• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 30 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

İSRAİL'İN İNTERNET SİLAHI

İSRAİLİN İNTERNET SİLAHI
İsrail'de kurulan İletişim Okulu yaptığı çalışmalarla dünya kamuoyuna Gazze işgalini haklı göstermek isterken aynı zamanda yaptığı propagandalarla ülkelerin kaderini değiştiriyor.

 

 

 

 

 


Herzliya şehrindeki Sami Ofer İletişim Okulu ferah amfileri, tam donanımlı televizyon stüdyoları ve atölyeleriyle ilk bakışta dünyanın herhangi bir yerindeki özel eğitim kurumlarından farksız görünebilir. Fakat İsrail’in en zengin adamı Ofer’in milyonlarca dolar tutarında bağışıyla kurulan ve sonraki yıllarda da mali yardım almaya devam eden bu okulun eşine kolay rastlanmayacak bir özelliği var. Burada bazı öğrenciler sıradan bir iletişim eğitimi görürken, bazıları da İsrail devleti ve İsrail’in ABD’deki destekçileriyle el ele dünya kamuoyunu yanıltmaya, işgali ve saldırganlığı haklı göstermeye, başka ülkelerin kaderini etkilemeye yönelik profesyonel bir propaganda savaşı yürütüyorlar.

Bu yoğun faaliyetin merkezi, 2007 yılında okul bünyesinde kurulan Asper Enstitüsü. Tam adı Yeni Medya Diplomasisi Enstitüsü olan Asper, kuruluş misyonunu yeni medya teknolojilerini araştırarak ve kullanarak İsrail’in savlarını dünyaya anlatmak diye tanımlamıştı. Oysa konuyu haberleştiren Jerusalem Post gazetesi daha net bir ifade kullanıyor, enstitüde araştırmacıların ve öğrencilerin İbranice’de söylendiği biçimiyle ‘hasbara’ yani İsrail propagandası alanında çalışacağını belirtiyordu.

‘Yeni medya’ ağırlıklı olarak internet anlamına geliyordu. Blogları, facebook gibi sosyal ağları, sanal dünyaları ve internet oyunlarını İsrail’in mesajını yaymak için kullanmak konusunda eğitim gören öğrencilerin bu bilgileri pratiğe geçirmek için fazla beklemeleri gerekmeyecekti: İsrail yeni bir saldırıya hazırlanıyordu.

Gazze’ye bombalar yağarken

Başbakanlığa bağlı İsrail Ulusal Enformasyon Müdürlüğü 2008 yaz aylarında henüz ufukta görünmeyen bir savaşa destek olmak üzere harekete geçti. Çeşitli bakanlıklardan ve elbette Sami Ofer Okulu’ndan çağrılan uzmanlarla, medya ve internet üzerinden yürütülecek propaganda kampanyasının altyapısı tamamlandı. Herzliya ve Kudüs’te gönüllülerin 24 saat ekran başında faaliyet göstereceği iki kriz merkezi oluşturuldu. Okul dekanının yönetiminde, öğrencilere görev dağıtımı yapıldı.

27 Aralık 2008’de İsrail uçakları Gazze üzerine ilk bombaları bırakırken, ‘Yardım Edin Kazanalım’ adı verilen propaganda operasyonu da eş zamanlı olarak başladı. Kriz merkezlerindeki gönüllüler sosyal ağlarda ve bloglarda var güçleriyle İsrail’in ‘trajedisi’ni anlatıyor, Gazze’den atılan sınırlı sayıdaki Kassam füzesini eşi görülmemiş bir felaket olarak gündeme getiriyor, korktuklarını, çaresiz olduklarını, barış istediklerini söyleyerek herkesin desteğini istiyorlardı. Dünyanın herhangi bir yerinde bir medya sitesinde Gazze saldırısıyla ilgili bir anket düzenlenmişse, anında tüm destekçilerle temas kurarak İsrail lehine oy vermeye çağırıyorlardı. Bir yandan da, seri üretim okur mektuplarıyla tüm yayın organları eleştiri yağmuruna tutuluyor, İsrail’in görüşlerine daha fazla yer vermeleri talep ediliyordu. İsrail’in saldırganlığına karşı yükselen sesleri bastırmak üzere sanal bir kamuoyu yaratılmıştı.

Gazze saldırısı sürerken İngiliz gazetesi Guardian’da İsrail’in propaganda kampanyası hakkında bir yazı yazan Rachel Shabi İsrail medyasının da dünyada yaratılan algıyı çok yakından takip ettiğine, “dünya bizi durduracak mı, yoksa daha vaktimiz var mı” sorusunun sürekli tekrarlandığına, yurtdışındaki muhabirlerle bağlantı kurulduğunda propaganda zaferine muhakkak değinildiğine dikkat çekmekteydi . Shabi, özellikle ilk haftalarda dünya medyasında İsrail’in görüşlerinin tam bir egemenlik kurduğunu belirtiyordu.

İsrail’i savunmak için zaten istekli olan büyük yayın kuruluşları, sanal ‘izleyici baskısı’nın arkasına sığınarak Filistin’den atılan ve çoğu boş araziye düşen el imalatı Kassam füzelerini, yüzlerce kişinin canına mal olan İsrail’in fosfor bombalarıyla eşdeğer göstermiş, saldırı haftalarca zaman kazanmış, medya operasyonu başarıya ulaşmıştı.

İran muhalefetinin art niyetli destekçileri

İsrail’in İran’da yapılacak seçime ilgisi sır değildi. İsrail’deki Haaretz gazetesi hükümetin seçimden haftalar önce tüm dünyadaki temsilciliklerine bir faks çekerek ‘İran seçimindeki yolsuzlukları protesto amaçlı kitlesel gösteriler ve medya kampanyaları düzenlenmesi’ talimatı verdiğini yazmıştı. Irak ekarte edildiğine göre, şimdi İsrail için baş düşman İran’dı ve seçim yolsuzluğu iddiası propaganda savaşında kaçırılmayacak bir fırsattı. Fakat bu konudaki faaliyet resmi temsilciliklerle sınırlı kalmayacak, Sami Ofer okulu gene sessizce devreye girecekti.

İran muhalefeti ‘Oyum Nereye Gitti’ sloganıyla sokaklara döküldüğünde, twitter ağında beklenmedik bir patlama yaşandı. Bir anda ortaya muhalefetin davasını savunan, İran sokaklarından acil durum haberleri yayan binlerce twitter kullanıcısı çıkmıştı. Herkes sembolü yeşil olan muhalefetle dayanışma amacıyla “avatarlarını yeşile çevirmeye” ve yaşadıkları şehri değiştirerek Tahran yazmaya çağrılıyordu. Uluslararası basın hemen ‘twitter devrimi’ sıfatını yapıştırdığı bu olguyu büyük bir heyecanla karşıladı. Twitter’dan yayılan ve sonradan yanlışlığı ortaya çıkan haberler televizyon yayınlarında tekrarlanır oldu.

Oysa İran’da değil twitter, internet kullanıcılarının bile sayısının sınırlı olduğunu hatırlayan birkaç araştırmacı, gece gündüz İran’dan haber geçen en faal twitter kullanıcılarından bazlarının İsrail’den bağlandığını keşfetmekte gecikmedi. Dahası, “avatarları yeşile çevirme” uygulamasını sunan helpiranelection, yani “İran Seçimlerin Yardım Edin” adlı internet sitesi de Arik Fraimovich tarafından kurulmuştu. Gazze kampanyasında da kendini gösteren Fraimovich, İsrail Savunma Bakanlığı’nın eski bir danışmanı ve Sami Ofer Okulu öğrencisiydi.

İşin acı tarafı, bir taraftan propaganda ekipleri olayları büyütür ve kızıştırırken, diğer taraftan İsrailli hükümet yetkilileri ve “neo-con” destekçileri Ahmedinecad’ın kazanmasının İsrail için daha iyi olduğunu, İran’ın antidemokratik imajının İsrail’e yaradığını konuşuyorlardı. Bu durum, İsrail’in ‘ölüsü dirisinden daha çok işimize yarar’ beklentisiyle İran’daki muhaliflere kamuoyu yarattığını düşündürüyordu.

Ordu ve istihbaratla iç içe bir okul

Sami Ofer İletişim Okulu’nun çatısı altında yer aldığı Interdisciplinary Center, İsrail’in ilk özel üniversitesi. 1994’te İsrail ordusunun eski bir üssünde kurulan üniversite, ordu ve istihbarat örgütleriyle yakın bağlarını hiç gizlemedi. Örneğin üniversitedeki Politika ve Strateji Enstitüsü’nün kurucu başkanı, Mossad’da 25 yıl çalışan ve İstihbarat Müdürlüğü’ne kadar yükselen Uzi Arad. Arad halen İsrail başbakanı Netanyahu’nun danışmanlığını yapıyor. Üniversite tüm bölümlerinde ordunun seçkin birliklerinden gelen öğrencilere yüzde on beş kadar kontenjan ayırıyor.

Sami Ofer de, propaganda okuluyla sunduğu büyük hizmetin yanı sıra, İsrail deniz komando birliklerinden gelen öğrencilerin okul masraflarını üstlenerek orduya bağlılığını bir kez daha kanıtlıyor.


Ajanslar

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim