• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 3 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

LAİSİZM TÜRKİYE'YE NE SAĞLADI

LAİSİZM TÜRKİYEYE NE SAĞLADI
Türkiye'deki laisizm,"yenilenme” akımı içinde Fransa'dan ithal edilmiştir.Bu ithal,BİR İHTİYAÇ MIYDI,YOKSA DAYATMA MI?Bu yazımızda hem bunun hem de laisizmin Türkiye'ye neler getirdiğinin üzerinde duracağız.

 

 

 

 

 

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Ağustos'ta kendi sarayında gazeteci Mehmet Ali Birand'a verdiği demeçte Türkiye'yi örnek gösterip “Toplumumuz Batı'dan daha laik bir yapıya sahip olmalı” diyordu. Bu, gerçekten böyle midir? Laiklik dünyevi bir iştir, dünyevi işlerde esas olan fonksiyondur (işlevselliktir).

Her yenilik, bir ihtiyacı gidermeli, bir sorunu çözmelidir. Hele uğruna on binlerce canın verildiği, ihlalinin suç sayıldığı bir ilke için “Hangi ihtiyacı giderdi ve bizim için neden gerekli?” sorusunu sormak temel bir haktır ve aklın gereğidir.

Türkiye laisizmi, Fransız laikliğine dayanır. Fransa'da laikliğin ilan edilişi kilise- burjuva çatışmasının bir neticesidir. Fransız burjuvası, katı Katolikliğe dayalı Fransız Kilisesine karşı laisizmi Fransa'nın gelişmesi ve kendisinin yönetimde söz sahibi olması için bir ihtiyaç olarak görmüş. Bunun için kiliseye karşı kanlı bir mücadele vermiş ve laikliği ilan etmiştir.

LAİSİZM, AKLIN ÖNÜNÜ MÜ AÇTI?

Katolik Fransız kilisesi, akla kuşkuyla yaklaşıyor. Hıristiyanların özgürce görüş beyan etmesine izin vermiyor, Hıristiyan olmayanların aklından yararlanmayı şiddetle yasaklıyor, aklın ürünlerini ceza konusu yapıyordu. Laiklik, bu duruma son verdi, aklın önünü açtı. Bu durum, Türkiye'de de gerçekleşmiş midir?

Bu sorunun cevabı “Laisizm yokken aklın önünde bir engel mi vardı?” sorusunun cevabı içindedir. “Aklın önü nasıl tıkanır?” sorusunun cevabı da bununla ilgilidir.

İslam dünyasında aklı engellemek,

“1. Müslümanların düşüncelerini açıkça söylemelerini yasaklamak 2. Müslüman olmayanların aklından yararlanmayı reddetmek 3.Aklın kullanılmasıyla elde edilen ürünleri kimden gelirse gelsin ceza konusu yapmak” biçimlerinde olur.

Kur'an-ı Kerim insanı sık sık düşünmeye davet eder. İslam dünyasında ta Abbasiler döneminde düşünce evleri (Darülhikme) kurulmuş, hastane, rasathane gibi kurumlarda pek çok Süryani, Ermeni, Rum ve Yahudi çalıştırılmıştır. Osmanlı, bu geleneği sürdürmüş, dini meselelerdeki en ağır tartışmaları bile (siyasi değilse) ceza konusu yapmamıştır.

Öte yandan laisizmden sonra, “düşünce özgürlüğü” ile özdeşleşen aklın önünün açıldığını söylemek mümkün müdür?         1. Herkesin düşüncesini özgürce ifade etmesine izin verilmiş midir? 2. Eğitim kurumlarının kapısı herkese açılarak genel aklın değerlendirilmesi mümkün olmuş mudur?

Uzun süre sadece sistem tarafından kabul gören kişiler ve sistem lehinde konuşmak şartıyla konuşma imkânı bulmuş, diğer kesimler susmuşlar/susturulmuşlar. Dini eğitime izin verilmeyerek ve memleketin çok önemli bir bölümünde okul açılmayarak(1) genelin aklının kendisini ifade etmesinin önüne geçilmiş, dahası 163, 141, 142, 312 gibi maddelerle düşünsel ürünlere resmen ceza verilmiştir.

LAİSİZM, BİLİMSEL ÖZGÜRLÜK MÜ GETİRDİ?

Fransız kilisesi Katolikliğe dayalı katı yapısıyla bilimin gelişmesini engelliyordu. Laiklik, bu engele son verdi. Bu, İslam dünyası için geçerli olamaz. İslam'a bağlı kişilerin yönetici (halife, padişah, vezir, vali) oldukları zaman ve yerlerde bilim gelişmiş, onların iş başından uzaklaştığı dönem ve yerlerde bilim gerilemiştir. O halde İslam, bilimi engellememiş, aksine teşvik etmiştir. Osmanlı'da, Laisistlerin düşman ilan ettiği II. Abdülhamit döneminde bilime yapılan yatırımlar, Laisistlerin öncü saydığı II. Mahmut döneminde yapılan yatırımlarla kıyaslanmayacak kadar çoktur.

Bugünkü pek çok bilimsel kurumun temeli Cumhuriyet döneminde değil, laisizm karşıtı II. Abdülhamit döneminde atılmıştır. O dönemde Tıbbiye (Tıp Fakültesi)nin geliştirilmesinde aynen Abbasilerde olduğu gibi Hıristiyan ve Yahudi doktorlardan fazlasıyla yararlanılmıştır.(2) Osmanlı'da bilimin gelişmemesinin nedeni II. Abdülhamit gibi laisizm karşıtı padişahlar değil, aksine zevk ve sefa düşkünlükleriyle laik kültüre yaklaşan padişah ve vezirlerin tutumlarıdır.

Laisizm sonrası Türkiye'sinde laiklik öncesi Fransa'sındaki “dine aykırı olmama” kriteri yerine “laikliğe aykırı olmama” kriteri getirildi, bilimsel çalışmalar katı bir denetime tabi tutuldu. Bilim adamları fen alanında laiklik aleyhtarı suçlamasına maruz kalmamak için bilimin İslam'la bütünleşen tarihini anlatmaktan korktu, Darwin'in evrim teorisine yazılı bir yana; sözlü görüş beyanında bile bulunamadılar. Sosyal alanda ise Osmanlı döneminde Şemsettin Sami gibiler tarafından İslam öncesi Türk tarih ve kültürü serbestçe araştırıldığı halde, Cumhuriyetin ilk yıllarında İslam tarihi araştırması yapılamadı. 1931'e kadar liselerde İslam tarihi hiç okutulmadı, o tarihten 1941'e kadar okutulan tarih kitaplarında ise laisizm kriterleri doğrultusunda İslam tarihine alaylı ve inkârcı yaklaşıldı. Bugün de yakın tarih, liselerde bilimsel yönden değil, laisizm ve ulusçuluk yönünden okutulmakta; bu doğrultudaki bilgiler hiçbir sorgulamaya tabi tutulmadan bilimsel kabul edilmektedir. Bilim adamlarının resmi tutumla sınırlı tutuldukları bir ortamda bilimin özgürlüğünden söz edilebilir mi?

(Ders kitapları bir yana ansiklopedilere bile müdahale edilmiş, örneğin 1982'de basılan Meydan Laurus Ansiklopedisinin Kürdlerle ilgili bölümünde Kürdlerin yaşadığı coğrafya bölümünde Türkiye hiç yok. Çünkü sansüre uğramış.)

Hala İslami yönü olan her bilimsel öneri, alay konusu edilmekte ve adeta “Dini olan, bilimsel değildir” kriteri gibi garip bir kriter ortaya konmaktadır. Böyle bir ortamda bilimin özgür olduğunu kim söyleyebilir?

LAİSİZM, HALK İRADESİNİN ÖNÜNÜ MÜ AÇTI?

Fransız kilisesi, monarşi yanlısıydı, halkın görüşünün yönetime yansımasını engelliyordu. İslam ise istişare müessesesi ile toplumun görüşünün yönetime yansımasını zorunlu kılıyor. İslam coğrafyasında din, istişareye engel değil, istişarenin dayanağıdır. Mustafa Kemal ve arkadaşları bile padişaha karşı söz söyleme haklarını hep ayetlerle savunmuş, gittikleri her yerde “Onların işleri kendi aralarında şura iledir” ayetini okumuşlardır.

Laisizmin ilanında halkın görüşü sorulmadığı gibi ilanından sonra da halkın itirazları şiddetle bastırıldı, bu itirazın sahipleri idam sehpalarına sürüldü. Dolayısıyla halk iradesi güçlenmedi, aksine zayıfladı.

 

batilaisizm

Laisizmi Batı dayattı

LAİSİZM, SANATI GELİŞTİRDİ Mİ?

Fransız kilisesi kendi sanatını teşvik ederken diğer sanatları engelliyordu. İslam'da heykel dışında sanatsal faaliyetler yasak değildir. 16., 17. yüzyıl Osmanlı şiiri laik Fransa'nın 19.yüzyıl şiirinin çok önündedir.

Laisizm sonrasında sanatın laisizm öncesinden daha iyi olduğu söylenemez. Şairler, yıllarca, laisizm kriterinden dolayı sanatın kaynağı olan geleneği savunmaktan çekinmişler; sanat diye tören şiirleri veya II. Yeni şairlerinin fahiş dizelerini üretmişler. Dinsiz sanat olmaz. Kayda değer şiirler yazanlar, yine dini değerlere düşman olmayan şairler olmuştur.(3)

Öte yandan Kur'an-ı Kerim'den yararlanmaktan korkan edebiyat ustaları, Tevrat ve İncil'e yönelmek durumunda kalmışlar. Yakup Kadri adlı ünlü romancı neredeyse her kitabında Tevrat'tan; II. Yeni şairleri de birçok eserlerinde İncil'den bölümler almışlar.

Öte yandan Laisizm sonrası mimari ürünlerin örneğin Anıtkabir'in ve TBMM'nin Mimar Sinan ve diğer laisizm öncesi mimarlara ait ürünlerden üstün olduğunu kim söyleyebilir?

LAİSİZM BAŞKA DİNLERE   ÖZGÜRLÜK MÜ SAĞLADI?

Katolik Kilise, Fransa'da başka dinlere hayat hakkı tanımıyordu. Bu da Fransa'nın ticari ve diplomatik ilişkilerine zarar veriyordu. İslam, Müslüman olmayanlara hayat hakkı tanımamak bir yana Kudüs örneğinde olduğu gibi onları birbirinin zulmünden korumuştur. Laisizm öncesinde Osmanlı'da değişik milletlere ait nice kilise vardı, Yahudiler de fazlasıyla serbestti. Cumhuriyet döneminde Hıristiyan ve Yahudilere verilen Avrupa garantisi ve kanuni haklarına rağmen devletle vatandaş arasında ölçü kalmadığından ve başka politik nedenlerden azınlıklar zarar görmüştür. 1940'lı yıllarda (belki de siyonizmle işbirliği yapılarak) getirilen ağır Varlık Vergisi'yle, sıradan Yahudiler, Filistin'e göçe zorlanmış; 1950'li yıllarda İstanbul Rumları ulusalcı kesimlerin provokasyonuyla talan edilmiş, 1960 İhtilalinden sonra da Güneydoğu Süryanileri kasıtlı bir taciz politikasına tabi tutularak Avrupa'ya göç ettirilmiştir.

LAİSİZM DİNİ FIRKA ÇATIŞMASINA MI ÇARE OLDU?

 

Kilise, Fransa'da sonu gelmez mezhep çatışmalarına, Katolik-Protestan kanlı mücadelelerine neden oluyordu. İslam tarihinde, istisnalar dışında mezhep çatışması yoktur. Osmanlı döneminde Alevilere yönelik tutumun dini değil, politik olduğu İran'a karşı Osmanlı'ya tabi olan Bektaşi Alevilerinin ordu içinde yükselmelerinden kolaylıkla anlaşılabilir. Laisizmden hemen önce ise Anadolu'da bu yönde hiçbir sorun söz konusu değildi.

Laisizm sonrasında Dersim katliamları yaşanmış, 12 Eylül'den hemen önce de Maraş, Çorum olayları görülmüştür. Bugün de Alevi kesim pek çok yönden haksızlığa uğradığını düşünmekte ve her zaman bir Sünni-Alevi çatışmasından söz edilmektedir. Hatta Alevilik bir yana, Laisizm öncesinde hiçbir sorunla karşılaşmayan Şafii mezhebi bile laisizm sonrasında mensuplarının zaman zaman mezhebimiz tehlike altında şikâyetlerine konu olmuştur.

L aisizmin ilanı Cumhuriyet'ten önce halk bir yana aydın kesim tarafından bile gündeme getirilmemiştir. Osmanlı toplumu ve idarecilerinin bu yönde bir isteği, bir ihtiyaç bildirimi yoktur. Laisizm Batı, kaynaklıdır. Avrupa, Tanzimat ve Islahat Fermanlarında Hıristiyan azınlıklara yönelik tavizler dayatarak Osmanlı'ya Şeriat hukuku dışında ikinci bir hukuk dayatmış; Lozan'da da (işin gizli yönü bir yana) Hıristiyan azınlıklar lehindeki maddelerle yeni Türkiye devleti için laiklikten söz edilmeden laik olma şartı koşulmuştur.

Cumhuriyeti kuran askeri ve bürokratik elit,

1.Geçmişe karşı kurdukları yapıyı, felsefi bir temele oturtmak; iktidarlarını (Şeriatın halkı devlet yöneticilerine karşı koruması gibi) her tür sınırlamadan korumak, iktidarları için mutlak bir hâkimiyet alanı açmak ve halka dilediğince (kayıtsız şartsız) hükmetmek

2.İslam dünyasını laikleştirmek isteyen Batı'dan destek bulmak ve iç ve dış tehditler karşısında Batı'yı sığınma kapısı yapmak için laisizmi uygulamış. Bu uygulamayı hem iç hem dış güçler karşısında iktidarlarının güvencisi olarak görmüş, laisizme karşı çıkanları devlete isyan edenlerden saymış ve hain ilan ederek cezalandırmıştır. Bu da devletle halk arasında bunalıma yol açmıştır. İnşaallah haftaya, laisizmin bu ve diğer yönlerini anlatacağız.

 

(1) İnönü, Şark Vilayetleri ile ilgili raporunda Bölgede okul açılmasını sakıncalı bulmuştur.1930'lı yıllardan önce Fırat'ın doğusunda açık olan hiçbir lise yoktur. O yıllarda tekrar açılmasına izin verilen Diyarbakır Lisesi uzun süre bölgenin tek lisesi olarak kalmıştır.

(2) Seyyid Kutub gibi duyarlılığı herkesçe bilinen bir İslam âlimi bile İslam Düşüncesi adlı eserinde Müslümanların zaruret durumunda fizik, kimya gibi fen ilimlerini kâfirlerden öğrenebileceğini söylemiştir.

(3) Hatta, beğenilerek okunan sosyalist şairlerin bile dizelerinde gizli bir din etkisi vardır.

AHMET YILMAZ /DoğruHaberGazetesi

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim