• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Makdisi’den Hilafet ve IŞİD Hakkında Beyanat!

Makdisi’den Hilafet ve IŞİD Hakkında Beyanat!
Makdisi'nin Hilafet ve IŞİD hakkında yayınladığı beyanat.

BUNLAR SÖYLEMEK İSTEDİKLERİMİN HEPSİ DEĞİL BAZILARIDIR…

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… Allah’a hamd, Rasulullah’a salat ve selam olsun.

Bunlar; bu değerli Kuran ayında yazmak istediğim bazı noktalar ve fikirlerdir.

Allah’tan dileğimiz; bizi hak ve batılı ayırdetme kabiliyetiyle rızıklandırması, düşmana karşı korkusuzca, muhalif olanlara destek olmadan, kışkırtıcıları umursamadan hakikate destek olmamızı sağlaması, bizi ve tüm kardeşlerimizi isabetli kılması ve doğru yola yönlendirmesidir.

Birinci olarak; geçen hafta boyunca çok şey dinledim. Ama ziyaretçilerimin devamlılığı sebebiyle, fazla okumaya zamanım olamadı. Duyduklarımdan daha az okumaya fırsat bulabildim ve henüz okuyup incelemem gereken çok şey var. Bununla beraber; tüm taraflar, dileklerini yerine getirip, sempati duydukları gruba yardımcı olma konusunda hırslılar. Delillerini göstermek, açıklamalarını sıralamak ve ispatlarını zikretmek için çabalıyorlar. Doğal olarak; bunların birçoğu, şeri deliller gibi kabul edilebilir değiller. Çoğu, bana hapisteyken sunulmuştu ve çıkmadan önce incelemiştim. Buna rağmen, bana sunulanlara kulağımı kapatmamış, gözümü yummamıştım. Çünkü bence bunların; hakikatin sağlamlaştırılması veya ona geri dönülmesi konusunda faydaları vardır.

İkinci olarak; şüphesiz dinlediğim taraflar içinde  -iki taraftan da-  doğruyu bulup, destek olmayı isteyen akıl ve erdem sahibi kişiler var. Her ne kadar onlara sempati duyanlar içinde tutucular olsa da, onlar batıl konusunda tutuculuk etmeyip, uzak duruyorlar. Bu kişiler, beni sevindirdi ve onlarla olan alakamı devam ettirmeye karar verdim. Onlar da, toplantılarıma katıldılar. Bu tür kişiler; ara bulma ve yanlışları düzeltme konusunda, kendilerine güvenilecek kişilerdir. Tabi taraflar arasında (ÖNYARGILI OLAN AYIRT EDEMEZ) makalesinde bahsettiğim gibi, tutucular da var. Bu kişiler pek fayda sağlamıyor, aksine bazen ortamı kızıştırıp, hiddeti artırıyorlar. Bu tür kişilerin, dinlemeyi ve algılamayı öğrenmeleri gerekiyor.

Üçüncü olarak; ara bulma ve tahkim konusunda istekli olan taraflarla uzun görüşmelerin sonucu olan,  -ama IŞİD tarafından kabul edilmeyen-  açıklamamdan vazgeçmem için, manevi baskıya maruz kaldım. Bazıları bu bildiriyi yok saymak için, ilga edildiğini veya edileceğini söylediler. Bunların hiçbiri benden kaynaklanmamaktadır ve kimseye böyle bir şey söylemedim.

Bu kişilere söylediğim ve hala söylemeye devam ettiğim şey şudur: Elbette bu açıklama da, sahibi de hatasız değildir. Ama bu bildiri, tüm taraflarla  -özellikle önceki girişimlere ve şeriat hükümlerine dönmeye karşı çıkan tarafla-  görüşmelerin ve yazışmaların sonucudur.

Bazılarının iddiası ise; benim, sadece bir tarafı dinlediğim yönündedir. Hapisteki hücremde, haftalık konuşmalarında Suriye ile görüşen ve bize onlardan kapsamlı haberler getiren IŞİD taraftarları vardı. Ayrıca bana IŞİD destekçilerinin açıklamaları, haberleri ve mektupları ulaştı ve IŞİD yönetiminin yazışmalara verdikleri cevapları da inceledim. Bu cevaplar şüphede olanların iddialarını gidermek için yanımda durmaktadır. Buna rağmen; ne zaman açıklamamda herhangi bir tarafa zulmettiğimi veya hak yoldan saptığımı fark edecek olursam, tereddütsüz hemen vazgeçeceğim dedim ve tekrar ettim. Çünkü hakikat arzumdur ve ona tabi olmakta, herhangi bir tarafa bağlı olmamam veya önyargı beslemememden dolayı daha kolaydır.

Açıklama yayınlandıktan sonra, bazıları Allah’ın hükmünü kabul etmekten yüz çevirdi. Bizde, şeriatın muhakemesini kabul eden tarafa katılmayı tavsiye ettik. Ama bu; katılmayı tavsiye ettiğimiz tarafın, hatasız olduğu veya bizim onu mutlak olarak temize çıkardığımız anlamına gelmez. İbn-i Teymiyye’nin de dediği gibi:“İlmi ve ameli yönden; her şeyde salt adalete ulaşmak zordur. Ama derece derece yaklaşılmaya çalışılır.”(EL-FETAVA  10\99)

Dördüncü olarak; insaflı olmanın şerefli insanların süsü olduğunu, tekrar tekrar söylemeye devam ediyorum. Şerefli insanlar ise tüm bölgelerde, birbiriyle savaşan ve onlara destek olanların arasında az bulunurlar.

İnsafsız olmaktan ötürü, tarafların basın temsilcileri ve yöneticilerinin kötü çıkışları oldu. Diğer bölgelerde bu akımın gençleri arasında, sövme, edepsizlik, suizan ve diyalogsuzluk kötü örnekler bularak yayıldı. Ben de serbest bırakıldıktan sonra, taraflar arasında böyle şeylere tanık oldum ve bunlara karşı çıktım. Yapanın, mücahid veya lider olarak değil, sokak adamı olarak isimlendirileceği sefillikler gördüm. Karşı tarafa kötü sözler ve vasıflarla seslenilmesi vs. gibi Allah’ın hoşnut kalmayacağı, dini fetva denilemeyecek birçok yalan ve iftiralarla masumların kanını dökmeye çağıran ve bunu basit görmeyi teşvik eden tutumlarla, bu akımın sadece Suriye’deki değil, diğer ülkelerdeki gençlerine de kötü örnek teşkil ettiler. Sadece bununla kalmayıp, farklı görüşlerde olan Müslümanların canlarını ve kanlarını helal görmeye ve saldırmaya başladılar. Bu tür kişilere karşı, Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir.

Böylesine düşük bir ahlakla, Müslümanların kanlarını akıtmakta cüretli olan bu tür yönetici ve resmi sözcülerin açıklamaları, bizi hayrete düşürüyor! Bu sebeple biz onların hatalarından beriyiz. Taraflarında; eğer Allah’ın dini, bu akımın seçkin, taraftarlarının özel bir konumda kalması, cihad ve mücahidler hakkında azimlilerse bunun mesuliyetini üstlenmelerini ve böyle kişileri, sözcülük vb. önemli konumlardan uzaklaştırmalarını talep ediyoruz. Bu tutarsız üsluplarıyla insanları, Allah’ın dininden döndürüyorlar, bozuk yöntemleriyle doğru yöntemden uzaklaştırıyorlar ve düşük ahlaklarıyla güzel ahlakı kötülüyorlar. Cihadın maslahatını isteyenlerin; edebi olmayan, doğru yoldan sapan ve saptıran, Müslümanların kanını akıtmak için kışkırtıcılık yapan, gençler arasında kötü ahlakı ve sözleri yayan kişileri uzaklaştırması ve onların yerine doğru yolda olan ve ona çağıran, Müslümanlara merhametli olan, peygamberin ahlakıyla ahlaklanan, onun yolunda yürüyen ve insanlara nasıl hitap edeceğini bilen kişileri getirmesi gerekmektedir.

Beşinci olarak; bazı değerli kişiler, Suriye’de, bazılarının beni etkilemek ve açıklamamdan döndürmek için, açıklamamdan sonra kan döktüklerini ve muhaliflerine düzenledikleri bombalı saldırının, IŞİD destekçileri tarafından “Millet-i İbrahim” adıyla bana hediye edildiğini naklettiler. Bunlar, korkutma ve mümkün olduğu kadar taviz koparmak için, baskı kurma amaçlıdır. Bu üslup, pazarlık veya alışverişte işe yarayabilir. Fakat tartışma, ikna, hakkın veya batılın ispatlanması gibi konularda işe yaramaz. Bu uğurda kullanılması, boşunadır. İddianın ispatlanması gerekir. Çünkü açıklama, Müslümanların kanlarını dökmeye ve onlara karşı savaş açmaya çağırmıyor. Aksine açıklamanın hazırlanmasında geçen sekiz aydaki tüm çabalar,  -IŞİD’ın maslahatı uğruna- Müslüman kanlarının akmasının engellenmesi, silahların Müslümanlara ve mücahidlere yöneltilmemesi, Müslümanların terk edilmemesi, haklarının eda edilmesi ve kanlarını döküp, mallarını almanın basit görülmemesi içindir. Sanki başka hiç kimse İslam Devleti kurulmasını ve şeriatla yönetilmesini istemiyor! Ne olursa olsun; taraflardan birbirinin kanını dökenlerin Müslüman kanlarından sorumlu oldukları kadar, muhakemeyi reddedenler de sorumludur. Beni,  -bir damla bile olsa-  Müslüman kanı dökmekten selamette kıldığı için Allah’a hamd ediyorum ve Allah’tan  -bir harf veya satırla bile olsa-  buna sebep olmaktan korumasını istiyorum. Bana bu tür yöntemlerle hediye verenlere, “sadece siz, kendi hediyenizle seviniyorsunuz” (NEML 36) diyorum. İsterseniz bana, nasihatlerimi dinleyip, çağrılarıma karşılık vererek, Müslüman kanı dökmeyi bırakıp, muhakeme ve ıslahı kabul ederek, davet ve cihadda Peygamber (s.a.v.)’in yolu istikametinde yürüyerek hediye verebilirsiniz. Bizi seviyor ve mutlu etmek istiyorsanız, sizden istediğimiz hediye budur. Biz,  -günahkâr bile olsa-  Müslüman kanı dökülmesini onaylamıyoruz. Müslümanlarla savaşılmasını,  -saldırgana karşı savunma olmadığı müddetçe-  helal görmüyoruz. Bilindiği gibi; saldırgana karşı savunma da, onu öldürmek anlamına gelmez. Konuşarak veya sadece elle müdahale ederek geri çevrilebiliyorsa, silah kullanmak caiz değildir. Çünkü asıl olan, Müslümanın kanının, malının ve ırzının haram oluşudur.

Altıncı olarak; IŞİD’ın, Irak’taki zaferleriyle ilgili görüşümü soranlara şöyle cevap verdim: Kazananların durumları veya vasıfları ne olursa olsun; hiç bir müminin, rafizilere ve mürtedlere karşı kazanılan zaferlere sevinmemesi mümkün değildir. Asıl endişe edilen, zaferlerin sonuçlarıdır. Kazandıkları yerlerde, Ehl-i Sünnete, diğer davetçi ve mücahid gruplara ve Müslümanların geneline nasıl muamele edecekler? Irak’ta ganimet alıp, Suriye’ye gönderdikleri ağır silahları kime karşı kullanacaklar? Benim sorularım ve endişelerim bunlar. Duruma baktığımızda, bu soruların cevaplarından korkuyoruz. Çünkü bu silahları elinde tutan güce, birçok sebepten dolayı güvenemiyoruz.

Yedinci olarak; bu sabah bana, hilafet için temkinin (yeryüzünde oturmuş bir güce sahip olma) şart olmadığını savunan bir yazıyı okuyup okumadığım soruldu. Ben de: “Okumadım ama bundan anlaşılan, gruplarının hilafet ilanının yakın oluşudur” dedim. “İlan edilecek olursa, görüşün ne olur?” diye sordu.

Dedim ki: Kendilerini halife olarak isimlendirmeleri, bana zarar vermez. Zamanımı da, birinin yazdıklarını çürütmek için harcamam. Hepimiz hilafetin dönmesini, sınırların kalkmasını ve şirk bayraklarının iptal olmasını istiyoruz. Bu sadece, münafıkların hoşuna gitmez. Önemli olan, isimlerin hakikate uyumu ve güncel olarak tatbik edilmesidir. Kim vaktinden önce bir şeyin oluşumu için acele ederse, ondan mahrum kalır. Benim önemsediğim; örgütten Irak Devletine, sonra Irak ve Şam Devletine, sonra da genel hilafete dönüşen grubun ilandan sonra neler yapacağıdır. Bu hilafet Müslümanların ve mustazafların sığınacağı bir kurum mu olacak? Yoksa bu ismi, tüm muhaliflerine çekilmiş bir kılıç gibi, kendilerinden önce ilan edilen emirlikleri ve cihad meydanlarında bulunan diğer grupları bitirmek için mi kullanacaklar?

Daha önce Kafkasya’da kardeşlerimiz emirliklerini ilan ettiler. Ama başka bölgelerdeki Müslümanları da içine alan, bir oluşum kurmadılar. Bu isim altında, haram kan dökmediler. Hilafet ilanından sonra, Kafkas İslam Emirliğinin konumu onlara göre ne olacak?

Ondan daha önce, Taliban, Molla Ömer  -Allah onu korusun-  liderliğinde bir emirlik kurdu. Hala düşmanlarıyla savaşmaya devam ediyorlar. Hakikaten güncel olarak tatbik ettikleri, emirlik kavramı üzerine başka bir şey bina etmediler. Haram kan dökmediler ve var olan birlikleri bozmadılar. Hilafet ilan edenlerin indinde, bu emirliğin konumu ne olacak? Irak, Suriye ve diğer bölgelerde Taliban’a biatlı olarak savaşan diğer grupların durumu ne olacak? Muhaliflerini, başlarını kurşunla parçalamakla tehdit edenlerin indinde Müslümanların kanlarının durumu ne olacak?

Bence, bunlar cevaplanması gereken önemli sorulardır.

Vakit kaybetmeden, Adnani bize tahmin ettiğimiz cevapları verdi. Cevaplar beklediğimiz gibiydi ve biz onlara az bile olsa zulmetmedik.

Allah’ım, sen Müslümanlara merhamet et. Onlara acı ey âlemlerin Rabbi… Kötülük ve sıkıntıları onlardan uzaklaştır.

Müslümanların kanlarına susamış olanları uyarıyor ve şunu söyleyerek bitiriyoruz:

Yüksek seslerinizle, hakikatin sesi olacağınızı veya tehditlerinizle, çığlıklarınızla edepsizliğinizle ve düşmanlığınızla bizim hakikate olan şahitliğimizi susturabileceğinizi sanmayın. Hayır, binlerce kere hayır! Bu dinin samimi koruyucuları olarak kalacağız. Uyumadan bozguncuların saptırmalarından, bozulmalardan, aşırıların kötü göstermelerinden muhafaza edeceğiz. Ya doğruya döner, tevbe eder, Müslüman kanı dökmekten ve bu dini kötü göstermekten vazgeçersiniz, ya da bizim kılıç gibi dillerimiz,  delilleriyle ciğerlerinizi deler ve sözleriyle üzerinize gelir. Siz ve başkaları bizim susmadığımızı bilirsiniz. Göğü direksiz olarak tutan Allah’a yemin olsun ki; bu dinle oyun oynayan, Müslümanların kanını dökmeyi basit gören hiç kimseyi  -düşmanlık, yalan ve iftiralarla karşılaşsak da-  bırakmayız. Sizleri, Allah’ın dinini kötü göstermekten, Müslümanların ve mücahidlerin kanını dökmekten sakındırıyoruz. Allah’tan korkun ve isabetli söz söyleyin.

Her olayın ve mekânın kendine göre söylenecek sözü vardır.

Bunlar söylemek istediklerimin hepsi değil bazılarıdır, dedim. Bu değerli ayda, Peygamber (s.a.v.)’in şu sözleriyle beraber size sunuyorum: “Kötü söz söylemeyi ve onunla amel etmeyi bırakmayanın, yemesini ve içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.”

İbn-i Mesud (r.a.)’ya, Ramazanı nasıl karşıladıkları sorulunca şöyle cevap verir: “Hiçbirimiz, kalbimizde bir Müslüman kardeşimize karşı zerre kadar kin taşıyarak Ramazanı karşılamaya cüret edemezdik.”Yazan: Ebu Muhammed El-Makdisi

Rasulullah (s.a.v.)’in hicretinin 1435. senesi Ramazan ayı…

Çeviri: Zeynep Zelal Caner

Arapça Aslı: http://tawhed.ws/r?i=01071401

Ümmet-i İslam

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim