• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 6 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

İSRAİL'İN DİLİNDEN SUDAN'IN BÖLÜNÜŞÜ!

İSRAİLİN DİLİNDEN SUDANIN BÖLÜNÜŞÜ!

 







 

Sudan’ın birliğini koruyamıyor oluşumuz belki de bu olup biteni anlamamızı sağlar, Güney’in ayrılmasının herşeyin sonu olmadığını bilakis Arap dünyasının parçalanması ve Mısır’ın kuşatılması dizisinin bir bölümü olduğuna karşı bizi uyarır.

-1-

Siyonist liderler uzun zaman önce Arap dünyasındaki azınlıkların İsrail için doğal bir müttefik olduğunu anladılar. Sonrasında da onlarla köprü kurmaya çalıştılar, Irak’taki Kürtlerle, Güney Sudan halkıyla, Lübnan’daki Marunîlerle, Suriye ve Irak’taki Kürtlerle ve Mısır’daki Kıptilerle bağlantıya geçtiler. Siyonist hareket yaptığı planda “böl yönet” ilkesine göre hareket etti. Bu ilkeyi Arap dünyasını içerden ayrılıkçı yapılar oluşturarak parçalayacak en etkili yol olarak kabul etti. Bununla, birliğini ve egemenliğini kaybeden marjinal devletler oluşturarak bölgedeki güç dengesini yeniden dağıtmayı hedefledi ve böylece Arap olmayan komşu devletlerin yardımıyla İsrail’in peşpeşe bu devletlere hakim olması kolaylaştı. Bütün bunlar, Arap dünyasındaki etnik ve mezhebi cemaatleri patlama noktasına getiren isyan hareketlerinin hepsinin, Irak’ta Kürtlerle ve Güney Sudan’daki isyan hareketiyle olduğu gibi ayrılıkçı hareketleri benimseme sorumluluğunun yüklendiği İsrail teşkilatlarından destek ve yardım gördüğünü doğruluyor.

Bu durum İsrail’in, Arap dünyası karşısında azınlıkları kendilerini ifade etme sonrasında da özerkliğe geçme ve ana vatandan ayrılmaya sevk ve teşvik eden stratejisinin kavranmasına yardımcı oluyor. Arap dünyasının –Arapların iddia ettiğinin aksine- kültür ve medeniyet bakımından bir olmaması aksine kültürel, dilsel, dini ve etnik bakımdan farklı bir karışım olması bu fikri destekliyor ve besliyor. İsrail bölgeyi dilsel, dini ve ulusal çeşitlilik ağından oluşan, Araplar, İranlılar, Türkler, Ermeniler, İsrailliler, Kürtler, Bahaîler, Dürzîler, Yahudiler, Protestanlar, Aleviler, Sabiiler, Şia, Ehlisünnet, Marunîler, Çerkezler, Türkmenler ve Asurlulardan oluşan bir mozaik olarak göstermeye alıştı.

İsrail’in bakışına göre bölge haritası, aralarında ortak tarihin olmadığı azınlık grupları içeren toprak parçalarından oluşuyor. Bu nedenle gerçek tarih her bir azınlığın farklı tarihi oluyor. Bunun amacı ise şu iki temel hedefi gerçekleştirmektir:

İlk olarak: Arap ulusalcılığı kavramının ve Arap birliği çağrısının reddedilmesi. Zira İsrail’in gözünde Arap milliyetçiliği kesinliği olmayan, belirsizliğin hâkim olduğu bir düşüncedir. Onlar Arap birliğini hurafe olarak görüyorlar. Araplar tek bir ümmetten bahsediyor ama birbirlerinden nefret eden devletler gibi davranıyorlar. Onları birleştiren şey din ve dil ve bu iki unsur İngilizce ya da İspanyolca konuşan bazı halkları da bir araya getiriyor ama onların tek bir ümmet olmasını sağlamıyor.

İkinci olarak: Bölgede İsrail devletinin meşruiyetinin kabul edilmesi. Bölge bu eğilime göre ulusların, halkların ve dillerin karışımından oluşuyor ve aralarında birlik sağlanması da bir çeşit hayal ve imkansızlık oluyor. Bunun mantıki sonucu her bir ulusun kendi özel devletinin olmasıdır. İsrail bu açıdan meşruiyet kazanıyor ve bölgedeki ulusal devletlerden biri haline geliyor.

-2-

Burada kaleme aldıklarım benim sözlerim değil 2003 yılında Dayan Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezinin çıkardığı ve Mossad Eski Şefi Moshe Faraji’nin yazdığı “İsrail ve Güney Sudan Bağımsızlık Hareketi” adlı kitabından alıntıdır. Ben daha önce de bu konuya defalarca değindim ama şuan bunu belgelemenin başka bir tadı olacağını düşündüm. Çünkü biz İsrail ile 50’li yıllardan bu yana onun yanında yer alan uluslar arası güçlerin ektiği ekinin meyvesini topluyoruz.

 

Burada izin istiyor ve kısa süreliğine Faraji’nin metnini bir kenara bırakıyoruz. İsrail Eski İç Güvenlik Bakanı Avi Aichter’in 2008’de Siyonist Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde verdiği konferanslarda Sudan’ı ele aldığı başka bir metni okuyalım.

Arkadaşımız Sudan hakkında şunları söylüyor:

50’li yılların ortasında Sudan’ın bağımsızlığını kazanmasından bu yana İsrail’in bazı değerlendirmeleri oldu. Şöyleki bu ülke bize ne kadar uzak olsa da Arap dünyasının gücüne ek bir güç olmasına izin verilmemelidir. Çünkü bu ülkenin kaynakları onu, istikrarlı ortam devam ettiği sürece bin defa hesap etmemize sebep olacak bir güç haline getirecektir.

Bu değerlendirmelerin ışığında İsrail’in farklı teşkilatları ve kollarıyla krizlerin artması ve yeni krizler üretilmesine katkıda bulunmak için Sudan sahasına yönelmesi gerekirdi ki bu krizlerin hâsılatı çözümü zorlaşan bir ikileme dönüşsün.

Çünkü Sudan Mısır için stratejik derinliği teşkil etmektedir ve bu unsur 1967 savaşından sonra ortaya çıkmıştır. O vakit Sudan ve Libya Mısır hava ve kara kuvvetlerinin silahının barındırıldığı ve eğitim üslerinin olduğu mekânlara dönüşmüştü. Mısır’ın 1968 ve 70 yıllarında açtığı yıpratma savaşı esnasında Sudan’ın kanal bölgesine kuvvet gönderdiği de bilinmektedir.

Bu iki sebepten ötürü İsrail’in Sudan’ı zayıflatmaya çalışması, tek ve güçlü bir devlet kurmaması için inisiyatifi elinden alması gerekiyordu. Stratejik bu bakış İsrail ulusal güvenliğinin desteği ve organizesini gerekli kılan sebeplerden birisidir. (Konferansın 1979 yılında İsrail Mısır arasında meydana gelen savaştan 30 yıl sonra 2008 yılında verildiğine dikkat edin.)

Aichter Güney Sudan’ın geleceği hakkında sorulan soruya şu şekilde cevap veriyor:

ABD’nin liderlik ettiği uluslar arası güçler Güney’in ve Darfur bölgesinin Kosova gibi bağımsız olması için yoğun bir şekilde Sudan’a girmekte ısrarcıdır. Güney ile Darfur’un durumunun Kosova’dan farkı yoktur. Bu iki bölgenin de bağımsızlığını kazanma ve vatandaşları bu uğurda savaştıktan sonra kaderlerini belirleme hakları vardır.

-3-

İsrail’in Güney Sudan’daki isyancılara verdiği destek Faraji’nin kitabında zikrettiği 5 aşamadan geçmiştir:

İlk aşama İsrail’in kurulmasından sonra 50’li yıllarda başladı. Yaklaşık 10 yıl süren bu dönemde İsrail insani yardım (gıda ve ilaç yardımı) sunmaya çalıştı. Aynı şekilde Etiyopya’ya kaçan mültecilere hizmet götürmeye özen gösterdi. Bu aşamada çatışmanın şiddetini artırmak ve sonrasında Güney’i ayrılığa teşvik etmek için Güney Sudan’da kabilevi ayrılıklara yatırım çalışmalarına başladı. İsrail istihbarat şefleri de Uganda’da bölgenin nüfus haritasını incelemek için güneydeki kabile liderleriyle bağlantıya geçen kanallar açtı.

İkinci aşamada (60’lı yılların başı) İsrail halk ordusu askerlerini Etiyopya’da kurulan özel merkezlerde savaş sanatları üzerine eğitmeye başladı. Bu aşamada İsrail hükümetinde, Sudan’ın iç savaşlara girmesinin İsrail’le olan savaşlarında Mısır’a herhangi bir yardım sunmasına engel olacağı kanaati oluştu. Misyoner kuruluşlar güneyde dikkate değer çalışmalarda bulunuyorlardı. Bu durum İsrail’i insani yardım sunma sloganı altında güneye istihbarat unsurlarını göndermeye sevk etti. Oysaki bunun asıl amacı bölgedeki gerginliğin devam etmesi için halk içindeki etkili kişilerin eğitime alınmasıydı. Yine bu aşamada İsrail Uganda toprakları kanalıyla silah takviyesinde bulunarak isyancılara yaptığı yardımın çemberini genişletti. Bu anlaşmalardan ilki 1962 yılındaydı ve silahların çoğunluğu İsrail’in 56’da Mısır’a açtığı savaşta ele geçirdiği hafif Rus silahlarıydı.

Üçün cü aşama 60’ların ortasından başlayıp 70’lere kadar sürdü ve İsrailli bir silah tüccarı vasıtasıyla güneylilere silah akışı devam etti. Bu kişi istihbarat adına çalışıyordu. Halk ordusuna İsrail’in 67 savaşında ele geçirdiği kamyonlarca Rus silahı gönderildi. İsrail kargo uçakları da isyancıların merkez kışlalarına bu silah ve mühimmatı düşürmek için kalktı. İsrail ayrıca ayrılıkçı grupların komuta edilmesi için gerekli kadroyu oluşturmak adına piyade okulu kurdu. İsrail askerleri güneylilere deneyimlerini sunmak için savaşlara katılıyordu. Yine bu aşamada halk ordusundan gruplar askeri eğitim almaları için İsrail’e getirildi. 70’lerin başında resmi olarak Uganda kanalıyla Güney Sudan’a İsrail yardıının devam etmesi çin başka bir pencere daha açıldı.

1969 yılında isyan hareketi sona yaklaşmış gibi görününce İsrail, isyancıları savaşa devam etmeye teşvik etmek için müthiş bir çaba sarf etti. Bunun için güneylileri, Müslüman Arap Kuzeyle putperest Hıristiyan Afrikalı Zenci Güneyliler arasında ulusal bir savaşa girdiklerine ikna ederek bütün tuzakları kullandı.

Dördün cü aşama 70’lerin sonlarından 80’lerin sonuna kadar devam etti. Bu dönemde Afrika kıtası pekçok iniş çıkışa tanık oldu ve İsrail isyancılara yardımlarını kesmedi. Etiyopya’nın Güney’e silah akışında düzenli bir geçit olmasından sonra bu yardımlar daha da arttı. O dönemde İsrail’in destek olduğu, Tel Aviv’de karşıladığı, silah ve para yardımında bulunduğu, adamlarına savaş tekniklerini öğretmeye çalıştığı bir lider olarak John Garang ortaya çıktı. Eğitilen bu kişiler arasında 10 pilot da vardı.

Beşinci aşama 1990’ların sonlarında başladı ve İsrail yardımı devam edip çerçevesini genişletti. Kamyonlar Kenya ve Etiyopya üzerinden Güney’e ulaşmaya başladı. İsrailliler tanksavar ve uçaksavar ağır silah takviyesinde bulundular. 1993’ün başlarında İsrail ile halk ordusu arasındaki koordine finansman, eğitim, silahlandırma, bilgi ve İsrailli teknisyenlerin askeri opersyonlara nezaret etmesi gibi farklı alanları da içine alıyordu.

-4-

Gördüğüm kadarıyla onlar biran olsun gözlerini Güney Sudan’dan ayırmamışlar.

Dikkat edilmesi gereken diğer değerlendirmeler arasında Güney’deki isyan hareketinin 1955 yılında yani 1956’daki bağımsızlığın ilanından bir yıl sonra başladığı yer almaktadır. Bu da isyan hareketi başladığında 1989 yılında Beşir-Turabi koalisyon hükümetinin çağrıda bulunduğu şeriatın uygulanması fikriyle alakası olmadığını göstermektedir.

Bir diğer nokta, İsraillilerin Güneylilere silah yardımında bulunduğu esnada Batılı ülkelerin referandum kanalıyla Güneyin ayrılması için diplomatik çalışmalarını sürdürüyor oluşlarıdır. Nifaşa Barış Anlaşması Hartum hükümetiyle isyancılar arasında Amerika-Norveç-İngiltere gözetiminde imzalandı. Bu anlaşmaya Addis Ababa, Nairobi ve Norveç’in başkenti Abuja’da yapılan müzakerelerle varıldı. Machakos protokolü de ABD’nin inisiyatifiyle imzalandı.

Yarım asırdan fazla bir zamandır bir yandan silahla bir yandan da baskı ve oyunlarla ayrılığın yolunu hazırlıyorlar. Uluslar arası bu çabanın dörtte biri Filistin sorununun çözümü için harcanmış olsaydı dava kapanmış ve Filistinliler haklarını geri almış olurlardı. Ama bağımsızlık ve özerklik Güneylilere helal Filistinlilere haramdır.

Ayrılık için plan yaptılar ve istediklerini gerçekleştirdiler.

Araplar ise olanlara seyirci kaldı ve hedeflerine şaşırdılar.

Sonuç ise “eken bağımsızlık biçti” oldu.

Olanları şaşkın şaşkın seyreden hayal kırıklığı biçti. Bu yeni yılda başka hayal kırıklıkları olmamasını temenni ediyoruz.

 Fehmi Huveydi'nin el Şark Gazetesi Tercüme: Gülşen Topçu

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Diyarbakır'da 13 Köyde Sokağa Çıkma Yasağı!12 Ocak 2017 Perşembe 09:43
  • ABD'ye Terör Tepkisi!12 Ocak 2017 Perşembe 09:29
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim