tür “mutluluk çağı” olarak anlatılıyor, o dönemde haksız yere itibarı zedelenenler anılamıyor, “takdis” edilircesine yüceltilenlerin yüce olamayabileceği ihtimali bile dile getirilemiyor.

 

1923-1938 yılları, Türkiye'nin en kritik dönemini oluşturuyor. Bugünkü pek çok tıkanıklığın, tartışmanın altında o gün yaşananlar var. Bu tıkanıklıkların aşılması, tartışmaların toplum lehinde sonuçlanması için o günlerin bütün yönleriyle konuşulup yazılması gerekir. Dindar kesimlerin yaşadığı sorunlar, Kürdlerin karşılaştığı muameleler hep o dönemde başladı. Ancak hâlâ pek çok tarihi belge saklanıyor, halk resmi tarih kitaplarıyla uyutuluyor. 

O dönem ne zaman sorgulanmaya başlandıysa “Ülkenin ortak değerleri zarar görüyor” gerekçesiyle Silahlı Kuvvetler “yazılı açıklama”lar yaptı, ihtarlar verdi, darbe yaptı, post modern darbeler denedi. Halkın doğrularla yanlışları ayırt etmesi engellendi. Yaşananlar “sırmalı kapalı kutu” içinde tutulmaya devam edildi. O dönemin ekonomik ve sosyal zorlukları bile doğru dürüst gündeme taşınamadı.

Dersim'de yaşananları gündeme getirerek bir döneme istemeden de olsa tartışmaya açan Onur Öymen “Atatürk'ün yaptıklarına yanlış mı diyeceğiz?” diyerek bir tür “yanılmazlık” inancına sözcülük ediyor. Bu inancın sahipleri Mustafa Kemal dönemini kutsallık sınırı içine alıyor ve her tür eleştirinin dışına alıyor.  

 

DOĞRU MU YAPILDI DİYECEĞİZ?

3 Hilafet Kurumu kaldırıldı.

3 Camiler ahıra çevrildi.

3 Medreselerin kapısına kitil vuruldu.

3 Müslümanların sarık gibi başlıkları yasaklandı, erkeklerin başına Yunan kasketi, Yahudi fötrü kondu,  Müslüman kadının peçesine el atıldı. Ahlaksızlık aleni hale geldi.

3 Aile hukuku Hıristiyanların aile hukukuna benzetildi.

3 Müslümanların vergileriyle içki fabrikaları kuruldu. Köşklerde içki sofraları kuruldu, bir toplum sarhoşluğa sürüklenmek istendi.

3 Takvimler değiştirilerek Müslümanların zaman kavramı değiştirildi. Peygamberimize hakaret eden tarih kitapları basılıp 1941'e kadar okullarda okutuldu.

3 Hindistan Müslümanlarının gönderdiği paralarla faizli bankalar kuruldu, bankanın parası tarihi boyunca Müslümanların değerlerine karşı mücadele eden bir partiye akıtıldı.

3 Bir toplumun dili yasaklandı, insanlar konuşamaz oldu.

 

İYİ Kİ ASTILAR MI DİYELİM?

Özel bir yasayla kurulan İstiklal Mahkemeleri sayısı saklanan idamlar yaptı. Diğer mahkemeler de Şapka Kanunu'na muhalefetten nice masumu astı. Anneler ağladı, kadınlar dul, çocuklar yetim kaldı, yurtlarından sürülen insanlar yollarda telef oldu. Ancak bunlardan hiçbirini eleştirel anlamda işlemek serbest değil, hepimiz “Madem ki Mustafa Kemal'e karşı çıktılar, iyi ki bu sıkıntıları yaşadılar” mı diyelim?

 

NELER YAŞANDI?

Mezarından çıkarıp astılar

 Erzurum'dan Erzincan'a gelen İstiklal Mahkemesi, İbrahim Hakkı Efendi'ye gıyabında idam cezası verdi. Fakat İbrahim Hakkı Efendi Erzincan'da olmadığı için bu ceza infaz edilemedi. İbrahim Hakkı Efendi, hakkındaki idam kararı haberini aldığı günün ertesi sabahı namazını kılarken ruhunu teslim etti. Çocukları babalarının vefatını Şark İstiklal Mahkemesi'ne bildirdiler. Ölüm haberinin doğru olup olmadığını araştırmak için köye gelen müfreze, İbrahim Hakkı Efendi'nin yaşadığı Kemah ilçesine bağlı Müşekrek Köyü'ne gelip merhumun kabrini açtırdı, cesedini çıkardı. Nahiye müdürü cenazenin İbrahim Hakkı Efendi'ye ait olduğunu tasdik etti. Hemen orada bir darağacı kuruldu ve cenaze mahkemenin kararını yerine getirme adına darağacına asıldı.

 

İDAM İÇİN BABANIN YAŞINI BÜYÜTTÜLER, OĞLUNUN YAŞINI KÜÇÜLTTÜLER

Dersim olayından sonra Seyid Rıza ve oğlu Rezik Hüseyin pek çok kişiyle birlikte darağacına götürülür. Ancak Seyid Rıza'nın yaşı 78'dir, kanunen idam edilemez; oğlu Rezik Hüseyin'in yaşı ise 17'dir, asılamaz. Mahkeme hemen bir karar alır, Seyid Rıza'nın yaşını 54'e indirir, Rezik Hüseyin'in yaşını 21'i çıkarır ve ikisini de orada idam eder.

 

GERÇEKLER HALKTAN SAKLANIYOR

Şeyh Said Kıyamı, Geliye Zila ve Dersim… İstiklal Mahkemeleri'nin batı illerinde idam ettiği insan sayısı resmi rakamlara göre 1.054'tür, gayri resmi rakamlara göre 5000 civarıdır. Ancak Şark illerinde ayaklanmalar sırasında kaç kişi hayatını kaybetmiş, örneğin Geliye Zila katliamında kaç kişi imha edilmiş, Dersim'de İstiklal Savaşı'nda hayatını kaybeden insan sayısından daha çok insan öldü, deniyor, ancak kesin sayı ne kadar, bu bilinmediği gibi Şark İstiklal Mahkemeleri'nin resmen kaç kişiyi idam ettiği de “kin ve düşmanlığa yol açacak devlet sırrı” denerek açıklanmıyor.

Batı ülkelerinde bir olayın üzerinden 50 veya en çok 75 yıl geçtiğinde konu ne olursa olsun belgeler açıklanıyor. Türkiye'de aradan geçen neredeyse 89 yıla rağmen İstiklal Mahkemeleri'nin kararları hakkında bilgi verilmiyor. Ayrıca kaç kişinin sürgün edildiği ve bunların ne kadarının hayatını yollarda kaybettiği de söylenmiyor.

 

CENAZELERİ BİLE SAKLADILAR

28 Haziran 1925'te Diyarbakır'da Şeyh Said ve 46 arkadaşı darağacına gönderildi. Ama cenazeler(Şeyh Şemseddin dışında) ailelerine teslim edilmedi. Kimine göre eski sinemanın, bugünkü Alman Hastanesi'nin bulunduğu yere gömüldü. Ağustos 2009'da Prof. Dr.Ümit Yazıcığlu'nun gündeme getirdiği bir iddiaya göre ise GATA(Gülhane Askeri Tıp Akademisi)'nın altında özel bir bölmede saklanıyor. Cenazelerin yeri bir devlet sırrı sayılıyor ve konu hakkında onların varislerine bile bir açıklama yapılmıyor.

DoğruHaberGazetesi

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim