• BIST 108.153
  • Altın 153,903
  • Dolar 3,8325
  • Euro 4,5073
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

İstanbul Barosu Anayasa Paketine Karşı

İstanbul Barosu Anayasa Paketine Karşı
istanbul barosu anayasa paketinin hazırlanma sürecinin 12 eylül anayasasından farkı olmadığı belirtti ve sürece tepki gösterdi.

 

 

 

 

 

 

İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın, düzenlediği basın toplantısında anayasa değişikliği hakkında "kuvvetler ayrılığı"ndan "kuvvetler birliğine"e gidişi sonuçlayacağını söyleyerek, "Bağımsız olması gereken yargıyı, yasamanın ve yürütmenin, dolayısıyla siyasal iktidarların denetimine ve güdümüne sokacak, bu açıdan da hukuk devleti olma niteliğini ortadan kaldıracak bir yöntem ve içerik taşımaktadır.

Bu yönüyle iktidar partisinin bu anayasa değişikliği önerisinin ülkemizi yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti olma niteliği açısından daha da geriye götüreceği açıktır" diye konuştu.

YARGI REFORMU DEĞİL, YARGIYI DENETİM ALTINA ALMAYA YÖNELİK BİR ALDATMACA

Aydın anayasa taslağınğa eleştirileri şöyle sıraladı:

1- Özellikle son iki yıldır yaşatılan süreçte Türkiye´de toplumun kaygı verici ölçüde kutuplaşmaya sürüklendiği gerçeği karşısında, bir toplum sözleşmesi olan anayasa değişikliği için gereken asgari uzlaşma ortamı dahi bulunmamaktadır.

2- Türkiye´de çok partili siyasal hayata geçildiğinden bu yana, olağanüstü dönemler hariç, anayasa değişikliklerinde öneriler, olması gerektiği gibi partiler arası uzlaşma ile ortak teklif olarak verilmiş ve gene mecliste partilerin ortak desteği ile kabul edilmiştir. Oysa, şimdi yapılmak istenen anayasa değişikliğine ilişkin öneri, anayasal geleneklerimize ve anayasanın toplumsal sözleşme olma niteliğine aykırı olarak sadece iktidar partisi tarafından hazırlanmıştır.

3- Bu şekilde başlatılan sürecin, katılımcılık ve çoğulculuktan uzak olmasının yanında, diğer siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerine ve giderek ulusumuza dayatmaya dönüştüğü açıktır.

4- Bu girişimin, Türkiye´de olağanüstü dönemler dışında iletişim özgürlüğü, özel hayatın gizliliği ve adil yargılanma hakkı gibi en temel hak ve güvencelerin en ağır ve sistematik biçimde ihlal edildiği bir iktidar döneminde ve bu iktidar partisi tarafından başlatılmış olması kaygıları daha da artırmaktadır.

Yapılmak istenen Anayasa değişikliğinin asıl amacının iktidar partisinin geçmişteki anayasa ve hukuk dışı davranışlarından dolayı hesap vermekten kurtulmak ve gelecekte de bu tür davranışlara zemin hazırlamak olduğu ortadadır.

5- Türkiye´de yargıya ilişkin, yurttaşların adalete kolay ve çabuk ulaşmasını sağlamak ve yargı bağımsızlığını daha da güçlendirmek yönünde öncelikli ve zorunlu olarak yapılması gereken köklü reformlara gereksinim varken, bunun görmezden gelinip, sadece HSYK ve Anayasa Mahkemesi gibi yargının üst kurumlarında yapısal değişikliğe gitmenin bir yargı reformu değil, yargıyı denetim altına almaya yönelik bir aldatmaca olduğu açıkça görülmektedir.

6- Siyasi iktidarın özellikle son yıllarda yüksek yargı organlarına karşı yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan bir tavır içinde olduğu, yargıyı hedef gösterdiği ve bunun zaman zaman adeta saldırıya dönüştüğü, buna maruz kalan yüksek yargı organlarının sık sık iktidar partisince kuşatıldıklarından yakındıkları ve Adalet Bakanlığı´nın HSYK´nın çalışmalarını engellediği kamuoyunca endişeyle izlenmektedir.

7- Bu ortam ve koşullar altında, iktidar partisince dayatılan anayasa değişikliğinin amacının, özü itibariyle, sık sık kendisine ayak bağı olarak gördüğünü ifade ettiği yüksek yargı organlarının tasfiye edilerek, iktidara tabi bir yargı yaratmak olduğu ortadadır.

8- Bu yöntemle ve bu amaca yönelik olarak yapılmak istenen anayasa değişikliği, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve Anayasanın 2. maddesindeki Cumhuriyetin değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez niteliklerinden olan hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Bu durumda bilinmelidir ki, yapılmak istenen bir anayasa değişikliğinden çok, Cumhuriyetin temel niteliklerini ortadan kaldıracak ve ülkeyi otoriter bir yönetim biçimine götürecek olan bir rejim değişikliğidir.

"ANAYASA DEĞİŞİKLİK TASLAĞININ 12 EYLÜL ANAYASASININ HAZIRLANMA SÜRECİNDEN FARKI YOK

Anayasa değişiklik taslağının katılımcı ve çoğulcu bir süreç içinde gelişmediğini, temel bir uzlaşmaya dayanmadığını ve bundan dolayı da 12 Eylül Anayasası´nın hazırlanma sürecinden farkı olmadığını söyleyen Aydın, "Bu şekilde yapılmak istenen bir halkoylaması süreci, gerçek anlamda halkın görüşünün sorulması değil, tıpkı 12 Eylül Anayasası gibi bir dayatma ve aldatmaca olacaktır. Kısaca siyasi iktidar özgürlükler ve haklar ülkesi yaratmak için değil, iktidarını daha da güçlendirmek, yargı erkini vesayet altına almak, antidemokratik ve baskıcı bir düzen kurmak istediği için bu yönde değişiklik yapmak istemektedir. Bu değişikliğin gerçekleşmesi durumunda ne anayasanın ruhu ve ne de demokrasinin adı kalacaktır. Bu tehlikeli gidişe ´dur´ demek ve yapılmak istenenlerin karşısında olmak sağduyulu ve ülkesini seven her vatandaşın görevidir" diye konuştu.

ÜSTÜNE ´ADALET SARAYI´ YAZMAKLA ADALET DAĞITILAMAZ

Bugüne kadar ki Anayasa değişikliklerinin 2 ya da 3 partinin ortak iradesi ile gerçekleştirildiğini anlatan Aydın, "Ama bu toplumsal bir uzlaşı aranmaksızın, sadece bir hafta süre kala, üç gün önce, ´Alın ben sizin adınıza hazırladım, bu benim aklım´ demeye hiç kimsenin hakkı yok" dedi. Aydın, İstanbul Barosu´nun görüşlerini şöyle dile getirdi: "Öncelikle bu Anayasa değişiklikleri ile ilgili usulün doğru olmadığıdır. İçeriğini tartışırız ama bugün için en önemlisi usuldür. Ortaya gelen tablo böyle bir uzlaşma olmadan, böyle bir Anayasa değişikliğinin yapılmasının toplumda gerginliğe yol açacağının ve rejimin adını değiştireceğinin korkulmasıdır.

Gerçek olan bugün Anayasa Mahkemesi´nin ve HSYK´nın tasfiye edilmesi sürecinin fiilen başlatıldığıdır. Yapılmak istenen değişikliklerin yargıya bir baskı, yargıyı vesayet altına almak olduğu açık ve seçik. İstanbul Barosu olarak bizim de düşüncemiz, bundan sonraki hareket tarzlarımız, yine hukuk içinde kalarak, ama bu ülkenin götürülmek istendiği yeri de görerek, bu konudaki her türlü hukuki ve fiili önlemleri alma konusunda kararlı olduğumuzu bir kez daha kamuoyuna ifade etmek istiyorum. 170 tane adliye yaptık anlayışıyla sadece bina yaptığını söyleyen anlayışa, onun içinde adalet dağıtılması gerektiğini, ondan sonra üzerine ´saray´ yazılması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum. Üstüne ´adalet sarayı´ yazmakla adalet dağıtılamaz. Yargı reformu, kendisine karşı gördüğü ve tasfiye etmek amacıyla hareket ettiği organları oratadan kaldırmak değildir.

Süreç böyle ilerlediği müddetçe böyle bir anayasa değişikliğine ve bunun altında yatan yargı reformuna İstanbul Barosu olarak destek olmayacağız. Tam tersine bütün olanaklarımızla karşısında olacağız.

Ajanslar

 

 

 

 

 

 

h

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim