• BIST 105.324
  • Altın 146,596
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 23 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

MODERN HUKUKUN GERÇEK YÜZÜ

MODERN HUKUKUN GERÇEK YÜZÜ
Modernleşmenin tuzağına düşen çağın insanı, korkunç bir sendrom yaşıyor. Siyasal, sosyal ve ekonomik bunalımın kuşatmasıyla çembere alınan insan bu hakim zihniyetin tamamen kölesi durumundadır.

 

 

 

 

Aydın Işık*

Bu durumda olan bir toplumun sağlıklı bir irade ortaya koyması, sağlıklı düşünmesi, sağlıklı algılaması mümkün değildir. Teknoloji ve üretimin hızla geliştiği bugünün dünyasında böyle bir toplumun bireyi sürekli endişeler içinde kalmaktadır. Hakim paradigma ise egemenliğini sürdürebilmek için ekonomik krizler dayatılarak uysallaştırılmaya çalışılmaktadır. Böylece insan, ağır bedeller ödemekle karşı karşıya kalmaktadır çağdaş diktatörlere.

Kendilerini ülkenin efendileri olarak görenler, halkın değerlerini çıkarları için kullanmakta bir beis görmezler. Ulusal değerlerin sevdalısı gibi görünürler ve halkın ortak olarak kabul ettiği birçok sembolü kişisel amaçları için istismar ederler. Bu değerler üzerinden yanlışlarını, hukukla ve insan haklarıyla bağdaşmayan düşüncelerini kamufle etmeye çalışırlar. Oysa bir ulusun ortak değerleri hiç kimsenin tekelinde değildir, bunun tek belirleyicisi halktır. Halk olmalıdır. Dolayısıyla ulusal değerleri kimin ne kadar seveceğine ve sayacağına kişiler ve kurumlar karar veremezler. Bu tür davranışlar insani değildir ve hukuk etiğiyle bağdaşmaz. Bir ülkenin halkı tarafından kabul edilen değerler bütün yurttaşlara aittir. Hukukun olduğu bir toplumda test mantığı diktatörlüğün, mutlak monarşinin mantığıdır. Hukuk genel insani ölçüleri dikkate almak, insani vicdana hitap etmek zorundadır. Onun için hukuk bağlayıcıdır.

Hukuk devleti mantığı “sen devletsin” öğretisini mahiyetinde bulunan insanlara aşılamaz. “Sen halka hizmet etmekle görevlisin, yasaların öngördüğü ölçülerde hareket ederek sorumluluklarını yerine getirmekle sorumlusun, hukukun dışına çıkma hakkın yoktur” demelidir. Çünkü kamu görevlileri bedel karşılığında halka hizmet etmekle görevlendirilen sorumluluk sahibidirler. Devletin imkânlarını halka karşı keyfilikten uzak kalarak yerine getirme sorumlulukları vardır. Onun için devletin mahiyetinde sorumluluk alanlar ancak yasal ölçüler çerçevesinde hareket etmek hakkına sahiptir. Aksi davranışlar hukuksuzluktur. Hukuksuzluk söz konusu olunca da devlet adına hareket etme hakkını kendinde bulan zihniyet meşruiyetini yitirir ve devletin mekanizmaları içerisinde bulunması durumunda hukukla değil jakoben bir mantıkla hareket etmiş olur. Hukukun hâkim olduğu bir toplumda hiç kimse çıkarları doğrultusunda “sözde !” devlet adına hareket edemez.

Ancak bizim ülkemizde devlet adına hareket ederek bir çok hukuksuz eyleme imza atan kamu personeli vardır. Bunlar, hukukun önünde hesap verdikleri ve kimileri de bir yol bularak yaptıkları hukuksuzluktan sıyrılabilmekte ve böylece yaptıkları yanlarında kar kalmaktadır. Bu zihniyet daha da ileriye giderek “ Biz işkenceyi serbest etmeseydik güvenlik güçlerimiz rahat çalışamazdı” diyebilmektedirler. Bizler ne yazık ki; böyle diyebilen yöneticilere tanıklık ettik. Onların ülkeyi idare ettiği dönemlerden geçtik. Böyleleri bu ülkenin imkanlarını halka rağmen, halka karşı baskı aracı kullanarak kendilerini devletin tek temsilcisi olarak nitelendirdiler, her tür hukuksuzluğu yapma hakkını kendilerinde buldular.

Gelinen süreçte hukukun altüst edildiği hukuk sosyolojisi bilginleri tarafından ısrarla kamuoyu gündemine getirilmek istenmiştir. Hukukun askıya alınmasıyla yeni düzende kurucu bir rol üstlenmemiştir. Yargıçların bağımsız olmadığı, yargının baskı altında olduğu, resmi ideolojinin taleplerini gerçekleştirerek militarizmin hoşnutluğunun ve direktifinin çerçevesinde yargıçların hukuku kanalize ederek hukuku güçlünün memnuniyeti ve ideolojisinin baskısına kamusal alanlarda şiddetin devamından yana kararlar verilmektedir. Kimi hukuk mensupları emeklilikten sonra üzerlerinde direktif ve baskıların olduğundan şikayet ederek kamuoyu ile paylaşarak bir tür rahatsızlıklarını dile getirmişlerdir.

Hukukun genele şamil ve şeffaflığı, bireyle devletin yargı önünde haklarının yansıması ile gerçek yüzünü gösterir. Hukuk güçlüden yana olmaz. Hukuk devleti devlet olduğundan koruma kuşatması altına alamaz. Hukuk haklıdan yanadır ve haklıyı koruduğundan meşruiyetini kazanır. Demokratik sosyal hukukun olduğu ve canlılığını devam ettirdiği toplumda hukuk mensupları yargıçlar insanları susturamazlar. “Ben sana söz hakkı vermiyorum” diyerek insanların müdafaa haklarını kısıtlayamazlar. Adil yargılama haklarını bizatihi korumak yargıçların olmazsa olmazlarındandır.

Demokrasi ile idare edildiği iddia edilen Türkiye örneğinde görüleceği üzere yargılamaların çelişkilerle sürüp gittiğine hukukçular ahuzar etmekte bir konuyu yargıya taşıyan hukukçular örgütü “bu konu sizin alanınıza girmiyor” diyerek reddeden bir yargı zihniyeti var. Danıştay bir başka baro mensuplarının getirdiği aynı konuyu değerlendirmeye almakta bir beis görmüyor. Yargı mensupları hukuka rağmen kararlarında yanılabilmekteler ve yanlış imza atabilmektedirler. Türkiye’de birçok sorunun yargılama biçiminin hukuki değil siyasal olduğu sıkça eleştiri konusu yapılmaktadır. Cumhurbaşkanının 367 sayısının yönlendirmesinde yargıçların rolü herkesçe bilinmektedir.

İdeolojiden arınmış, baskı altında olmayan, hukukla vicdanın bütünleştiği bir adalet aklı selim bütün vatandaşların beklentisi ve arzusudur. Yurttaşların kendilerini en iyi ifade edeceği merci şüphesiz hukuktur. Yurttaşların kuşkularını ortadan kaldırmak şeffaf hukukun olmazsa olmazlarındandır. Hukukun şeffaf yüzü bireye ve topluma kast olmaksızın yansımalıdır.

Zorba devletten hukukun üstünlüğüne tanımını yeniden düşünmemiz gerekmektedir. Aba altından yurttaşlara sopa gösteren bir devletten arınmalıyız. Devletin emin yüzünü görmek meşruiyetin ölçütüdür. Hiçbir kamu görevlisi kendini devlet yerine koyarak ben devletin adamıyım zihniyetiyle hareket etme hakkına sahip değildir. Bireye ait canı ve malı korumakla görevlendirildiğinden sorumluk sahibidir. Toplumsal, bireysel sükuneti temin etmekle görevlendirilmiştir. Kamu görevi yasalarla belirlenmiştir. Devlet halkı için vardır halk yoksa devletin varlığı da söz konusu değildir.

Hukuksuzluğu ortadan kaldırmak devletin sorumluluk alanı olarak tanımlanmıştır. Yurttaşlara yönelik hukuk ihlallerini önlemek devletin başlıca sorumluluk alanıdır. Ezbere dayalı devlet mantığı modernleşmeyle birlikte tarihsel sürecin gelişen hukuk mantığı ile birlikte kendini yenilemedi. Demokratik sosyal hukuk mantığıyla çelişerek hayatını sürdürmeye çalıştı. Modernleşen devletler ezberi bozarak hukuk ile kendini yeniledi. Hukuku kamusal alanın vicdanına taşıyarak halkın mazhariyetini elde etme imkânı buldu. Türkiye toplumunda ise halen ezbere dayalı jakoben mantık dayatılmaktadır.

Hukuk ihlalinden ve işkenceden dolayı Türkiye devleti defalarca Uluslararası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde cezalara maruz kaldı. Kendi insanına gereği gibi adaleti yansıtmayan resmi ideoloji dayatmalarla haksız uygulamalardan işkence yöntemleriyle yurttaşlarını dizayn etmeye devam etmektedir. İşkence ve hukuksuzluk tarihin bir kara lekesi olarak hafızalarda yerini aldı. Emniyetin emin olduğu, güvenilir olduğu, insanların kendilerini güvende hissedebileceği kurumlar haline bir türlü bu zihniyet getirmedi. Emniyet emin olunan yer demektir. Karakol asayişi ve güvenliği sağlayan bir birim olarak hafızalarda yer almaktan çok yurttaşların hafızasında ürkütücü bir yer haline geldi. Hukukun neresinde olduğumuzu yakın tarihte iki yurttaşımızın karakolda gördüğü muamele bu ülkedeki hukuk sistemini anlamamızı kolaylaştırır.

Ülkemizin bir kentinde polislerden kaçtığı iddiasıyla göz altına alınan iki vatandaşımıza karakolda yapılan işkencenin görüntüleri kanımızı dondurmaktadır. Toplumun huzur ve güvenini sağlamakla görevli polislerin vatandaşları ayakları altına alarak toplu halde işkence etmeleri hiçbirimizin zihninden kolay kolay silinemez. Bu işkence zihnimizde yeni sorular yüreğimizde derin acılar bıraktı. Kafalarımızda korku ve endişe ile bozulan psikolojimiz kemiklerimize kadar sirayet etti. Bu dehşet verici manzara çocuk, erişkin hiçbir yurttaşın sızlayan yüreğinden ekrandan silindiği gibi silinemeyecektir.

*Şair - Yazar

Hinishaber.net

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim