• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 7 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

'KÜRESEL KRİZ,AÇ GÖZLÜLERE DUR İHTARIDIR

KÜRESEL KRİZ,AÇ GÖZLÜLERE DUR İHTARIDIR
ABD'li Psikoloji Profesörü Muhyiddin Şekur krizin hayırlı bir tarafının olduğunu belirterek, "Bu zamana kadar sadece parayı ve gücü düşünen insanlar şimdi başka değerlerin arayışına girdi.

 

 

 

 

 

Röportaj: Mustafa Canbey

Yaşanan küresel krizin hayırlı bir tarafının da olduğunu söyleyen ABD'li Psikoloji Profesörü Muhyiddin Şekur, "Dünya bugünlere belli bir ideoloji çerçevesinde geldi. Ama bu gidiş iyi bir gidiş değildi ve hızla dünya cehenneme doğru yol alıyordu. Özellikle 'küresel mali kriz' ortaya çıktıktan sonra bunların dayanaklarının büyük bir bölümünün yıkıldığını hep birlikte gördük. Aslında krizin bu yönüyle dünyaya hayrı oldu. Zaten böyle bir kriz lazımdı da. Budistler, Hıristiyanlar, Yahudiler, herkes bu krizden nasibini aldı, mağdur oldu. Ama bu zamana kadar sadece parayı ve gücü düşünen insanlar, krizin getirdiği sonuçlar neticesinde başka değerlerin arayışına girdi" diyor.

*Dünyada son 200 yıldır insanların yaşam biçimleri değişti ve benmerkezci bir yaşam biçimi aldı başını gidiyor. Herkes, 'ben daha zengin olayım, daha çok kazanayım, benim yaşamım daha lüks olsun' diyor. Bir taraf ki özellikle Batı cenahını sürekli zenginleşirken dünyanın büyük bir bölümü de açlık ve sefaletle boğuşuyor. Gelinen noktada artık bakıyoruz ki bu sistem çökmek üzere ve dünyayı yöneten küresel egemenler kendileri artık bir şeylerin yanlış gittiğini itiraf etmeye başladılar. 'Daha cömert daha adaletli ve daha şefkatli olmak zorundayız' diyorlar. İnsanlığın yaşadığı bu süreci gelinen bu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünya bugünlere belli bir ideoloji çerçevesinde geldi. Ama bu gidiş iyi bir gidiş değildi ve hızla dünya cehenneme doğru yol alıyordu. Özellikle 'küresel mali kriz' ortaya çıktıktan sonra bunların dayanaklarının büyük bir bölümünün yıkıldığını hep birlikte gördük. Aslında krizin bu yönüyle dünyaya hayrı oldu. Zaten böyle bir kriz lazımdı da. Dünyada aslında çok büyük, sınırsız bir finans var ama yine de bu kriz ortaya çıktı. Bunu iyi algılamak gerekir. Ve geldiğimiz noktada şunu söyleyebiliriz ki; sorunların çözümü için tasavvufun olmazsa olmaz ilkelerine müracaat etmek yeterli olacaktır. Çünkü İslam'dan kaynaklanan tasavvuf bizden "vermeyi" istiyor. Dahi iyi olmak için daha fazla vermeyi öngörüyor. Baktığımız zaman çözüm İslam'ın sadaka -zekât kültüründe olduğu gibi adalettir. İslam adaleti öğütler. Paylaşmayı öğütler.

*Zaten bunlar insanlıkta var olan değerlerdi. İnsanlık kaybettiği değerleri yeniden buluyor diyebilir miyiz? Amerika'yı yeniden mi keşfediyor insanoğlu?

Çok güzel bir sual sordunuz. Paylaşmak, adil olmak İslam ve tasavvufun temel ilkeleri. Zaten bunlara bağlanmazsanız, bunları kabul etmezseniz siz tasavvufun t'sine bile yaklaşamazsınız. Hatta şunu söyleyeyim; siz aslında bunlara göre yaşamayı kabul etmezseniz ve yaşayamazsanız. Dünyada Budistler, Hıristiyanlar, Yahudiler, herkes bu krizden nasibini aldı. Krizden etkilendi, mağdur oldu. Ama bu aynı zamanda şunu da getirdi; krizin getirdiği sonuçlar neticesinde başka değerlerin arayışına girdi insanlar. Mesela bu mali kriz şuna yol açtı; maddi problemler olduğu için kamyonlar, tırlar parasızlıktan yakıt alamadılar ve New York'a gıda getiremediler. Ve bu iki gün sürerse bütün şehir krizden toptan etkilenir ve oradaki insanlar yiyecek bir şey bulamazlar. Bu aslında dünyada yaşanacak bir felaketin herkesi birden etkileyeceğinin de en canlı örneğidir.

Müslümanım ve huzurluyum

*Siz bir psikoloji profesörüsünüz. ABD'de yaşayan bir insan olarak mutlaka değişik dinlerden arkadaşlarınız var. Onlarla kendiniz arasında iç dünya bakımından nasıl bir farklılık hissediyorsunuz?


Ben farklılıklara çok fazla odaklanmıyorum. Zor zamanlarda farklılıklarımızdan öte benzerliklerimize bakıp, onlarla bu badirelerden kurtulmak için ne gibi işbirliği yapabiliriz buna bakıyorum.

*Ben şunu sormak istemiştim; İslam sizi daha özel yapıyor mu kendi iç dünyanız açısından?

Bu şahsi bir şeydir elbette. Kendimi çok huzurlu hissetmemi sağlıyor. Bu tabii ki benim şahsi serüvenimle ilgili ama az önceki konuya tekrar devam etmek istiyorum. Hıristiyanlarla, Yahudilerle, diğer milletlerden, dinlerden olanlarla karşılaştığım zaman şöyle yapıyorum. Onlarla bir ortak payda oluşturmak istiyorum. Bakın, 'biz sadaka veriyoruz, geceleri kalkıp ibadet ediyoruz, temizliğe önem veriyoruz' diyorum. Bunları insanlara anlatıp aynı zamanda tebliğ imkânına sahip oluyorum. Farlılıklar bir süre sonra önemini yitirir o zaman insani değerlerin ortaya çıktığını göreceğiz. Bir Müslüman olarak, diyelim bir Hıristiyan komşum var, en başta onu Müslüman yapmaya çalışmana gerek yok. 'Sapkın yoldasın, hak yola gel' demene gerek yok. Ama ona "hayırlı günler, hayırlı sabahlar" diyerek iletişime başlayabilirsin.

*Tasavvufun ifadesiyle "sevgi" yani...

Temel iyilikler ön plana çıkar böyle durumlarda. Ve hakikatler ve kendinle ilgili sorunlar ortaya çıkar. Bencil bir insansan böyle durumlarda bencilliğinin de farkına varırsın.

*Kapitalist felsefede, ' insanın ihtiyaçları sınırsızdır ama dünyanın kaynakları sınırlıdır' denir. Ama Müslümanlar tam tersini düşünürler ve ' insanın ihtiyaçları sınırlıdır, kaynaklar sınırsızdır' derler. Geldiğimiz bu noktada insanlarda bu bakış açısı hâkim olsa böyle sıkıntılar yaşanmamış olur. Mesela Afrika'da çocuklar ölmemiş olur. Yanlış mı düşünüyorum?

Bizim bu algımız maalesef dünyada hakim değil. Kimse beni dinlemiyor. Çünkü bizim söylediğimizin egemen güçler açısından hiçbir önemi yok. Bizdeki rızık düşüncesi bile olağanüstü bir kavram. Bunu mantığınızla bile kavramanız mümkün değil. Ve limiti de yoktur rızkın. Bizim rızık anlayışımızda, mesela kamyonlar yakıt yokluğundan New York'a girip bakkallara servis yapamadığı zaman biz şunu söyleriz; Elhamdülillah, Allah bizim rızkımızı mutlaka gönderecek.

*Osmanlı'dan bir örnek vereyim, ülkenin üzerinden geçen göçmen kuşlar için kuş yuvaları yapmışlar. Onlar gelip ihtiyaçlarını karşılasınlar diye. Şimdi geldiğimiz dönemde insanlara yuva bulamıyoruz. Dramatik değil mi bu?

Aslında istesek buluruz. Çünkü insanlar senin de söylediğin gibi sadece kendi nefsini düşünüyor. İnsanlar şöyle düşünüyor, ben kendi sıkıntılarımı halledersem her şey iyi olacak. Ama bu bir spazm oluşturuyor. Kimse diğer insanları düşünmüyor. Bende egosantrik düşünüyorum sen de egosantrik düşünüyorsun. Mesela göçmen kuşlara yuva yapmak bizim kaynaklarımızı harcayan bir şey değildi. Bu yeni rızık ve yeni nasipler için açılan kapıydı.

Samimi olmalı ve iyi olanı yapmaya çalışmalıyız

*Kurumsallaşma süreci tarikatları büyütürken ciddi bir biçimde sekülerleştiriyor. Türkiye'deki birçok tarikat benzer süreci yaşadı. Sadece daha çok müride ulaşmak için bir takım organizasyonlara giriştiler. Dernekler kurdular, gazete dergi çıkarttılar. TV, yardım şirketleri kurdular. Ticari işlere girdiler. Bunlar ilk başta Türkiye'nin dindarlaşmasına vesile oluyormuş gibi göründü ancak gelinen noktada tarikatların çok hızlı şekilde dünyevileştiğini görüyoruz. Dolayısıyla insanın manevi gelişimin ihmal eden, fiziksel olarak büyümeyi sağlayan organizasyonlar oldular. Özellikle medyadaki algı da böyle. Bu benim tespitim katılır mısınız bilmiyorum. Bu süreçten nasıl çıkabiliriz. Tarikatları yeniden insanların manevi dünyasına hitap eden doğal ortamlarına nasıl getirilebiliriz?

Hiç böyle düşünmemiştim. Amerika'yla Türkiye'yi mukayese ettiğim zaman Türkiye'yi olağanüstü tasavvufi tarihi olan bir yer olarak görüyordum. Türkler İslam öncesi hayatlarıyla İslamiyet'ten sonrasını kucaklaştırdı. Sonrasında Kabe'nin anahtarlarına sahip çıkar duruma geldiler. Bu tehdide karşı ne söyleyeceğimi hiç düşünmedim. Ama birisi benden bunu çözmemi isteseydi, o şirketlere müdahale etmezdim. Daha çok ruhi olarak kendisini tekamül etmek isteyenlerle alakadar olurdum ve onların bir kaymak gibi üste çıkmasına yardımcı olurdum. ABD'deki Müslümanların durumuna gelince, oradaki Müslümanlar imanlarında çok samimiler. Onlar sadece imanlarını hayatlarında icra etmek istiyorlar. Bu zaviyeden bakınca onlar da hayatın içindeler. Yaşamak istiyorlar, işyerlerine gidiyorlar, maişetlerini temin etmek istiyorlar ama aynı zamanda samimi Müslümanlar olarak arz-ı endam ediyorlar. Oradaki insanlar samimi yaklaştıkları zaman sadece duygusal düşünmüyorlar. 'Allah benim hayatıma nasıl yön vermemi istiyor' şeklinde düşünüyorlar. Bu çözülemeyecek bir mesele değildir Türkiye açısından. Samimi kişileri arayıp bulmak lazım. Birbiriyle vakit geçirerek, oturup konuşarak... O zaman o tenkit ettiğimiz organizasyonlardaki, şirketlerdeki insanlar bu taraftaki samimi insanlara bakmaya başlayacaklar. Bu kuruluşları yenileme imkanı doğacak ve onlara hayat vermeye başlayacağız. Bu grup projesinden öte şahsi, ferdi bir projedir. İyi insanlara bakacaksınız ve o insanların içinde onları bulacaksınız. Amaç çok önemli. Rabb-ül Alemin bize Salih amel işlemeyi emrediyor. Zaten iyi olanı yapmak zorundayız. Ama ameli ortaya çıkaracak olan samimiyettir. Aksi halde sadece bir şeyler yapmış olursunuz. Samimiyet amelin de istikametini belirliyor. Amel onun fiziki görünümüdür ama samimiyet yoksa bir anlamı olmaz.

*Obama ABD'deki Müslümanların işini biraz kolaylaştırmış görünüyor. 11 Eylül sonrası sıkıntılı bir süreç başlamıştı. Obama sanki Müslümanların elini biraz kolaylaştırdı. ABD'nin 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl sonrasıyla ilgili bir tahmininiz var mı Müslümanlar açısından. Bu kolaylaştırma süreci devam edecek mi yoksa bir yerde durup ABD'deki Müslümanlara tekrar zenci muamelesi yapılacak mı?

Allah-u alem. Bu ahtapotun kolları gibi bir konu. Yani çok derin bir mesele. ABD hala bu kölelik sorununu halletmedi bile. 40 yıl önce biz sokaklarda protestolarımızda tişörtlerimize şunu yazıyorduk, "Biz insanız." Öyle bir durumdan siyah başkanın olduğu bir döneme geldik. Siyahî bir başkan olması çok garip bir şey oldu bizim için. Tabii ki, bu insanlara büyük bir ümit pompaladı. İnsanlar Obama üzerine ümitlerini devam ettiriyor. O zeki bir insan, parlak birisi ve iyi bir iradesi var. Ama Başkan bile olsanız bütün kararları siz veremezsiniz. Bir grup var ve dünyayı onlar idare ediyor. Cheney misalinde olduğu gibi. O Obama'dan ve onu destekleyenlerden nefret eder. Şu anda insanlarda umut var. Ama ona ne kadar katlanabilirler bilmiyoruz ve onun için Allah-u alem diyorum. Bana göre O da Allah'ın rahmeti, insanların ayakta durabilmek için ümide ihtiyaçları var.

*Bosna'da çocuklara yardım için gittiğinizi biliyoruz orada ne yaptınız?

Savaş sonrasında oradaki çocuklara yardım için gittik. Eşim eğitimci olduğu için Bosna'daki okulları ziyaret etmek istedi. Okullara gittiğinde, okullar yıkılmış vaziyetteydi. Çocuklar aile bireylerini kaybetmişti. Öyle çocukları gördük ki orada ve biz yetimler programını başlattık. Bazı çocukları seçip onları Amerika'ya götürdük. Mesela hepsi anne ve babasını kaybetmişlerdi. Bu seçip götürdüklerimizden akrabası olanlar yoktu, eğer akrabası olanlar olsaydı bu çok gaddar bir şey olurdu. Savaş sırasında çok çocuk çalındı. Böylelikle Boşnak devleti haklı olarak gelecekteki vatandaşlarını kaybetmek istemiyordu. Ama bize itimat ettiler, biz onların diş sağlıklarına bile dikkat ettik, rehabilitasyon çalışmaları yaptık ve 2 ay sonra geri getirdik. Böylelikle çocuklara bakan aileler oluşturduk. Büyüdüler, güçlendiler ve Bosna'ya gittikten sonra da irtibatı kesmedik teması devam ettirdik. Bu kişileri oradaki topluluklar da karşıladılar. Bazen de küçükken ilgilendiğimiz çocuklar 15 yaşlarına geldiklerinde ABD'ye geldikleri de oldu. Çok ümit verici bir gelişmeydi. Afganistan'da, Sri Lanka'da da aynı çalışmayı uyguladık. Gazze'de de şimdi aynı çalışmayı yürütmeyi düşünüyoruz. Bazen aynı anda Çeçenya'da, Bosna'dan, Gazze'den çocukların geldikleri oldu. Biz bu çocuk enstitüsünü New York merkezli, yerel bir çalışma olarak yürütüyoruz.

*Obama'yı konuştuk biraz da Malcolm X'den ve Elijah Muhammed'den bahsedelim

Hiç şüphem yok ki Malcolm X Obama'nın çok büyük destekçisi olurdu.

*Malcolm X'i gördünüz mü hiç?

Malcolm X yaşarken çok gençtim. Askerlik hizmetimi yapıyordum. Çok hayrandım ama görüşemedik. Ben terhis olduktan sonra öldürüldü.

*Sizi İslam tarihinde en çok hangi olay etkiledi?

Peygamber Efnedimizin(sav) vefatı.

*Neden?

Onun vefatı şu açıdan çok önemli. Bir çok pozisyonu vardı. Babaydı, kocaydı, devlet başkanıydı ve insanlar onun yokluğunu çok güçlü bir şekilde hissettiler. Çünkü onu kendisine alıştıranlar da olmuştu, alıştıramayanlar da olmuştu. O'nun ölümü Müslümanlar için büyük kayıptı. Ondan sonraki insanlar O'nu görmese bile, O'nu görür gibi itaat edip tanımışlardı. Yani ben Sultan Fatih'in başarılı bir insan olarak, Rasulullah kimdir diye kafasında sorular olduğunu sanmıyorum. O Rasulullah'ın kim olduğunu çok iyi biliyordu.

*Türkiye'yle ilgili izlenimleriniz nasıl?

Ben burada kendimi yuvamda gibi hissediyorum. Dünyadaki en güzel yerlerden biri olarak görüyorum ve burada olmaktan büyük zevk alıyorum. Türkiye'nin harika bir yeri var dünya tarihinde. Dünyada tekrar tekrar gidip orada kalabileceğim ve sonra evime dönebileceğimi hissedebileceğim yerler fazla değil. Türkiye'yi kendi vatanım gibi hissediyorum.

Kaynak: Milli Gazete

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim