• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 22 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

İsrail Türkiye'ye Savaş Mı Açtı?

İsrail Türkiyeye Savaş Mı Açtı?
İsrail'in, Türkiye bandralı gemiye operasyon düzenlemesi ne anlama geliyor. İsrail aslında Türkiye'ye savaş mı açtı? Türkiye ne yapmalı?

 

 

 

 

 

İsrail ablukasını yarmak ve açlık çeken Gazze halkına yardım götürmek için yola çıkan insani yardım filosundaki Türk bandıralı Mavi Marmara gemisine yönelik İsrail deniz komandolarınca girişilen kanlı saldırı Türk İsrail ilişkilerini ve Ortadoğu’daki stratejik güç konfigürasyonunu yeniden tanımlayacak kadar önemli bir gelişmedir. Zira gemiye yönelik müdahalenin şekli, saldırının zamanlaması ve yeri ile ortaya çıkan insani sonuçları birlikte düşünüldüğünde İsrail’in bölgeye yönelik niyetleri ve önümüzdeki dönemde izleyebileceği stratejiler konusunda önemli ipuçları sunmaktadır.

Yardım Filosunun Amacı ve Saldırının Anlamı

Her şeyden önce İsrail’in Gazze’ye yönelik ambargosunun siyasi ve hukuki hiç bir dayanağı yoktur. Bu kuşatma batı himayesindeki İsrail’in insafsızca sürdürdüğü saldırganlığa ve askeri güce dayalı genişleme politikasının bir sonucudur. Demokratik tercihleriyle Hamas’ı seçtikleri için 1,5 milyon masum Filistinli topyekun cezalandırılmaktadır. İsrail ve Mısır ortak ablukası, Filistin halkına ölüm ve göç dışında bir seçenek sunmamaktadır. İşte, “Rotamız Filistin, yükümüz insani yardım” sloganıyla hareket eden ve toplam 6 gemiden oluşan son yardım konvoyu tüm dünyadan 700’e yakın sivil aktivistin katılımıyla düzenlenmiştir. Katılanlar yalnızca Türkiye’den değildir. Yunanistan, İngiltere ve İsveç gibi pek çok batılı ülkenin vicdan sahibi yurttaşları da bu yardım konvoyunda yer almışlardır. Zira 21. yüzyılın toplama kampına çevrilen Gazze’deki yaşam şartları Auswitch kampından daha iyi değildir. Orada 1,5 milyon insana modern çağda adeta Kerbela şartları dayatılmaktadır. Yoksa İsrail yayın organlarınca iddia edildiği gibi geminin ne Hizbullah ne de Hamas’la bir ilişkisi vardır. Terör saldırısı için değil, insani amaçla yola çıkmış, uluslararası toplumun İsrail hükümetine karşı bir “sivil itaatsizlik” eylemi örneğidir. Ama terörist gibi muamele görmüşlerdir. Bu nedenle İsrail hangi gerekçenin ardına sığınırsa sığınsın, uluslararası toplumun vicdanında kendini aklayamayacaktır. İsrail hükümeti ve uyguladığı politikaları, bu ülkeyi hızla uluslararası hukuk önünde meşruluk sorunu ve diplomatik anlamda siyasi yalnızlaşma ile  karşı karşıya bırakmaktadır.

Türkiye Açısından Saldırının Anlamı ve Olası Sonuçları

Olayın ikinci yönü ise Türkiye açısından sonuçlarıdır. Saldırının Orta Doğuda İsrail’in en eski dostu olan bir ülkenin bayrağını taşıyan gemiye yapılması, bir süredir gergin olan Türk-İsrail ilişkilerinin artık mevcut şekliyle de olsa sürdürülemez olduğunu göstermektedir. Gazze savaşı sırasında gerilen, Davos’ta diplomatik krize dönüşen ve “Alçak koltuk” kriziyle dip yapan, ancak  “resmi devlet özrüyle” kurtarılabilen ikili ilişkilerin bu son saldırı karşısında yaşayabilmesi mümkün değildir. Muhtemelen 1980’lerde olduğu gibi Türkiye-İsrail ilişkileri maslahatgüzar seviyesine indirilecektir.

Peki İsrail neden Türkiye’yi hedef alıyor? Birincisi, İsrail’in mevcut hükümeti ultra-milliyetçi iki siyasi partinin ortak koalisyonudur. Gazze’ye atom bombası atılmalıdır diyen bir siyasetçi olan Liberman bugün dışişleri koltuğunda oturmaktadır. Dışişleri bakanlığında bir fanatik milliyetçinin oturduğu İsrail, kurulduğu günden bugüne kadar ABD dahil pek çok ülkeyle en ciddi çatışma ve gerginlik dönemini yaşamaktadır. Bölgedeki Arap ülkeleri ve özellikle Mısır gibi komşu ülkeler, ABD ve İsrail’in askeri baskıları nedeniyle Gazze konusunda ses çıkartacak durumda değildirler. Zira Hamas pek çok Arap ülkesinde de düşman olarak görülmektedir. Bölgede İsrail’e karşı sesini yükseltebilen ve İsrail’i uluslar arası platformlarda zor duruma düşürebilen tek bölge ülkesi Türkiye’dir.

Öte yandan İsrail Türkiye’nin bölgede oyun kurucu bir rol oynamaya başlaması ve bu çerçevede Brezilya ile birlikte İran nükleer krizine yönelik diplomatik bir çözüm bulması İran’a karşı güç kullanmak isteyen İsrail’in bölgesel planlarını alt-üst etmiştir. Savaş çığırtkanlarının elindeki mazereti elinden almıştır. Kaldı ki, birkaç gün önce 189 ülkenin imzasını taşıyan ve İsrail’in nükleer silahlarının uluslararası toplumun denetimine açılmasını  ve 2012’de bu amaçla bir Uluslararası Konferans düzenlenmesini öngören bildiri de tamamen Türkiye’nin savunduğu politikalarla örtüşmektedir. Tüm bu nedenlerle, İsrail’in İnsani Yardım filosunun öncü gemisi olan Mavi Marmara’ya saldırısını bir tesadüf değil, arkasında iyi planlanmış bir siyasetin askeri ayağı olarak görmek daha doğru olur. Amaç Türkiye’nin Orta Doğu’da ilan edilmiş projesi olan çatışmaları, diplomatik yolla çözmeyi amaçlayan politik perspektifini sekteye uğratmaktır. İsrail, Orta Doğuda Türkiye’nin bölgedeki gücünü bu tür oldubittiler yaratarak test etmektedir ve Türkiye’nin İsrail’e karşı nereye kadar gideceğini görmek istemektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin kriz karşısında atacağı karşı adımlar İsrail’in bölgedeki politikalarının geleceği bakımından önem arz etmektedir. Türkiye kararlı, sorumlu ve orantılı bir cevap vermek durumundadır.

Olayın üçüncü yönü şudur. Saldırı her ne kadar Türk gemisine yönelik olsa da bu gemi Türk hükümetinin gemisi değildir. Tamamen sivil inisiyatifle ve sivil amaçlarla insani yardım misyonuna hizmet etmektedir. İçinde 33 farklı ülkeden sivil toplum temsilcisi vardır. Dolayısıyla olayı yalnızca Türk-İsrail çatışmasına döndürmek yerine, küresel insani inisiyatifleri harekete geçirecek bir perspektifle ele alınmasını ve Gazze konusunda tüm dünyanın desteğini almak için bu olayı bir fırsat olarak da görmek gerekir.

Ne Yapılmalı?

* İsrail’e karşı Türkiye’nin kullanabileceği siyasi, diplomatik ve hatta askeri opsiyonlar vardır. Diplomatik ilişkilerin tamamen kesilmesi veya en alt düzeye indirilmesi mümkündür. 1980’de de İsrail’in Mescid-i Aksa saldırısına karşı bu tedbir uzun süre uygulanmıştır.
* Türkiye için İsrail artık dost ve güvenilir bir ortak olmaktan çıkmıştır. Bu nedenle tüm ikili askeri antlaşmalar askıya alınabilir ve askeri ihaleler ve ortak projeler iptal edilebilir.
* Türkiye saldırıyı uluslararası toplumun gündemine getirebilir. Bu maçla BM Güvenlik Konseyi acilen toplantıya çağrılarak İsrail’in hem kınanması sağlanmalı hem de cenazelerin, yaralıların ve diğer yardım gönüllülerinin ülkelerine gönderilmesi sağlanmalıdır.
* BM Güvenlik konseyinden Gazze’ye yönelik bir “insani yardım koridoru” açılması karar çıkartılarak, insani yardımların Mısır üzerinden ve uluslararası toplumun ortak komisyonu ile gerçekleştirilmeye başlanmalıdır.
* Saldırı sivil bir gemiye ve uluslar arası seyr-ü sefer serbestisi bulunan açık denizlerde yapıldığını gerekçe göstererek, Türkiye Uluslararası Hukuk zemininde İsrail’e karşı insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle, mağdur yakınlarınca dava açılması konusunda hukuki yardım sağlamalı ve konunun diplomatik zeminde takibi sağlanmalıdır.
* Bizler de insan olarak her zeminde bu haksız ve zalimane davranışı protesto etmek ve uluslararası toplumun vicdanını harekete geçirmek için bireysel gayret göstermeliyiz.

Türk-İsrail Soğuk Savaşına Doğru

Sonuç olarak, İsrail’in saldırısı insanlık adına utanç verici ve kabul edilemez bir davranıştır. Bu saldırı insanlık vicdanında İsrail’i mahkum edecektir. Olayda vatandaşları ölen Türkiye ile İsrail arasındaki güven bunalımı açık bir düşmanlığa dönüşmüş durumdadır. Türkiye ve İsrail arasında soğuk bir savaşın başlaması kaçınılmazdır. Öte yandan İsrail’in Türkiye karşısındaki bu olumsuz tavrı kaçınılmaz olarak Türkiye’yi, Batı bloku yerine Rusya-Çin ve İran eksenine doğru kaydırabilir. Bunu önlemenin yolu ise İsrail’in batı ve özellikle ABD tarafından dizginlenmesi ve daha barışçı bir çizgiye çekilmesidir. Ancak İsrail’deki radikal iki partinin oluşturduğu hükümet işbaşında kaldığı sürece, İsrail’in normalleşerek barışçıl bir dış politikaya dönmesi de kolay olmayacaktır. Dolayısıyla Türkiye’nin reel politik düzlemde İsrail’e karşı izleyebileceği en doğru strateji, diğer bölge ülkeleriyle işbirliği halinde bir dengeleme politikası olacaktır. Bunun yansımalarını önümüzdeki dönemde görmeye devam edeceğiz.

(Prof. Dr. Birol Akgün, SDE Uzmanı)

 

 

 

 

 

 

g

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim