• BIST 97.533
  • Altın 145,901
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 19 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

LİMUZİNLE CUMA'YA GİDİLİR Mİ?

LİMUZİNLE CUMAYA GİDİLİR Mİ?
VEYA AHMED DAVUDOĞLU YALNIZ MI?

 




Hesabın üzerinde bir hesap olduğu kesin. Kim ne kurgularsa kurgulasın kalbi, bedeni ve zihni yaralanmayan imkânlar da mevcut.

 

İstanbul ziyaretimde iki insan iki önemli olayı hatırlattı bana. Bu insanlardan biri Azeri kökenli. Azerbaycan'da -kendi deyimiyle- Azerbaycan Dili öğretmeni. Küçük dayımın hanımı. Azerbaycan kültürü, yemekleri, eğlenceleri dâhil pek çok mesele konuştuk. Dayım mesleğime atıfta bulunarak benimle uzun uzun konuşmasını tembihlemiş. Bereketli ve bol notlu birkaç gün geçirdik. O bana Türkiye Türkçesi hakkında sorular sordu. Kendi bilgileriyle benden öğrendiklerini karşılaştırdı.Azerbaycan

Maral Hoca Hanım'ın babası sanatçı. Azerbaycan'ın sayılı şairlerinden olduğunu duydum. Azaplı Mikail babasının adı. Maral Hoca Hanım'la konuştuğumuz meselelerden biri de Azerbaycan-Ermenistan meselesi oldu. Hoca Hanım, bu meselede pek hassas davrandı. Yüzünde kızgınlık çizgileri hemen belirdi. Son durumu sordum. “Kalbimizin tam ortasında bir yara var”, dedi.

Kalpteki yara: Azerbaycan meselesi

Sene 1991. Sovyet Rusya kaynıyor. Bitmez denen bitiyor. Kuzeyimizdeki topraklarda yeni şekillenmeler zuhur ediyor. Azerbaycan başta olmak üzere sonradan adları "Türki Cumhuriyetler" olan topluluklar bir bir bağımsızlıklarını ilan ediyor. En acıklı sonuç Azerbaycan'da oluyor. Rus tankları Bakü'ye giriyor. Oluk oluk kanlar Bakü sokaklarında akıyor. Maral Hoca Hanım'a o günleri sordum. Yüzünün ekşimesi daha da arttı. “O günlerde köydeydik”, dedi. Sonrasını getirmedi.

Türkiye'de de toplumun katmanları bir anda farklı bir havaya bürünmüştü. O günlerden hatırladığım anlardan biri de “Ateş Hattı” adlı programda meselenin uzun uzun tartışılıyor olmasıydı. Azerbaycan'ın Türkiye’ye ilhakının bile düşünüldüğü dönemdi. Bir anda toplum, epeydir hatırlayamadığı İslam-küfür ayrımını fark etti. İlginç olanı şuydu: Devletin en tepesindeki isim (Cuma namazına Cumhurbaşkanı forslu limuzinle giden yönetici) bile meselenin dinî boyutunu engellemek için, "Onlar Şii, biz Sünniyiz" gibi ince zeka ürünü bir açıklama yaptı.

Türkiye'de tel'in mitingleri başladı. Tam bu sırada Muammer Aksoy cinayeti oldu. Birileri Türkiye'deki irtica eylemlerini düşündürerek cinayeti bahane ettiler ve tel'in mitingleri sus pus oldu.

Maral Hoca Hanım, “bizi yalnız bıraktınız”, dedi derin bir sessizlikten sonra.

Azerbaycan

Bedendeki yara: Bosna meselesiBosna

Orta-1'deyim. Duvar gazetesi çıkarıyoruz. Adı: Selam. Bu ismi hangi amaçla kullandığımızı hatırlamıyorum ama bu sözcüğün bendeki karşılığı “ferah” sözcüğüyle eşdeğer. Bosna'da kazanların kaynamaya başladığı günler. Bosna için okulda Selam ekibi olarak yardım kampanyası başlatmıştık. Bu olaylarda İslam-küfür meselesi daha da netleşmişti. Çünkü Sırp mezalimi daha bir netti: Minareler yıkılıyor, kadınlar ve genç kızlar tecavüze uğruyor. Olanlara bakın ki İslam'ın ortak şuur haline geldiği günlerde Uğur Mumcu katledildi.

Bosna

Zihindeki yara: Kudüs meselesiFilistin

İstanbul'da mekânında ziyaret ettiğim insanlardan biri de Şevket Kamil Akar. Kendisi İstanbul Üniversitesi iktisat tarihi hocalarından. Bu sefer, -günün son demlerini yaşadığımızdan olsa gerek- çaysız ama bereketli bir sohbet gerçekleştirdik. Bana “şunları uzun uzun yazmalısın” dediği pek çok mesele oldu. Bu meselelerden biri de şüphesiz Mavi Marmara gemisiyle hatırladığımız bizi biz yapan damardı. Türkiye'nin kenetlendiğinin düşünüldüğü zamanlarda yine terör örgütü eylemlerini arttırdı. Ne hikmetse müslüman olduğumuzu hatırladığımız günlerde asabiyet duyguları bir anda kabartıldı. Şu sorular toplumun zihnini zorladı: “Bizim ne işimiz var Gazze'de? İnsanlar gemide ölenlere üzüldükleri kadar terör yüzünden şehit olanlara da üzülseler ya?” Hele hele İslamî endişe sahibi bir grubun liderinin ya da o gruba mensup bir yardım kuruluşunun başındaki ismin açıklamaları nereye koyalım? Gazze İsrail'in iç meselesiymiş!?

Mavi Marmara gemisi

Geçmişimiz asabiyet tecrübesinin çözüldüğü imkânlara sahip

Parçaları dağılmış müslümanlık panoraması, bütünlüğünü yeniden kurmaya çalışırken bir kez daha yaralandı. Kaderin garip sevkine bakın ki son olayda, önceki iki olayda koparılan yaygara koparılamadı. İslam ve müslüman aleytarlığı gerçeklerin üstünü örtmeye yetmedi.

Bu hem bir imkân hem de imkânın içinde bir imkânsızlık. Çünkü aleyhtar ifadelerin kullanılmaması bir oyunun parçası gibi duruyor. Bugün içimizdeki asabiyet meselesini çözecek tek ortak paydamız İslam'ın kendisidir. Geçmişimiz asabiyet tecrübesinin çözüldüğü, üst bir dile imkân tanındığı, kendi iç dinamikleriyle oluşan mekânlara ve imkânlara sahiptir.

Mustafa Özel'e Bursa'yı ziyaretinin bitiminde şu soruyu sordum: “Hocam, Ahmet Davutoğlu yalnız kalmıyor mu?” Özel'in verdiği cevap manidar:

“Sen varsın ya, yeter...”

DÜNYA BİZİM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Y

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim