• BIST 90.383
  • Altın 144,498
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

"O Çocukları Öcalan da Tutamaz!"

"O Çocukları Öcalan da Tutamaz!"
HDP kurulduktan sonra ilk eşbaşkanlığını yapan ve 68 kuşağının önemli isimlerinden olan Ertuğrul Kürkçü, 6-7 Ekim sonrasında yaşanan süreci değerlendirdi.

 

- Hükümet 6-7 Ekim için ‘kalkışma’ diyor. Sizce neydi?

6-7 Ekim’i bir patlama anı olarak kabul edecek olursak tabii bunun arkasında bir birikim var. Ben temmuzdan itibaren bölgeye gidip gelmeye başladım. Bölgede çözüm sürecinin elle tutulur bir sonucunu göremeyen, küçük düşürüldüğünü düşünen, Kobani’de ve genel olarak Rojava’da olan bitenlerden rahatsızlık duyanların hırslandıklarını çok yakından görebildim. 6-7 Ekim’deki patlama benim açımdan bir çağrının eseri değil, bir çağrıyı zorunlu kılan bir sosyal kabarmanın sonucuydu. Hiç kimse davet edilmemiş olsaydı da halk zaten kabından taşmıştı.

- Ancak sonuçta HDP’nin çağrısı bu öfkenin teskin edilmesi yönünde olmadığı gibi, orada yaşanan şiddetin meşrulaştırılmasına yönelik bir araç olarak algılandı.

Nesnel olarak olayları sıraya dizersek böyle olmadığını görebiliriz. Amerikan uçakları bir hafta boyunca Kobani semalarında geziniyordu ama herhangi bir şekilde IŞİD’e zayiat verdirecek biçimde bir bombalama yoktu. İnsanlar eldeki son imkân olan koalisyon güçlerinin IŞİD kuşatmasını kırmakta hiçbir işe yaramadığını görünce kendilerini tamamen çaresiz hissediyorlardı. Böyle bir anda gelen son çağrıyla birlikte yapılacak tek şey dünyanın dikkatini buraya çekmekti. Kobani bir soykırım ile ortadan kalkacak hissiyle bu çağrıyı istediler. Yoksa HDP, yani o halkın temsilcisi/sözcüsü olan parti bunun gereğini yapmaktan ne kaçınabilirdi ne de başka bir çaresi olabilirdi.

- O çağrıyı yapmasaydınız ne olurdu?

Bu çağrı yapılmasaydı, halkın protestosuna politik bir karakter kazandırılmamış olsaydı IŞİD saldırısı altındaki Kobani’ye ne dünyanın dikkati dönerdi ne de Türkiye’nin. Ne de hükümet bir çıkmazla karşı karşıya olduğunu idrak ederdi. Bence protesto gerekliydi. Ama protesto süreci içinde bu kadar çok insan hayatına kastedileceğini o kadar kolay öngöremezdiniz. Sonuçta 48 insan hayatını kaybetti ve bunların büyük bir bölümü hükümet güçlerinin açtıkları ateş sonucunda öldürüldü.

- Aynı karşıtlık Güneydoğu sokaklarında HDP ile Hüda Par arasında mı vuku buldu? Hüda Par IŞİD’in tarafını tuttu demeye mi getiriyorsunuz?

En azından Kobani’nin tarafını tutmadığını gördüğümüzü, söyleyebiliriz. Fakat bunun da evveliyatı var. Hüda Par ile Kürt yurtsever gençliği arasında son bir yıldır sürüp giden bir gerilim vardı. Tabii her şeyin kaynaşmaya başladığı bir anda bu birikmiş nefret de devreye girmiş olabilir. Sonuçta evet can kayıpları oldu, esasen Kürtlerin hayatları sona erdi. Bunun sebeplerinin ve arkasındaki güçlerin aydınlatılması için biz bir meclis araştırması teklif ettik fakat AKP ile MHP bunu reddetti. Ben bugünden şunu söyleyebilirim; HDP bağımsız bir araştırmanın sonuçlarını kabul eder ve gereğini yapar. Bunun önünde durulamaz. İnsan hayatından daha değerli ne var.

- HDP’nin de bu çağrıyı yapmaktan başka bir şansı olmadığı, KCK’nın size bu taleple geldiği konuşuluyor. Son olarak da Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan yaşananların arkasında Öcalan’ın işaretinin olduğunu söyledi. Öyle miydi gerçekten?

Ben bayılıyorum bu hükümet yetkililerine. Öcalan’ın buna mesnet gösterilen sözünün üzerinden 20 gün geçtikten sonra ve bütün her şey olup bittikten sonra geri dönüp eşinip buradan bir sebep icat etmek muhteşem! Bence bunların hiçbiri yüzünden olmadı. Çağrı var olan ve kabından taşan ortadaki halk öfkesinin siyasi bir kanala yönlendirilmesi ve yaygın bir etki sağlanabilmesi içindi. Evet Öcalan da dedi, biz de dedik. Ama bunun çığırından çıkmasına yönelik ne bir telkin ne bir teşvik oldu. Belki bizim naifliğimizden söz edilecekse şu denebilir; demokratik ve halkın haklarının gözetildiği bir ülkede yaşanıyormuşçasına safça bir inançla harekete geçmek olabilir bizimki.

O ÇOCUKLARI POLİTİK OLARAK KONTROL ETMEK İMKÂNSIZ

- Olaylarda yer alanların yaşları oldukça küçük. Kürt siyasi hareketi bu küçük yaştan itibaren politize bir ruh haliyle büyüyen kitleyi tutacak noktada değil mi artık?

Ben gençlerin ele avuca sığmadıklarını çok net olarak görüyorum. Bir kere çocuklarla güvenlik güçleri arasında muazzam bir gerilim var. Devletin açıkça beyan etmediği ancak uyguladığı bir siyaset var; her Kürt çocuğunda potansiyel gerilla gören bir yaklaşım. Bu da çocukları çok erken yaşta politikleştiriyor, olgunlaştırıyor ve otoriteyle aralarında muazzam bir husumet ağı oluşturuyor. Kongra-Gel yöneticilerinin, Remzi Kartal’ın şu sözlerini hatırlıyorum; ‘Belki de biz diyalog yürütebileceğiniz son kuşağız’. Bunda bir hakikat vardı. Şimdi bu hakikat ortaya çıkıyor. Sekizinci sınıftan itibaren kendilerine saygı gösterilmediğini düşünüp okuldan ayrılıyorlar. Ondan sonra da ne BDP’nin-HDP’nin ne de DBP’nin kontrol ettiği, tamamen kendiliğinden hareket halinde olan bir gençlik topluluğu haline geliyorlar. Bu çocukların politik olarak etkin bir biçimde kontrol edilebilmesi hemen hemen imkânsız.

- Öcalan da mı edemez?
Öcalan’ın bir manevi otoritesi var. Ama siz kendinizi politik olarak daha çok duygu ya da sezgileriyle hareket eden bir gencin yerine koyun. 13-16 yaş arasındaki çocukların Öcalan’ı tam olarak çözümlemeleri hiç de kolay değil. Öcalan o gençler için parlayan bir güneş.

- Che Guevara gibi popüler bir figür mü?
Guevara’ları yok, onların Serok Apo’ları var. ‘Serok Apo bizim özgürlüğümüz için tutsak edilmiş bir liderdir, biz kendimizi ona bağlı hissediyoruz’ derler. Fakat bu bağlılığı kuran ya da örgütleyen güçlü mekanizmalar yok. Onlar bir isyan sezgisiyle kendilerini oraya bağlı hissediyorlar. Ve ona yönelen her türlü tehdit onların yüreklerinde büyük bir öfkeye dönüşüyor. 13-14 yaşından itibaren kendilerini bu statükoyla mücadele içinde hissediyorlar ve akılları buna göre çalışıyor. Ben bizim politikacılarımızın onlar kadar bu reflekslere sahip olduğunu düşünmüyorum.

- Bu partinize bir özeleştiri mi?
Özeleştiriden ziyade kuşaklararası iletişimsizliğin nedenleri üzerine bir gözlem sayabilirsiniz. Belki özeleştiri şu; daha çok onların arasında yaşamak, onlarla daha çok vakit geçirmek gerek. Ben standart politikanın tıpkı sistem gibi bu çocukları bir çeşit baş ağrısı olarak gördüğünü düşünüyorum. Onlara bir yeniden eğitici olarak yaklaşmak için yeterince donanmadıklarını düşünüyorum.

İMRALI’DA NE KONUŞULUYORSA ANINDA BİZİM BÜTÜN BİRİMLERE DAĞILIYOR, AKP TEŞKİLATININ HABERİ VAR MI?

- Hükümet mahfillerinde Öcalan’ı hep Kürt hareketinin bahsettiğiniz diğer aktörlerinden ayrı bir yere koyup sahip çıkma var. Bu tavır Kürt hareketinin diğer bileşenlerinde ‘Öcalan bizi satıyor mu’ acaba diye bir soru işaretine sebep oluyor mu?

Bende olmuyor. Biz özgürlük hareketiyle ortaklık kuran Türkiyeli sosyalistleriz, öteki HDP bileşenlerinde de yok. Ama daha çok geçmişte savaşa dahil olmamış, mücadelenin acılarını çekmemiş ama PKK ve Öcalan’ın sahip olduğu nüfuzdan ötürü kendini kenarda hissetmiş insanlar arasında böyle söylentiler olduğunu görüyoruz. Öcalan müzakerelere başlamadan önce dahi, tutuklanmadan önce dahi böyle bir trend Kürdistan’da vardı. Bu dün de vardı, bugün de var. İkincisi de; hükümet Öcalan’ın Kürt kitleleri üzerindeki belirleyiciliğini kendi yanında göstermek için çok çaba gösteriyor. Bunu olduğundan mümkün olduğu kadar farklı göstermeye çalışıyor. Yoksa heyet gidiyor, geliyor. İmralı’da ne konuşuluyorsa o anında bütün birimlere dağılıyor. Herkes ne konuşulduğunu biliyor. O yüzden manipülasyona gelmezler, gelmeyiz. Ama AKP’nin işi zor. Parti teşkilatına ne konuşulduğuna dair hiçbir bilgi gittiğini sanmıyorum.

HDP ÇATIŞMASIZLIĞIN SÜRDÜRÜLMESİTALEBİYLE SÖZ ALMALI

Mülakattan sonra cumartesi akşam saatlerinde Yüksekova’dan 3 şehir haberi geldi. HDP’nin ‘3 HPG gerillasının infazından sonra 3 asker öldürüldü’ şeklindeki açıklamasını görünce Kürkçü’yü arayıp böyle bir açıklamanın yaratacağı rahatsızlığı hatırlattım. Şöyle bir not gönderdi:
“Savaşa bir kez iade olduğumuzda, çözümsüzlüğün bedelini çatışmanın her iki tarafında kalan yoksullar ödüyor. Bir kez daha kent ve köy meydanlarını cenazelerin ardından intikam çığlıklarının doldurmaması, 90’ların yargısız infazları ve misillemelerinin hortlatılnaması için  HDP MYK’sının çatışmasızlığın sürdürülmesi talebiyle söz alması politik sorumluluğunun gereği. Retorikle değil özle uğraşacaksak, sorumluluk ve yetki sahibi herkesin Öcalan’ın 21 Mart 2013 çağrısını bir kez daha hatırlamasından daha önemli hiçbir şey yok şu anda. Toplumu histeriye sürükleyecek hiçbir şeyin çözüme katkısı olmayacağı açık. Savaş politikanın başka araçlarla sürdürülmesi ise, HDP’nin pusu ve misillemelerin demokratik bir çözüm siyasetini sürdürmeye değil rayından çıkarmaya yol açacağı uyarısına çok geç olmadan kulak vermek şart.”


(Hürriyet-Cansu Çamlıbel)

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim