• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 10 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

NE MUTLU KÜRDÜM DİYENE!

NE MUTLU KÜRDÜM DİYENE!
İstiyorlar ki ordu oradaki Kürt vatandaşları silahla sindirsin, özel harekât kuvvetleri insanları korkutsun, Kürt köylerinin karşısına silah zoruyla “ne mutlu Türküm” diye yazılsın.

Deniz Baykal ile Devlet Bahçeli, barış girişimlerine karşı çıkıyorlar.

Devlet Bahçeli, “dağa çıkmaktan” söz edecek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti İçişleri Bakanı ile görüşen gazetecileri “hain” ilan edecek kadar “abartılı ve çirkin” bir itirazı dile getiriyor.

Peki, bu iki “savaş kuşu” ne istiyor?

Savaş  hep sürsün istiyorlar herhalde.

Politikalarını  “milliyetçilik” temeline dayandırdıkları ve toplumsal bir projeleri olmadığı için onların politik varoluşları aslında toplumun sürekli bir gerginlik içinde yaşamasına bağlı.

Milliyetçiliğin yapısı itibariyle dokusunda taşıdığı “düşmanlık”, hiç bitmeyen bir “düşman” ihtiyacı yaratıyor.

Bizi tehdit eden ve bizi o tehdit etrafında birleştiren bir düşman lazım.

Bu “düşmanlık ve tehdit” milliyetçi partileri, hiçbir toplumsal öneri ortaya koymadan, hiçbir yaratıcılık göstermeden siyaset arenasında yaşatıyor.

Savaşı aslında bunun için istiyorlar.

Kendi siyasetçiliklerini devam ettirebilmek için.

Onlar hiçbir düşünce üretmeden “lider” kalabilsinler diye bırakın çocuklar ölsün.

Bu kadar bencil ve ilkel bir çıkış noktaları var.

Tabii, bunu açıkça söylemeyecek kadar bir akla da sahipler.

“Savaş hep sürsün” diyemediklerinden “PKK teslim olsun öyle barış yapılsın” demeye getiriyorlar.

Devlet, barış için hiç kimseyi “muhatap” almayacak, Kürtleri “ikinci sınıf vatandaş” konumuna düşüren şartları değiştirmeyecek ama PKK teslim olacak.

Önce şu soruyu sormak gerekiyor.

PKK niye teslim olsun?

Bu örgüt yenilmedi ki.

Hâlâ  parası, silahı ve en önemlisi halk arasında kuvvetli bir desteği var.

Halk arasındaki desteği sürdüğü sürece de PKK"yı yenemezsiniz.

Yirmi beş  yıl süren savaş bir yirmi beş yıl daha sürer.

Peki, PKK yenilmediyse niye Öcalan, PKK liderleri, DTP, Kürt aydınları barış isteyen bir tutum içinde?

PKK, yenilmedi ama yenemedi de... Yirmi beş yıl daha savaşsa PKK"nın da isteklerine silahla ulaşması mümkün değil.

PKK artık bunu biliyor.

Bu, bir nafile savaş.

Daha da önemlisi, dünya konjonktürü, Irak Kürdistanı"nda oluşan yeni Kürt devleti, Ortadoğu"nun yeniden biçimlenmesi, herkesi yeni politikalar ve stratejiler oluşturmaya zorluyor.

PKK biraz daha silahlı mücadele için ısrar eder, bölgedeki muhtemel huzuru ve barışı tehdit eder hale gelirse, dünya el birliğiyle PKK"yı kenara itecek.

Bu koşullar, PKK"yı zorluyor.

Ama, aynı  koşullar devleti de zorluyor.

Dünya, PKK"nın silah bırakmasını istiyor ama Türkiye devletinin kendi vatandaşlarını  dağa çıkmak zorunda bırakan tutumundan vazgeçmesini de istiyor.

PKK ne kadar sıkışık durumdaysa, devlet de o kadar sıkışık durumda.

İkisi de büyük bir baskı altında.

Üstelik Türküyle Kürdüyle de herkes savaştan ve fakirlikten bıkmış vaziyette.

Savaş  bittiğinde bu ülkede yaşayan herkes daha zengin ve güvenli bir hayat sürecek.

İç ve dış şartlar böyle zorladığında “barış ihtiyacı” ortaya çıkıyor.

İki tarafın da “şartları” iyi okuyan liderleri “barışçı” bir ortam yaratmak için akıllı ve olgun davranışlar sergiliyorlar.

Kışkırtıcı  davranışlardan kaçınıyorlar.

Doğrusunu söylemek gerekirse Kürt kanadı daha aklı başında duruyor.

Baykal ve Bahçeli gibi kışkırtıcı konuşan liderler pek çıkmıyor o kanattan.

Türk tarafında da AKP çok akıllı adımlar atıyor.

Benim görebildiğim kadarıyla, AKP ve DTP hem bölgede hem de dünyada daha “akıllı ve olgun” davrananın prim toplayacağını gördüler.

Özellikle Güneydoğu"da “liderlik” mücadelesinin kışkırtıcılıktan değil, akılcılıktan geçtiğini anladılar.

Kışkırtıcılık yapan iki partinin Güneydoğu"daki varlığının sıfır olması, CHP ile MHP"nin bu politikalarıyla kendilerini “ulusal partiler” olmaktan çıkartıp “bölgesel partiler” haline getirmesi de zaten politikalarının yanlışlığını gösteriyor.

CHP ve MHP, siyasi bir varlık olarak giremedikleri Güneydoğu"da “siyasetin”  değil “silahın” varlığını destekliyorlar.

Kendi ülkesinin bir bölgesinde var olmaktan vazgeçmenin bir siyasi parti için nasıl büyük bir çaresizlik ve zavallılık olduğunu da anlamıyorlar.

Kendilerinin siyasetle giremediği yere orduyu göndermeye uğraşıyorlar.

İstiyorlar ki ordu oradaki Kürt vatandaşları silahla sindirsin, özel harekât kuvvetleri insanları korkutsun, Kürt köylerinin karşısına silah zoruyla “ne mutlu Türküm” diye yazılsın.

Güneydoğu"nun dağlarına, ovalarına, kasabalarına, şehirlerine, silah tehdidi olmadan “ne mutlu Türküm” diye yazdırabilir misiniz?

İnsanların kendi istekleriyle yazmayacağı yazıları niye silah zoruyla onların gözüne sokuyorsunuz?

Böyle bir zorlamadan huzur ve güven çıkar mı?

Bahçeli ile Baykal, evlerinin karşısına “ne mutlu Kürdüm” diye yazılmasına razı mı?

Kürtler tersine niye razı olsun?

Siyaset silahla yapılan bir iş değil, akılla yapılan bir iş.

Zaten akıl olmadığı zaman silah ortaya çıkıyor.

Ve, akıllıca bir öneri getiremeyen, silahı desteklemek zorunda kalıyor.

ahmet altan - taraf

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim