• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 9 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

İSRAİL KARANLIK BİR NOKTA...

İSRAİL KARANLIK BİR NOKTA...
Filistin ve İsrail sorunu artık bizim için ‘afyon’olmaya başladı.Filistin diye bağırırken Irak’ı Afganistan’ı,Sudan’ı ve diğer işgal ve zulüm altındaki toprakları görmezden geliyoruz,unutuyoruz.Aynı şekilde “kahrolsun İ

 

 

Gazze katliamının yıldönümü münasebetiyle Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında etkinlikler düzenleniyor. İngiliz siyasetçi George Galloway’in organize ettiği ve değişik ülkelerden çok sayıda insan hakları savunucusunun katıldığı ve Türkiye’de “Filistin’e YolAçık” adı verilen “Filistin’e Özgürlük” konvoyu çok etkili oldu. Londra’dan hareket eden konvoy, Fransa, İtalya, Yunanistan, Türkiye ve Ürdün’den geçerek Mısır üzerinden Gazze’ye ulaşmaya çalışırken çok sayıda merkezde büyük katılımlı toplantılar düzenlendi. Bu toplantılarda Filistin davası anlatıldı, Siyonist İsrail devletinin zulümleri kınandı.
Filistin davası için söylenecek çok şey var. Bir Filistinli için anlamı elbette bambaşkadır. Ancak Filistin sadece Filistinliler için değil, tüm Müslümanlar için, hatta ve dahası tüm mazlum ve mağdur insanlar için bir davadır. Hepimizin bir Filistin hikâyesi vardır. Benim kuşağım (ve sonrasındaki birkaç kuşak) için Filistin davası kimliğimizin en önemli bileşenidir; bizim kimliğimizden/kişiliğimizden Filistin’i çıkarırsanız eksik kalırız, özürlü hale geliriz.
İşte benim Filistin hikâyelerimden birkaçı:
Yıl 1982, Erzurum’dayız. 12 Eylül üzerimizden dozer gibi geçmiş. Tek tesellimiz İran Devrimi; gidip gelenlerin getirdiği haberler, kitaplar, broşürler vs. Derken Beyrut’tan Sabra ve Şatilla katliamı haberi geldi; Falanjist caniler İsrail’in desteği ile kadın, erkek, çocuk ayırımı yapmadan binin üzerinde Filistinliyi katletmişti. Bir şeyler yapmalıydık. Dört arkadaş bir araya geldik, uzun müzakerelerden sonra Üniversite Camisinde eylem yapmaya karar verdik. Bu eylem daha sonra neredeyse gelenek haline gelen Cuma eylemlerinden ilkiydi. Dört kişi caminin değişik yerlerinde oturduk. Konuşmacıyı kura ile tespit etmiştik. İmamın hutbeyi bitirmesine kadar bekledik; müezzin tam kamet getirecekti ki arkadaşımız kalktı ve önceden hazırladığımız İsrail’i kınayan ve Müslümanları duyarlılığa davet eden metni ezbere okudu. 12 Eylül’den sonra ilk defa böyle bir eylem oluyordu. Arkadaşımız konuşmasını bitirirken cemaati şehitler için Fatiha okumaya davet etmişti. Cami dalgalandı, ne oldu, bu kim derken biz üç kişi arkadaşımıza doğru yürüyerek safları karıştırdık. Bu arada müezzin kamet getirmiş imam da namaza durmuştu. Namazdan sonra asker caminin etrafını sardı, şüphelenilen birkaç kişi üniversitedeki karakola götürüldü. Ancak konuşmayı yapan arkadaşımız kalabalığın içinden çıkmış buluşma yerimize gelmişti.
Yıl 2004, Beyrut’ta Doğu Konferansı ekibi ile Şatilla kampını ziyaret ediyoruz. Yaşanan duygulu anlardan sonra kamp yöneticisi heyete bilgi veriyor. Katliamı anlatıyor, çekilen sıkıntılardan, BM yardımlarından, Filistinlilerin Lübnan’daki durumundan bahsediyor ve cebinden eski büyükçe bir anahtar çıkararak konuşmasını şu cümle ile bitiriyor: “Bu gördüğünüz paslı anahtar, babamın 1950’de Filistin’den gelirken getirdiği tek özel eşyadır; Filistin’deki evimizin anahtarı. Bana bıraktığı tek miras budur. Ben de çocuklarıma tek miras olarak bu anahtarı bırakacağım. Başkaca bir malım yok, bundan sonra da olacağını sanmıyorum.” Sonra da eklemişti. “İşte Filistin davası budur, bundan haklı bir başka dava olabilir mi?”
Evet, gerçekten de bundan haklı ve temiz bir dava olamaz. Emperyalist güçlerin yardımı ile dünyanın dört bir tarafından bir grup Yahudi Filistin’e geliyor, yine emperyalist güçlerin yardımı ile ve zor kullanarak Filistin’de insanları evlerinden çıkarıyor ve kendileri bu evlere yerleşiyor. Evlerinden çıkarılan insanlar, bunu kabullenmiyorlar, 60 yılı aşkın bir süreden beri evlerini/yurtlarını geri almak için mücadele ediyorlar. Filistin davası, en basit ve yalın haliyle budur. Kudüs; üç dinin kutsal şehri, Haçlı seferleri, tarih boyunca Kudüs için verilen mücadele, elbette bu da var. Bir medeniyetin geri çekilmesi, yenilgi. En son bir avuç İsraillinin Arapları/Müslümanları yendiği, uçaklarını havalanamadan alanda etkisiz hale getirdiği savaşlar, bunların acısı. Petrol; emperyalistlerin bölgedeki hesapları, elbette bunlar da var. Ama bir Filistinli için Filistin davası en yalın haliyle budur; gasp edilen evini geri istemek. Dünyanın en haklı davası.
Dünyanın bu en haklı davasını desteklemek bizim için ve hak kavramının kırıntısını taşıyan herkes için bir borç. Haksızlık yapmayalım; biz de, dünya da bu haklı davaya gerektiği gibi destek verdik, vermeye de devam edeceğiz.
Elbette bir ilgisi yok ama ben sırf hatırlatmak adına Gazze katliamının yıl dönümü münasebetiyle kendime ve herkese sormak istiyorum. İyi güzel de sevgili dostlar, aziz ve muhterem müminler, Filistin’e verdiğimiz desteğin onda birini Irak’a verdik mi? Ya da niçin Irak’ın işgal edilişinin yıl dönümünde Bağdat’a bir “Irak’a özgürlük” konvoyu düzenlemiyoruz?
Hadi Afganistan çok uzak ama nedir bizi Irak’tan uzaklaştıran; niçin Irak’ta olup bitenleri unutmak istiyoruz? Elbette biz rakamların peşinde değiliz, haksız yere ha bir insan öldürülmüş ha bin; değil mi ki, biz “Haksız yere bir insan öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir” sözüne inanıyoruz. Ve fakat fikir versin diye şu rakamlara bir bakalım. İşgalinden bu yana Filistin’de onlarca katliam yapıldı, kesin rakamları bilmek güç ama Siyonistlerin Filistin’de katlettikleri insan sayısı 50 bin civarındadır. Irak’ın işgal edildiği 2003 yılından bu yana öldürülen insan sayısı ise çoktan 1 milyonu aştı. Bir ülke tarihi ile, kültürü ile, hafızası ile, yetişmiş insanları (öğretmelerin, doktorların, üniversite öğretim üyelerinin, din adamlarının… özellikle öldürüldüğünü biliyoruz) ile topyekûn gözümüzün önünde yok ediliyor. Ve dünya susuyor, biz susuyoruz. Ama niçin? Bu büyük katliam çok acı veriyor da vicdanımız hafızamızın unutmasına mı sığınıyor? Yoksa bir şekilde suç ortaklığının verdiği acı mı; kendimizi yine hafızamızın unutma kabiliyetinin terapi imkânına mı bıraktık?
Yok mu, “Ne alakası var, suç ortaklığı ile ne ilgimiz var?” mı diyorsunuz? O zaman ben bir hatırlatma yapayım; 2002’nin son aylarına, 2003’ün ilk aylarına, 1 Mart 2003’e dönelim. Dünyanın tüm vicdanlı insanları ayaktaydı; her yerde salon toplantıları, meydan toplantıları vardı. Türkiye’de savaş karşıtı çok sayıda platform kurulmuştu. Herkes sokaktaydı ancak bir tek ‘Müslümanlar’ (Bu bir genelleme değil, Müslümanlar derken kimleri kast ettiğim açık) çok zor ayağa kalkıyordu. Filistin, Bosna, Çeçenistan mitinglerinde meydanlardan taşan Müslümanlar ortalıkta görülmüyordu. 1 Mart 2003 tarihinde, yani TBMM’nin Irak’a asker gönderme tezkeresini reddettiği gün Sıhhiye Meydanı’nda tüm sol gruplar vardı, ancak mitinge gelen Müslümanların sayısı çok azdı. Meclis tezkereyi reddetmişti, Türk askeri ABD işgal orduları ile birlikte Irak’a gitmemişti. Ne var ki, millet iradesine rağmen AKP Hükümeti çıkardığı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile, ABD işgal kuvvetlerine, başta İncirlik Üssü olmak üzere tüm lojistik imkânlarını açtı. Yani Irak’ta çocukları, kadınları, yaşlıları katleden ABD ordusunun mühimmatı Türkiye’den taşındı. Yine Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye’nin hava sahası ABD savaş uçaklarına açıldı, Irak’ta insanların üzerine tonlarca bomba yağdıran B-52 ağır bombardıman uçakları Türkiye’nin üzerinden geçtiler.
Evet, suçluluk duygusu bizimkisi. Kimse saklamasın, saklayarak vicdanlarımızı rahatlatamayız. İtiraf etmek daha iyi. İtiraf edelim; bu işleri yapan Hükümeti kendimize yakın görüyorduk, daha işin başında bu Hükümetin başının belaya girmesini istemiyorduk. Haydi, bütün bunları çıkarlarımız için yaptık, tayin beklediğimiz müdürlük, genel müdürlük, danışmanlık beklediğimiz, ihale beklediğimiz için yaptık demeyelim. Ama şunu demek zorundayız; “Bizi çok mahrum etmişlerdi, 28 Şubat’ta çok haksızlıklara uğramıştık, bu Hükümetin bu haksızlıkları gidermesini bekliyorduk.”
Şimdi bütün bunların suçluluk duygusunu yaşıyoruz. O nedenle Irak’ı unutmak istemiyoruz, o nedenle yıl dönümlerini görmek istemiyoruz. Hatta o nedenle Gazze’nin yıl dönümünde daha çok sokağa çıkıyoruz, o nedenle Filistin’e daha çok yardım ediyoruz.
Ama bu kadar değil; bir şey daha var, önemli çok önemli bir şey. Bu Filistin ve İsrail sorunu artık bizim için ‘afyon’ (sahte ilaç) olmaya başladı. Filistin diye bağırırken Irak’ı, Afganistan’ı, Yemen’i, Sudan’ı ve diğer işgal ve zulüm altındaki toprakları görmezden geliyoruz, unutuyoruz. Aynı şekilde “kahrolsun İsrail” derken Amerika’yı unutuyoruz. Sürekli karanlık nokta İsrail’e kilitlenmişiz, ama karanlığın bütününü, ABD’yi, emperyalizmi, küresel kapitalizmi görmüyoruz.
Ama niçin?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Suikast İçin Gelen Terörist Öldürüldü!12 Ocak 2017 Perşembe 11:31
  • Bunları Yapana Vatandaşlık Verilecek!12 Ocak 2017 Perşembe 11:25
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim