• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 19 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

KUDÜS BİZİM NEYİMİZ OLUR?

KUDÜS BİZİM NEYİMİZ OLUR?
Peygamberler mirası, diriliş ve direniş diyarı Kudüs bizim neyimiz olur?

 

 

 

 

 

 

Atilla Fikri Ergun / Özgün Duruş Gazetesi

 

Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs, İslam tarihi boyunca hep özel bir yere sahip oldu. Hz. Peygamber’in Mirac’a çıktığı Mescid-i Aksa’yı sinesinde taşıyan ve Kur’an’da “bereketli” olarak zikredilen peygamberler şehri, yaklaşık altı bin yıllık bir geçmişe sahip. Bu da demek oluyor ki, Kudüs, İsrail oğullarının Mısır’dan Filistin’e gelmelerinden önce de vardı.

 

Şehrin Kısa Tarihçesi

Şehirdeki en eski yerleşim tarihi M.Ö. 3500 Hz. Davut’un şehri ele geçirmesiyle İbrani krallığının başkenti olan Kudüs, Hz. Süleyman’ın inşa ettirdiği mabedle birlikte Yahudiler için daha da önem kazandı.

 

M.Ö. 586′da Süleyman mabedi ile birlikte şehir Babilliler tarafından yakılıp yok edildi ve Yahudiler Babil’e sürüldüler. M.Ö. 538′de tekrar Kudüs’e dönen Yahudiler, Süleyman mabedini ikinci kez inşa ettiler. Ancak şehir M.Ö. 168′de Helenler’in saldırısına uğradı ve mabed yağma edildi.

 

Kudüs, M.Ö. 63’te bu kez de Roma’nın işgaline uğradı. M.Ö. 66’ta Yahudiler Roma’ya karşı isyan başlattılar. M.Ö. 70’te Romalılar şehre girerek Yahudileri kılıçtan geçirdiler, mabedi ve tüm şehri yakıp yıktılar. Sağ kalan Yahudiler dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Bu tarihten sonra Süleyman mabedinden geriye kalan tek yapı bugünkü Ağlama Duvarı’dır.

 

Kudüs, 395’te Bizans’ın hâkimiyetine geçti. 614-629 yılları arasında ise Sasanilerin işgali altında kaldı. Nihayet şehir 637’de Hz. Ömer tarafından fethedildi. Tolunlular ve Ihşidoğulları döneminde Türkler tarafından yönetilen Kudüs, 905-1070 yılları arasında Fatımilerin hakimiyetinde kaldı. 1070’te Selçuklu Sultanı Alparslan’ın komutanlarından Atsız Bey şehri Fatımilerden geri aldı. 1096’da Mısır’dan gelen Fatımiler Kudüs’e bir kez daha sahip oldular. Şehir zayıf bir Fatımi savunmasının ardından 1099’da Hristıyanların eline geçti. Nureddin Zengi’nin başladığı işi bitiren Selahaddin Eyyubi 1187’de şehri geri aldı. Şehir son olarak 1516’da Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilmiş ve sancak olarak Osmanlı İmparatorluğuna bağlanmıştır. 1920’ye kadar şehirdeki Yahudi nüfusu küçük bir azınlık teşkil etmiştir.

 

Yahudilerin Geri Dönüşü ve İsrail Zulmü

Kudüs, 1. Dünya savaşında cansiperane bir savunmanın ardından İngilizlerin işgaline uğradı. Bu tarihten sonra dünyanın dört bir yanından gelen Yahudiler şehre yeniden yerleştiler.

 

Şehir, 1922 yılında, İngiltere’nin himayesi altında bulunan Filistin’in başkentiydi.14 Mayıs 1948′de İngiltere himayeye son verdi ve şehri BM’ye bıraktı. Aynı gün İsrail devleti kuruldu. Şehre BM kararıyla uluslararası statü tanındı.  

 

Tarih boyunca sürekli olarak el değiştiren Kudüs, aynı yıl içerisinde İsrail ile Ürdün arasında ikiye bölündü. Eski Şehir ve Doğu Kudüs Ürdün’e, Batı Kudüs de İsrail’e verildi. 1949-1950 yılları arasında 400 Arap köyü yıkıldı ve Arap ülkelerinden 800.000 Yahudi Filistin’e getirildi. Batı Kudüs’ü başkent ilan eden İsrail, 1967′de Altı Gün savaşından sonra Doğu Kudüs’ü de işgal ederek şehrin tümünü ele geçirdi ve Kudüs’ü bütünüyle ebedi başkent ilan etti.

 

1967 yılından sonra radikal Yahudiler, Osmanlı döneminde Yahudilere ait olduğu, daha sonra gerçekleşen ayaklanmalar sırasında zorla gasp edildiği iddiasıyla Müslüman mahallesindeki 40 kadar binaya el koydular.

 

1980′de çıkarılan özel kanunla Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu bir kez daha gündeme getiren İsrail’in bu girişimi uluslararası alanda kabul görmedi.

 

1988 yılında bu kez Filistin Milli Konseyi, başkenti Kudüs olan Filistin Devleti’ni ilan etti. 1993′e kadar Doğu Kudüs’e Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden giriş-çıkışlara izin verilirken bu tarihten sonra giriş-çıkışlar kapatıldı. Siyonist İsrail yönetimi 1996′da, Harem-i Şerif’te yapılacak her türlü tadilat, tamirat ve inşaat için kendisinin izin vereceğini bildirdi. Fakat bu hiçbir zaman uygulanmadı. Aynı yıl Harem-i Şerif’in hemen kenarından geçen ve Mescid-i Aksa’nın temellerini sarsma ihtimali olan Hasmonay tünelinin Via Dolorosa’daki çıkış kapısının açılması üzerine çatışma çıktı. 1997 yılında Eski Şehir’de bulunan Müslüman ve Hristiyanlara ait evleri Yahudileştirmek üzere kurulmuş olan Ateret HaKohanim (Kohenlerin Tacı) grubu, Araplara ait 30 kadar evi gasp etti.

 

2000 yılında Filistin yönetiminin tüm uyarılarına rağmen İsrail Muhalefet Partisi Likud’un başkanı Ariel Şaron, yüzlerce Yahudi ve polisle Mescid-i Aksa’ya girdi. Böylece 2002 Nisan’ında 2. Aksa İntifadası başlamış oldu. Hasıl-ı kelam peygamberler şehri Kudüs’te 60 yıldır Yahudi zulmü hüküm sürüyor.

 

Küresel Dirilişin En Önemli Ayağı: Filistin Direnişi

İslam, siyasi, ekonomik ve askeri boyutlarıyla tam bir güç teşkil ettiği dönemde, düşmanlarının önüne üç seçenek koyuyordu: "Ya Müslüman olacaksınız, ya cizye vereceksiniz, ya da biz geliyoruz!" Bugün ise Müslümanlar dünya genelinde 1,5 milyarlık nüfusa sahip olmalarına karşın, hemen her coğrafyada zulme ve işkenceye uğruyorlar, yurtlarından sürülüyorlar ve katlediliyorlar.

 

Ancak yaşanan bu acılar karşısında İslam coğrafyası hızla bilinçleniyor. Diriliş ve direniş ruhu yeniden canlanıyor ve aynı inancın çocukları, zulme uğrayan kardeşlerinin acısını dindirebilmek için büyük bir çaba sarf ediyorlar. Bugün Çeçenistan'dan Afganistan'a, Irak'tan Somali'ye kadar hemen her bölgede, küresel bir mücadele veriliyor ve bu mücadele dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar tarafından maddi-manevi destek görüyor. Bu küresel silkinişin en önemli ayağını ise dini ve jeopolitik önemi itibariyle Filistin Davası teşkil ediyor. Bu nedenledir ki Filistin davası, geride bıraktığımız 60 yıllık sürecin sonunda, İslami direnişin en önemli kırılma noktası.

 

Dünyanın en modern ve eğitimli orduları İslam coğrafyasında acımasız bir insan kıyımı gerçekleştirirken, katliamlar, ambargolar, açlık, yoksulluk ve sefalet karşısında boyun eğmeyen bir avuç Filistinliyi yaşadıkları topraklardan söküp atamıyorlar. Dolayısıyla Filistin direnişinin nihai başarıya ulaşması, Ortadoğu'daki sömürgeciliğin ve işbirlikçi Firavun rejimlerinin sonunu getirecektir.

 

60 yıldır her gün çoluk-çocuk, kadın-erkek, genç-yaşlı demeden Filistin halkının üzerine bomba yağdıran Siyonist İsrail, nihai amacına bir türlü ulaşamazken, diriliş ve direniş ruhu tüm Ortadoğu halklarını birleştirici bir unsur haline geldi. Aynı dini, aynı kültürü ve aynı tarihi paylaşan bölge halklarının dayanışması, gösterdikleri gayret ve özveri örneği günden güne büyüyor. Zaman zaman resmi ağızlardan yapılan ve duyguları okşayan, teselli edici açıklamalara gelince; her ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun, söylemler nihai olarak sorunu çözmeye yetmiyor. Pakistan asıllı İngiliz yazar ve film yapımcısı Tarık Ali'nin de ifade ettiği gibi, sözler İsrail'i yaralamıyor.

 

Daha somut şeyler ortaya koyabilmek için öncelikle sağlıklı bir bilince ihtiyaç var: 'Diriliş ve direniş bilinci'ne! Hiç şüphesiz bu bilinç, mevcut mücadelenin sınırlarını genişletecektir. Bu noktada Hz. Peygamber'in mücadele örnekliğinde ön plana çıkan birtakım unsurları, yeri geldiğinde asimetrik bir biçimde öncelemek gerekiyor. Ayrıca gündemin daha geniş tutulması ve küreselleştirilmesi 'Günümüz Müslümanı' için artık kaçınılmaz bir zorunluluk. Aksi halde "Herkes kendi coğrafyasında mücadelesini versin" mantığı, küresel çapta bir hizipçiliğin ifadesi olmanın dşında hiçbir anlam ifade etmiyor. Dolayısıyla bugün itibariyle, diriliş ve direniş bilinci içerisinde küresel mücadelenin içinde yer almak her müslüman için farz-ı ayn'dır.

 

Şüphesiz ki, Kudüs ve Mescid-i Aksa, peygamberlerden bize miras kalan kutsal bir emanet. Kudüs'e giden yolun Ankara'dan, Bağdat'tan, Şam'dan, Kahire'den ve diğer İslam şehirlerinden geçtiği akıldan çıkarılmadan, birlik ve beraberlik içerisinde gerekli adımlar atılmalı. Vakit, hep birlikte Allah'ın vaadini yeniden hatırlama ve gerekeni yapma vakti.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • BOMBALAR ALTINDA GAZZE15 Ocak 2010 Cuma 21:44
  • HEPSİ KOZMİK...!09 Ocak 2010 Cumartesi 16:43
  • BOŞANMA!09 Ocak 2010 Cumartesi 13:39
  • İDEOLOJİK EĞİTİMLE YOL ALINAMAZ09 Ocak 2010 Cumartesi 12:58
  • AÇLIKLA BOĞUŞAN ÜLKEDE DİN SÖYLEMLERİ06 Ocak 2010 Çarşamba 11:51
  • SOL PARTİLER DARBE İSTİYOR06 Ocak 2010 Çarşamba 11:48
  • LAİSİZM TÜRKİYEYE NE SAĞLADI 303 Ocak 2010 Pazar 12:03
  • GAFFAR OKKAN SUİKASTİNDE ŞOK İDDİA23 Aralık 2009 Çarşamba 11:44
  • MASONLAR TSKYA NASIL SIZDI?21 Aralık 2009 Pazartesi 11:58
  • TABİAT AYETLERİ KİME YÖNELİK?19 Aralık 2009 Cumartesi 01:11
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim