• BIST 108.392
  • Altın 143,552
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 25 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

KÜRDLERDE İSLAMİ KİMLİĞİN GELİŞMESİ

KÜRDLERDE İSLAMİ KİMLİĞİN GELİŞMESİ
Genel görüş, Kürdlerin bulundukları coğrafyanın sıkıntılı olduğu, dolayısıyla dünyanın Kürdlerin sorunlarına çözüm bulunması için uygun olmadığı şeklindedir. Oysa işin gerçeği böyle değil. Batı, dilerse şartları kendisine uydurup kendi çözümünü dayatıyor

 

 

 

 

 

 

 

Batı, Kürdleri kendi standartlarına uygun bulmuyor. Kürdlere yönelik getireceği kendince erken bir çözümün kendi aleyhine dönmesinden, başka ellerle denetleyebildiği Kürd coğrafyasını Kürdlerin eliyle denetleyememesinden endişe duyuyor. Böyle bir süreci mümkün oldukça geciktirmenin yollarını arıyor.

Tasavvuf ve medrese ile İslami bir kimlik edinen Kürdlerin istekleri 1839'daki Tanzimat'la İslam dünyasına dayatılan Batılılaşma sömürgeciliği karşısında İslam'ın istekleri ile birebir özdeşleşti. Kürdler, Batılılaşmaya karşı İslam dünyasının diğer coğrafyalarında görülmeyen veya az görülen bir tepki ortaya koydu. Bu durum Kürdlerin gözden çıkarılmalarına ve varlıklarına yönelik tehditler oluşturma projelerine yol açtı.

Batılılar, Kürdleri önce çevrelerindeki milletlerin laiklik uygulamasıyla İslam kimliğinden uzaklaştırıp laik bir topluluk haline getirmeye çalıştı. Bu proje tutmayınca Kürdlerin içindeki laik çevreleri kolladı, büyüttü; bugün onların üzerinden laik bir Kürdlük inşa etmeye çalışıyor, Kürdleri ümmet gövdesini dışına çıkarma çabası veriyor.

Bu yazımızda Kürdlerin kim olduğunu, İslam içinde nasıl bir kimliğe kavuştuklarını ve Batı'yla ne zaman ve niçin tersleştiklerini anlatacağız, sorunlarının çözümüzü üzerinde duracağız.

19.yüzyıldan bu yana milletler adeta tek bir kişi gibi düşünülmeye başlandı, bir kişinin eğilimi, kazancı, zararı sorulur gibi milletlerin eğilim, kazanç ve zararı sorulmaya başlandı. Bu durumun bizlere bir yansıması olarak, bu yazıyı okumaya başlayan pek çok okuyucunun “İslam, Kürdlere ne kazandırdı?” sorusunun cevabını ilk başta arayacağını düşünüyorum. Hemen söyleyeyim:

İslam'ın Kürdlere en büyük katkısı onları Rableriyle buluşturmasıdır. Cehennem yolundan dönüp cennet yoluna girmekten, dolayısıyla ilahi rızayı kazanmaktan daha büyük bir kazanç ne olabilir? Bir millete bundan daha büyük bir hizmet nasıl yapılabilir?

İslam'ın dünyevi açıdan Kürdlere kazandırdıkları bu büyük hizmetten çok sonra gelir. Bunlar da dünya ehli için önemlidir. Yazımızda bunlardan söz edeceğiz.

Sorulacak diğer bir soru: “Kürdler, İslam'a hangi hizmeti ettiler?” Cevabımız, Kürdlerin ümmetin bir azası oldukları ve her Müslüman kadar İslam'a hizmet ettikleridir. Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir Müslüman kadar. Yazımızda bunu da mümkün oldukça anlatacağız.

Kürdler, ana dili Kürdçe olan topluluktur
Milliyetçilik akımından bu yana Avrupa'yı baştanbaşa saran ırkçılık furyasıyla insani nitelik üzerinden millet tanımı yapılmaya başlandı. “Kahraman millet, üstün ırk, asker millet, devlet kurma kabiliyeti yüksek millet, girişimci millet” veya “hain millet, devlet kurma kabiliyeti olmayan millet, geri millet, ilkel millet” nitelemeleri kullanıldı. Milletlerin değişik zamanlarda farklı tavırlara sahip oldukları, aynı dönem içinde de millet içindeki grupların farklı bir konumda olabileceği düşünülürse bu nitelemeler yanlıştır. Örneğin, Türklerin, Arapların ve Farsların bir kısmı düşmana karşı kahramanca çarpışırken diğer kısımları düşmanla işbirliği yapabiliyor. Bugünün Araplarını Gazze'ye bakıp da mı nitelendireceğiz yoksa Batı Şeria, Katar, Kuveyt gibi yerlere mi bakarak?

Milletlerin tanımını göreceli olmayan, nicel özellikler üzerinden yapmak en doğrusudur. Buna göre Kürdler, önemli bir bölümüne Selçuklular döneminde Kürdistan denmeye başlanan, bugün Irak, Türkiye, Suriye, İran, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan sınırları içinde kalan coğrafyada yaşayan; Kürdçe denen dilin değişik şive ve ağızlarını konuşan; büyük çoğunluğu Müslüman, kadim bir halktır.

Kendi coğrafyaları dışında, sürüldükleri veya göç ettikleri Orta Anadolu bölgesinde; ayrıca Kazakistan, Özbekistan, Ürdün, Lübnan gibi ülkelerde toplu yaşamaktalar. Özellikle Kazakistan ve Özbekistan'da kendi kimlikleri ile tanınmaktalar, bu ülkelerde onlara her tür kültürel hak tanınmış durumdadır. Arap ülkelerindekilerden ise Lübnan Kürdleri kendi ana dillerini konuşuyorlar. Ama Ürdün Kürdleri Arapça konuşuyor ve bugün HAMAS'ın Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Ahmed El-Kürd gibi sadece soyadıyla Kürd olduğu biliniyor. Ürdün Kürdleri, devlet yönetiminde de önemli bir yer tutuyor.

Kürdlerin ezici bir çoğunluğu Müslümandır ve Şafii mezhebine mensuptur. Ancak Urfa'nın bazı ilçeleri ile Mardin Mazıdağı merkezi; Diyarbakır şehir merkezinin bir bölümü gibi Hanefi olan Kürdler de vardır.

Tunceli, Bingöl yöresi Kürdlerinin bir bölümü Alevi iken İran'da ve Irak'ın Basra-Bağdat yörelerinde Şii Kürdler de bulunmaktadır. Irak'taki Şii Kürd(Feyli Kürdleri) nüfusun beş yüz bin dolayında olduğu düşünülmektedir. Bu Kürdler siyasi olarak da Şiilerle birlikte hareket etmekte, Kürd partileriyle doğrudan bir ilişki içine girmemektedir.

Çoğu Irak Şengal bölgesinde, Ermenistan'da ve az bir bölümü Türkiye'de yaşayan Yezidi Kürdler de vardır; Yezidilerin nüfusu yaklaşık üç yüz bindir. Yezidilerin zamanla(13.-14. yüzyıllarda) İslam'ı terk ederek mürtetleştikleri düşünülmektedir.

Kürdler, cahil bir topluluk değildir
Kürdlerle ilgili “cesur millet, cömert millet, misafirperver millet, sadık millet” olumlu nitelemeleri ile “hain millet, eşkıya millet, barbar millet, cahil millet” olumsuz nitelemeleri yapılmıştır. Bu olumsuz nitelemelerden hainlik görecelidir, eşkiyalık ve barbarlık da Kürdlerin genellikle şehir hayatına açılmadıkları, kırlarda yaşadıkları, dolayısıyla kontrol dışına çıkan topluluklarının çok olduğu gerçeğiyle ilişkilendirilebilir. Ancak “cahil millet” nitelendirmesini anlamak mümkün değildir.

Kürdler, 19.yüzyıldan önce diğer İslam milletlerinden daha cahil değildir. 19.yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar ise belki İslam dünyasının ilimle en haşir neşir topluluğudur. İlk dönemlerde İslam dünyasına İbn-i Esir gibi nice büyük alim kazandırmışlardır. 19. yüzyıl ve sonrasında da neredeyse her Kürd köyünde bir medrese ve fetva makamı konumunda çoğu tasavvuf ehli birer âlim vardır. Bu âlimler, Arap ve Türk kardeşlerine İslami hizmet vermek üzere de talebe yetiştirmişlerdir.

Şeyh Halid, Üstad Bedizzaman, Şeyh Esad Erbili gibi büyük zatları yetiştiren tasavvuf dergâhları aracılığıyla çevrelerindeki milletlere de İslami hizmetleri veren, Osmanlı döneminde ilmi ile ün salan bu bir topluluğun “cahil” diye etiketlenmesini I. Dünya Savaşı ve sonrasında yaşananlara bağlamak mümkündür.

Avrupalılar, kendilerini dünyanın tek üstün ırkı kabul ediyor, kendilerine karşı çıkanları ise “kendi kendisini yönetme kabiliyetinden yoksun, akli salahiyeti zayıf, cahil, ilkel” diye nitelemişlerdir. Daha önce kendilerine yönelik destansı akınlar yapan Türklere “barbar” dedikleri gibi kendilerine toplu halde karşı çıkan bir kavim olan Kürdleri de “cahil, kendi kendini yönetme kabiliyetinden yoksun” diye etiketlemiş olabilir veya Müslüman Türk ve Arapların içindeki (hatta Kürd) Batıcılar; Kürdlerin o dönemde İslam'a bağlılığını “cehalet, iş bilmezlik” olarak ifade etmiş ve bu propagandayı kabul ettirmiş olabilirler. 20. yüzyılın ilk yarısında gerek Türkiye gerek Batı'da yazılan yazılar bu yönde güçlü bir kanaatin yolunu açmaktadır. Örneğin, İsmet İnönü için Kürdler, binlerce medreseye sahip olsalar da cahildir; aynı durum Suriye'deki Fransız, Irak'taki İngiliz, Doğu Anadolu'daki Rus komutan için de geçerlidir. Nitekim bugün de Batı'ya karşı olan Müslümanlar, “cahil, ülkesine zarar veren kişiler” olarak nitelenmektedir.

Kürdler ilk dönemde Müslüman oldu
Tarihi bilgiler, Kürdlerin yaşadığı coğrafyanın büyük ölçüde Hz. Ömer(ra) zamanında İslam topraklarına dâhil olduğu ve Kürdlerin bu tarihten itibaren tedricen İslam'la şereflendikleri yönündedir.

Laik milliyetçiler (ulusalcılar), öncüleri Fransız düşünür Ernest Renan'ın “Tarihi çarpıtmak, bir ulusun oluşumunun asli faktörlerindendir” sözüne uyarak tarihi yazmak yerine tarihi kendi ideolojileri doğrultusunda “yeniden oluşturmaya”, daha doğrusu uydurmaya çalışıyorlar, kendi ideolojilerine tarihi bir dayanak inşa ediyorlar, kendi propagandaları için tarihi bilgiler üretiyorlar. Köksüzlüklerini sahte köklerle örtmeye çalışıyorlar.

Cumhuriyet'in ilk yıllarından yakın bir döneme kadar devlete ait kitaplarda Türklerin aslında İslamiyet'ten önce de faziletli bir toplum olduğu anlatılır, böylece Türkler övülür gibi yapılsa da aslında İslam'ın onlara katkısı en az indirilerek onların İslam'la ilişkisi en aza indirilmeye çalışılırdı. Özetle, “Siz, zaten yüce bir millettiniz; İslam, üstünlüğünüze bir şey katmadı, o halde İslam'la övünmeniz anlamsızdır” denilirdi, onlarla İslam arasındaki bağa zarar verilmeye çalışılırdı.

Bugün laik milliyetçi Kürdler de aynı oyunu farklı bir şekilde oynuyorlar, Kürdlerin İslami tarihini mümkün oldukça kısaltarak Kürdlerin İslam'la olan bağını zayıflatmaya çalışıyorlar. Bu gruplar, kitaplarında Kürdlerin İslam'la şereflenmesini 15. ve 16. yüzyıla kadar taşımaktadır. Bu, tamamen ideolojik bir yalandır.

Kürdlerin daha öncesinde Selahattin-i Eyyubi gibi bir büyüğü yetiştirmeleri askeri eğitimle ve başka milletlerin katkısıyla açıklanabilir. Ama Meleye Cezeri ve Fekiye Tayra'nın şiirlerini kimse eğitimle ve başkalarının katkısıyla açıklayamaz.

Türklerin Kutadgu Bilig gibi öğretici bir şiir kitabını yazmaları için İslam'la şereflenmelerinin üzerinden 100-150 yılın geçmesi gerekti. Saf şiir örneği olan Fuzuli'nin şiirlerinin yazılması ise neredeyse 600 yıllık bir kültürel birikimle mümkün oldu. Meleye Ceziri Divanını oluşturan kültürel alt yapının en az 300-400 yıllık olması gerekir. Bu bile Kürdlerin İslam'la şereflenmesini 1100'lü yıllara götürür. Kaldı ki 1071'de Alparslan'la beraber Bizanslara karşı savaşan binlerce Kürdden söz edilir. Acaba kimse o ordudaki Kürdlerin aslında Zerdüşti olduğunu iddia edebilir mi? Dahası Kürd emirliklerinden Şeddadiler 951-1164, Hasnaviler 959-1015, Mervaniler 991-1085 arasında hüküm sürmüş. Bu emirliklerin Kürd ve Müslüman olduklarından kuşku duyulabilir mi?

Ne tarih ne bugün, yalanlarla inşa edilebilir. İslam'ı yok sayarak kimlik inşa etmeye çalışanların çabaları eninde sonunda heba olacak ve kurtuluş hep birlikte İslam'da bulunacaktır.

Doğruhaber Gazetesi

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim