• BIST 107.206
  • Altın 142,629
  • Dolar 3,5525
  • Euro 4,1323
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 34 °C
  • İzmir 35 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

İşte İsrail'in Türkiye İçin Yeni Oyun Planı!

İşte İsrailin Türkiye İçin Yeni Oyun Planı!
ANALİZ MERKEZİ UYARIYOR:Bu seküler yorum, üst düzey bir mühendislik örneğidir.Türkiye'deki tüm siyasî demeçleri, askerî anlaşmaları ve medyatik çıkışları bu okuyacağınız metnin ışığında değerlendirmenizi tavsiye ederiz."Türkiye'deki İsrailliler" ded

 

 

 

 

 

 

ANALİZ MERKEZİ UYARIYOR:

Bu yorum, İsrail'deki Bar İlan Üniversitesi'nde Öğretim Üyesi ve BESA Stratejik Araştırmalar Merkezi direktörü Prof. Efraim Inbar'in makalesidir.

Üst düzey yönlendirme bir analizdir.
Seküler bir siyaset mühendisliğinin ifadeleridir.

Türkiye'deki tüm başlıca 3 olguyu,

1.Siyasî demeçleri

2.Askerî anlaşmaları ve

3.Medyadaki açıklamaları

bu okuyacağınız metnin ışığında değerlendirmenizi tavsiye ederiz.

"Türkiye'deki İsrailliler" dediklerimiz işte bu okuyacağınız metnin ülkemiz genelinde 'gereğini yapmaya' çalışan mihraklardır.

Fatih Tezcan

Prof. Efraim Inbar'in makalesi 

(BESA Center, 6 Haziran, 2010)
 
Çeviren: Tuğçe Öztürk - TASAM
 
Türkiye İsrail’e ve Batı’ya Hoşça kal diyor
 
Türkiye’nin Rolü
 
“Gazze filosu” olayı Türk hükümetinin çirkin yüzünü, özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından İsrail’e karşı beslenen büyük düşmanlığı bir kez daha gözler önüne serdi. Birçok İsrailli kışkırtılmış Türk kalabalıklarının “İsrail’e ölüm” sloganlarını televizyonlardan izledi. Zaman zaman antisemitik söylemlerde bulunan Başbakan Erdoğan İsrail’e sövmek (orjinal metinde)/İsraili ağır bir şekilde eleştirmek için hiç bir fırsatı kaçırmıyor. Hatta öyle görünüyor ki, Türk hükümetinin bu provokasyonun tertibinde başından beri rolü vardı ve kuşkusuz onu destekledi. Bundan da kötü olan şu ki, Türk hükümeti, El-Kaide ve diğer İslamcı terörist örgütlerle bağları bulunan IHH ile işbirliği yaptı. 
 
 
ÖZET:
 
Türkiye, Gazze’ye insani yardım gemisini destekleyerek İsrail ile arasındaki gerginliği yükseltti. Bu, giderek daha fazla İslami renk kazanan ve kendini Batı’dan uzaklaştıran Türk dış politikasında meydana gelen değişimin bir yansımasından başka bir şey değildir.
 
 Türkiye’yi Batı’nın safına ancak ve ancak hükümetin değişmesi geri getirecektir ve İsrail ile bozulmuş olan ortaklığı sadece bu şekilde düzelecektir.
 
Temmuz 2011 seçimleri, Türk vatandaşları açısından, Batı tarafında kalmak ve demokrasiyi devam ettirmek için bir fırsat olacaktır.
 
Türkiye Yolunu Kaybediyor
 
İsrail’in 1990’lı yıllarda stratejik ortağı olan Türkiye’nin bir düşman haline gelmiş olması çok acı ve utanç verici. Önemli bir bölgesel devlet ve Batı müttefiki olarak Türkiye yaklaşık yüzyıl boyunca Ortadoğu’dan uzak durmuştu; çünkü Türkler bölgeyi geri kalmış, fanatik, yozlaşmış ve demokrasiden uzak olarak algılamaktaydılar. Ancak, son birkaç yıldır, Türkiye yüzünü Ortadoğu’ya çevirdi ve emperyal geçmişine uygun bir şekilde bölgede bir liderlik rolü üstlenmeye çalışıyor. Son birkaç yıldır Türkiye kimlik krizi sancıları ile kıvranmaktadır; halen Türk toplumu içinde yerleşik olan Müslüman gelenek şimdiye kadar laik rejimlerin izin verdiğinden daha fazla ifade edilmek için can atmaktadır. İsrail’e karşı alınacak tavır tam da bu tartışmanın konusudur.
 
Kasım 2002’den beri iktidarda olan İslamcı AKP ancak Temmuz 2007’de tekrar seçildikten sonra Türk dış politikasında ciddi değişiklikler yapmaya cesaret edebilmiştir. Bu bağlamda, Ankara’nın İsrail ile olan ilişkileri soğuma sürecine girmiş, özellikle 2008 kışında gerçekleşen Gazze savaşı ile bu süreç hızlanmıştır. İğneleyici eleştiriler, ortak askeri tatbikatların iptali ve Hamas ile yakınlaşma Türk politikasını nitelendirir olmuştur. Öte yandan, Washington’un İsrail pahasına Müslüman dünya ile ilişkilerin geliştirilmesine vurgu yapan zayıf bir Başkana sahip olması sadece Türkiye’yi Yahudi devletinden uzaklaşmak konusunda cesaretlendirmeye yaramıştır.
 
Ankara ile Kudüs arasındaki ilişkilerin bozulması Türkiye’nin inisiyatifindedir ve bunda İsrail’in hiçbir etkisi yoktur. Türkiye tarafından İsrail’e karşı alınan düşman tavır Türkiye’nin dış politikasında meydana gelen büyük değişimin bir parçasıdır. Aslında, Türkiye Batı’ya sırtını dönmektedir. Hamas karşısındaki pozisyonu Batı’nınkinden farklıdır; bu diğer önemli konularda da böyledir. Ankara, savaş suçları işlemekle itham edilen Sudan Başkanı Ömer Hasan el-Beşir’i Avrupa’nın protestolarına rağmen ağırlamıştır. Türkiye ayrıca İran Başkanı Mahmud Ahmedinejad’ı konuk olarak Kabul eden tek NATO ülkesidir. Türkiye; Amerikan karşıtı olan ve İran tarafında bulunan Suriye ile de giderek yakınlaşmaktadır. Hatta Türkiye İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ile olan faaliyetlerini de hızlandırmıştır. Şüphesiz, Erdoğan Ortadoğu pazarında Batı pazarında olduğundan daha fazla kendini evinde gibi hissetmektedir. Türkiye, bir taraftan, uluslararası meselelerde Amerika’nın rolüne gem vurmaya çalışan Rusya ile de ilişkilerini sıkılaştırmıştır. Doğrusu, Türkiye Amerikan tercihlerinden saparken tereddüt dahi etmemiştir. İran’a uygulanacak yaptırımlara katılmayacağını duyurmuş ve devam eden nükleer programı nedeni ile İran’ı içinde bulunduğu diplomatik pozisyondan çıkartmak için Brezilya ile birlikte çabalamıştır. Gazze’ye yardım gemisini ve Hamas’ı destekleyerek, Türkiye aynı zamanda İsrail ile Filistin arasındaki pek de parlak olmayan müzakerelerin de olumsuz etkilenmesine sebep olmuştur. Maalesef, Türkiye Batı’dan uzaklaşarak bağımsız bir duruş içerisine girmektedir ki bu duruş iktidar partisinin İslami eğilimleri ile renklenmektedir.
 
Demokratik Değişim Potansiyeli
 
Yukarıda yazılanlara rağmen, Türkiye’nin bu doğrultuda kalacağı yargısı değişmeyecek bir netice değildir. Değişim için umutlar askeri darbe üzerinden beslenemiyor. Rejimin laik-demokratik doğasını güçlendiren ordunun pozisyonu son birkaç yılda zayıfladı. Dolayısıyla, değişiklik ancak demokratik kanallar ararcılığı ile gelebilir. Türk toplumu arasında hala Müslüman dünyaya gösterilen ilgiden memnun olmayanlar ve laik partileri destekleyenler var. Hatta ılımlı Müslüman çevrelere bile Türkiye’nin Hamas ve İran gibi radikal İslamcı unsurlara ilişkin politikasından dolayı memnuniyetsizlik hâkim. Şu da unutulmamalıdır ki, Şii İran ile Sünni Türkler arasında da tarihi bir rekabet mevcuttur.
 
Aslında, Erdoğan’ın sahip olduğu dikkat çekici siyasi becerilerine rağmen, iktidardaki İslamcı partiye destek giderek azalmaktadır. Bu durum çoğunlukla sivil hakların kötüye kullanılmasından ve yozlaşmışlıktan kaynaklanmaktadır. Eğer geçtiğimiz hafta Türkiye’de seçimler olsaydı, İslamcı parti çok koltuk kaybederdi ve iki laik partinin koalisyon kurması ihtimal dâhilinde olabilirdi. Eğer şu anki kamuoyu Temmuz 2011’de yapılması planlanan seçimlere kadar aynı kalırsa, görünen o ki Türkiye’de Başbakan’ın adı değişecektir. Kamuoyu yoklamalarına yansıyan ülke içi durumuna bakılırsa, Erdoğan’ın İsrail ile ilişkileri alevlendirmesinin nedeni halk desteğini kazanmaktır.
 
Sonuç
 
Türkiye ile olan ilişkilerinde İsrail hayati çıkarlarından taviz vermemelidir. Hatta hakaretlere de tolerans göstermemelidir. Bu sadece zayıflık olarak algılanır. İsrail Türk devleti, Türk toplumu ve güçlü bir karşılığı hak eden iktidar partisi arasındaki ayrımı gözetmelidir. Kesin, aklı başında cevaplar Batı yanlısı Türklere ülke içindeki tartışmalarda yardımcı olacaktır.
 
Bu önemli ülkede gözümüzün önünde çok büyük bir siyasi dram gelişmektedir. Kendi geleceklerini Türkler, sadece kendileri belirleyebilirler; ancak İslamcı rejime karşı oluşturulacak muhalefetin Batı’nın yardımına ihtiyacı vardır. Türkiye’nin stratejik sonuçları anti-Amerikan bir eksen doğurmak üzeredir. Özgür dünyanın bekası için, ancak daha fazla kendi bekaları için, umut edelim de Türkler; İslamcı rejimler tarafından sunulan fakirliği, cahilliği ve otoriteryanizmi değil de demokrasiyi ve ilerlemeyi seçsin.
 
(Yazar Bar İlan Üniversitesi’nde Öğretim Üyesidir ve BESA Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin direktörüdür)

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim