• BIST 89.940
  • Altın 145,207
  • Dolar 3,6228
  • Euro 3,9026
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 18 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

Muhacir veya Balkan Göçmeni yoktur! Osmanlı Torunu vardır!

Fatih Tezcan

 

 

- Nerelisin?

+ İstanbulluyum.

-  Aslın nereli?

+ Muhaciriz.

- Nasıl yani?

+ Dedemler zamanında Şumnu yani Deliorman ve Dedeağaç’tan gelmişler.Çok önceleri ama sonuçta muhaciriz yani.

- Ne kadar olmuş mesela?

+ Babamın babasının 1904’te Bursa Tuzpazarı’nda dükkanı varmış... Ondan hayli önce geldiğini söylerler ailede... Ben küçükken ölmüş dedem... Anamın babasını gördüm... Çok şeyler anlattı... Fatih Saraçhane’deki kemerin üzerinde misket oynarmış çocukken, Osmanlı zabıtaları kovalarmış...

- O kadar eski yani?

+ Evet...

-Bak güzel kardeşim, şimdi beni iyi dinle... ‘Muhacir‘ veya ‘Balkan Göçmeni’ diye Birşey Yoktur!

+ Nasıl yani?

- Muhaciriz, Balkan Göçmeni’yiz diye birşey yoktur! Osmanlı Torunu vardır! Bu laflar, bu tanımlamalar, koca birer safsatadan ibaret...Sonuçta herkes bir yerden geldi, kimse kendisi için ‘muhacirim’ diyor mu?

+ Hayır ama şaşırdım şimdi...

- Şaşırırsın tabi öyle! Kavramları sulandırmışlar, senin gibi gençler de ne olduğunu bilmeden kullanıyorlar. Yapmayın. Kendinizi ötekileştirmeyin!

+ Ben hiç bu açıdan bakmamıştım.

- Bak şimdi, şöyle anlatayım sana mesela... Şumnu İstanbul’a kaç kilometre?

+450-500 kilometre.

- Dedeağaç?

+ O daha da yakın, sınırın dibi zaten, 300 kilometre. Hiç gitmedim ama biliyorum yani...

- Gidip gitmemen önemli değil, bak şimdi düşün. Ben Malatyalıyım. Malatya İstanbul’a 1100 kilometre. Sen bana nerelisin desen, ben Muhacirim diyecek miyim sanki?!

+ Yok, Malatyalıysanız ‘Malatyalıyım’ dersiniz.

- Öyle diyoruz zaten! Budur! Sen 300-500 kilometre öteden gelip İstanbul’da 100-150 senedir yaşayacaksın ama muhacirim diyeceksin! Biz ise 1100 veya mesela daha uzak yerlerden gelenler 1500 kilometreden gelip 50 sene bile yaşamayıp o memleketimizi söyleyeceğiz!

+ Hiç böyle düşünmemiştim!

- Sen sanki şehirde misafir veya sonradan gelensin de biz ev sahibi veya nasıl denir sanki toprağa daha hakimiz gibi olmuyor mu? Burada bir yanlışlık yok mu?

+ Bu algı böyle bu doğru. Biz bunu aile içinde veya eski İstanbullular olarak hep konuşuruz aramızda ama ilk defa böyle bir izahla gelindi bana, teşekkür ederim yahu...

- Teşekküre gerek yokki... Yahu düşünsene, sana şimdiye kadar ‘Ben Rize, Trabzon, Erzurum, Diyarbakıri, Kars, Ağrı muhaciriyim’ veya ‘Sakarya, Bursa, İzmir, Konya, Sivas, Kayseri, Malatya göçmeniyim’ diyen oldu mu?

+Yok canım, hiç olmadı.

- Eee? Adam dün gelmiş hem de ta nerelerden, yani dün göçmüş, daha dün hicret etmiş diyelim hani, o muhacirim göçmenim ve saire demiyor da, sen neden diyecekmişsin?

+ Peki birşey soracağım, bu kalıplar nerden çıkmış?

- Bilinmez ama muhtemelen 1924 mübadelesinden sonradır...Veya Bulgar Zulmü’nden kaçtılar ya hani Turgut Özal zamanında, 1980’lerde...Onlara da muhacir denildi...

+ Bizden 1 asır sonra.

- O da farketmez aslında! Türk ise Türk’tür. Naim Süleymanoğlu Kırcaali’dendir. Kırcaali’liyim diyecek, muhacirim neymiş...Sen hele sen!

+ Ne olmuş bana?

- Baba tarafından bakıp Deliormanlıyım diyeceksin! Anlamayan, bilmeyen olmaz. Sizin oranın pehlivanları meşhurdur.

+ Aynen öyle. Benim boy 1.90 ve ailenin en kısası benim.

- Tabi, Deliormanlı güreşçileri, pehlivanları herkes bilir. Anlamazsa Osmanlı Torunuyum dersin güzel kardeşim. Daha da anlamıyorsa baksın işine...

+ Eyvallah abican. Zaten bizim ecdad Deliorman’da Ruslar’ı perişan etmiş...Dedeağaç’taysa dedemin dedesi mutasarrıfmış...Dedemin babası da Şehzadebaşı Karakolu’nda Serkomiser... Komple Osmanlı yani...

- Serkomiseri de bilmez bu yeni nesil, başkomiser değil mi?

+ Evet abi sizi Allah yolladı bugün bana yahu... Bilip de ifade edemediğim bir durumdu bu, Allah razı olsun... Bundan sonra muhaciriz veya Balkan Göçmeniyiz demeye lüzum yok, direkt şehri söyleriz...

- Tabi canım kardeşim, bunlar hep ötekileştirme kalıpları sanki... Sonuçta hepimiz aynı vatanın evladıyız ama Balkanlar daha düne kadar bizimleydi...Öyle uzak ara bir durum yok...Üsküp’lü Üsküp’lü diyecek, Selanik'li Selanik'liyim diyecek hatta Bağdat’lı Bağdat’lıyım diyecek...Sen bir tane Erbil muhaciriyim diyen Kürt göremezsin...Bir tane Şam göçmeniyim diyen olmaz...Gerek de yok zaten... Dünyada en geniş sahalar bizimmiş, Osmanlı'nınmış...O şehirleri cümlelerin içine saklayıp uzaklarda atıl bırakmamak lazım...

+ Çok doğru, çok teşekkür ederim, tekrar Allah razı olsun, çok güzel sohbet oldu abi...


******

Bir bahar günüydü...

Tarih mi Coğrafya mı, ne öğretmeni olduğunu tam hatırlayamadığım bir öğretmendi... Vatanseverdi... Aramızdaki muhabbet hemen hemen böyle olmuştu... O günden beri hep bu sohbeti yazıya dökmek istemiştim ama nasip bugüneymiş...

O hoca nasıl zihnimdeki bazı taşları yerine oturttu ise, umarım ben de kendine Muhacir veya Göçmen diyen kardeşlerime bir perspektif açmış olabilirim...

Şu dünyada hangimiz muhacir veya göçmen değilki...

Hepimiz misafirliğe geldik ve birgün gözlerimizi kapatıp esas yurdumuza döneceğiz...

İş o ki, nereden geldiğini unutmadan nereye gideceğini iyi hesaplamak...

Mesele o ki, kalkıp gittiğinde iyilikle, hayırla, direnişle, dik duruşla anılmak...


******

Bu üstteki sohbetten sonra çok komik dialoglar da yaşadım ben, bari bir tane de onlardan aktarayım...

Eski Türkiye’ye yaşı yetmeyen genç kardeşlerim bilmez, taksiler gece tarifesi açarlardı...Belli bir saatten sonra fena katlanırdı o taksimetre...Hem son otobüsü hem de gündüz tarifesini dakikalarla kaçırmışsan, hele bir de paran da ucu ucunaysa, biraz üzerdi...

Beşiktaş motorundan indim, Üsküdar'daki büfelerin önündeki taksi durağına yöneldim...Saat 12’yi geçmiş...Son otobüs gitmiş...Para ucu ucuna... O yorgunlukla üzülmek değil mümkünse topuklu bir şoföre rast gelip hızlıca eve süzülmek istiyorum....

- Taksi lazım mı?

+ Libadiye’ye gideceğiz, gündüz tarifesi açar mısınız?

- Atla bakalım genç...

+ Eyvallah abi, selamunaleykum...

- Aleykumselam, memleket?

+ İstanbul.

- Nasıl İstanbul? Esasen nereli?

+ İşte esasımız İstanbul. 100 yıldan fazladır buradayız, yerlisiyiz.

- İstanbul’un yerlisi kedi köpek genç, dedeler nereli?

+ !!!.... Dedeler Osmanlı zamanında Şumnu ve Dedeağaç’tan gelmiş...

- Hea, muhacir...

+ Evet!

- Olsun, muhacir de insan sıkma canını!

(Önce bir kaldım, yahu dedim gündüz tarifesi insanlık meselesine döndü, bu nasıl iştir... Sonra düşündüm... Ben bunun altından kalkayım da üzülmeyeyim bari dedim...)

+ Siz nerelisiniz?

- Sivas.

+ Muhacir yani?

- Yok ya ne muhaciri, Sivas Sivas...30 sene oldu geleli...

+ Sivas - İstanbul kaç kilometre?

- 900 veya 1000 falan...

+ E abican, biz 300- 500 kilometreden 130 sene önce gelmişiz, üstelik ondan önce ceddimiz de Osmanlı Türk yani ama sen biz muhacir dedin de, sen 30 sene olmuş geleli hem de 1000 kilometreden nasıl Sivas Muhaciri değilsin yahu?

- Aaa... Bak şimdi biz hiç böyle düşünmemiştik kardeşim... Eyvallah...

+ Sıkıntı yok abican, hepimiz muhaciriz, Allah ayağımızı doğruluk dürüstlük üzere sabit kılsın, yeter...

- Eyvallah kardeşim...

:)




Fatih Tezcan
twitter.com/fatihtezcan

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim