• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 19 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Mehmet Altan: Ergenekon Şahlandı !

Mehmet Altan: Ergenekon Şahlandı !
8’nci maddenin düşmesi ile ilgili Star Gazetesi Başyazarı Mehmet Altan’dan çarpıcı bir açıklama geldi. Altan “Ergenekon Şahlandı!” dedi…..

 

 

 

 

 



Yazılarını kaçırmadan takip ettiğim üstat Mehmet Altan sempatik tavırları ile bir kez daha beğenimi kazandı. Altan ile birlikte Star Gazetesindeki çalışma odasında Ergenekon’dan, demokratik açılıma, başörtüsü sorunundan kat sayı engeline kadar birçok konuya değindik. Yılların deneyimli gazetecisi gündemdeki konulara ilişkin çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Hocanın özellikle Ergenekon ve İslami kesim üzerine söyledikleri kenara not edilecek cinstendi! İşte Altan’ın gözünden şuan ki Türkiye ve başa çıkamadığı dertleri!



* Mehmet Altan kimdir?

İhtiyar bir adam.

* Kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz? Sağcı, solcu, liberal, demokrat?


Ben sadece yazı yazan dünyalı bir bilim adamıyım.

* Türkiye şuan nerede?


Türkiye’ye bakmanın zorluğunu bir örnekle açıklamak istiyorum. Geçenlerde Ankara’da gerçekleşen bir sempozyuma katıldım. Başlangıç konuşmasını yapan İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 2002 yılında yaptıkları reformları anlatıyordu. Çoktan yapılmış olması gerekenlerin yeni yapılıyor olmanın verdiği mahcubiyeti nezaketli bir şekilde “Ana dili Türkçe olmayan mahkûmların yakınlarıyla anadillerinde konuşması serbest bırakılmıştır. Ne yaparsınız, Türkiye böyle bir yer işte!” diyerek dile getiriyordu. Onu dinlerken bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak 2002 yılından bu yana ne kadar çok reform gerçekleştirildiğini diğer taraftan da olaylara bir dünyalı gözüyle baktığımda da, “Ya galiba burası Franko rejiminden yeni çıkan bir ülke” diye geçti aklımdan! Tek partili rejimden gelen Türkiye, bu topraklar itibariyle değişimin ölçülmesi halinde hızla normalleşen, ama dünyadaki bir başka kronometreyle ölçtüğünüz vakitte çoktan yapılmış olması gerekenleri yapmamış bir ülke!



* 2002’den sonra değişim yaşadı dediniz! O tarihten sonra Türkiye’de değişen ne oldu?

Tabii ki Ak Parti hükümetinin ilk üç yılda yaptıkları muazzamdır. Hükümetin en büyük başarısını Avrupa Birliği’ni ve dünyayı muhatap aldığında gördüm. Ama üç yıldan sonra, Ergenekon’u bir tarafa koymak kaydı ile Ak Parti’nin sisteme ait büyük bir değişimden ziyade, hastane ve yollar yapmak gibi pratik değişikliklerle yetindiğini görüyoruz.

Ancak rejim toptan değişmelidir. Ben insanların siyasetle saraya girmelerini değil, mevcut sarayın yıkılmasını istiyorum. Tabii ki AK Parti önemli işler yaptı ve yapmaya da devam ediyor. Ama 2007 yılındaki stratejik başörtüsü hatasıyla üç dört yıl geriye gidildi. Bunun yanı sıra bir de “Ankaralılaşmak” diye bir şey var. İktidar her şeye rağmen insanı etkiliyor. Statükoyu değiştirmeye çalışıyorsun ama statüko da seni değiştiriyor. Onun için Türkiye’deki gelişmelere Ak Parti üzerinden değil de, Avrupa Birliği’nin ilerleme raporu üstünden bakıyorum. Çünkü orada siyasi bir rant yok! Sadece değişimin kendi fiili gücü ve reçetesi var. Onun için Ak Parti ilerleme raporuna göre “Ak Parti neler yapıyor ya da yapmıyor?” diye bakmak daha objektif, siyasi propagandadan daha bağımsız ve net bir çözüm ortaya koyar.

ERGENEKON ŞAHLANDI!

* Ergenekon bu değişimin neresinde?

Bence birinci dönemin en önemli icraatı ilk üç yıldaki muazzam uyum yasaları, ikinci dönemin en önemli icraatı ise Ergenekon’dur. Yani rejimin prangalarından o korkunç, ürkütücü iskeletinden halk iradesini yok sayıp silahlı gücünden arınma sürecidir. Onun için de Ergenekon’un altını ayrıca çizmek gerekir.

o Peki, Taraf Gazetesi bu değişimin neresinde bulunuyor?

Taraf bu işin olmazsa olmazıdır. Bu işlerin öncüsü olan Taraf olmasaydı bunca olay açığa çıkamayabilirdi.

* Ergenekon çözümlenebilecek mi?

Çözümleniyor. Yani resmi gördük. Ama cenazesi kalkar mı işte onu bilmiyorum!

* Anayasa değişiklik paketini yeterli buluyor musunuz?

Anayasa değişikliğini bende destekliyorum. Ama yetersiz buluyorum. Bu konuyu 2007’de Ak Parti yüzde 47 oy aldığında “Yeni Bir Türkiye” diye yazmıştım. O dönemde hükümetten iki şey bekliyordum. Birincisi 12 Eylül rejimini yere çalmak, onun yerinede AB standartlarında reformları yaymaktı ama bu maalesef olmadı. Bunun yerine çok lüzumsuz ve gereksiz bir şekilde başörtüsüyle bütün bir dönem kaybedildi. O zaman yapılamayan şimdi yapılıyor. Yapılan şey belki büyük bir değişimin kapısını açar ve 12 Eylül biraz olsun delinir. Bunun yanı sıra Ankara’daki statüko biraz zemin kaybediyor. Ama gönül ister ki bunu derli tolu 12 Eylül rejimi tümden yok edilebilsin. Millet gelir gelmez 12 Eylül rejimini tümden yok edecek, bu bozuk sistemi demokratikleştirecek bir irade arıyor. Yani kendi değişim siyasetini değil, değişimin siyasetini 12 Eylülün rejiminden gerçekleştirecek bir irade!

* Parti kapatma iznini Meclis'e veren Anayasa değişiklik teklifinin 8. maddesinin düşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maddenin düşmesi Devlet'in Ak Parti'ye golüdür! Ak Parti'nin vermiş olduğu fireler de, parti içinde bir huzursuzluk olduğunu kanıtlamaktadır. Başbakanın oylamadan sonra yapmış olduğu açıklamayı ise “Demokratik ve sağduyulu” olarak değerlendirdim.

* Peki, ilk turda rahat bir şekilde geçen madde şimdi nasıl oldu da veto edildi?

Ergenekon Şahlandı

* 8’nci maddeden sonra paket geri çekilmeli mi?

Hayır.

İSLAMİ KESİM KULLANILIYOR MU?

* 80’den bu yana yaşanan olumsuzluklar hep bir tarafta yoğunlaşıyor. Sanki İslami kesim sürekli kullanılıyor! Bunun sebebi sizce nedir?

Bu konuyu son kitabım olan “Kent Dindarlığı”nda açık bir şeklide anlatıyorum. Asıl mesele din meselesi değil, kırdan gelenlerin kentte birikimleri yetmediği için girişmiş olduğu yer bulma aranışıdır. Dindarlık meselesinden ziyade sistemin içinde yükselme sorunu öne çıkmaktadır. Sistemin içinde bir yerlere tutunmaya çalışırken de, senin eksiğini din üstünden gidermeye yatkın olanları kullanıyorlar. Yani para pul sahibi olmak, kendi becerinin yetmeyeceği yerde büyük bir yaşam standardı elde etmek istiyorsan o zaman bir şekilde bu değişime açık durman gerekir. Değişime açık durduğun anda da, kendini ilke uygulayamayacak kadar yetersiz hissediyor ve ilkesiz yaşamak zorunda kalıyorsun! Bu şekilde üretimden değil de yönetimden yana olan insanlar bir imkân gördükleri vakit bundan çok çabuk etkileniyor ve kullanıma açık biri oluyor. Bunun altında yatan asıl sebep, temel ihtiyaçların giderilmemiş olmasıdır.

Türkiye’de bugünkü laik şeriat ikilemine baktığınız vakit bunun kentlilerle kırdan gelen taşralılar arasındaki bir kavganın aracı olduğunu görüyorsunuz. O nedenle de ben gerçek kent dindarlarını arıyorum! Çünkü bu bizim gençliğimizdeki solculuk gibi! Gerçek bir dindarlık olsa yasaklara karşı koyarken yasakçılığa da isyan edilirdi! İşte hak ve adalet hukuku aslında tamamen bu noktada yatıyor. Bana göre gene bunu da muhafazakârlar yapacak.



TÜRKİYE REJİM MAĞDURU BİR ÜLKE

* Ak Parti’nin 2007’de başörtüsü konusunda stratejik hata işlediğini söylediniz. Başörtüsü yasağına nasıl bakıyorsunuz?

Muhafazakâr yığınların referansı doğal bir şekilde hukuk, temel hak ve özgürlükler değildir! Maalesef bu Cumhuriyet rejimi bölük pörçük mağdur üretiyor. Türkiye rejim mağduru, bölük pörçük edilmiş bir ülke. Başörtülüsü örtüsünden, diğeri solcu olmaktan, başkası Aleviliğinden mağdur bırakılmış durumda! Rejimin kurnazlığı ise, mağdurların da birbirine şahin muamelesi yapması! Bir şekilde başörtüsünden dolayı üniversiteye, kamu alanına giremiyorsun ama Kürtlerin anadili konuşmasına da sıcak bakmıyorsun! Veya alevinin cem evinde dua etmesi sana ters geliyor! Bunlar çelişkili durumlar. Mesela bir taraftan kendi mağduriyeti için bağıran adam, eline belediye geçirince bira içene yasak koyuyor. Hem sana konan bu yasak konusunda evrensel bir vicdanı yok sayıyorsun, hem de diğer mağdurların hakkını yok sayıyor, korumuyorsun. Yasaktan bunalmış bir adamın yasakçılık üstünden tavır alması beni dehşete düşürüyor! Ak Parti’nin de bu bağlamda düşünmesi gereken şeyler var! Mesela seçimlerde İzmir gibi kıyı şehirlerini alamıyor. Çünkü insanlar kendi yaşam biçimlerinin değiştirilmesinden korkuyor! Alın size iki ayrı taraf! Bırakın da kendi evinde nasıl yaşıyorsan diğerleri de o şekilde yaşasın! Bu demokratik bir şey değildir. Ancak bu tarz eleştirileri de AKP düşmanlığı yapmadan, artılara destek vererek, eleştirel bir yol arkadaşlığıyla yapmak lazım! Ama eleştirilenlerin, esas hak ve özgürlükler kapsamında AB standartlarında çoğulcu bir rejimden ziyade, eski tek partili anlayışın devlet eliti dışında halkı dışlamaya yönelik bir duygunun ifadesi olup olmadığını netleştiremiyoruz. Onun için ben Ak Parti muhaliflerinin AB konusuna da hiç girmemelerini de iyi niyetli görmüyorum. Eğer AKP’ye karşı düşman olmayan bir eleştirin varsa bunun en iyi ölçütü Avrupa Birliği’dir. Çünkü Avrupa Birliği’nde böyle bir belediye işletmeciliği, böyle bir benzeşme ve yasakçılık gibi bir tavır yoktur.

Başörtülüler mağdur bırakıldığı için haklı olarak sürekli gündemde kalıyor! Ama bütün dünyada var olan temel hak ve özgürlüğe başörtülülerde dâhil olmak üzere kimse sahip çıkmıyor. Bu anlaşılır bir şey değil. Kemalizm gibi bir tek parti ideolojisi seni şeraitçi olarak ilan ediyor ve hukuktan uzak bir noktaya yerleştiriyor! Ve sende bunun karşısında vicdanen adil davranmadığın, hukuk üstünden tüm mağdurlara sahip çıkmadığın için güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşüyorsun!

İşte bu handikapların tek bir çözüm noktası var! Rejimin mağdur üretmesini kesecek, mağdurların topluca dayanışma içerisinde mağduriyetleri ortadan kaldırabilecek şey rejimin demokratikleşmesinde yatıyor. Yani tüm kesimlerin temel hak ve özgürlükler noktasında birbirine vicdanlı davranması, toplumun devlete, bireylerin de birbirine bulaşmaması gerekir. Toplumun kendi üzerinde kuracağı baskı ve herkesin birbirini kendine benzetme çabası o toplumu çürüteceği gibi demokrasiyi de öldürür. Çünkü demokrasinin özünde kimsenin kimseye benzememe hakkı vardır. Ama maalesef bizim toplumumuzda Kemalistler de, muhafazakârlar da kendine benzemeyene tahammül edemiyor! Hâlbuki toplumun birbirine benzeşmesi o toplumu zenginleştirmez, geriletir, sığlaştırır, yalnızlaştırır ve bir zaman sonra da çürütür. İşte bunun için demokrasinin özünde benzeşmemek, sırf kendi mağduriyetini değil, mağdur yaratmayan bir rejimin çözümünü talep etmek yatar!



CUMHURİYETİN EN BÜYÜK BAŞARISIZLIĞI EĞİTİMDİR!

* Adaletsizliklere değinmişken meslek liselerinin katsayı sorununu da sormak istiyorum!

O da bir skandal, ayrı bir rezalet! Bu adaletsiz durum kabul edilebilir bir şey değildir. Çünkü bir gencin lise konusunda aldığı karadan dolayı bütün hayatını mahkûm etmek demokratik bir davranış biçimi değildir. Yani “Sen artık İmam Hatip’e gittin hayatın bitti. Hayatını farklılaştırmak istersen buna hakkın yok!” demek temel hak ve özgürlükler açısından da pedagojik olarak da, insani olarak da anlaşılır bir iş değildir. Bu durumu dehşetle karşılıyorum.

Aslında birinci cumhuriyetin en büyük başarısızlığı eğitimdir! Düz lisenin yerine teknik liselere çok büyük ihtiyacı olan bir ülkede yaşıyoruz. Dil bilen insanlara çok ihtiyacımız varken, yabancı okullarda bunları öğrenecek öğrencileri yok eden bir eğitim sistemimiz var. Maalesef cami - kışla kavgası genç nesillerin hayatlarını çalıyor. Tüm bu kavgaların gölgesi altında ezilen mevcut eğitim sisteminin baştan sona değişmesi lazım.



CUMHURİYET VATANDAŞINI ARIYOR!

*Demokratik açılımda gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhuriyet vatandaşını arıyor. Bunun adı Kürt açılımı, roman açılımı değil, bu vatandaş açılımıdır. Tüm bunları bölerek karşı muhaliflerini çıkartmak yerine, temel hak ve özgürlükler herkese uygulanırsa sorun kalmaz. Temel hak ve özgürlükler konusunda sokağa çıkıp “temel hak ve özgürlükler nedir?” dediğin vakit cevap verecek adam sayısı çok az. Bu sayı siyasetçilerin arasında da çok az. O zaman bu iş hukuk dışında çözülemez! Avrupa Birliği anayasasına bakıldığında devletle vatandaş arasındaki ilişkinin ne olması gerektiğinin resmi net bir şekilde görünüyor. Biz de bu açılım konusunu onun üzerinden yaysaydık, bugün hiç sorun olmadan çok başka noktalara gelmiş olacaktık. Ben bu noktada bir donanım eksikliği görüyorum.

* Mehmet Altan’ın 2025’teki Türkiye hayali?

İnsani kalkınma endeksini kimse gündeme getirmiyor! Yapılan son açıklamalarda bizim yaşam kalitemizin istatistikî rakamları ortaya döküldü. Tabi ki toplu mezralarda, fakir doğup fakir ölenlerin oranında, bir yaşına gelmeden ölen bebeklerin sayısında değişim var ama gene de şampiyonuz. Mevcut resmi iyi çekmek lazım. Yaşam kalitesi açısından 79’ncu sırada olmak Türkiye açısından büyük bir yetersizlik ve eksikliktir. 15 yıl içinde bizim arzumuzla hayatın değişim hızı birbirine uymayacaktır. İşte bu yüzden bizler hep umut etmek isteyen insanlar olarak kalıyoruz! Ama 2050’ye gelirsek bunu büyük bir başarı sayarım!



… KISACA

Mehmet Altan’a göre;

— Aşk?

Mutluluk

—Aile?

Liman

— Anne?

Kutsallık

— Taraf?

İnanç

— Türkiye?

Bizler...

— İstanbul?

Dünya başkenti

- Mehmet Altan’a göre Cami ne ifade eder?

Tanrı'nın evi

— Hayattaki vazgeçilmezi?

Öz saygı

— Altan bir cenaze aracı görünce ne hisseder?

Trajedi

— En sevdiği kitap?

Küçük Prens

— En sevdiği yazar?

Gerçek yazarların hepsi

— Bugün darbe olsa ne yapar?

Bir öncekinde yaptığımı

— Bürokrasi mi, burjuvazi mi?

Keşke burjuvazisi olan bir ülke olsaydık...

ROPÖRTAJ: CAHİDE HAYRUNNİSA YAĞCI / TİMETURK

 

 

 

 

 

 

 

 

g

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim