• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 8 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

'İSRAİL ASKERİ İLE MEHMETÇİK BENZERDİR' PROPAGANDASINA CEVAP!

İSRAİL ASKERİ İLE MEHMETÇİK BENZERDİR PROPAGANDASINA CEVAP!
İsrail, medyadaki etki ajanları ile Türkiye üzerinde büyük bir propaganda başlattı!'İsrail askeri dövüldü, katliam ondan oldu, Mehmetçik dövülse ne yapardınız?' safsatası bunun iyi bir örneği!Fatih Tezcan cevapladı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gazeteport isimi sitenin yazarlarından olan Ahu Özyurt isimli şahsın, ‘İsrailli bir diplomata’ dayandırdığı propaganda budur ve cevaplanmaya değer uluslararası bir fitnedir.

Alıntılanması gereken kısım şudur:

"Mehmetçiğe dayak atılmasına izin verir miydiniz?"

“Yıllarca Ankara’da görev yapmış, Türk iç siyasetini 90’lardan beri çok iyi bilen, Abdullah Gül ile şahsen teması olan bir İsrail’li diplomat arkadaşım “Çok sıkıntılıyız” dedi. Ardından da anlatmaya başladı.

“Askerlerimiz bu kadar sert bir mukavemet görmeyi beklemiyorlardı. Ateş etmeyi bile planlamamışlardı. İki tanesi linç edilmiş durumda. Bıçaklar, sopalarla saldırılmış.”

“İyi de” dedim, “Biz sizi iyi operasyon yapar bilirdik. Gemiyi durdurmak, motorları stop ettirmek, bin tane yol varken komando indirmek niye?”

“Gemideki 600 kişiyi tehlikeye atacağımızı düşündük. Ya Motorlar zarar görür de gemi batarsa diye hesapladık. Ama tekrar ediyorum, gemide kavgaya hazır bir grupla karşılaştı askerlerimiz. Elinden silah alınan ve kendisine çevrilen bir asker nasıl davranır bilirsiniz”

“Yine de, neden bir İsrailli sivil toplum kuruluşunu gemiler yatlarla Gazze açıklarına göndermediniz? Yükü İsrailli barış gruplarına teslim ettirmediniz?”

“Hepsini önerdik. Hiçbiri kabul edilmedi. Bir de rica olarak, rehin asker Gilat Shalit’in babası oğluna bir mesaj iletilmesini istedi. Bir paket verdi. İHH almayı reddetti. Barış için giden buna hayır der mi? Bir düşün, Mersin Limanına bir grup Rum Aktivistin çıkmaya çalıştığını, ya da Ermenistan sınır kapısını açmak için Mehmetçikle sopalı taşlı kavga ettiklerini.. Siz Mehmetçiğe bunu yaptırır mıydınız?”

Aynı şey olmadığını dostum da biliyordu. Ama Türkiye’nin olanları doğru anlamasına çalışıyordu. Bu saatten sonra çok zordu. Sokağın tepkisini sordu. İskenderun saldırısı ile ilişkilendirilmeleri için “Palavranın daniskası” dedi. PKK’nın en azgın dönemlerini görmüştü. Türkiye’yle bu konuda şaka olmayacağını bilirdi.”

 

Cevaplayalım:

Hatta en sonda diyeceğimizi en başta ifade edelim:

Eğer Mehmetçik, kendine ait olmayan topraklarda binlerce senedir yaşayan halka İrgun ve Haganah gibi terör örgütleri ile saldıran, öldüren ve kovan, daha sonra ‘mecburen’ komşusu olan kalan halka toplu katliamlar yapan, aç-açıkta, yaralı ve hasta bırakan, fosfor bombaları atan, sonrasında bu mazlumlara yardım götüren asil sivillere de uluslarası sularda saldırarak tarihin gördüğü en kanlı katliamlardan birisini gerçekleştiren bir askerî ahlaksızlıklık taşıyan mantık içinde olursa, zaten artık onun adı Mehmetçik değil Firavuncuk olmuştur!

Bu benzetme muhayyel ve muhaldir!

Neden hayal ürünü ve imkansızdır, bunu anlatacağız...

Ama şu diplomata bunları sormalıdır:

1.      1948’de kurduğunuzu iddia ettiğiniz devlet gasıp değil midir?

2.      Öyleyse bu devlet neye göre devlettir. Uluslararası hukuk diyorsanız zaten Birleşmiş Milletler ve IMF, Siyonizm’in kurucusu Thedore Herzl’in ‘Der Judenstaat:Yahudi Devleti’ kitabında ‘Yahudilerce kesin kurulması gereken iki dünya örgütü’ değil midir?

3.      İsrail’in bu bağlamda Gazze’ye ablukaya ne hakkı vardır?

4.      Eğer bu ablukaya HAMAS delil gösteriliyorsa, ki öyle, Filistin Halkı sadece ve sadece İsrail işgalini onaylayan işbirlikçi, hain ve haysiyetsiz insanları seçmeye mecbur mudur? Sizin demokrasi anlayışınız bu mudur?

5.      Bunu değil de asil fikirleri ve direnişleri destekleyen halkı aç-açıkta-yaralı ve hasta bırakmanız, sizin gibi ırkçı bir temele dayanan çetenin yaşamsal bağlarının kesilmesini icab ettirmez mi?

6.      Bu Siyonist oluşumunuzun kesilmesinden değil, Gazze halkının insancıl standartlarda yaşamasından söz ederek bölgeye hareket eden ve uluslararası seyrüssefer kriterlerine göre hiçbir şekilde yaklaşamayacağınız gemilere silahlı unsurlarınızla saldırmanızın ve toplu katliam yapmanızın mantığı nedir?

7.      Mavi Marmara’daki katliamınıza sebep olarak gemide size gösterilen direnişi göstermeniz ile Gazze’deki katliamlarınıza sebep olarak yine size gösterine direnişi göstermeniz arasındaki bağıntıyı, hangi ‘megalomanik ruh hastalığı’ ile açıklayabiliyorsunuz?

8.      15 Ağustos 1984 Eruh eylemiyle başlayan PKK hareketinin, çeyrek asırdan bu yana bir tek deniz hedefine bir mermi atmamasına rağmen, sizin Türkiye bayrağı taşıyan gemilere denizden silahlı saldırı yapmanızdan 1 saat önce, PKK içine sızmış MOSSAD timlerinin veya İSRAİL tarafından taşeronlaştırılmış bir takım kimliği belirsiz unsurların, Türkiye bayrağı çekili deniz karargahına saldırması arasındaki bağı ve bilgiyi edinemeyeceğimizi düşünmeniz bir üstteki soruda sözünü ettiğimiz ruh hastalığının sendroma döndüğünün ispatı değilse nedir?

 

Sorular uzatılabilir ama Osmanlı’daki o tevildarın dediği gibi: Zırva te’vil götürmez!

Esasen bu diplomatın sözcülüğünü yaptığı İsrail argümanlarının temelinde, Türkiye Toplumu’nun, Kemalizm’in bazı uygulamaları ve Siyonizm’in sonuçları arasındaki benzerlikleri eleştiremeyeceğine olan inanç yatmaktadır ki bu da bir hayaldir.

Bu hayalin sebebi de, dış güçlerin destekleriyle içeride gerçekleştirilen darbelerin halk üzserinde yaptığı travmatik etkinin sürdüğü varsayımıdır, hatadır.

Halk uyanmıştır.

Kültür köklerinde zaten insanlık temelli bakış açıları olan bu halk, adaletsizlik ve faşizan uygulamalar kimden gelirse gelsin reddetmeye ve sesini bu yönde yükseltmeye başlamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, yönetim kademelerine sızan bazı Yahudi dönmesi unsurların, milliyetçilik maskesi altında on yıllardır sürdürdükleri faşist ve bölücü oyunlar bir bir ortaya çıkarılmakta ve marjinal Kemalistler haricindeki tüm halkta sosyal ve düşünsel infiale sebep olmaktadır.

Şimdi, ‘Mehmetçik/İsrail askeri özdeşleştirmesi’ni bu perspektiften ele alırsak görürüz ki,

Bu tamamen bir kara propagandadır!

Neden?

Çünkü bir defa iki sorun arasında kıyas yaparken şuna dikkat edilmelidir:

İki sorundan birisinde bulunan ‘kendine özgü hal’ tüm kıyasın mantık tutarlığını ortadan kaldırır.

‘Bütün analojiler yanlıştır’ tezi buraya dayanır.

İsrail, tamamen ırkçı bir amaca dönük olarak, Filistin topraklarındaki halkı katlederek ve zorla kovarak ‘devlet’ olarak dünyaya dayatılan bir oluşumdur, bu anlamda insanî ve siyasî meşruiyeti yoktur, temelsizdir, köksüzdür.

Türkiye Cumhuriyeti ise, 6 asırlık bir imparatorluğun, ulusçuluk perspektifi üzerinde devamı olarak ele alınabilecek bir formu olarak dahi ele alınabilir.

‘Türk devlet geleneği’ dediğinizde tüm dünya bunun reel bir anlam karşılığı olduğunu bilir ve olumlu ya da olumsuz bağlamda yorum yapılabilir.

Oysa İsrail dediğinizde akla gelenler işgal, dayatma, katliam, tehdit, rest, abluka, fitnedir.

İsrail, ‘ulusal güvenlik standartları ve önlemleri’ adı altında varlığını pro-aktif bir şiddete dayandırır ve buna mecburdur zira işgalci olarak bulunduğu bölgedeki gecekondu bir oluşumdur.

Eve giren hırsızın işgal ettiği odadaki duruşu ile İsrail benzerdir.

Eve giren hırsızın ev ahalisiyle olan durumu ne ise Filistin ve İsrail’in durumu budur.

Mehmetçik:İsrail Askeri benzetmesi

Mehmetçik, adını İslam Peygamberi’nden alan formdur.

Mehmetçik dediğimiz askerler Türkiye’nin evlatlarıdır.

Yapı olarak Türkiye Halkı ise, Güneydoğu’daki insanlara Diyarbakır Cezaevleri’nde bok yedirecek, birbirine tecavüz ettirecek, arkalarına jop sokturacak, asit kuyularında yakacak, köyleri basarak aşiret liderlerine ve yakınlarına ‘ileriye dönük kalıcı düşmanlıklar oluşturacak biçimde’ mütecaviz saygısızlıklar edecek bir halk değildir!

Mehmetçik, bu ruh hastalığını bünyesinde barındıran bir askeriye değildir, olmamalıdır.

Bunları yapanlar, Kemalizm olarak lanse edilen ama esasen İsrail’in bölge üzerindeki hesaplarına yatırım olarak, 72 milletten müteşekkil Osmanlı’nın mirasını yaşayan memlekete ‘nationalizm:ulusçuluk’ paradigmalarını taşıyarak halk arasında ‘etnik fitne’ çıkarmayı amaçlayan siyasî ve askerî yöneticiler olmuştur.

Burada resmen bir kelime oyunu, bir algı mühendisliği yapılmakta ve bu yolla İsrail Terör Örgütü’nün insanlık dışı ırkçı fiileri aklanmaya çalışılmaktadır.

Kaldı ki artık, Güneydoğu’da saldırılarda hayatını kaybetmiş askerlerin aileleri dahi ‘Bu işte rant var! Bitirmiyorlar!’ diyebilmektedir.

PKK, bölgede İslam’ın yaşanmasına engel olmak üzere Kemalizm’le hayatsal bir işbirliği içindedir.Bunu Abdullah Öcalan’ın avukatı milletvekili Halis Kaplan, Leyla Zana ve pek çok isim itiraf etmiştir.

Hem ‘derin devlet’ diyerek temyiz edilmeye çalışılan ve kendini Kemalist olarak lanse eden terör yapılanmasının hem  PKK kod adıyla ‘Kürt direniş hareketi’ denilerek temyiz edilmeye çalışılan Anti-İslamî örgütün  yaptıkları tüm zulmler bu bağlamda değerlendirilmelidir.

‘Laik kıskaçta kardeş iki kavim’, ‘Ataist bok +18’ ve ‘Kemalizm’in Kürt Kanadı:Pkk ve Abdullah Öcalan’ gibi pek çok yazımda bunları çok boyutlu olarak işlediğim için daha uzun tavzihe mahal görmüyorum, onlara bakılabilir.

Sonuç olarak şunu çok net ifade edebiliyorum:

Başından sonuna kadar tüm icraatleriyle Musa’nın dinine ihanet ettiklerini ispat eden İsrail ile adını Barış Dini’nin Peygamberi’nden alan Mehmetçik’in propagandatif kıyası iğrençtir, lanetlenmeye müstehaktır ve kafa karıştırıcı bir fitneden başka bir şey değildir!

Bu oyunda ‘İslamcıları başa geçirerek Atatürk’ün Mirası’na ihanet ettiniz’ propagandası ile ‘Türkiye’nin yumuşak karnı’ Mustafa Kemal Atatürk de kullanılmaktadır ve onu da bir dahaki yazımda ele alacağım...

Türkiye Halkı, medyada ve siyasette yerini almış Amerika ve İsrail işbirlikçisi asalak kalemlerin, editörlerin ve yayın yönetmenlerinin oyunlarını görecek ve bozacak basirettedir.

İsrail, devlet bekasını kaybetmediği sürece bölge, Türkiye ve dünyada herhangi bir biçimde huzur ve adaletin yaşanması ütopik ve çok karanlık bir yalandan ibarettir.

Gerçek ışığa ise çok az kaldı...

Fatih Tezcan / Analiz Merkezi

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim