• BIST 89.953
  • Altın 145,342
  • Dolar 3,6209
  • Euro 3,9098
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 22 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

Kendimi ihbar ediyorum: 'Herkes Bebek Doğar!' diyorum!

Fatih Tezcan

 

 

 

 

 

 

 

İlginç bir durum aksettirmek istedim sizlere…

 

Yarın yani 20 Nisan Çarşamba saat 13:00’te, Taksim Amargi’de bir basın toplantımız ve ertesi gün, yani 21 Nisan Perşembe 09:30’da Eskişehir’deki Askerî Mahkeme’de de davamız var.

 

Çünkü Vicdanî Red’dini açıklayan, inançlarından dolayı askerlik yapmayacağını ilan eden Enver Aydemir’e destek olmak için 21 Ocak 2010 günü Eskişehir’deydik…

 

Mahkemesinde de bulundum ama Aydemir’i hiç görmedim.

O gün Enver Aydemir’i mahkemeye çıkarmadılar bile…

Sebep, askerî kıyafet giymeyi de kabul etmemesiydi…

Çıkışta, Eskişehir’in merkezindeki Migros’un önünde bir basın açıklaması düzenlendi ve ben de orada bir konuşma yaptım.

 

Sonrasında hakkımızda dava açmışlar ve hatta ben geç haberdar olduğum için hakkımda tutuklama kararı bile çıkarmışlardı.

İstanbul’da kısa bir ifade verdim, tutuklamam kalktı, dava Eskişehir’de görülecek.

 

Buradaki mahkemede,

 

“Ben dosyada da görüleceği üzere Eskişehir\'de yaklaşık 2 sayfa uzunluğunda bir konuşma yaptım. Bu konuşmada söylediklerimin tamamının arkasındayım. Birkaç slogandan değil yaptığım tüm konuşmamdan yargılanmak istiyorum!” demiştim.

 

“Ben bir yazarım, söyler veya yazarım, ne olduğuna kanun kendi yorumuyla karar verir ama bu değerlendirme beni ilgilendirmez, ben ne düşündüysem onu söylerim." de dedim ve böyle…

 

 

Benim inandığım değerlere göre titreyen kalem gerçeği yazamaz!

Müslüman bir yazar, hakikate dair bir özü izhar veya adalete dair bir sözü ifade ederken bunun sonucunda ne gibi bir yaptırımla karşılacağını kaale alamaz!

Zaten o zaman adı ‘yazar’ değil ‘paylaşımcı, yorumcu’ falan olur çünkü bir şeyler düşünüyor ve çalakalem paylaşıyordur, bu da yazarlık demek değildir…

Eskişehir’deki açıklamalarımın içindeki birkaç cümleden dolayı konuşmayı önemsiyordum ama İstanbul’daki adliyeden ‘kendi konuşmamın fotokopisini’ dahi vermediler!

 

En sonunda, hem de mahkemeye bir kaç gün kala metni ta Eskişehir’den isteterek ‘ele geçirebildim’!

 

Bu arada, o sloganları atmadım çünkü bilirsiniz bizim alışık olduğumuz sloganlar biraz değişik ve görece daha serttir; “Paşaların Tankı Susturamaz Halkı” gibi!...

Doğrusu bugün gibi hatırlamıyorum ama ‘herkes bebek doğar’ diye bir sloganı duyduğumda soft’luğuna şaşırmış olabilirim, atmama sebebim bu olabilir, çok da önemli değil, mahkemede de söyleyeceğim, attım saysınlar, komikliklerini perçinlerler…

 

Şimdi lafı uzatmadan size, köhnemiş bir diktatörlüğün düştüğü durumu göstereceğim…

 

Bence, herhangi bir kimse, sadece bu yazıyı okuyarak, vicdanî reddin yani ‘Kemalist orduya askerlik yapmak istememenin’ ne kadar önemli olduğunu anlayabilir…

 

Zira, bir devlet, bir vatandaşına, dakikalarca, 2 sayfa boyunca devletin düştüğü aczi ve paradoksları göstermesinden dolayı değil veya Kemalizm’i red etmesinden dolayı değil de atmadığı sloganlardan dolayı dava açabiliyor.

 

Din’den uzak bir sistem arayışıyla, bu memleketin insanlarına dayatılmak üzere asrın başında emperyalistlerce kurdurulan Kemalist Sistem, aradan geçen onlarca seneye rağmen halen o kadar tedirgin ki birileri ‘herkes bebek doğar’ dedi diye dava açabiliyor!

 

Diğer tarafta 2 sayfalık konuşmayı çözümletiyor, inceliyor ama dava açamıyor da kalkıyor "Enver Aydemir vicdanımızdır" şeklinde pankart açmaya veya "herkes bebek doğar, hiç kimse asker doğmaz, biz orduya sadece fındığa gideriz, Enver Aydemir serbest bırakılsın" sloganlarına dava açıyor!

 

İşgalcilerle yapılan anlaşmalar neticesinde Mustafa Kemal’in bu topraklarda kurduğu diktatörlüğün resmî ve bu memleketin insanlarına dayatılan yeni dinin gayrı resmî adı Kemalizm’dir.

Ve işte bu Kemalizm’in adaletinin(?) 2011 senesi itibariyle geldiği durum, ‘her bebeğin insan doğduğunu’ red eden akıl-mantık-bilim dışı bir garabettir!

 

Sloganı atmadım ama mahkemedeki taleplerimden bir tanesi, ‘en yakın hastanenin kadın-doğum ünitesinden ‘bilir kişi’ bir hemşire veya doktora yazı yazılmasına ve her bebeğin hakikaten insan doğu doğmadığının sorulmasına’ dair olacak!

 

Bir tek korkum var o da Hipokratist değil de Kemalist bir doktora rast gelirsek o da acaba mahkemeye ‘Evet! Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes anasından postallarıyla, elinde G-3’lerle doğuyor! Biz de zıbın değil askerî kamuflaj tavsiye ediyoruz!’ diye cevap verir mi acaba!...

 

Velhasıl; işte iddianame, işte Eskişehir’deki konuşmamın mealen tam metni…

 

Bir de siz karşılaştırın, siz yorumlayın…

İ D D İ A N A M E

ESKİŞEHİR SULH CEZA MAHKEMESİNE

DAVACI : K. H.

ŞÜPHELİLER :

1-HALİL SAVDA,

2- MEHMET ATAK,

3- FAHRİ FATİH TEZCAN,

4- AHMET AYDEMİR,

5- DAVUT ERKAN,

SUÇ : Halkı Askerlikten Soğutma

SUÇ TARİHİ : 21/01/2010

SEVK MADDESİ : Türk Ceza Kanunu 318/1, Türk Ceza Kanunu 53 maddeleri

DELİLLER : İddia, şüphelilerin savunmaları, 23/01/2010 tarihli tutanak, tespit izlenim tutanağı, nüfus ve sabıka kayıtları ile tüm dosya kapsamı

Soruşturma Evrakı İncelendi:

Yukarıda açık kimlikleri yazılı bulunan şüphelilerin 21/01/2010 tarihinde Eskişehir ili Adalar Migros Mağazası önünde vicdani redci Enver Aydemir isimli şahsın tutuklanmasını protesto etmek amacıyla basın açıklaması yaparak "Enver Aydemir vicdanımızdır" şeklinde pankart açıp "herkes bebek doğar, barış için vicdanı redciler, hiç kimse asker doğmaz, biz orduya sadece fındığa gideriz, Enver Aydemir serbest bırakılsın" şeklinde slogan atarak üzerine bulunan halkı askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte bulunma ve propaganda suçunu işledikleri tüm dosya kapsamı ile anlaşıldığından

Şüphelilerin yargılamalarının Mahkemenizce yapılarak, yukarıda belirtilen sevk maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur. 10/01/2011

HASAN ALİ AYDIN 35018

Cumhuriyet Savcısı

...

 

Savcı’nın neleri suç zan ettiğini ve koca devletin neye dava açtığını gördünüz.

 

Bu da sözünü ettiğim Eskişehir konuşmam:

 

“Hoş geldiniz önce hepiniz.

Çok kısa konuşmaya çalışacağım.

O yüzden toparlayıcı bir konuşma olacak.

(Arkasından Ahmet Ağabeyi daha çok dinlemek için)

Kemalizm rejimi -bugün itibariyle mahkeme salonundan geliyoruz-

5 tane -o da bizim tespit edebildiğimiz 5 tane- paradoksunu ispat etmiş durumdadır.

 

Birincisi 88.madde uyarınca askerlik görevinden sıyrılmak üzere emre itaatsizlikten suçlanmakta olan bir kişiden söz edilmektedir.

Emre itaatsizlik için önce emir altına girmesi gerekmektedir.

Askerliği red eden birisi hangi emir altına girmiş ki hangi emre itaatsizlik etsin?

Birinci paradoks budur.

 

İki.

Askerî hâkimlerin bağımsız olmadığı ast-üst ilişkisi içinde olduğu malumunuzdur.

Bağımlı olan bağımsız olmayan bir kurul, bir mahkeme nasıl adalet dağıtacaktır.

80 senelik düzen ve şu an içinde bulunduğumuz bir çok konu buna delalet etmektedir, merkezde Ergenekon.

 

Üç.

Askeri elbise giymek istemiyorum demesi bir haktır.

Ama velev ki Kemalizm’e, rejime, anayasaya göre bir hata olmuş olsun, tutanağı tutulmalı salona getirilmeliydi.

Sadece askerî kamuflajı giymediğinden dolayı savunmasını almamak bir elbise fetişizmidir.

Çağdaşlık iddiasındaki bir ideolojinin batağıdır, paradoksudur.

 

Dört.

AİHM’in vicdanı reddi tanıması mevzu bahistir. Daha önce verilmiş karar vardır.

AİHM kararı kale alınmamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kararı kale alınmamaktadır.

Halbuki Türkiye’nin burada bir imzası söz konusudur.

Bağlı olduğu imzayı red etmemektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, rejimin paradoksudur.

 

Ve son olarak paradoksal anlamda beşinci tezat şudur ki, daha önce verilen bir kararla on sene boyunca yargılanması, aranması süren bir insanın gezemeyeceği, insani ihtiyaçlarını dahi göremeyeceği, birçok şeyi yapamayacağından dolayı tırnak içinde bir karar vermiş ve bir kelime kullanmıştır bu “sivil ölüm”dür.

Enver Aydemir’e bugün yapılmak istenilen şey budur.

Peki, Enver Aydemir neden askerlik yapmak istememektedir?

Burada bir atıf yapmak zorundayız.

80 sene evvel Tekin Alp (Muhis Kohen gerçek ismidir) meşhur cümlesinde diyordu ki, “Bundan sonra Türk’ün Dini Kemalizm’dir.”

Enver Aydemir ve biz Müslümanlar diyoruz ki biz Kemalizm’in atestiyiz.

Biz tanımıyoruz Kemalizm Dini’ni.

Anlaşılmak için kısa konuşuyorum.

Böyle özetliyoruz.

Bir dinin ateisti olana, kafiri olana -tırnak içinde söylüyorum bu mecaz cümleleri- siz nasıl o dine asil olmasını emredersiniz. 1430 sene oldu Kur’an geleli.

14 asırdır dünyada 1 kişi İslam’a zorla askerlik yaptırılmamıştır.

Hak değildir, asil değildir.

Kamu görevi yapmak için Enver Aydemir’in açık teklifi vardır.

“Beraber, bir toplum içinde sosyal vazifelerim var. Her şeyi yapabilirim ama ben insan öldüremem, ben silah altına giremem” demektedir.

Bunu Kemalizm’in söylemesi, zorla asker altına almaya çalışması daha önce Maltepe Cezaevi’nde işkence yapması insanlık dışıdır, akıl dışıdır.

İlk çıktığı vakit Kemalizm, bu rejim nasıl çıkmıştır?

İnsanla Allah’ın -yani inandığı tanrının- arasındaki o araya girenleri boşaltılma iddiasıyla çıkmamış mıdır?

Evet, peki…

 “Şimdi ben inandığım değerlerden dolayı askerlik yapmak istemiyorum.

Benim anamı, bacımı, karımı başı örtülü diye içeri, yanıma koymuyorsunuz.

Benim evladım belirli bir yaşa gelmeden Kur\'an okutmuyorsunuz!” diyen bir insana zorla bir rejimin sen bize askerlik yapacaksın demesi hangi akla, hangi akılla, hangi izanla açıklanabilir.

 

Açıklanamaz.

 

Enver AYDEMİR tekrar söylüyorum, Kemalizm\'in ateistidir, Müslümanların 124 bin önderi vardır. Kuran\'da açıklanan 27 lideri ve önderi var.

 

Bunun dışında herhangi bir lider dayatması insanlık dışıdır, akıl dışıdır, din düşmanlığıdır, riyadır, münafıklıktır.

 

Bunun üstüne çok fazla birşey söylemiyorum, söylemek istemiyorum.

 

Enver AYDEMİR\'in en kısa zamanda serbest bırakılmasını, içeride tutulduğu o ortamdan çıkarılmasını ve reddettiği bir dinin bir vazifesiyle muvazzaf kılınmamasını, bu insanlık ayıbının ortadan kaldırılmasını, her ne kadar Kemalizm\'in 80 senelik politikasına aykırı olsa da umutsuz olsak da bunu istiyoruz ve istemeye devam edeceğiz.

 

Biz Müslümanlar olarak da insanlar olarak da -imanî, İslamî ve vicdanî fark etmez- reddin arkasındayız!

Son olarak da -yani merak edenlere- ben bir buçuk sene Güneydoğu Anadolu\'da olarak yaptım ama şimdi burada onun hakkını savunuyorum.

 

Enver AYDEMİR\'i savunmak insanlığı savunmaktır.”

 

İşte bu konuşmayı çözümleten, yazıya döken ve soruşturma dosyasına alan Cumhuriyet Savcısı Hasan Ali Aydın, benim ve iddianamede adını okuduğunuz diğer katılımcıların ‘herkes bebek doğar’ dememize dava açmış…

 

Herkes Bebek Doğar!

 

Bu yazımı ihbar edeceğim, burada da kendimi ihbar ediyorum, orada atmadıysam burada yazıyorum ki vallahi de billahi de herkes bebek doğar, hatta ekliyorum kimse anasından asker falan da doğmaz!

Bugün sosyo-stratejik olarak askerlik kurumu, 20\'li yaşlarında masum insanların zihinlerinin, bir asırdan beri kendi insanlarını katleden, yaşam ve inanç haklarını diktatoryal uygulamalarla düzenlemeye ve engellemeye çalışan bir ırkçı yapılanmaya sempatizan kılınmak üzere kullanılmaktadır.

 

‘Her Türk Asker Doğar!’  türü uygun adım motivasyon yalanları, Emperyalizm’in bu topraklardaki kolluk kuvveti olan Kemalizm’in, irtica masalıyla Müslümanlar’a, bölücü illüzyonuyla Kürtler’e, tehlikeli diye de Alevî’lere zulüm etmesinin ırkçı bahanesinden başka bir şey değildir!

 

Hepsi bu…

 

Bu arada ben savcının yerinde olsam ve canım dava açmak istese;\'her insan bebek doğar\' türü sloganları, sineğin kanadından yağ çıkarmak gibi marifetlerle 318\'e suç devşirmek üzere kullanmak yerine, bu tip yazılara dava açardım...Çünkü bak şimdi koca askerî mahkeme salonuna \'herkesin bebek doğduğuna dair bebek raporu\' ile ve hatta yeni doğmuş bir bebekle falan gelinirse ne olur Atatürk İlke ve İnkılapları\'nın geldiği yer ?...

 

Askerî Mahkeme Salonu\'nu bir düşlesenize, panayır alanı gibi olabilir...

 

Bir yanda Cumhuriyet Savcısı diğer yanda Garabet Sancısı...

Bir yanda iddianame diğer yanda ınga\'layan postalsız bir bebe...

Bir yanda sloganların belgesi diğer yanda Kemalizm\'in geldiği yerin resmi...

 

 

Fatih Tezcan

fatihtezcan@hotmail.com

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim