• BIST 107.693
  • Altın 143,291
  • Dolar 3,5369
  • Euro 4,1404
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 28 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

KEMALİZM SEMPOZYUMUNDAN NOTLAR

KEMALİZM SEMPOZYUMUNDAN NOTLAR
Pazar günü Nazım Hikmet Marksist Bilimler Akademisi tarafından Ankara’da “Resmi İdeoloji ve Kemalizm” üst başlığıyla bir sempozyum gerçekleştirildi. Sempozyumda çarpıcı tespitler konuşuldu.

 

 

 

 

 

Sempozyum iki oturumda yapıldı. Birinci oturumun ilk konuşmacısı olan ve Kürt sorunuyla ilgili bir çok çalışmaya imza atan Naci Kutlay "İttihat Terakki'den Kemalizm'e Kürtler" başlıklı konuşmasına; "Kemalizmin Marksistçe eleştirisini öne çıkartmaya çalışacağını ve farklı açılardan yapılan eleştirilerle bir tartışma da başlatmak istediklerini" söyleyerek sözlerine başladı. Kutlay, konuşmasını; "1908 önemli bir tarihtir. Bu tarihten önce Kürdistan'ın bazı bölgelerinde huzursuzluklar var, karşı çıkışlar var ama isyan niteliği taşımaz. Sebepleri de ekonomik sorunlardır. İttihad ve Terakki'nin baskıcılığı, tek tipçiliği o dönemde henüz yoktur. 1908'de Kürtler de yeni bir evreye girdiler. Bu yeni evre olan demokratikleşme döneminde gazeteler çıkardılar, dernekler cemiyetler kurdular. 1908'de Kürt Teali Cemaati olarak Kürtlerin ilk kültürel cemiyetleri kurulmuştur. Bunlar Osmanlılığı kabul ediyorlar ama Türk olmayı kabul etmiyorlardı.  Bu gelişmeler Balkanlar üzerinden gelen milliyetçi akımlarla birleşti ve milliyetçilik akımı Kürtleri de etkilemeye başladı. Osmanlı I. Dünya Savaşı'nda ölüm kalım savaşı verirken halklar kendi başının çaresine bakmaya başladılar. Bu dönemde böyle geri kalmış, parçalanmış bir toplumdan fazla ileri bir şey beklenemezdi zaten. 1918'de Osmanlı yıkılınca Kürtler de kendi başlarının çaresinde baktılar ve 1918'de Kürdistan Teali Cemiyetini, Kürtlerin siyasi organizasyonu olarak kurdular" diyerek sürdürdü. Kutlay "Osmanlıyı batıran İttihatçılardır. 1909 Kongresinde Mustafa Kemal, Bingazi delegesiydi. T.C'nin kurulma aşamasında Mustafa Kemal hem stratejik hem de taktik olarak yeni bir noktadadır. İslamcılığı, halkların kardeşliğini öne çıkarmıştır. Ancak daha sonra bunlardan vazgeçerek ırka dayalı bir milliyetçiliği öne çıkarmıştır. Şimdi demokratikleşemememizin nedeni de halka üstten bakan bu İttihatçı zihniyetinin devam etmesidir. Ergenekon da bunun bir devamı niteliğindedir." ifadeleriyle konuşmasını sona erdirdi.

Oturumun diğer konuşmacısı olan Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Başkanı Füsun Üstel "Bir Vatandaşlık Projesi Olarak Kemalizm" başlıklı konuşmasında; "Kemalist İdeolojinin Vatandaşlık Projesinin iki boyutlu olduğunu bunlardan birincisinin 'Zoraki Kabul' diğerinin ise 'İkna Yoluna Dayalı' olduğunu belirterek, özellikle 1925'teki Şeyh Sait İsyanı'ndan sonra ırki temele dayalı bir vatandaşlık sürecinin başladığını söyledi. "Bu yıllarda özellikle ders kitaplarında yeni üretilen Türk tarihini kapsayan hikaye ve kahramanlık öyküleri ile bu proje ikna yoluyla dayatılmaya başlandı. Özellikle Gayri Müslim ve Türk unsuru dışında kalan kimlikler ötekileştirildi ve bunların yapıp ettikleri her şey dış güçlerin organize ettiği olaylar olarak tanıtılmaya başlandı. Bu unsurlar ancak kendi kimliklerini, tarihlerini 'Türk milletine' has kılarak 'Türk Vatandaşı' olabilirler fikri dayatılmaya başlandı. Özellikle 1934 yılında çıkarılan "İskan Kanunu" bunun en somut örneğidir." diyerek konuşmasını tamamladı.

Son konuşmacı olan Osman Özarslan "Kemalizm, Sovyetler ve Emperyalizm" başlıklı konuşmasına; "Son yıllarda Beyaz Türk milliyetçileri olan Ergenekon taifesi bir tür 'Kutsal Ruh' olarak kabul edilen ve antiemperyalist bir ideoloji gibi sunulan Kemalizm'i başka bir görüntüyle yeniden üretmeye başladılar. Bu kutsal ruh her dönemde kendisini başka türlü görüntülerle yeniden üretmiştir. Aslında Kemalizm ırk temeline dayanan jakoben bir ideolojidir. Bu ideolojinin yaşatılması her dönemde yeniden üretilmesini gerektirmektedir. Kemalizm gibi otoriter bir yapının esas unsurlarının kutsal ruh gibi algılandığı ülkelerde hiç kimse bu otoritenin dışına çıkarak kendisini ifade edemez. Dolayısıyla kendisini bu ideoloji ile tanımlamak zorunda kalanlar açısından M. Kemal bazen solcudur, bazen sağcıdır, bazen başöğretmendir, bazen dünyanın en büyük iktisatçısıdır hatta Erbakan'ın dediği gibi "Atatürk ölmeseydi Refah Partili olurdu" ifadesinde kendisini bulan en büyük muhafazakardır. 1930'lu yıllarda sol bir hareketmiş gibi görünen Kemalist ideoloji 1960'larda Doğan Avcıoğlu, Kadro Dergisi çevresindekiler tarafından antiemperyalist bir hareket olarak yeniden üretildi." sözleriyle başladı.

Özarslan, "Sovyetler ile Türkiye arasındaki ilişkiler pragmatik bir temelde gerçekleşmiştir. Ancak bu ilişkiler Lozan'da sona erdi. Sovyetlerle olan ilişkiler çerçevesinde Ankara Ulus'ta bir elçilik açıldığını hatta bu elçiliğin karşısında bulunan okulda her sabah Enternasyonal marşının okutulduğunu" ifade eden Özarslan konuşmasını; "1920 Kasım'ından sonra İngiliz emperyalistleriyle anlaşan Ankara Hükümeti o tarihten itibaren Sovyetler politikasını temelden değiştirdi. Bu nedenle Sol hareketler diğer muhaliflerin tasfiyesindeki acımasız yöntemlerle tasfiye edildi. Mustafa Suphi'nin katli bunun en önemli göstergesidir." diyerek sona erdirdi.

"Ergenekon, İttihat Terakki Çizgisidir!"

Sempozyumun ikinci oturumundaki ilk konuşmacı İsmail Beşikçi'ydi.  Ulus devleti yaratmak için arıza çıkaran unsurların tasfiye sürecini anlatarak sözlerine başlayan Beşikçi, "Ermenilerin tehciri, nüfus mübadelesi, Şeyh Sait isyanının bastırılması, asimilasyon politikaları ile Alevilerin maruz kaldığı uygulamalar bunların başlıcalarıydı. 1912'de gayrimüslim unsurların ülkeden çıkarılması politikası uygulandıktan sonra geriye Cumhuriyete iki pürüz kalmıştı. Kürtlerin Türklüğe asimilasyonu, Alevilerin de Müslümanlığa asimilasyonu. Cumhuriyet dönemi politikalarında en fazla özen gösterilen hususların başında bu ikisi gelir. İttihat ve Terakki hem iktidarda hem de iktidarda olmadığı zamanlarda illegal yönünü sürdürmüştür. Bugün Türkiye'nin siyasi hayatında Ergenekon örgütü, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi gibi belgeler İttihat ve Terakki zihniyetinin bugün de sürdürülmesidir. Bugün anayasa, yasalar, hükümet, partiler var ama belirleyici olan bunlar değil ordunun gücüdür. Bu da İttihat ve Terakki'den gelen bir gelenektir. Genel Kurmay Başkanı bu Nisan ayında yaptığı bir konuşmada PKK'nin nasıl dağdan indirileceğini konuşurken şunları söylüyordu: 'Ceza yasasının etkin pişmanlığı düzenleyen maddesini uygulayarak PKK'yı dağdan indirmeyi düşünüyoruz, bunun dışında hiçbir şey düşünmüyoruz.' Peki, bu tür konuları normal bir demokraside kimler konuşmalıdır. Hükümetin, partilerin, Meclis'in görevi değil midir bu konuşmalar. Ama Genel Kurmay Başkanı böyle demiyor. Yine bu Eylül'de Nusaybin sınır karakollarını gazetecilerle birlikte dolaşırken bir gazeteci Kürtçe eğitimin gerekli olup olmadığını sorduğunda 'Kürtçe eğitimi biz gerekli görmüyoruz, aileler kendileri öğretebilir' diye eğitim politikaları ile ilgili bir konuda açıklamada bulunuyor. Hâlbuki bu konuları konuşacak kişiler bellidir. Ama fiili olarak Türk siyasal hayatının bu şekilde olmadığını, belirleyici olanın meclis olmadığını görüyoruz." ifadelerine yer verdiği konuşmasına; "Bir yılı aşkın bir süredir Ergenekon davası süreci var. Hiç dokunulamayacak kişi ve kurumlara dokunuluyor, sorgulanıyor. Bu durumu da kişisel olarak önemsiyorum. Türkiye'de resmi ideoloji çok önemli bir kurumdur. Resmi ideoloji herhangi bir ideoloji değildir. Resmi ideoloji devletin kurum ve yasalarıyla koruyup kolladığı bir ideolojidir. Bu ideolojiyi sorgularsanız yaptırımlarla karşılaşıyorsunuz. Sakıp Sabancı'nın hazırlattığı Doğu raporu için MHP 'Çizmeyi aşıyorsun Sakıp ağa' demişti. Çizmeyi aşanlar Sabancı örneğinde olduğu gibi çizmeyi aşmalarının bedelini ödemektedirler. Bu yüzden resmi ideoloji sıradan bir ideoloji değildir. Toplumumuz hızla değişmektedir ama resmi ideoloji hiç değişmemektedir. Sürekli değişen toplumla hiç değişmeyen resmi ideolojinin sonucu ise demokratikleşemememizdir." sözleriyle devam etti.

"Hükümet Demek İktidar Olmak Demek Değil!"

Beşikçi "2007 seçimlerinde AKP yüzde 47 oy aldı. Mart yerel seçimlerinde Başbakan yüzde 47'den daha fazla oy istiyorum diye propaganda yapıyordu. Peki, 340 vekille değil de 380 vekille iktidara gelsen büyük meselelerde siyaseti belirlemek, yönlendirmek anlamında bir gücün olacak mı? Türk siyasal hayatı hala atanmışların belirlemesiyle yönlendirmesiyle sürüyor. Meclis var, Hükümet var ama önemli konularda Ermenistan, Kıbrıs, Kürt meselesi gibi konularda siyaseti belirleyen, yönlendiren temel kurum Hükümet olamıyor, Meclis olamıyor, dolayısıyla seçimlerde yüzde 50-55 oy alsan da iktidar olamıyorsun. Çünkü belirleyici bir güç var ve senin kendini gösterebilen kendi varlığını hissettirebilen bir durumun söz konusu değil. Ama diğer taraftan 5 aydır açılım denilen bir süreç yaşanıyor. Bu süreçte çok yoğun bir tartışma var. Kişisel olarak bunun bir açılım olarak değerlendirilebileceğini düşünüyorum. İfade özgürlüğünün geliştirilmesi de önemlidir". ifadeleriyle konuşmasını bitirdi.

Oturumun diğer konuşmacısı Mehmet Bekaroğlu ise "1924 Anayasası'ndan Sonra Ne Oldu?" başlıklı konuşmasına; "Geçmişimizdeki anayasalar içerisinde 1924 Anayasası çok belirleyici bir metindir. Osmanlı aydınları kötü gidişat üzerinde kafa yorarlarken iki ana yaklaşım ortaya çıkıyor. Bir grup 'Dini İslam'ı terk ettik. İslam'a daha iyi sarılırsak ve düşmanın silahını yani fennini alırsak devleti kurtarabiliriz.' diyor. Diğer grup da 'Hayır asıl sorun Müslüman olmamızdır. Bundan dolayı yenildik, kurtuluşumuzun yolu modernleşmektir, batılılaşmaktır.' diyorlar. İttihat ve Terakki modernleşerek devletin kurtarılabileceğine inanan bir gruptur. Aslında 1876 Anayasası da devleti kurtarmayı amaçlar. Ağırlıklı olarak batılı birtakım kurumların ülkeye getirilmesiyle devletin kurtarılabileceğine inanıldığı bir metindir. Diğer taraftan batılı devletlerin ülke üzerindeki baskısıyla da oluşmuş bir metindir" sözleriyle başladı. Bekaroğlu, "1921 Anayasası pek anayasa sayılmaz. Daha çok Ankara'daki işlerin nasıl yürütüleceğini belirten bir metindir. Devletin şeklinden filan bahsetmez, ideolojik bir metin değildir. Ama 1924 Anayasası tam anlamıyla bir anayasadır. Bu anayasanın en belirgin özelliği vesayet sisteminin kurumsallaşmasıdır. 1924 anayasasının ortaya çıkma koşulları da çok tartışmalıdır. M. Kemal ve arkadaşları I. Meclis'teki muhalefeti kıramayınca 1 Nisan 1923'te Meclis'te yenilenme kararı alınıyor ve yeni vekiller atama yoluyla geliyor. Oluşan II. Meclis'in işidir 1924 Anayasası." olduğunu belirtti ve Modern Türk ulusunun yaratılmasında 1924 anayasasında yer alan iki madde üzerinde özellikle durdu. Bunlar, 2. maddedeki "devletin dini İslam'dır" ve 88. maddedeki "Türk ıtlak olunur" ifadeleri. Ancak modern "Türk ulusu" yaratma sürecinde yaşanan büyük olaylardan sonra Müslüman unsurların sindirildiğini ve 1928'de 'Devletin dini İslam'dır' maddesinin kaldırıldığını söyledi.

Bekaroğlu; "Gayrimüslimler ülkeden gönderildi. Kalanlara da sadece Türk olmak dayatıldı. Dayatılan bu Türklük de modern, Sünni/Hanefi Türklüktü. Bu durum yeni bir şeydir. Bu toprakların bildiği bir şey değildir. 1924 Anayasası'nın bize bırakmış olduğu 2. ve 88. maddesi üzerinden konuşarak tartışarak boğuşarak bugüne kadar geldik. Bugün modern olanlar, batılılaşanlar, dindarlar, dinciler ayrımlarının kökeni 1924 Anayasasına dayanır. Din ve irtica tartışması bir fay hattı olarak bugüne kadar gelmiştir. Diğer büyük mesele de Türk-Kürt meselesidir. Türk olmayan Müslüman ahalinin de hepsi Türk'tür yazmışlar anayasaya ama bunu Kürtler kabul etmemişler. Modern Türk ulusu inşa etmenin diğer ayağı da Diyanet İşleri'dir. Herkes Diyanet'in ulus devlet yorumuyla Türk ve Hanefi olacaktır. 1960 ve 1980 Anayasaları da 1924 Anayasası'nın kurmuş olduğu vesayet rejimini tahkim eden anayasalardır." sözleriyle konuşmasını bitirdi.

Sempozyumda Selim Sezer, Metin Özuğurlu ve Mukaddes E. Çetin de birer tebliğ sundular.

Hüseyin Özdeniz - Tarık Yur / Haksöz-Haber

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim